ADİL YARGI -33-
Ankara Emekli DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel katılımıyla Adil Yargı - 33. Bölüm
AYLİN ATMACA: İyi günler sayın seyircilerimiz. Bir adil yargı programında daha arkadaşım Kartal İş ile birlikte karşınızdayız.
Bugün yine stüdyomuzda çok değerli bir konuğumuz var. Ankara Devlet Güvenlik Muhakemesi Eski Savcılarımızdan Sayın Nuh Mete Yüksel Bey. Hoş geldiniz efendim.
NUH METE YÜKSEL: Hoş bulduk efendim.
AYLİN ATMACA: Kendisi bir döneme damgasını vurmuş, çok önemli bir hukuk insanı. Programımıza katıldığınız için tekrar teşekkür ediyoruz, şerefliyiz.
NUH METE YÜKSEL: Ben teşekkür ediyorum.
KARTAL İŞ: Çok teşekkür ederiz. Sağ olun. Ben programımıza sizin ilk hukuk mesleğine girildiğiniz yıllara dönerek başlamak istiyorum. Hukuk fakültesine girmenizde hangi faktörler etkili oldu? İsteyerek mi girdiniz ya da ne düşünceyle, hangi etmenlerle fakülteye girdiniz?
NUH METE YÜKSEL: İsteyerek girdim. Hukuk mesleği sevdiğim bir meslek. Ayrıca benim rahmetli abim de hukuk adamıydı. Eski Cumhuriyet Savcısıydı. Rahmetli oldu. Ablam hukuk mezunu. O da avukatlık yaptı ve emekli oldu.
AYLİN ATMACA: Ailede var yani o zaman.
NUH METE YÜKSEL: O bakımdan severek yaptığım bir meslek.
AYLİN ATMACA: Şerefli de tamamladınız.
NUH METE YÜKSEL: Sağ olun. Teşekkür ediyorum.
1965 yılında hukuk fakültesine girdim. Ankara Hukuk Fakültesi'ne. 1970 yılında bir sene kayıpla neticeye ulaştık yani. Mesleğe başlangıç, Eskişehir Adliyesi'nde stajımı tamamladıktan sonra kura çektik. Giresun'un yeşil bir ilçesi. İç kısımlarda kalıyor biraz. Sahilden 30 kilometre içeride. Küçük bir ilçe. Giresun'un dereli ilçesinde göreve başladım.
AYLİN ATMACA: Siz baştan savcı olmayı siz mi istediniz? Yani avukatlık düşünmediniz anladığım kadarıyla zaten.
NUH METE YÜKSEL: Evet, hakimlik stajı yaptım. Yani hakim veya savcı fark etmezdi. Fakat savcı kurasına rastladım. O zaman öyleydi. O dönem stajını bitiren arkadaşların hepsi savcı kurası çektiler ve savcı oldum. Savcı olduğuma da memnunum. Severek yapıyorum.
AYLİN ATMACA: Hayatınız boyunca hep savcıydınız. Hakimlik hiç yapmadınız.
NUH METE YÜKSEL: Hiç yapmadım.
AYLİN ATMACA: Aslında doğru olan da bu değil mi? Uzmanlık açısından. Bazen savcılarımızın hakimlik yaptığına, hakimlerin savcılık yaptıklarına tanık oluyoruz. Belki şu an dönemi itibariyle bitti mi bilmiyorum.
NUH METE YÜKSEL: Evet, o şekilde oluyor.
AYLİN ATMACA: Zannediyorum sizin yaptığınız gibi tek bir konuda uzmanlaşmak daha iyi değil mi?
NUH METE YÜKSEL: Yani iyi tarafı da var. Tabii öteki tarafı da var. Hakimlik yapmak da güzel bir şey. Ama fark etmedi. Benim için fark etmedi. Yani savcılık mesleğinin sonuna kadar severek yürüttüm. Özellikle devlet güvenlik mahkemesinde. Daha önce sıkıntı mahkemesinde. Ben sıkıntı mahkemesinde de çalıştım 7 sene. Daha severek, daha istekli, daha şevk içinde ve gayretli çalıştım diyebilirim. 7 sene Erzincan Sıkı Yönetim Mahkemesi'nde, 14 sene de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde çalışıp görevimi tamamladım.
KARTAL İŞ: Bir de en zor ve en ciddi görev yani. Zor bir dönemdi yani. Dönem itibariyle evet.
NUH METE YÜKSEL: Yani benim çalıştığım dönemde örgütler bayağı faaldi. Epey bir uğraştık o bakımdan. Çok çeşitli hem sağ hem sol örgütler üzerinde çalışmalarım oldu.
KARTAL İŞ: Ben bir kitabınızı okumuştum. Orada “hukuk halk dağıtma mesleğidir” diye bir sözünüz vardı. Çok güzel bir söz aslında. Hukukçu diye bir algı oluyor ama aslında bu meslek ama hakikaten hak dağıtma, adaletli olması gerekiyor. Son dönemde çok bu konu gündemde olduğu için gerçekten adalet nasıl sağlanıyor? Hem hukuk hem hakimin açısından olsun hem savcılığın açısından olsun, sistemin nasıl olması gerekir ki bu hakikaten adaletli olsun? Çünkü biz de çok olay yaşadık biliyorsunuz. Bir çoğunda çok haksızlığa da uğradık. Ama hakkınızı arayamıyorsunuz. Öyle bir sistem ki, yani eğer hakikaten adaletli değilse, hakkaniyetli değilse, hakkınızı arama yolları da kapatılıyor. Siz tabii daha tecrübeli olduğunuz için bunu nasıl çözülebilir, bunu nasıl önüne geçirebilir? Çünkü sonuçta bir rahatsızlık var. Haklıyken haksız duruma düşüyorsunuz.
NUH METE YÜKSEL: Şimdi bir defa hukuk kelime anlamıyla haklar anlamına geliyor. Haklar demektir. Hukuk mesleğinde de bir nevi, daha doğrusu hakların dağıtımına dayanan bir çalışma var. Adalet hizmeti üç ayağa dayanır. Birincisi karar merceği, hakim. İkincisi iddia makamı, savcı. Üçüncüsü de savunma makamı, avukatlar. Avukatlık mesleği. Adaletin tam tecellisi için bu üç organın aynı hassasiyeti göstermesi gerekiyor. Yani hem hakimin hem savcının hem de avukatın mesleğini bir hakkın ve tarafsızlık kaidesine dikkat ederek yürütmesi şart. Bu ayaklardan birisi aksarsa meslekte de, hizmette de aksama olur.
Şimdi bu hizmet en iyi şekilde nasıl yürür? Bir kere kişisel olarak bu meslekte olan kişinin yansızlığa dikkat etmesi gerekir. Dış tesirlerden uzak kalması gerekir. Dış tesirlerden uzak kalması derken dış etki yani adaleti rencide edecek, adaleti saptıracak etkilerden uzak kalması gerekiyor. Bunun dışında özellikle siyasi erkin yürütme gücünün, siyasi iktidarın adalete tesiri konusunda çok hassas davranması gerekir. Adaleti tesir altında bırakacak, hakimin-savcının yansızlığını bozacak etkilerden kaçılması şart. Bu yapılmazsa adalet hizmeti yürümez. Yürür, kör topal yürür. İstenilen o adaletten beklenen ulvi gayeye ulaşmak zorlaşır. O nedenle demek ki evvela hakim ve savcının kendi yansımasına dikkat etmesi ve yürütme gücünün iktidarın bu siyasi etkide bulunmaması gerekiyor.
Şimdi, bizim tarih boyunca özellikle İslam dininin adalete büyük önem verdiğini, adalet üzerinde titrediğini görüyoruz. Bu konuda pek çok ayet ve hadis olduğu gibi sahabenin yaşayışında da adalete dikkat etmenin, adalete önem vermenin örneklerini bol bol görüyoruz. Adeta İslam tarihi adalete verdiği önemin örnekleriyle dolu olmuştur her zaman.
KARTAL İŞ: Esirlere bile yani çok adil davranılıyor. Hakkı gözetiliyor. Yani kendinden önce onu düşünüyor, ki esir yanınızdaki en yakın arkadaşınız, dostunuz, kardeşinizi bile öldürmüş olabilir savaşta. Ama esir alındıktan sonra onun da bir hukuku var. Yani çok güzel, çok detaylı düşünmüş, çok akılcı davranılmış.
NUH METE YÜKSEL: Çok çarpıcı bir örneği de 2. Halife Ömer (ra) Kudüs şehrini teslim almaya giderken kölesiyle birlikte yola çıkıyor, bir tane develeri var, ikisi deveye nöbetleşe biniyorlar. Yani kölesinin bütün ısrarına rağmen devamlı kendisi binmiyor. Bir müddet kendisi biniyor, daha sonra iniyor, kölesini bindiriyor ve onu dinlendiriyor. Kudüs şehrine geldikleri zaman da sıra kölesinde. Kölenin yine bütün ısrarına rağmen Kudüs şehrine o şekilde geliyor.
AYLİN KOCAMAN: Ben o zaman yeri gelmişken hemen söyleyeyim. Siz Balyoz Gizli Tanık ve Gizli Farkı kitabınızda yine bu konuya değinmişsiniz. Şöyle bir ifadeniz var, onu da seyircilerinizle paylaşmak istiyorum. “İslam dininin ilk çizgisi adalet olmuştur. İslamiyet kul hakkına büyük önem vermiştir. Allah ‘kul hakkıyla yanıma gelmeyin’ demiştir. Toplumda en yüksek mertebeye sahip kılınmış şehitlerin kul hakkı hariç bütün günahları affedilmiştir. İkinci halife Hazreti Ömer (ra) adaletin simgesi olmuştur” az önce belirttiğiniz gibi. “İslam tarihi Hazreti Ömer (ra)’ın adaleti tahakkuk ettirmek için gerçekleştirdiği örnek hareketleri ve menkıbeleri ile doludur” demiştiniz ki nitekim az önce güzel bir örnek verdiniz. Buyurun.
NUH METE YÜKSEL: Hz. Ali (kv) yine dördüncü halife Hz. Ali (kv)'nin bir olayı anlatılır. Çalışma halinde gece mumu yanıyor. Ondan sonra bir misafiri geliyor. Onunla konuşması gerekiyor. O çalıştığı mumu söndürüyor. Kendi mumunu, kendi malı olan, kendisine ait olan mumu yakıyor. Yani hazinenin mumunu kullanmıyor devamlı sohbet halindeyken de. Müthiş titizlik örnekleri var.
KARTAL İŞ: Efendim, ben şey diyebiliyorum, bu Ankara Hukuk mezunusunuz. Ankara Hukuk Fakültesini 1926 yılında Ulu Önder Atatürk kuruyor. Atatürk'te hukuk sistemine çok önem veriyor. Yani zaten Osmanlı'dan sonra yeni sistemler, bir sürü devrimler oluyor. Burada hukuk konusunda da ciddi bir atılma oluyor aslında, yeni bir yapılanma oluyor. O dönem ve şu dönem aslında bazı konuştuğumuz hocalarımız, işte başka röportajlarımız da olsun, bazıları o dönem daha yiğitti diyenler bile oldu. Biz de çok bilmiyoruz tabii o dönemi. Biraz anlatabilir miyim size Atatürk'ün hukuka bakışı, o zamanlar nasıldı? Yani 26 yılında hukuk fakültesi açılması bu da bir şey. Bu bir vizyon yani o dönemde açılmış olması. O zaman nasıldı, şimdi nasıl? Şimdi nasıl olsa daha iyi olabilir.
NUH METE YÜKSEL: Evvela Rahmetli Atatürk'ün Ankara Hukuk Fakültesi'nin açılışında söylediği sözünü zikretmek isterim. Bu söz şu anda Ankara Hukuk Fakültesi'nin giriş kapısının üstünde yazılıdır. “Bu büyük müessesenin kürşadında hissettiğim saadeti hiçbir teşebbüste duymadım” diye başlamıştır Atatürk. Atatürk'ün bu fakültesine hukuka verdiği önemli sözlerden anlaşılıyor.
Tabii bundan sonra hukuk devrimi başladı. Bütün Atatürk devrimlerinin bir parçası da aynı zamanda hukuk devrimidir. İşte Medeni Kanun'un kabulü, diğer kanunların, ceza kanununun ve diğer kanunların kabulüyle biz şeriat hukukundan doğrudan doğruya medeni hukuka, günümüzdeki hukuka girmiş olduk.
O zaman hukuka verilen önem çok iyiydi. Bu biraz da tabii Atatürk'ün ve onun arkadaşlarının hukuka verdikleri öneme bağlı. Mesela şu anda benim bildiğim kadarıyla, bildiğim kadarıyla değil, bu öyle. Atatürk'ün adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt gerçekten örnek bir adalet bakanıydı. Ve onun gibi bir adalet bakanı da ben şahsen görmedim tekrar. Yani o zamanki hukuka bakış ve hukukun uygulaması çok daha keskin, iyi, daha tarafsız, yansızdı. Bunu da böyle belirtelim.
KARTAL İŞ: Peki, sistem aynı mıydı yani şu anda? Mesela yine hakimler, savcılar yoksa savcı biraz daha farklı pozisyondaydı? Yoksa şu anki gibi miydi yani sistem o zaman?
NUH METE YÜKSEL: Sistem aynı sistem. Değişmedi. Yalnız şimdi hukuka verilen önem azaldı. Hukuk hor görülmeye başlandı. O bakımdan geçmişle mukayese edilmeyecek kadar o zaman durum daha iyiydi. Hukukun tatbikatı, hukuka verilen önem çok daha iyiydi. Bu şekilde belirtiyorum.
AYLİN ATMACA: Atatürk'ün sözünü söylediniz ya, Ankara Hukuk'a yansıtılmış olduğu söz. Gerçekten hukuka verdiği önemi gösteriyor.
Efendim, adalet duygusu gerçekten halkta mutlaka sarsılmaması gereken, zedelenmemesi gereken çok önemli bir duygu. Yani halk adalete, hukuka olan güvenini yitirdiğinde zaten çok ciddi bir şeyle karşı karşıya kalmış oluyor. Güvensizlik durumu.
NUH METE YÜKSEL: Kime güveneceğini bilemez ki.
AYLİN ATMACA: Bunun için de adaletin, hukukçuların daha doğrusu tarafsızlığı ve bağımsızlığı ilk ilke diye düşünüyorum. Mutlaka olmazsa olmaz diye düşünüyorum. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyim?
NUH METE YÜKSEL: Şimdi mesela savcılara düşen görev; görevini yaparken, delillerini toplarken yansız hareket etmesi, yani suçlunun hem lehindeki, lehindeki olduğu, aleyhindeki hem de aleyhinde olduğu kadar lehindeki deliller toplaması gerekir. Bunu yapmaz bitaraf uçsa o zaman yine güvensizlik yaratacaktır. Hakim keza delilleri hem sanığın lehinde hem aleyhinde değerlendirerek karar vermesi gerekir. Ve özellikle tabii hakim ve savcının yansız hareket etmesi, hiçbir etki altında kalmadan karar vermesi, vicdanının sesini dinlemesi, adalet duygusunu dinlemesi, ona göre karar vermesi gerekir.
Ve tabii ki yine büyük işler, çok büyük işler yürütmeye düşüyor. İdarenin siyasi, erkin siyasi iktidarı Yargıdan elini çekmesi lazım. Yargıya karışmaması, Yargıyı kendi kendine, kendi vicdanıyla baş başa bırakması lazım.
KARTAL İŞ: Peki, ama bu yargının bir şekilde de dediğiniz gibi vicdanı da baş başa bırakması lazım ama Türkiye'de tam o durumda değil. Tabii modern toplumlarda bu, bu şekilde oluyor ama bir şekilde de bir denetim gerekiyor aslında. Sonuçta sizin de yaşadığınız bir sürü geçmişte olaylar var. Savcılık müessesesinin içinde de hatalar olabiliyor veya hakimlik müessesesinin içinde de hatalar olabiliyor. Peki, bu nasıl kontrol altına alınması lazım? Biz de kendi davalarımızda çok farklı olaylar yaşadık yaşıyoruz da, aleni haksızlık oluyor ve şikayet edecek merci de bulamıyorsunuz veya hakikaten taraflı, çok net bir şekilde kasti bir karar veriliyor. Veya bir mütalaa veriyor bir savcının biri. Ama yani bu sırıtıyor artık ve herkes şaşırıyor ama o gayet müsterih bir şekilde veriyor. Niye böyle oldu dediğimizde, savcı öyle düşünmüş, onun kendi mütalaa hakkı istediğini söyleyebilir deniyor. Ama bunun da bir şekilde frenlenip kontrol edilmesi gerekir. Bu nasıl olacak o zaman? Sadece tamam vicdan ama, vicdan zaten İnşaAllah Allah'a inanan, Allah'tan korkan kişilerde olur. Belki o kişinin öyle bir inancı yoksa, o zaman onu nasıl tesis edeceğiz? Yani o nasıl korunacak? Oradaki kişilerin hakkı nasıl korunacak o zaman?
NUH METE YÜKSEL: Çok haklısınız. Hiç kimse hakim de olsa, savcı da olsa başıboş hareket edemez. Kendi vicdanıyla baş başa kalması demek, onun başıboş hareket etmesi anlamına gelmez. Bu konuda mekanizma kurulmuş. Bugün Yüksek Hakimler Kurulu'na bağlı bir teftiş kurulu var. Teftiş kurulu yakın zamana kadar Adalet Bakanlığı'na bağlıydı. Şimdi Yüksek Hakimler Kurulu'na bağlandı. Bu şekilde herhangi bir şikayet olduğu zaman veyahut da re’sen öğrenildiği zaman bu teftiş kurulu harekete geçirilir. O hakim ve savcı hakkında soruşturma yapılır. Eğer herhangi bir başıboşluğu, yanlışı, suçu görülürse durum kurula intikal ettirir. Hakim ve Savcılar Kurulu'na. Hakimi Savcılar Kurulu gereken cezayı verir. Bu ceza mesleki men etmeye kadar gider tabii.
KARTAL İŞ: Peki, o neye göre o cezayı veriyorlar? Mesela biz yine bir olayda yaşadık. Biz şikayet ettik ama şikayetten de genelde bir sonuç alınmıyor. Çünkü biraz da aslında şöyle oluyor; meslektaş dayanışması gibi bir şey de var açıkçası. Bu da net gözüken bir şey. Zaten arkadaşı arkadaşa şikayet gibi oluyor aslında bir yerde. Bunun daha net, daha hızlı, bir de o ağır işleyen bir mekanizma. Süreç işliyor, haksızlığa uğramışsınız, süreç de iştiriyor bir yandan, haksızlık devam ediyor. Orada onlar karar alacaklar, görüşecekler, inceleyecekler böyle aylar yıllar süren bir süreç oluyor. Bu nasıl daha hızlı bir şekilde çözülebilir? Hakikaten mağduriyetler oluyor.
NUH METE YÜKSEL: Meslektaş dayanışması olmaz, meslekte dayanışması diye vatandaş mağdur edilmez. O zaman onu yapan da suçlu olur. Olayın mahiyetine göre hızlanma durumu, çabuklaştırma durumu da değişir. Olay vardır, aniden soruşturulması ve bitirilmesi gerekir. Tabii bu kadar hızlı hareket edilmeyebilen olaylar da olabilir. Ama önemli bir durumda mutlaka kurul hızlı hareket eder. Hızlı hareket eder. Aylarca, yıllarca sürdüğünü ben görmedim. Ama tabii size rastlamış olabilir.
KARTAL İŞ: Evet, yani bize nedense öyle şeyler oluyor.
AYLİN ATMACA: Ben de şunu sormak istiyorum. Sonuçta hakimler ve savcılarımız da insandır. Yani aileleri var, sosyal bir toplumda yaşıyorlar, televizyon izliyorlar, gazete okuyorlar. Doğal olarak çevreden bir etkileşim söz konusu oluyor. Önlerine bir dosya geldiğinde etkilenmemek için, sınavlardaki gibi, öğrenci sınavlarında olduğu gibi belki isim kapatılarak, kağıt kapatılarak, kişinin kimliği tamamen göz ardı edilerek sadece dosyanın içeriğine göre bir değerlendirme yapılması gerekmiyor mu? Bunun böyle olmadığına dair maalesef çok örneklere rastladığımız için bir soruyu sordum. Bu konuda neler yapıyorlar?
NUH METE YÜKSEL: Yani diyorsunuz ki hakim, yargıladığı kişinin kimliğini falan bilmeden kararını versin.
AYLİN ATMACA: Şey olarak söylüyorum, tabii ki yani bu teknik olarak mümkün olmaz da, mümkün değil zaten dosyanın içeriğine bakınca da zaten mümkün değil. O açıdan söylemiyorum da, değerlendirme tarzı olarak etkilenmemesi gerekiyor. Yani ön yargılarını dosyayı okumadan önce dışarıda bırakıp, tabii ki çünkü herkesin bir ideolojik görüşü vardır. Dini inancı vardır, ideolojik görüşü vardır, tuttuğu bir parti vardır, düşünceleri vardır. Elbette ki farklılıklar olacaktır. Toplumlarda kamplaşmalar da olabiliyor. Karşı görüşten olabilir karşısındaki kişi. Hiç sevmediği birisi olabilir, husumet olabilir, her şey olabilir. Ama buna rağmen dosya okunurken bütün bu duyguların, bütün bu düşüncelerin, bütün bu ön yargıların dışarıda bırakılıp ondan sonra dosya okunmaya başlanmalıdır diye düşünüyorum. Çok kolay bir şey olmamakla birlikte. Bu konuda ne söylersiniz?
NUH METE YÜKSEL: Evet, vallahi o pek mümkün değil. Mutlaka dosyasını okuduğu kişinin kim olduğunu öğrenir hakim. Öğrenmesini de gerekir.
AYLİN ATMACA: Teknik olarak öğrenir mutlaka. Zaten engellenemez.
NUH METE YÜKSEL: Ama kendi siyasi görüşünü, ideolojisini, düşüncesini dosyaya yansıtırsa o da suçtur, onun da hakkında gerekli soruşturma yapılır. Yani tabii siyasi şikayetler olursa tabii, kurula bakanlığa aksettiği takdirde gereken soruşturma yapılır.
AYLİN ATMACA: Etik olarak bunun yerleşmesi belki önemli değil mi?
NUH METE YÜKSEL: Evet. Olabilir tabii etik olarak.
AYLİN ATMACA: Yani böyle bir arzunuz tabii genel olarak var. Birçok arzudan bir tanesi.
NUH METE YÜKSEL: Evet. Yani mümkün olmasını gerçekleştirmek zorundayız.
AYLİN ATMACA: Zor, katılıyorum. Herhalde yine vicdan konusuna geliyoruz, oraya dayanıyor gibi konu.
KARTAL İŞ: Evet. Ben bir de şeyi merak ediyorum. Şimdi mesela bir dosyada yargılanıyorsunuz, yargılama devam ediyor. Bu yargılama hakkında bir yorumda bulunuluyor. Hani burada adil yargıyı etkileme deniyor, denmiyor. Bunun limiti nasıl oluyor? Yani nereye kadar konuşabiliyorsunuz, nereye kadar konuşmamak gerekiyor? Şimdi canınız yandığı için çıkıp anlatmak istiyorsunuz. Bu sefer de, yok yargı etkilemeye çalışıyorsun deniyor. Veya uğradığın haksızlığı dilekçe ile çeşitli makamları bildirmek istiyorsunuz. Bu sefer de yine aynı şekilde, niye oraya söyledin gibi bir şey oluyor. Hani oraya söyledin, bize baskın mı yaptırmak istiyorsun? Ama aleni yine haksız davranılmışsın, hakkını arıyorsun. Bu sefer işte bir kanun var. Tam bilmiyorum hani bu adil yargıyı etkileme diye geçiyor.
NUH METE YÜKSEL: Bu şöyle; şikayetini kendisini yargılayan makama söyleyebilir vatandaş. Dilekçeyle de söyleyebilir. Kendisi ricaen de söyleyebilir. Adalet Bakanlığına aksettirebilir. Yani tabii bu eğer basın önüne geçip de konuşmaya kalkarsa bu olmaz tabii.
KARTAL İŞ: Basına olunca mı sorun çıkıyor? Basına olunca zaten bir işe yarıyor aslında. Basına söylemediğimiz sürece de oraya mektup yazın, buraya dilekçe verin, çok bir işe yaramıyor. Duyulmuyor. Hatta örtbas bile ediliyor. Çünkü zaten haksızlığı yapan merci belli. Yöneten belli. Aslında bir şeyin içinde dönüyor olay.
NUH METE YÜKSEL: Adalet hizmetini etkilemeden, hakaret etmeden, hakarete varmadan bu şekilde konuşmak mümkün tabii. Basın açıklaması yapmak mümkün. Ama hizmeti de etkilememek gerekiyor. Adalet hizmeti.ni
c Ben farklı bir konuya değinmek istiyorum. Kendimizin de bizzat yakından yaşadığımız işkence konusuna değinmek istiyorum.
İnsan hakları ile çok bağlantılı bir konu tabii ki işkence. Evrensel bir suç. Bütün dünyada karşılığı olan evrensel bir suç. Fakat Türkiye'de yakın tarihimize baktığımızda ne yazık ki işkence yapanların genelde, devlet memuru olması hasebiyle herhalde, bilemiyorum. Bir şekilde, geçmiş yıllardan bahsediyorum İnşaAllah değişsin bundan sonra ama, bir şekilde bir korunup kollandıklarını görüyoruz. Birçok işkencecinin maalesef beraat ettiklerinin ya da zaman aşımıyla konunun kapandığına çok şahit olduk. Hepimiz biliyoruz, basından da şahit olduk bunlara. Bu tabii işkence yaşayan kişi her kim olursa olsun, suçlu dahi olsa işkence yapılması zaten düşünülemez diye düşünüyorum. Yani bu konunun önü nasıl alınır? İşkencede son durumu nasıl görüyorsunuz? Ya da insan hakları ile bağlantılı olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
NUH METE YÜKSEL: Daha geçtiğimiz senelerde, daha eski tarihlerde bu konuda bazı örnekler oldu. Onu kabul ediyorum. Karakola alınan şahsa, soruşturması yapılan şahsa, baskı yapıldığı, zor kullanıldığı örnekleri oldu. Ama artık bu verilen cezalar ve gösterilen titizlik sonucu şu anda artık işkence olayının olmadığı kanaatindeyim.
AYLİN ATMACA: Katılıyorum. Gerçekten bu yönde gelen haberler çok azaldı. Biz de değil mi duymuyoruz öyle bir şey? Geçmişten bahsederek sorumu sordum.
NUH METE YÜKSEL: Doğru, evet. Geçmişte belki ceza almayanlar da oldu ama ceza alanlar da oldu. Bunun da örnekleri var.
AYLİN ATMACA: Biz tabii böyle işkence mağduru olduğumuz için kanayan bir yaramızdır bu bizim. Halen daha adaletin tecelli etmesini bekliyoruz bu konuda. Ondan dolayı da özellikle tabii ki neler söylenebilir onu merak ediyorum.
NUH METE YÜKSEL: İşte bu senelerde artık şöyle bir 5-10 senedir bu konuda şikayet geldiğini pek zannetmiyorum. Ama siz belki siz aksi düşüncede olabilirsiniz.
AYLİN ATMACA: Tabii işkence de zaman aşımı kalktı. Fakat geriye dönük işlemediği için..
KARTAL İŞ: Evet öyle bir şey dediler ama tabii şu son dönemde bu 12 Eylül dönemi olsun ve öncesiyle ilgili o yeni referandumdan sonra şu an bu Ankara'daki savcılığın ana davalar dışında hem 28 Şubat'ta hem 12 Eylül'de işkence suçlarını tefrik ederek illere gönderdiler. Şimdi orada verilen kararlar var. Bunlar zaman aşımının olmadığı yönünde yani davalar açılmaya başlandı. En son yine Bursa Ağır Ceza bu yönde bir karar verdi. Yani işkence suçu, insanlığa karşı yapılmış bir suçtur ve zaman aşımı olmaz. Bu yönde AHİM kararlılığı da var tabii. Yani zaman aşımı olmaması gerektiği yönünde artık mahkemelerde karar verdi. Bu yüzden de herhalde bu geçmişte yapılan işkence suçları da bunları yapanların da yanına artık herhalde kar kalmayacaktır. Onlar da yargılanıp cezaevine alacaklardır herhalde.
NUH METE YÜKSEL: Vaktiyle yargılandı ve karar verildiyse tekrar artık ele alınmaz. Yani o soruşturma yapılmamış. Hakkında soruşturma yapılmamıştır.
AYLİN ATMACA: Derdest davalar hiç açılmamış davalar için.
KARTAL İŞ: Yani derdestleri kabul etmediler. Ama derdest olmayan davalar için yeniden yargılamanın başlayabileceği ve bunlarda da bir zaman aşımı olmayacağı. Çünkü şimdi bizim olayımızda mesela biz 99 yılında işkence gördük. İşkence, bir hafta organize şubede kaldık. Çıktık, çeşitli mercie şikayet ettik ama yıllarca da yine izlendik. Yani manevi işkence yıllardır devam ediyordu zaten. Ve o yüzden de şikayeti o an yapsanız da davası hemen açılmayabiliyor. 99'dan zaman alıyorsunuz, bir süre geçiyor, başlaması malum. Türkiye'deki yargı sistemi malum, ağır ceza bir günde 30 dosyaya, 40 dosyaya bakıyor. Dosyalara hakim olamıyorlar. Bu böyle yürüye yürüye bir noktada tıkanıyordu. O yüzden bu zaman aşımı kararı çok güzel bir karar oldu bizim açımızdan. İnşaAllah yani bu işkence suçları, insanlara yapılan suçlar da karşılığını bulacaktır. Tabii biz hani kimsenin ceza alması, tabii birinin hapse girmesi, orada yıllar geçmiş, hoşumuza giden bir şey değil ama bunun da emsal olması gerekiyor ki başkaları da bunu yaşamasın. Yani yoksa bu kişinin yanına kar kalıyorsa yapanın yanına herkes yapabilir. Nasıl olsa bir şey olmuyor, değil mi? Başka insanların da canı yanabilir. Biz Allah'a şükür yaşadık, atlattık, dimdik ayaktayız. Daha da iyiyiz İnşaAllah.
NUH METE YÜKSEL: Vallahi ben şimdi şu anda artık işkence yapıldığı kanaatinde değilim. Hatta ve hatta karakola giren vatandaştan polis korkar oldu artık şu anda.
KARTAL İŞ: Tabii ki. Şikayetçiye, CİMER’ler olsun. Baya bir şikayetçiye açıldı.
Ben bir de şeyi merak ediyorum. Şimdi bir davaya gidiyoruz, bir duruşmaya giriyoruz. Bir hakimin önünde 10-20 dosyalık klasörler var. Ve onlarca dosyası oluyor o gün. Aynı şekilde savcılarımızın önünde ciddi bir yığılma var. Hakikaten dosyaları hakkıyla tetkik edebiliyorlar mı sizce veya bunu nasıl önüne geçirebiliriz? Yeni kadrolar da gerekiyor deniyor ama yeni kadrolar, bu şimdi doktorluk gibi değil ki yurt dışına alıp getirip buraya koyarsınız veya bir pilot gibi. Türk hukukunu bilmesi gerekiyor. Hukuk fakülteleri açılıyor ama yeterli eğitmen var mı? Sistem doğru mu gidiyor? Bu nasıl hızlı bir şekilde düzelir?
NUH METE YÜKSEL: Maalesef hakim veya savcı bir şekilde o dosyayı tetkik etmek zorunda. Tetkik edip kararını öyle vermek zorunda. Belki biraz gecikebilir ama mutlaka vermezse zaten, tetkik edemezse zaten kararı da veremez.
Bu nasıl önlenir? İş yükünü biraz azaltmak gerekiyor. Yani çok dava açılıyor. Bazı davaların mahkemeye açılmadan halledilmesi mümkün olabilir. Bu suçun özelliğine ve niteliğine bağlı. Hadi buna hafif nitelikli suçlarda diyelim. Dava açılmadan ceza düşünülebilir. İdari yoldan düşünülebilir. Bunun dışında maalesef başka bir formül de yok.
KARTAL İŞ: Bazı davalarda onu yaptılar. Bir dilekçe veriyorsunuz. Karşılığa bir dilekçe veriyor. Bir süre veriyorlar. Yani bir 3-4 celsede bitirmelik bir şeyi var hükümetin ama sonuçta ağır cezada böyle olmuyor. Ağır cezada suçu da ağır, cezası da ağır oluyor. Olursa haksızlığı da ağır oluyor hakikaten.
NUH METE YÜKSEL: Tabii ki. Tabii ki. Onu artık işte bir şekilde..
KARTAL İŞ: Biraz daha da hakimliğin ve savcılığın özellikle daha böyle cazip hale getirilmesi gerekiyor. Belki bu yönde bir tercih edilmesi öğrenciler tarafından. Çünkü hukuk fakültesinden de mezun oluyorlar ama gençler hakim-savcılık yerine avukatlığı tercih ediyorlar. Çünkü maaşı daha iyi geliyor, getirisi daha iyi geliyor.
NUH METE YÜKSEL: İhtiyaç tarafı var. Tercih ediliyor, evet. Tabii. Maalesef.
AYLİN ATMACA: Yeni açılan hukuk fakültelerindeki eğitimi yeterli görüyor musunuz?
NUH METE YÜKSEL: Görmüyorum. Yani ben hoca bulabildiklerini bile zannetmiyorum.
AYLİN ATMACA: Çok fazla açıldı çünkü, değil mi? İhtiyaç olduğu kesin ama bir yandan da herhalde kaliteli eğitim açısından.
NUH METE YÜKSEL: Yeterli, kaliteli eleman bulabildiklerini zannetmiyorum.
AYLİN ATMACA: Mesela siz köklü bir okul okumuşsunuz, Ankara Okul Fakültesi'nde.
NUH METE YÜKSEL: Benim okulum iyiydi tabii.
AYLİN ATMACA: İnşaAllah. Gönül ister tabii ama açılan hızla açılan özel üniversitelerde dediğiniz gibi eğitim kadrosu da o derece kaliteli bir şekilde saldırılamazsa aynı kaliteli eğitim öğrencilerinin verilmesi beklenemez herhalde.
NUH METE YÜKSEL: Tabii ki. Erzincan Hukuk Fakültesinin açılışında ben Erzincan'daydım. Bir grup halktan arkadaştan konuşuyoruz dostlar. İşte hukuk fakültesi açılacak diye seviniyorlar. Dedim, ya yarın siz buraya hoca bulamazsınız. Buluruz dediler. Cazip hale getiririz dediler. Peki, nasıl cazip hale getireceksiniz? Lojman veririz dediler. Lojman her yerde var şimdi adam. Şimdi hoca yani herhangi bir şimdi sadece ders verme hariç, Hukuk Fakültesi hocalarının bir kısmı da hukuk müşavirliği falan yapıyor, avukatlık yapıyor. Oradaki hizmetçilerin oradaki işini bırakıp da Erzincan'a ders vermeye zor gelen olur diye düşündüm. Nitekim Erzincan Hukuk Fakültesi uzun süre Ankara Hukuk Fakültesi bünyesinde faaliyet gösterdi. Daha sonra Erzincan'a geçti.
AYLİN ATMACA: Keşke böyle fedakar özverili mesleğine bağlı insanlar olsa da gitseler ama gerçek olarak, reality olarak baktığımızda..
NUH METE YÜKSEL: Onları da zorlayamazsın tabii. Evet, harita farkı olur.
KARTAL İŞ: Bir de bu şey var, yine ben merak ettiğim. Bu gizli tanıklık diye bir şey var. Siz yine bu bir kitabınızda değinmişsiniz. Son dönemde gizli tanıklık kavramı. Gizli tanıklar oluyor mesela. Mesela bir olayda oluyor, gizli tanıklık yapıyor, sonra geliyor sizden karşı taraftan çeşitli taleplerde bulunuyorlar, para istiyorlar. Gizli tanıklık olarak tanıklık yapıyor, başına iş açıyor adamın, sonra taleplerde bundan vazgeçmeye çalışıyor. Aslında gerekli bir şey de olabiliyor bazı durumlarda hakikaten gizli tanıklık ama hani bunun da suiistimal edilmemesi. Aslında hukuk suiistimale açık ama vicdanla hareket edildiğinde de önemli bir şey vicdanla hareket edilmesi gereken bir müessese. Ama suiistimali de açık. Bunların nasıl önlem alınabilir acaba?
NUH METE YÜKSEL: Gizli tanıklık mevzusunu ben benimsemiyorum ve kaldırılması gerekli görüşümdeyim. Çünkü gizli tanıklık suiistimali çok fazla. Bizde özellikle çok suiistimal edildi. Ben gizli tanıklığı kabul etmiyorum. Bunun yerine zabıta tedbirleriyle alınan koruma tedbirleri var. Bu gizli tanıklık şeye derler; tanık koruma tedbirleri açısından yaptırılıyor. Bu zabıta marifetiyle nasıl oluyor? İşte koruma veriliyor yahut bu yani şeye kadar gidiyor bu zabıta tedbirleri. Fizyonomisini değiştirme, ameliyat yoluna kadar gidiyor yani. Bu şekildeki tedbirleri, tedbirlerle korumanın yapılması.
KARTAL İŞ: Daha mı iyi diyorsunuz? Yani hiç olmazsa bu suiistimal önlenir yani.
AYLİN ATMACA: Yani kötü niyetli kişiler eline geçince çok suiistimal edilebilecek bir konu dediğiniz gibi.
NUH METE YÜKSEL: Öyle insanlar gizli tanıklık yaptı ki, işlerinde fuhuştan, fuhşa teşvikten, hırsızlıktan, hatta katillikten mahkum olmuş insanlar var, adam öldürmeden mahkum olmuş insanlar var. Ben benimsemiyorum ve karşıyım gizli tanıklığa.
KARTAL İŞ: Peki, o zaman nasıl olacak? Yani bir tanık varsa, o da ama çekiniyor karşı taraftan, korkuyor yani. Çıkmaya da korkuyor. Gerçekten bir şey tanıklık yapmış olan, korkuyor. O zaman tanıklık yapmayacak.
AYLİN ATMACA: Tanık koruma dediniz, değil mi?
NUH METE YÜKSEL: Evet, tanık koruma tedbirleri bunlar. Yani zabıta tedbirlerinden başlıyor, bu gizli tanıklarla gidiyor.
KARTAL İŞ: O şey Türkiye'de uygulanıyor mu? Fizyonomi değişikliği.
NUH METE YÜKSEL: Var, var.
KARTAL İŞ: Yüz mü değiştiriyor?
NUH METE YÜKSEL: Kanunda var da uygulanmış örnek var mı? Onu bilemiyorum. Ama kanunda olduğuna göre uygulanabilir, yapılabilir. Zararı faydasından fazla.
KARTAL İŞ: Bu bir de katalog suçlar diye bir suç tanımı var. Hani katalog suçlara göre delil toplamak, toplamamak. Bu konu nasıl? Yani katalog suçtan dolayı toplanmış bir delil başka mahkemede delil olabilir mi? Herhalde olabilmesi gerekir çünkü..
NUH METE YÜKSEL: Bir engel yok. Engel yok, olabilir tabii.
KARTAL İŞ: Katalog suç var. İki kişi konuşuyor. Bir davaya mesela etki etmek için, bu dinlemeye takılmış. Siz sonra, bunu yıllar sonra öğreniyorsunuz. Çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki, bak işte bizim davamızı bozdurmak için veya bilmem neyle şey yapmak için, Yargıtay’da veya başka bir yerde bir diyaloglar olmuş, temaslar olmuş, insanlar harekete geçirmişler. Belli kişiler de, tamam, bunun üzerine hareket etmişler, destek olmuşlar bu kişiye. Bunu siz yıllar sonra bulduğunuzda, mesela 3 yıl sonra, şikayet ediyorsunuz. Diyor ki, bu iki kişi arasında olan bir şey. Net delil değil. Ama o ses kaydının toplanma sebebi de katalog suçtan dolayı özellikle. Ama katalog suçu olmasa da aslında bunun..
AYLİN ATMACA: Bence de o kısmı da önemli. Katalog suçu olmasa da böyle bir durumda ne yapılacağı kısmı da önemli.
NUH METE YÜKSEL: Bu dinleme meselesini vaktiyle biz de çok yaptık. Ama bizim yaptığımız, tatbik ettiğimiz dönemlerde bu kadar suiistimal olmamıştı. Şimdi insanların gizliliği diye bir şey kalmadı. Özel hayatın gizliliği diye bir şey kalmadı. Ben bundan sonra artık bu dinleme konusunda da karşıyım. Biraz fazla karşı olduğumuzu açıklamadım.
KARTAL İŞ: Dediğiniz doğru. Biz de, hakikaten sonra öğreniyorsunuz. Ya delil sayılsın, net çünkü konuşma var. Olayların akışı var, her şeyi oturtuyorsunuz. Yok bu, özel savcılık izni olmadan dinlenmiş. Başka suç araştırmasında dinlenmiş diye buna takipsizlik verilebiliyor itirazınızda ama normalde böyle olmaması lazım.
NUH METE YÜKSEL: Yani karara dayanmıyor. Hakim kararlılığı olmadan.
KARTAL İŞ: Başka davada dinleniyor, bir bakıyorsunuz önce delil olarak geliyor. Çok net bir şey. Ama biz böyle bir talebimiz yok, biz istememişiz diyor. Takip etmeyebiliyor savcılık.
AYLİN ATMACA: Biz şimdi bugünkü sorularımızda daha çok belki hakim ve savcılarımızın denetlenmesi ya da işte kendimizin de mağdur olduğumuz bir takım şeyleri gündeme getirdik ama aynı zamanda hakim ve savcılarımızın da şartlarının iyileştirilmesi ya da onların kendilerinin de muzdarip oldukları mutlaka sorunlar vardır. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Daha neler yapılmalı hakim ve savcılarımızın şartlarının iyileştirilmesi için?
KARTAL İŞ: İşte şey dediler geçen gün konuşurken, hani hakimler kurulunun ayrı, savcılar kurulunun ayrı olması gerekir dediler.
NUH METE YÜKSEL: Vaktiyle öyleydi. Sonra bunu birleştirmişler. Yani orada bir şey yok. Şimdiki durum daha iyi. Yani hakimlerin ve savcılarının aynı kuruldan yürütülmesi daha yerinde bir olay. Maddi durum problemi her zaman çıkıyor. Maalesef oluyor. Yani yeterli bir maddi kaynak da sağlanamadı. Hala da öyle oluyor. Bir de bunun dışında hakim ve savcıların atamalarının önem kazandığı. Hakim ve savcıyı en çok üzen, korkutan hususlardan biri de tayin meselesi. Durup dururken tayin çıkınca dünya başına yıkılır adamların, onun için. Bir de onu düzeltmek gerek tabii.
KARTAL İŞ: Doğru. Bunlar hani belli bir süre bir yerde, en azından 3-4 yıl kalabileceği şekilde bir sistem kurulmalı. Sonuçta onlar insanın çocukları var, çocuğunu okula veriyor. Mutlaka siz de yaşamışsınızdır. Yani oraya böyle sürekli bir gezi hali var yani. Hani gezi değil de yani tam böyle alışıyor, oturuyor, tek hop oradan başka bir şehre, başka bir şehre.
NUH METE YÜKSEL: Ben fazla gezmedim. Ben sıkı yönetimde çalıştığım için zaten 7 sene orada kaldım. 14 sene de burada kaldım. 21 sene yapıyor yani. Ondan sonra da Ankara savcılığına geldim. Tekrar Ankara'da kaldık işte. Giresun kazasında başladım ben. Giresun Dereli, sonra Giresun'un Görele.
AYLİN ATMACA: Güzel yerlerdir herhalde, değil mi? Doğa olarak falan.
NUH METE YÜKSEL: Çok güzel. Özellikle Görele pek çok güzel bir yerdir yani. Bir de Eskişehir’e geldi.
AYLİN ATMACA: Kendi memleketimiz oluyor galiba.
Başka bir konuya değinmek istiyorum ben. Sosyal medya malumunuz şu an çok etkin kullanılan bir alan. Fakat baktığımızda bu konuda da çok böyle kolay suç işlenebildiğini görüyoruz. Yani fikir özgürlüğüyle, hakaret özgürlüğünün ciddi şekilde birbirinden ayırt edilmesi gerekirken, insanlar birbirlerine çok rahat hakaretler edip, sonra da bunu fikir özgürlüğüymüş gibi lanse edip, hatta bu konuda kendilerine tabiri caizse bir takım çığırtkanlar da bulup üstün konuma geçmeye çalışabiliyorlar. Halbuki baktığımızda hiç kimse kimseye hakaret etmesi mümkün olmaması gerekiyor. Bu konunun önü nasıl alınır?
KARTAL İŞ: Bir hakaret kültürü oluştu böyle sosyal medya üzerinde.
NUH METE YÜKSEL: Ama buna karşı da basın görevini yapmıyor. Yani mevcut basına karşı ben sosyal medyayı seviyorum destekliyorum.
AYLİN ATMACA: Sosyal medyayı kesinlikle seviyoruz ve destekliyoruz ve önemli buluyoruz. Ama hakaret edilmesin. Kim olursa olsun, düşmanınız da olsa kim olursa olsun hakaret edilmesin.
KARTAL İŞ: Bir de tespit edemiyorsunuz.
NUH METE YÜKSEL: Tespit yönünden tamam. Onda var o mağduriyetler var maalesef.
KARTAL İŞ: Var orada mesela siz Türkiye'de olduğumu yine buluyorsunuz da, mesela Twitter üzerinden adam her şeyi yazıyor hiçbir şey yapamıyorsunuz. Eğer gizli bir ismi kendi ismi soy ismi açık değilse hiçbir şey yapamıyorsunuz. Her şeyi yazabiliyor. Ama bunun bir sonu olması lazım yani bunun bir şekilde önlenebiliyor olması lazım. Yeni bir yasa çıkardılar şu an belki onunla engellemeye çalışacaklar ama hani o da bir yere kadar engelleyecek.
NUH METE YÜKSEL: Çok zor bir durum. Belki zamanla bunun da önüne geçme çaresini bulmak imkanı olur.
KARTAL İŞ: Açıyorsunuz bir hesap, bir kişiye her şeyi söyleyebiliyorsunuz, her türlü iftirayı atabiliyorsunuz. Ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Hani Facebook'ta yine oluyor işte, Türkiye'de avukatları var, avukatınız var, ona başvuruyor. Bir süre sonra çıkartabiliyorsunuz. Belki internet sitelerinde olanları. Ama özellikle Twitter'da olmuyor mesela.
NUH METE YÜKSEL: Bu Twitter ve Facebook meseleleri de yeni olduğu için bunun hattı zatında ben de fazla bir şey söyleyeyim.
AYLİN ATMACA: Ama herhalde az önce söylediğim konu evrensel diye nitelendirebileceğimiz bir konu değil midir? Hakaret özgürlüğü ile fikir özgürlüğünün birbirinden ayırt etmemesi konusu.
NUH METE YÜKSEL: Yoğun da, çok haklısınız tabii ki.
AYLİN ATMACA: Çok sık rastlıyoruz çünkü.
NUH METE YÜKSEL: Hiç kimsenin Facebook var diye ya da Twitter var diye birini hakaret etmeye hakkı yok. Bunu mutlaka önüne geçirmesi, en azından bu konuda çaba sergilenmesi, tedbir almaya çalışılması lazım. Zaten bu tedbirle alınır, şahıslar cezalandırma imkanına gidilirse, bulunursa bu da önlenebilir.
KARTAL İŞ: Bir de uzun süredir yargılamalar var. Yani yıllar sürüyor. Bu tabii biraz evvel değindiğimiz gibi hakimin yoğunluğundan da oluyor. Bu nasıl daha hızlı çözülür? Yani 15 yıl süren davalar var. Ciddi hak mahrumiyetleri oluyor. Yani kişi 15 yıldır yargılamıyor oluyorsunuz. Yine bir dava oluyor, siz mutlaka biliyorsunuz, örgüte müdahil olmaz diye bir karar var, Yargıtay'da onanmış. Dava açılıyor, dava bitiyor. Bunun temyiz hakkı yok karşı tarafın. Bu sefer karşı taraf ne yapıyor? Temyiz hakkı olmamasını temyiz ediyor. Dosyayı bir şekilde Yargıtay'a gönderiyor. Bu sefer dosyayı Yargıtay'da yıllarca bekliyor. Siz hala bitmiş bir dosyada, çünkü Yargıtay düşün kararı vermiş oluyor mesela. İncelemiş oluyor, bitir diyor. Hakim Yargıtay'ın dediğini yapıyor. Karşılarının avukatı bunu temyiz ediyor. Siz 2 yıl daha sanık pozisyonda kalıyorsunuz bitmiş dosyada. Sırf öyle bir temyiz etme hakkı var. O da biliyor bir şey olmayacağını. Ama kötü niyetli olarak sizi temyiz ediyor dosyanızı. Gidiyor, siz yani bir yere gittiğinizde giriyorlar, bakıyorlar mesela iş yapacaksınız, yurt dışına çıkacaksınız. UYAP’tan bakıyorlar, bir yerden bakıyorlar, emniyette bir işiniz oluyor. Bakıyor orada bir dosyanız var ve sanık gözüküyorsunuz. Ve hakkınızı kaybediyorsunuz. Yanlış bir şey, bunu nasıl önüne geçilir acaba?
NUH METE YÜKSEL: Bunun Yargıtay safhasında özellikle kanuni tedbirler alınabilir. Yargıtay'ın bu tür dosyalara bakıp bir an evvel neticelendirilmesi yolunda tedbirler düşünülebilir. Bir de bazı hallerde çoğu zaman da kötü niyet giriyor işin içine.
KARTAL İŞ: Peki, mesela bu benim verdiğim örnekte hani bir temyiz var ya. O dosyayı hakim, Yargıtay’a gönderirken hani, buradaki kişinin temyiz hakkı yoktur diye üzerine bir not düşebiliyor mu normalde? Düşemiyor, çünkü karar verdiği için iş bitmiş oluyor. Onun nasıl Yargıtay’a acil etki bakmasını bilecek ki? Mesela tamamen dosyayı uzatmak için verilmiş bir temyizle gidiyor. Sonucu da belli, Yargıtay’ın ne diyeceği de belli. Ama tabii ki karşı taraf avukatının öyle bir hakkı olduğu için, onun da müvekilleri var, onlar da ben yine de itiraz ettim diye bir şey söylüyor, dosyaya gidiyor. Hem Yargıtay da iş yükünü arttırıyor, hem diğer tarafı mağdur ediyor. Burada bir, yani Yargıtay Başsavcılığının bunu öne alabileceğini de, onlar da bilemez ki bunu, önüne gelen dosya gibi görüyor. Bunu o zaman burada savcılık gönderirken veya mahkeme gönderirken üzerine not mu düşmesi gerekir acaba? Böyle bir sistem mi oluşturmak gerekir?
NUH METE YÜKSEL: Not düşmek yolunda olmaz da.
KARTAL İŞ: Böyle bir karar gibi bir şey. Ama zaten dosya bitmiş oluyor. Dosyayı kapattığı için yeni bir karar alamıyor mahkeme.
NUH METE YÜKSEL: Evet. Kötü niyetli, davaları uzatmak niyetiyle yapılan temyizleri neticede belki cezalandırmak şeklinde bir şey düşünülebilir belki. Başka bir şey düşünmüyorum.
KARTAL İŞ: Ama o zaman da karşılaştırıyor ki, ben zaten temyiz ederek hakkımı temyiz ediyorum gibi mantıksız bir mantık kuruyor. Bunun o zaman düzenlenmesi gerekiyor. Kim alacaksa bu kararı, bu şekilde olmaması yönünde bir karar mı almak gerekir?
NUH METE YÜKSEL: O zaman ön bir incelemeye tabi tutmak gerekiyor. Dosyaları ön bir incelemeye tabi tutup, ona göre bir an evvel temyizle sonuçlandırmak veya reddetmek şeklinde bitirilebilir.
KARTAL İŞ: Bu ama o zaman Yargıtay'da tetkik hakimlerin yapacağı bir şey mi? Yoksa Başsavcılıktan geçerken Başsavcılığının notu düşmesi mi gerekir acaba? Zaten Yargıtay Dairesi buna düşün vermiş, bu düşmesi gerekir.
AYLİN ATMACA: Şey gibi olmaz mı? Başsavcılık, mesela zaman aşımından olan dosyalar dediğiniz gibi. Zaman aşımı notu düşüyor. Bunu da düşemez mi bu şekilde?
NUH METE YÜKSEL: Olabilir ama orada bir yasaya bağlı.
AYLİN ATMACA: Ben masumiyet karinesinde biraz açmak istiyorum. Masumiyet karinesine Türkiye'de özellikle son zamanlarda gerekli titizlik gösteriliyor mu?
NUH METE YÜKSEL: Gösterilmiyor. Maalesef gösterilmiyor.
AYLİN ATMACA: Herkes çünkü günün birinde yargının karşısına çıkabilir.
NUH METE YÜKSEL: Çıkabilir tabii. Buna riayet biraz az Türkiye'de. Bu biraz da tabii kültür meselesi.
AYLİN ATMACA: Dediğiniz gibi kültür meselesi aslında aynı zamanda.
NUH METE YÜKSEL: Bunun eğitim yoluyla halledilmesi gerekir.
AYLİN ATMACA: Çok doğru. Yine eğitime çıkıyoruz değil mi? Yolumuz oraya çıkıyor.
NUH METE YÜKSEL: İnsanların eğitimi yoluyla mesafe alınabilir.
AYLİN ATMACA: Efendim, programımızın sonuna geldik. Eklemek istediğiniz ya da toplumuza vermek istediğiniz mesajlar varsa son birkaç cümle olarak onları da alalım.
NUH METE YÜKSEL: Hukuka saygı kalmadı. Hukuka saygı kalmadığı sürece de devletin ve toplumun çivisi yerinden çıkar. Halbuki kuvvetli bir hukuk, iyi işleyen bir hukuk, devleti de çalıştıran şeydir. Ama bu düşünüldü. İşler tamamen hukuki açıdan çıkarıldı, şahsi menfaatlere dayanan bir şekle büründü. Toplumumuzun bundan kurtulması gerekir diyorum. Teşekkür ederim.
AYLİN ATMACA: Biz teşekkür ediyoruz efendim programımıza katıldığınız için. Efendim, arkadaşım Kartal İş'le birlikte sunduğumuz bir Adil Yargı programının daha sonuna geldik. Önümüzdeki hafta yeni bir konukla karşınızda olmak üzere. İyi günler diliyoruz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500