Sohbetler (18 Mayıs 2017; 21:00)


ASLI HANTAL: Adnan Oktar ile Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Muğla’da geçtiğimiz günlerde 24 kişinin hayatını kaybettiği bir kaza meydana gelmişti. Bu kazanın ardından yine Muğla’da içinde Rus turistleri taşıyan bir tur minibüsü daha kaza yaptı. Kazada 2’si Türk 18 kişi yaralandı. Kazanın yağışa bağlı kayma nedeniyle gerçekleştiği ve minibüsün şarampole yuvarlandığı söyleniyor. Jandarma kaza yerinde inceleme yapıyor.

ADNAN OKTAR: Çok özen gösterilmesi gerekiyor. Çok köklü tedbirler alınması gerekiyor.

Mesela Tayyip Hocam diyor ki “Niye bizi Avrupa Birliği’ne almıyorsunuz?” Israrla bunu söylüyor. Adam asla gerçeği söylemez. Türkiye’yi neden almadıklarını adam söylemez. Yıllardan beri almıyorlar ve almazlar da. Almama nedenleri kalite; bu kadar başka bir neden yok. Buradan adam gidiyor heykele tükürüyor. Ama heykelin dibinde de köfte yapıyor. Tertemiz caddelerde gidip muz yiyor fıldırıp atıyor adam. Bir tek Türkiye için değil bu, Pakistan da bunu yapıyor. Fas, Tunus, Cezayir’de de insanlar Paris’e geliyor falan aynısını yapıyorlar. Oraları çiziyorlar bir şeyler yapıyorlar falan. Mahalleleri, evleri falan temiz olmuyor. Türkiye’nin tabii ki tamamı için geçerli değil ama kalitesiz çok fazla insan var bizde. Kalitesiz evler, kalitesiz sokaklar, kalitesiz sanat anlayışı, kalitesiz müzik anlayışı, kalitesiz yemek anlayışı, kalitesiz kıyafetler, kalitesiz ayakkabılar say say bitmez. Adam bunu görmek istemez. Adam Hindistan’a gidiyor oraları ilginç buluyor ama bir Hindistanlının gidip Paris’te yaşamasını istemez adam. Kendi gelir bakar çünkü geçici bir şey. Köye de gider adam ama sonra gidip şehre yerleşiyor adam, şehirde yaşıyor yani. İlginç bulabilir, mesela bizim köylerimizi, sokaklarımızı ilginç bulabilir. Ama adam bizden gittiğinde hayatının kıymetini daha iyi bilmiş oluyor, hayata daha çok bağlanıyor. Yani bizim çektiğimiz zorlukları, acıları, yaşanan kalitesizlikleri görüp onunla kıyas yapıp ülkesini daha çok seviyor adam. Ve bizim de gelmemizi istemez, olay bu. Anlamazdan gelinecek gibi değil. Türkiye’de kalite ve sanat bakanlığı kurulması lazım. Kalitenin devlet kontrolüne alınması lazım. Kalite enstitüsü olması lazım ve her şey kontrol edilmesi lazım. Kıyafetler şunlar bunlar, devletin gece-gündüz teşvik etmesi lazım kaliteyi. Bu olmadığında insanlar da mutlu olmaz. Bir kere hayat kalitesi açısından bir mutluluk olmadığı için hayat kalitesi çökmüş durumda birçok yerde. Sokağa çıktığımızda ben mutlu insan göremiyorum, bana göstersinler. Binde bir. Gözler yerde, kaliteli bir hayatta bu böyle olmaz. Adam gözünü diker etrafa bakar. Tertemiz giyinir, güzel süslü giyinir. İnsanlar beğensin diye yapar bunu. Kalite bunu gerektirir. Adam bunu yapmıyor. İşlevsel giyiniyor, üşümemek için giyiniyor, terini alsın diye giyiniyor. Ayakkabı da ayağı yere değmesin diye giyiyor o kadar. Süslü, güzel, kaliteli, hoş olması onları ilgilendirmiyor, birçok insanı ilgilendirmiyor. Yaşamaya çalışıyor adam. Gidiyor köfte-ekmek alıyor elinde yiyerek yollarda yürüyor, sonra da o tuttuğu paketi ne varsa onları atıyor yere. Yağlı elini de üstüne başına sürüyor adam. Böyle bir dertleri yok yani birçok insanın. Adamlar Beyazıt’a gidiyor kapkaççılar bilmem neler falan etrafını çeviriyor. Turistlere nefes aldırmıyorlar Türkiye’ye geldiklerinde birçok yerde. Adamlar geldiğine geleceğine bin pişman oluyor. Adam görüyor tanıyor bunu, oradaki adamı kendi ülkesine çekmek istemez. Ama kaliteli insanlar oldu mu adam iftihar eder çok hoşuna gider. Heykellere nefretle bakıyor, resme nefretle bakıyor adam, öfkeli. Böyle bir durumda adam ister mi? Biz olsak ister miyiz? İnsan başına dert alacak bir konuma gelir mi bile bile? Bunu herkes yapmıyor ama bunu yapan çok fazla insan var. Avrupa’nın da gözü görüyor bunu, kafası çalışıyor bu adamların bayağı zeki adamlar. Açık açık söyler mi ‘biz Türkiye’yi bu yüzden almıyoruz’ diye? Bin bir türlü bahane söylüyor, o bahaneyi hallediyor Türkiye “yok başka bir şey” diyor, onu da hallediyor “yok bu da değil” diyor. Yüzlerce konu sayıyor. Adam asıl konuyu söyleyemiyor. Adamların başka hiçbir derdi yok kalite derdi var başka bir şey yok. Türkiye’den insanlar akın akın Avrupa’ya gitmek istiyor niye? Kalite olmadığı için, kurtulmak istiyor adam. “Gençlerin yüzde 70’i falan” geçenlerde söylüyordu “hep Avrupa’ya gitmek istiyorlar” diyor. Sebebi bu. Kaliteli bir yaşam sürmek istiyor. Ama kendi kaliteli mi? “Ben kaliteli olmayayım ama insanlar kaliteli olsun” diyor. Bunu herkes için demiyorum ama epey bir kitle var böyle. Bu Avrupa için bunaltıcı ve kızdırıcı. Adamlar acayip gerildiler yani, derdini de anlatamıyor. Başka bir konu yok bak gösteriyorum “heykel gördüm tükürdüm yani” diyor. “Sakalını kesen adamı öldürmek lazım” diyor. Nefretle bakıyor adamlar. Sakalı kesilecek olması adamlar için ölüm sebebi. Sakalı kesilmiş insanları onlar ceset gibi görüyor. Yani öldürülme namzedi, adamların hepsini idamlık görüyor. Sakalı kesilmiş gençler görüyor dışarıda, hepsinin idamlık olduğu kanaatinde adam. Konuyu anlatamıyoruz bir türlü, anlamazdan geliyorlar. Öyle bir şey yok, sadece kalite eksikliğinden olay bu.

Sokakta gidiyorum, her yer gecekondu yapılmış, 40-50-60 yıl önce yapılmış, mahvolmuş İstanbul’un büyük bir bölümü. O binaların hepsinin yıkılması lazım. Deniz kenarında arazi verilsin geniş-ferah, resmi daireleri de oraya taşıyalım, AVM’leri de oraya taşıyalım İstanbul kurtulsun. Bu ne, bütün dağlar falan her yer çöplük gibi birçok yer, bayağı kirli. Binalar mahvolmuş zaten inşaat müsaadesi de olmadığı için. Çünkü binalara düzeltme de yapılamıyor, akıl almaz ürkütücü görünüyor. Brezilya’da gecekondu mahalleleri var ya onun gibi çok ürkütücü görüntüsü.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Trump-Erdoğan görüşmesinin ardından Amerika’dan bir açıklama geldi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jonathan Kohen, “Savaş ortamının getirdiği şartlardan dolayı YPG ile bir ilişkimiz söz konusudur. Çünkü Suriye’deki Demokratik Suriye Güçleri Rakka’nın kurtarılmasında önemli bir role sahip. YPG ile ilişkimiz geçici ve taktikseldir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: O doğrudur aslında. Şimdi işin doğrusu Türkiye İsrail’e karşı gibi görünüyor. Avrupa da İsrail gibi demokratik bir ülke istiyor orada böyle rahat edecekleri bir ülke. Bunun da işte bu PKK’lılarla olabileceğine inanıyorlar. Biz bunlara kurdururuz diyorlar benim kanaatim, sonra da bunların kafasını ezeriz oranın kontrolü bize geçer gibi düşünüyorlar, benim anladığım bu. 

Türkiye-İsrail dostluğu olsa, Avrupa dostluğu olsa, ultra modern olsak, çok kaliteli olsak, her yer kaliteli heykellerle, resimlerle süslense, geniş caddeler olsa, bu perişan evler yıkılsa kaliteli güzel yerler yapsak, Avrupa’nın turizm merkezi olsa Türkiye, cennet gibi olsa Avrupa bizi niye kıskansın? Bayram eder Avrupa, bütün herkes bayram eder. Türkiye sanatın kalitenin gerçek merkezi olsun. Avrupa deyince insanların aklına Türkiye gelsin. Nasıl anlaşılmaz? Bak gençler bir an önce Avrupa’ya gitmek istiyor Türkiye’de. Neden bir sorsanıza? Tek nedeni kalite arayışıdır başka bir şey yok. Adama daral geliyor burada bu kadar basit.

Mesela adam Pakistan’dan gidiyor Londra’ya, çok hoşuna gidiyor orası. Ama orada yerde mesela bir apartman dairesinde alüminyum tavada sucuk pişiriyor eliyle yiyor kendisi, parmaklarını yalayarak falan. Dışarıya çıktı mı tişörtünü giyiyor kimse de anlamıyor, saçına da zeytinyağı sürüyor yahut işte ayçiçeği yağı falan sürüyor parlatıyor gidiyor.

Kaliteli bir ortamda kalitesiz olarak da yaşayabiliyor birçoğu. Asıl istedikleri de o oluyor birçoğunun. Çünkü çılgınlar gibi oraya gitmek istiyorlar. Kendi ülkeni Avrupa gibi yapsana. Avrupa’dan sana gelsinler, değil mi? Olağanüstü güzel yap. Mesela Fas, Tunus, Cezayir, Türkiye tam böyle oryantalist bir sanat anlayışıyla muhteşem bir görünüm verilebilir. Avrupa için burasını rüya haline getirebilirsin gayet de güzel olur. Her yer çok kaliteli olur.

Mesela şu filmde Cem Yılmaz “Aşağı Ayrancı Yukarı Ayrancı” falan diyor ya, şimdi birçok adam o tarzda ama farkında değil. Mesela filmde Cem Yılmaz’ın canlandırdığı kahraman kendini çok kaliteli ve çok akıllı, üstün görüyor dikkat ederseniz, kurnaz. Bizdeki işte kalitesiz insanlar da farkında değiller kendilerinin kalitesiz olduğunun. Gayet normal görüyor “ne var, bir şey yok” diyor. İtici bir görünüm olduğunun farkında değil. Adam seninle görüşmek istemez o yüzden. Anlatamıyoruz. Cem Yılmaz’ın o filmini göstersene. Şimdi böyle tipler olduğunda adam açıkça söyleyemiyor nasıl söylesin? Söyleyemiyor açıkça. Mesela heykel dikin dedik her yere meydanlara falan sucuk, sarımsak, köfte heykelleri dikmeye başladılar, turp heykeli dikiyor. Yani inanılır gibi değil tam alnımızın ortasını kaşır gibi. Adamların zaten gıcık olduğu nokta o. Kalitesizliği vurgulayan şeyler o tip şeyler. Onun sanatla ne alakası var? Hayret edecek şeyler bunlar. Var mı görüntüler?

ASLI HANTAL: Evet, resimlere bakabiliriz. Ankara’da dev kedi heykeli. Bursa, topu izleyen timsah heykeli. İzmir, kulağın içine giren adam heykeli. Kardeş şehir Seul için yaptırılan bir heykel bu. Konya’da mutlu diş heykeli. Kumluca’da domates-biber- patlıcan-kabak heykeli. Marmaris’te astronot heykeli. Yine bir ilimizden bir heykel. Bodrum’da Süpermen heykeli. Van’da göl canavarı heykeli. Şanlıurfa, isot. Mersin, bacı heykeli. Kuşadası’nda tuğla taşıyan adam. Marmaris’te ahtapot. Karşıyaka’da evli pelikanlar. Alibeyköy’de mısır koçanı heykeli. Iğdır’da milliyetçi leylek. Gemlik’te çatalda zeytin. Erzurum’da çift başlı kartal heykeli. Antalya’da ismi olmayan bir heykel. Bursa’da da yarım şeftali.

ADNAN OKTAR: Bu tarz. Şimdi adam bunu gördüğünde bir kere adam bir daha Türkiye’ye gelmek istemez bir, ikincisi de bunu yapan adamın oraya gelmesini istemez. Bunu anlatmaya gerek var mı? Bu zor bir şey de değil. Gelenekçi Ortodoks sistemle Allah esirgesin gittikçe gittikçe El-Kaide’nin, Taliban’ın, IŞİD’in istediği dünyaya doğru gider Türkiye. İstese de istemese de oraya doğru gider. Bak dekolte hanımlar başını kaldıramıyorlar. Dışarıda dekolte hanım gezemiyor. Süslü ve bakımlı gezemiyor, güzel bir kıyafet giyemiyor. Güzel kıyafet bir kadın için suç oluyor. Bakımlı bir kadın, güzel bir kadın birçok çevrede baskıya uğruyor, ailesinde de ağabeyi, kız kardeşi falan hepsi onu suç gibi görüyor. Mesela saçını boyamasını, kaşını almasını, makyajlı olmasını hepsini suç gibi görüyor. Herkes biliyor bunu meşhur bir konu. Ama Avrupa’da bu iftihar edilecek bir şey. Kadınlar bakımlı, saçları bakımlı, gözleri kaşı, fiziği, istediği gibi dekolte giyebiliyor. O yüzden buradaki gençler Avrupa’ya gitmek istiyorlar. Ama Türkiye’de de olmasını istemiyor, burada muazzam bir açmaz var. Avrupa’daki yapının burada olmasını istemiyor ama kendi Avrupa’ya gitmek istiyor. Hem Avrupa’daki mantığa karşı ama Avrupa’da da yaşamak istiyor. Bu felaketi insanların görmesi lazım. Ve birçok insan mutlu değil bu yüzden, genç kızlar mutlu değil. Bir tane genç kız başını kaldıramıyor yerden. Göğsünü gere gere gezen bir genç kız çok nadir. Bakımlı, temiz mesela hoş bir kıyafetle bir kadının gezmesi demek başına belayı satın alması gibi görülüyor. Bazı yerlerde ve bazı kişiler için bunu söylüyorum tabii her yer için söylemiyorum. Bunların hepsinin düzeltilmesi gerekiyor. Benim kanaatim bu Mehdiyet’le hallolacak.

Tayyip Hocamız modern bir delikanlı, modern bir insan. Eğer iyi destek olsak yani yok şu suçun var yok bu hatan var mesela son derece yapmacık anlamsız boş şeylerle Tayyip Hoca’ya yükleniyorlar. Öyle olmasa mesela sağ da sol da desteklese bayağı yetenekli bir delikanlı Tayyip Hocam, coşkulu da. Sabah kalkıyorum canlı yayın, akşam bakıyorum canlı yayın. Sabah diyorlar Pakistan’da, akşam bakıyoruz Amerika’da gece-gündüz çalışıyor gayret ediyor. Diyor işte “koltuk sevdalısı” diyor. Kardeşim sen aklını mı yitirdin? O koltukta oturmak büyük bir çile. Büyük bir çile yani çok büyük bir çile. Keyif yeri değildir cumhurbaşkanlığı, eğlence yeri değil çile yeridir. Dolayısıyla bırakın yakasını rahat hizmet etsin. Bayağı modern Tayyip Hocam, çok Avrupai, çok kaliteli bir Türkiye için her türlü adımı atmaya hazır ama destek gerekiyor, halkın genel desteği büyük bir destek gerekir. AK Parti’ye demiyorum, AK Parti’yle benim alıp-veremediğim yok, şahsına yani. Desinler ki ‘kardeşim peki niye o olması gerekiyor?’ Başkası varsa söyleyin. O çalışkanlıkta, o kalitede, o şevkte, o imanda, o heyecanda başka biri varsa söz bir Allah bir ben onu destekleyeceğim. Getirsinler bir sorun yok, adını versinler bitti. Yani o ayarda, o takatte, o samimiyette birisi, bir insan. Derim ben Tayyip Hocam’a “seni artık halk, tabii seni takdir ediyor, takdir milletimizin ama bak böyle birisi de var” desem destekler Tayyip Hocam. İktidar meraklısı değil. İktidar hırsı içinde olduğuna inanıyorlar. Öyle bir derdi yok. Çile bu, niye istesin? Allah rızası için istiyor. Getirin öyle yetenekli birisini söz bir Allah bir onu destekleyeceğiz. Yok. Olmadığına göre o zaman onu destekleyin işte. Uzatmaya gerek yok. Hayır var da biz göremiyor da olabiliriz. Ben hırs yapmıyorum. Bana yazsınlar ‘şu şahıs’ diye söylesinler. Gözümü kırpmam gerçekten destekleyeceğim.

Mesela bak Bursa’nın daha önceki hali ve son hali. Modernlik deyince akla ne geliyor mantıklarını buradan anla. Kalitesizlik nasıl ortaya çıkıyor bir görelim. Bak Bursa’nın önceki hali cennet gibi. Son halini göster. İş mi şu? Bu felaket bu. Böyle bir yerde insan kalmak ister mi? O zaman işte Avrupa’ya gitmek istiyor. Hayır kalmak isteyen de olabilir de ama tercih edecek olsa adam, yemyeşil Avrupa cennet gibi, her yer bakımlı, yeşilliğe çok önem veriyorlar. Böyle sırt sırta binalar kibrit kutusu gibi yığılmış böyle bir şey olmaz. Bu mu sanat, bu mu estetik? Daha önceki halini göster Bursa’nın. Bak yemyeşil gayet güzel.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kongre Kütüphanesi koleksiyonlarında yaklaşık 30 milyon cilt kitap var bak 30 milyon cilt. Mesela İngiltere’de British Library’de 14 milyon kitap, 150 milyon materyal var. Alman Milli Kütüphanesi’nde materyal sayısı 26 milyon yaklaşık. Fransız Milli Kütüphanesi’nde 30 bin ve 14 milyon cilt kitap var. Hatta küçük İsrail’in bile milli kütüphanesinde 5 milyondan fazla kitap var. Türkiye’de ise kütüphanelerde kitap sayısı ortalaması 100 bini aşmıyor. Görüyor musun? Amerika’da bir kütüphanede 30 milyon kitap var. Türkiye’deki kütüphanede 100 bini aşmıyor kitap sayısı.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Simge Hanım’ın size bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Simge. İstanbul’u neden güzel buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İstanbul neden güzel? Allah Mehdiyet için özel süslemiştir İstanbul’u. Dünyanın en güzel şehridir. Konum, oturuş olarak nefistir. Bir nehir gibi boğazın akması, tepelerin oturuş şekli, sarayları, camileri, tarihi eserleriyle nefistir. Tabii ilave bozuk binalar var, onları inşaAllah Allah’ın izniyle Mehdiyet devrinde hepsini yıkıp yerine çok güzel bağlık-bahçelik yerler yapacağız. Ama güzelliği ezici. Bütün dünya aşık İstanbul’a. Herkes güzel diyor ben de güzel diyorum.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Şayet biz ‘aman hiçbir şeye karışmayalım, aman başımızı ağrıtmayalım’ dersek ağrıyacak bir başımız bile kalmayabilir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler bir asır önce hazırlanan planların aynen devrede olduğunu gösteriyor.”

ADNAN OKTAR: Helal. Bir alkış Tayyip Hocam’a. Bak İngiliz derin devletinin planları olduğunu açıklamış oluyor. Tayyip Hocam’a oyun oynamaya kalkmaları boşa. Yiğitçe aslan gibi mücadelesini veriyor. Bak bu kaçıncı İngiliz derin devletine vuruşu? Açık açık söylüyor artık yani, şakır şakır söylüyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: “Bu planlarda Türkiye’nin payına düşenin ne olduğunu aslında Sevr belgesinden hepimiz çok iyi biliyoruz.”

ADNAN OKTAR: İşte, o da İngiliz derin devletinin hazırladığı planı anlatıyor. Evet.

ASLI HANTAL: “Bir dünya savaşı boyunca kazandığımız onca mücadeleye rağmen bu topraklardan bizi kazımak isteyenlerin heveslerini İstiklal Harbi’nde kursaklarında bıraktık. Kursaklarında bıraktık ama bunlar durmadı yine devam ediyorlar. İşte bugün de terör örgütleriyle, siyasi olaylarla, ekonomik sıkıştırmalarla, yalanla dolanla bizi coğrafyamızdan kazımak isteyenlere aynı şekilde bir cevap vermek durumundayız. Maalesef sözün bittiği yere gelmiş durumdayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey yapamazlar. Tayyip Hocam’ın da bu konuda zaten beyanları açık görülüyor. Ama bak tekrar söylüyorum; AK Parti’yi desteklemiyor olabilir insanlar, gayet saygıyla karşılıyorum. Tayyip Hoca’nın şahsında da çok kusurlar hatalar buluyor olabilirler, ama lider olarak, kumandan olarak, cumhurbaşkanı olarak mükemmel bir irade, çalışkanlık, azim, gayret ve iman gösteriyor. Şu an benim gördüğüm üstüne yok. O yüzden bütün gücümüzle tek noktada birleşip destekleyelim. Bir gün belki Cenab-ı Allah başka bir insan da gösterebilir. Tayyip Hoca’nın yeteneğinde veyahut ondan daha yetenekli. Söz bir Allah bir o zaman da onu destekleyeceğim. Ama şu an samimi, dürüst davranmak lazım. Çalışkanlığı, azmi, gayreti, imanı açık, şevki de açık, bayağı başarılı da. Aksi benim kanaatim günah olur, vicdana yakışacak bir hareket olmaz. O muhalifler de ağızlarını toparlayarak nezaketli konuşsunlar. Çok çirkin yakışıksız sözler duyuyorum sevgisiz olanlardan. Kendilerine dönüyor o sözler. Çok kirleniyorlar, çirkinleşiyorlar ve batıyorlar. İyice gayya kuyusuna doğru gidiyorlar. Kendilerine bir çeki-düzen versinler. Samimi olan insanları desteklemeye devam edeceğiz.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sultangazi’de geçtiğimiz günlerde bir Afgan vatandaşı, mahallenin bir gencini bıçaklayarak öldürdü. Bu olay nedeniyle Afgan uyruklu kişilere toplu saldırılar başladı. HÜDAPAR İstanbul İl Başkanı Erdal Elibüyük konuyla ilgili yaptığı açıklamada, savaştan kaçarak ülkemize gelmiş olan Afganistan, Pakistan ve Suriyeli kardeşlerimize karşı başlatılan taciz, saldırı ve linç girişimlerini endişe verici bulduğunu söyledi. “Masum ve özellikle misafir konumundaki insanlara karşı yapılan saldırı girişimleri telafisi güç, başka mağduriyetlere sebep olabilecektir” diyerek İstanbul Valiliği’ni göreve çağırdı.

ADNAN OKTAR: Polise bu konuda biraz daha geniş yetki verilsin. Polis böyle konuları pratik güzel halleder. Ama biraz yetkisini açmak lazım. Böyle densizleri, terbiyesizleri, saygısızları, nefret insanlarını, kin insanlarını dengeleyecek bir tavır gösterebilir polis. En azından polisin belli bir birimine belirli bir yetki verseler iyi olur. Mesela asayişin bir bölümüne belirli bir yetki verilsin. Kanunla açıkça bu belirtilsin. Onların da eli açık olsun. Afganlı kardeşlerimiz, Suriyeli kardeşlerimiz bizim himayemizde. Bir de vatandaşlar da çok iyi korusunlar böyle bir şey olduğunda. Hiç kimse seyretmesin. Bir Suriyeliye saldırıldığında bütün kardeşlerimiz el birlik onu savunsunlar. Bir Afganlıya veyahut herhangi bir yabancı insana kahpece ve alçakça onun yalnızlığından istifade ederek, güçsüz olduğunu görerek kalleşçe, ahlaksızca saldıranlara vatandaşlar o anda haddini bildirsinler, kanuna hukuka uygun olarak gereğini yapsınlar. Vatandaş için de bu konularda kanun biraz esnetilsin, genişletilsin. Vatandaşın vatandaşı koruması olarak kanunda bu belirginleşsin.

Bak ben hiç unutmam her zaman da anlatırım; bir AVM’de bir asker Güneydoğu’dan gelmiş burada coşkulu aslanım, orada konum da belirtiyor PKK’nın aleyhinde yazılar yazıyor. PKK’lı alçaklar da AVM’ye geliyorlar gelip benim aslanımı orada vuruyorlar. Şimdi kardeşim orada garsonlar var, çalışanlar var, işyeri sahipleri var, oradaki insanlar var, bu çakallar elinde silahı sallayarak içeri giriyor. Daha kapıdan girerken üstlerine çökmeleri gerekiyor. O silahını da alıp elinden karakola teslim ederler. Yahut neyse hukuki süreç onu yaparlar. O aslana onu ulaştırtmamak çok önemli. Bu gayet kolay bir şey. Sadece sorumluluk hissi, cesaret gerekiyor. Bizim milletimiz yiğittir, kabadayı ve delikanlıdır. Ama kanun esnek olsun, rahat olsun. Yani askeri koruduğumuzda, polis koruduğumuzda bir sorun olmasın konu orada bitsin. Yıllarca sürecek bir sıkıntıya sebep olmasın bu.

Suriyelileri sevmeyenler Tayyip Hoca’yı da sevmiyor, Atatürk’ü de sevmiyor, Kılıçdaroğlu’nu da sevmiyor, Saadet Partilileri de sevmiyor, MHP’lileri de sevmiyor hepsine hakaret ediyor bunlar. Anasını-babasını da sevmiyor, kendini de sevmiyor. Kız arkadaşı da aynı yolun yolcusu oluyor birçoğunda, onlar da aynı şekilde nefret dolu oluyorlar. Dolayısıyla bunlardan bir güzellik beklenmez. Bu kadar nefret dolu olmalarından dolayı onları tabii kınamak gerekiyor ve eğitmek gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gökhan Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Gökhan. CHP nasıl daha dindar olabilir?

ADNAN OKTAR: CHP klasik Ortodoks gelenekçi dindar olsa Türkiye batar Allah esirgesin. Öyle bir şey değil. Tayyip Hoca’nın tarzında ve modern Müslümanlık anlayışını savunması lazım. Yine dekolte hanımlar olsun onlar namazlarını kılsın, modern gençler olsun onlar namazlarını kılsınlar. Allah’tan dinden bahsedilsin. Sahabe döneminin modernliği yani heykel, müzik, resim her şey teşvik edilsin. Allah korkusu, Allah sevgisi de her yerde ayyukta yüksekte olsun. Bu şekilde olursa zaten CHP ezer geçer. Bütün milletin duygularına ram olmuş olur, hepsine güzel bir karşılık vermiş olur millet de CHP’yi bağrına basar. Bunun dışında eski komünist söylemlerle, işte boynuna komünist atkılar atarak komünist bıyığıyla, komünist marşlarıyla falan hiçbir yere varılmaz. Eski o cedelci üsluplarla hiç olmaz.

Evet, şimdi bizim hazırladığımız filmlerden seyredelim biraz.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la yaptığı konuşmalardan şunları aktardı. “Rakka operasyonunu yapmak istiyorsanız ‘Biz terör örgütlerinin içinde bulunduğu operasyonda sizinle birlikte olmayız’ dedik. Çünkü PYD, YPG terör örgütü. Biz sadece ‘Hayırlı olsun’ dedik. Ama eğer bu terör örgütleri bizim ülkemize yönelik herhangi bir tehdit oluştururlarsa, biz angajman kurallarından doğan hakkımızı kullanırız. Bunu da kimseye danışıp konuşmayız. Çünkü ‘Kaybedecek vaktimiz yok’ dedik. İşte bu şekilde ülkemize verilen sözlerin hiçbiri tutulmadığı gibi tam tersine terör örgütlerinin sürekli desteklendiği, karşımıza dikildiği bir fotoğrafla karşı karşıyayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. İyi niyetli söylüyor ama ben onu zamanında söyledim. Üç yıl önce söyledim. Şimdi zaten yapılacak bir şey yok, yani o anlamda. Bekle gör, olabilir. Ama bizim yapacağımız ideolojik yönden, eğer PKK’yı ezersek yani tahmin tahayyül edemeyecekleri bir darbe almış olurlar. Yani havadan karadan bombalanmanın bin misli, yüz bin misli etkili oluruz.  Yani mahvolurlar. Hükümet buna çok ağırlık versin. Darwinist, materyalist sistemi çökertecek bir eğitim politikası. Bütün basınla, eğitim sistemiyle muazzam bir atağa geçelim. Yani tahmin edemeyeceğimiz derecede büyük bir darbe olur. Mahvolur. Yani İngiliz derin devleti de mahvolur. Bunlar da mahvolurlar. Emek emek bütün yaptıkları sistemi yok etmiş oluruz. Çünkü Darwinizm deccaliyetin böyle kartondan kurduğu bir kule. Eğer devlet çapında vurursak yerle bir olur. Bütün dünya çapında yerle bir olur. Bu sözümü dinlemeleri gerekiyor. Rica ediyorum yani.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Celal Bey’in size bir sorusu var.

VTR: Merhaba Celal ben. Şunu merak ediyorum. Güzel ahlaklı kızlar neden kötü ahlaklı erkeklerle beraber oluyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel ahlaklı kızlar, kötü ahlaklı erkeklerle neden beraber oluyorlar? Ama şimdi oradaki ifade çelişik oldu. Güzel ahlaklıysa zaten, güzel ahlakın özelliği, kötü ahlaklı adamlarla görüşmemesidir. Görüşüyorsa o vasfı kırıldı demektir. Ama şöyle diyebilir, yani “temiz görünümlü, efendi görünümlü kızlar neden ahlaksız adamlarla görüşüyorlar” falan denebilir. Onun çeşitli nedenleri oluyor. Bazen mesela Anadolu’dan geliyor, burada yalnız kalıyor. Bir çakal yanına yaklaşıyor. İşte “ben seni korurum” falan feşmekan gibi konuşuyor. O da başka bir dost göremediği için onunla görüşüyor, yani konuşuyor olabilir. Ki sonunda ciddi bir tehlikeye doğru sürükleneceği belli, bir ihtimal. Ama bu en iyi ihtimalle söylediğimiz. Yani çünkü bir genç kız en titiz olduğu konulardan birisi de kötü ahlaklı kişilerle görüşmemektir. Onu yapıyorsa, en en en iyi ihtimalle biraz da safi kalpli olduğunu düşünerek, bilmediğini düşünerek şahsı tanımadığını düşünerek öyle bir adama yanaşmış olabilir. Yani fazla bilgisi yoktur ama sadece kendini koruyabilir belki diye düşünmüş olabilir. Sorusunu biraz daha genişletseydi arkadaşımız daha iyi anlardık. Belki şöyle olmuş olabilir. Yani temiz efendi gördüğü bir kız, bir çakalla görüşüyordur. Ama öyle kızlar çok oluyor. Mesela gayet sakin falan oluyor ama psikopat oluyor. Bayağı ahlaksız, deli oluyor. Ama sezdirmiyor. Yüzüne masum hatta akılsız bir ifade veriyor, çocuksu bir ifade veriyor, konuşurken.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Büyük Birlik Partisi’nin Kurucu Genel Başkanı rahmetli şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun basın müşavirliğini yapmış, Gazeteci Yazar Şükrü Demir ile bir bağlantı kurdu arkadaşlarımız. Sayın Şükrü Demir, “’Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘Bizim kalemimiz İngiltere’de kırıldı’ ifadesiyle ilgili detayları anlatan ses kaydı var.” Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehit edenlerle darbe günü Sayın Cumhurbaşkanı’na suikast düzenleyen kişilerin aynı kişiler olduğunu, şimdi o kişilerin FETÖ kapsamında tutuklanan kişiler olduğunu söylüyor.

ADNAN OKTAR: Allahualem doğru. Çünkü kıskanmışlardır. Çok dürüst, çok efendiydi. İleride lider olur diye çekinmişlerdir. Yani kendi yerlerine geçeceğini düşündükleri adamları feci şekilde ezmeye kalkıyorlardı. Mesela Tayyip Hoca’dan da çok çekindiler. İslam aleminin başına geçer gibisinden. Onu suikastla yok etmeye kalktılar. Benden çok rahatsız olmuşlardı. Tımarhane safhaları, hapishane safhaları, yok kaset bilmem ne falan iftiralarıyla aynı yöntemler. Yani yaptıkları yöntemler hiç farklı değil. Bizde de işte yok Ebru Şimşek kaseti bilmem ne falan diye ortaya çıkmışlardı. Şamata yapmışlardı. Hepsinden beraat ettik. Hepsinin doğru olmadığı anlaşıldı. Kaç defa öyle. Yok “çete” yok bilmem ne falan dediler. Hepsinden beraat ettik. Dolayısıyla bunların sağı solu belli olmuyor. Yani önüne gelenleri eğer kendileri için tehlikeli görüyorlarsa ya şehit ediyorlar, ya hapishaneye düşmesini sağlıyorlar, ya iftira ediyorlar. Ama daha yeni yeni insanlar bunu anlıyor. Zamanında bunları anlattık, anlamadılar. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizi de alenen göz göre göre herkesin Türkiye’nin gözü önünde şehit ettiler.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Hülya Hanım’ın bir sorusu var.

VTR:  Merhaba ben Hülya. Toplu taşıma araçlarında bayanlar daha nasıl rahat seyahat edebilir? Bunu çok merak ediyorum. Buna bir çözüm bulunmasını talep ediyorum.

ADNAN OKTAR: Saygıyla olur o. Sevgiyle olur. Merhametle olur. İmanla olur. Yani Allah korkusuyla olur. Şimdi bir genç kız, otobüsün içinde ileri geri. Mesela erkekler geliyor dayanıyorlar bilmem ne falan. Bir kere izzeti nefsine ağır gelmesi lazım bir delikanlının. Oturuyorsun sen, orada o kadın çok mağdur durumda kalıyor. Sen orda bir suç işlemiş oluyorsun manen, yerini vermemekle ona. Değil mi? Bak kendi kız kardeşin olsa titiz davranırsın. Annen olsa titiz davranırsın. O da senin kız kardeşin, annen. Değil mi? Hemen yerini ver. Hürmet et. Teşekkür etmesini de bekleme. “Buyurun” dersin, ilerlersin. Merhametle olur. Şefkatle olur. Bu başka türlü olmaz. Yoksa teknik tedbirlerle olacak bir şey değil.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Akvaryum kullanılarak yapılmış mimaride bazı şekiller göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bunun altında uyuyor mu adamlar? Oraya bir kere girmek mangal gibi yürek ister. Hayır, çok güzel olmuş da tehlike çok büyük. O camın kırıldığını düşünemiyorum yani. Balıklarla hep beraber sokağa kadar.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Selahattin Bey’in bir sorusu var.

VTR: Ben nazarı çok merak ediyorum. Nazar var mıdır? Nazar insanlara değer mi Sayın Hocam?

ADNAN OKTAR: Yani öyle bir insanı devirmesi şu bu falan mümkün değil. Ama pis bakış Müslümanı rahatsız eder, tiksindirir. Mesela iğrenç bakışlı insanlar vardır. Onların gözü yorar. Bakmamak lazım. Gözleriyle muhatap olmamak lazım.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı, iktidara yakın çevrelerde son dönemde HDP’nin de içinde yer alacağı yeni bir çözüm sürecinin başlayabileceği yorumlarının yapıldığını iddia etti. Demirtaş’ın barış planını hazırlamak amacıyla uzun süredir cezaevinde çalışma yürüttüğünü, 20 Mayıs’taki kongrede Demirtaş’ın PKK’ya somut çağrılar yapmaya hazırlandığını söyledi. Kulislere göre yeni süreçte HDP ve AK Parti’nin birlikte hareket edeceği söyleniyormuş.

ADNAN OKTAR: Adamlar terörden vazgeçiyorsa geçsinler. Ama Türkiye’den bir toprak vermeyiz. Bölünmesine müsaade etmeyiz. Yani federasyon şu bu falan olmaz. Onun dışında silahları bırakıyorsa iyi tamam. Güzel. Kimse bir şey demez.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Alper Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba. Ben Alper. Bir şey merak ediyorum. Ruh çağırma olabiliyor mu? Ölen insanların ruhu geri dönebiliyor mu? Bunu merak ediyordum ben.

ADNAN OKTAR: Yok. Cin çağırma vardır. Cin çağırırsan gelir hakikaten cinler. Zaten işi gücü yok adamların. Ama genellikle hep dinsiz imansız, it kopuk takımıdır gelen cinler.

İncirlik Üssü’ne Alman milletvekillerinin kabul edilmemesinin nedeni; üslupları, mantıkları ürkütücü duruyor ve darbe olayında da tavırları darbeden yana gibiydi, öyle diyeyim, gibi diyeyim de anlaşılsın. İncirlik’te bu işlerin organize edildiği bir yer gibi idi -bak gibili konuşuyorum özellikle- devletin bundan tedirgin olması normal yani orda bir karanlık plan yapılmasını istemezler. Karanlık bir plan yapılması için birilerinin gelmesini de istemezler. Devletin kendini koruma refleksi bu yani dürüst, sevecen, Türkiye’yi koruyup, kollayan samimi komşu görünümünde olursa olur ama Türkiye’de darbe yapılmasını destekleyen bir üslupla, hükümete karşı öfkeli bir üslupla yaklaşırlarsa bu, bu şekilde olur başka türlü olmaz. Sevgiyle yaklaşmaları lazım mesela biz Almanya’da darbe yapılması için Almanya’da bir üsse gidip görüşsek yahut daha önce görüşmüş olsak ve orda ne görüşeceğimiz de belli olmasa Almanya bütün gücüyle tedbir alır, her ülke tedbir alır. Kendilerinde olsa ne yapardılar diye düşünürseler bu daha isabetli bir çıkış sağlar.

Meclisi vuran F16’lara yakıt ikmali İncirlik’ten kalkan uçaklardan yapıldı, bu durumda devlet kuşkulanmakta haklı, tedbir almakta da haklı. Alman milletvekilin ne işi var orda? Ne için gider? Türkiye’yi korumak için mi gidiyor? Türkiye’ye iyilik olsun mu diyor? Belli ki kötü bir şey var, buna devlet tabii ki müsaade etmez ve tedbir alır. Dürüst olurlarsa mesela görüşmeyi açık yapacaklarsa tamam, herkesin gözü önünde yapacaklarsa tamam. Mesela Türkiye’den yetkililerin katılımıyla yapacaklarsa tamam ama biz özel görüşme yapacağız diyorlarsa buna devlet müsaade etmez yani gizli bir toplantıya müsaade etmez. Mesela Alman heyeti var tamam, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bir kişi, emniyetten bir kişi yanlarında olur, Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kişi olur yanlarında görüşsünler, ona kimse bir şey demez. Ama biz kimsenin olmasını istemiyoruz diyeceksin Amerikalı generallerle falan orda İncirlik’te gizli bir toplantı yapacaksın, biz daha yeni darbeden çıktık buna müsaade etsek bu mantıklı gelir mi onlara? “Size mantıklı geliyor mu?” Diye bir sormak lazım. “Evet geliyor” diyorlarsa gelsinler, onlara da mantıklı gelmez bu.

Türkiye çok modern olmak durumunda, Türkiye modern olsa konu bitecek yani İsrail modeli olması lazım Türkiye’de. Hükümet İsrail modelinde olması lazım. Koyu Katolik dindarları, koyu Ortodoks dindarları alenen destekleyecek hatta meclise de gelebilirler koyu dindarlar, Tayyip Hocam’ın yanına da gidebilirler, beraber yemekli toplantı yapabilirler ama dekolte hanımlar da gelsin, masonlar da gelsin, Hristiyan rahipler de gelsin. Mesela Tayyip Hocam Hristiyan rahiplerle yemek yesin. Musevi hahamlar gelsin onlarla da yemek yesin, aynı şekilde mesela Nakşibendiler gelsinler Nakşibendi kıyafetleriyle gelsinler ve yemek yesin. Aynı anda da aynı zamanda mesela çok modern gençler müzik grupları, yabancı müzik grupları, yerli müzik grupları gelsin, Saray’da konser versinler. Mesela dekolte genç kızlar gelsin Saray’ın bahçesinde mumlar yaksınlar böyle eğlensinler, Tayyip Hocam da gençlerin arasına katılsın değil mi? Sabaha kadar eğlensinler Saray’da, bunlar olur. Hem koyu Katolik Ortodoks dindarları destekleyen bir hükümet, aynı zamanda ultra modern gençleri, dekolte hanımları, modern gençleri, müzisyenleri, sanatçıları destekleyen bir hükümet anlayışı olması lazım, bu Türkiye’yi tam kurtaracak model, bu şekilde olması lazım.

“Hayırlı akşamlar, arkadaşlarla işi bıraktık sizi izliyoruz. Hollanda Rotterdam’dan saygılar” diyor.

“Adnan Bey’e derdimi anlatmak istiyorum iletir misiniz, nasıl konuşabilirim?”

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yağmur Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Yağmur. Türkiye’deki piknik kültürünü nasıl geliştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Türkiye’deki piknik kültürü, ben gelirken yolda koyu dumanlar vardı böyle “ya ne oluyor burada?” Dedim. “Hocam” dediler “mangalcılar geldiler” dediler. Böyle paçalı donlu amcalar falan var atletle falan yere battaniyeler falan sermişler çoluk çocuk oturmuşlar, bir de mangal dumanı, orda da mangal dumanı, orda da mangal dumanı adım başı yani yoğun sucuk kokuları geliyor. Bu tarzda olmaz tabii. Kalite anlayışının bozukluğundan oluyor bu. Ama bu hanım kızın da, diğer arkadaşların da bakın acı çektikleri noktalara dikkat edin. Birisi diyor ki “selam verecek, sevgi duyulacak insanlar arıyoruz dışarda, herkes birbirine çok soğuk” diyor. Bir kısmı diyor ki “Adeta bir soru sorsak adam saldıracak gibi. Kavgacı bir ruh var, bir iletişim ve sevgi konusunda sorun var gibi” diyor. “Ne yapabiliriz?” Diyor. Bak bu canım kardeşim de diyor ki, “piknik nasıl yapabiliriz?” İnsanın ruhunda yeşillikler içerisinde oturmak, Allah’ın yarattığı o güzel doğayla iç içe olmak isteği vardır ama adamlar piknik yaptıktan sonra orası savaş alanına dönüyor. Kola kutuları, naylonlar, yenmemiş et parçaları, boş yağ kutuları yani piknik alanı olmaktan çıkıyor çöplüğe dönüşmüş oluyor, dehşet verici bir görünüm oluyor. Yol boyunca da nereye gitsen her yerde rastlanıyor buna. Genel bir eğitim ve genel bir Allah’ın yarattıklarına karşı sevgi seferberliği olması lazım; bitkilere, çiçeklere, hayvanlara, insanlara, çocuklara, kadınlara hepsine sevgi. Sen boş su kabını atıyorsun bir otun üstüne düşüyor, çiçeğin üstüne düşüyor çiçek onun altında kalıyor, yağ kutusunu atıyorsun çiçekler onun altında kalıyor. Yağı döküyor mesela bardağında, tabağında ne varsa artık varsa çimlerin üstüne döküyor çim o yağdan zarar görüyor yani ölüyor o çim. Çünkü yağı çekiyor çektiğinde de ölür. Dolayısıyla eğitimle ve sevgiyle olur yani genel kültürle değil, sevgi kültürüyle olur yoğun sevgi. Merhamet, şefkat, dostluk, kardeşlik ve hepsinin üstünde yoğun Allah sevgisi, bunun dışında dünya doğal olarak kendiliğinden cehenneme döner, insanlar istese de yeşilliklere gidemezler, gitseler de oralar zaten çöplüğe dönüşür.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gaziantep’ten Mehmet Kılınç’ın sorusu var.

VTR: Selam Adnan Bey. Kuran’da Allah’ın Hz. Adem (as)’e öğrettiği isimler ve Hz. İbrahim (as)’i denediği kelimeler nelerdir? Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Kuran’da konuşmaların tamamı geçmez sadece özet olarak Allah, özetin özeti olarak geçiyor birçok konu öyledir. Hz. Adem (as)’e eşyayı öğretti derken pratikte kullanılacak her şeyin isimlerini söylemiştir. Mesela bardak, su, ekmek, yiyecek, insan, kaş, göz, burun yani kısa sürede pratik bir bilgiyle ona dil öğretmiştir Allah, vahiyle Cebrail (as) kanalıyla dil öğretmiştir. Hz. İbrahim (as)’ı da denemiştir, Hz. İbrahim (as) de sorular sormuştur Allah’a, işte ‘Nasıl diriltileceğiz?’ tarzında. Cenab-ı Allah da işte kuşları örnek göstermiştir, “Eğitilmiş kuşları çağır yanına gelirler, Ben de o şekilde insanları çağıracağım yanıma gelecekler” diyor. Yoksa anlattıkları gibi Hz. İbrahim (as) kuşu alıp parçalayıp hayvanı dörde bölüp ayrı ayrı yerlere koyup sonra kuşlar birleşip Hz. İbrahim (as)’ı gelmesi; böyle bir şey yok bu yanlış yani bu uydurma hurafelerden kaynaklanan bir şey. Böyle demiyor Kuran’da, ayette öyle bir şey ifade yok. Kuşları eğitip dört ayrı yere koyup çağırması. “İnsanları da Ben çağırdığımda hepsi gelecekler” diyor o kadar, kuşlar gibi ama burada benzetilen insanlar Allah’a gelirken uçarak geleceklerdir, benzeme yönü odur. Uçmanın nasıl olduğunu tabii yine ancak o gün onu yaşayan insanlar görecektir. Melekler nasıl uçuyorsa insanlar da uçarak gideceklerdir.

GÖRKEM ERDOĞAN: Karen Scoot isimli seyircimiz bir soru yöneltmiş.

VTR: Merhaba, ben Karen Scoot. Teknoloji ve ekonomiye dayalı hükümet politikaları konusunda çalışıyorum. Sorum şu: Teknoloji, iş gücü olarak insanların yerini alıyorken işgücü piyasasındaki bu değişiklikle nasıl başa çıkabiliriz?

ADNAN OKTAR: Bu iş gücü konusu zaten insanların lehine, bununla mücadele etmeye gerek yok. İnsanlar çalışmasın, robotlar çalışsın; insanlar okusun, spor yapsın, kaliteli yaşasınlar, birbirlerini sevsinler, imar faaliyetlerinde ve her şeyde tabii ki robotlar çalışsın. İnsanların bedenen çalışması istenecek kutsanacak bir şey değil. İnsanın çalışmaması robotların çalışması daha mükemmel, daha güzeldir çünkü Kuran’da da buna işaret var. Mesela ahirete gittiğimizde gılmanlar, huriler çalışıyorlar, ağaçlar kendileri çalışır, meyvelerin kendileri çalışırlar; insanlar oturur rahat eder gezer, yer, içerler. Özenen toplumda insanların az çalışması, çalışma saatlerinin az olması kaliteyi gösterir. Mesela sabah yedi, akşam yedi bu kaliteli bir hayatı göstermez. Mesela saat on birde gidersin, üçte çıkarsın bu kaliteli hayatı gösterir, on birden üçe kadar. Mesela İngiltere’de falan birçok yerde öyledir, hayat ileri saatlerde başlar, erken saatte biter o ülkenin medeni, modern, kaliteli olduğunu o gösterir ama Pakistan, Hindistan’a falan gittiğinde on iki saat, on beş saattir çalışma saatleri yahut dokuz saat, on saattir.

Evet, şimdi sorularınıza devam edin.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kutsal Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba, iyi günler. Şimdi yeni bir sorum var. Osmanlı mimarisini beğenir misiniz?

ADNAN OKTAR: Osmanlı mimarisi çok dinlendiricidir Allah’ın hikmeti, ilhamla o insanlara verilen hoş bir sanat anlayışıdır. Osmanlı mimarisindeki bir ev dünyadaki en güzel evdir, bütün dünyanın ittifak ettiği. Mesela eski Türk evleri herkesin en rahat bulduğu evdir, yapısı itibariyle iç ve dış yapısı itibariyle, huzur itibariyle olabilecek en mükemmel yapıdadır dolayısıyla camileri mükemmeldir, köprüler, kervansarayları hepsi Osmanlı’da çok çok mükemmel olur. Edirnekariler, iç süslemeler, dış süslemeler kendine has bir ihtişamı, güzelliği vardır ruha çok mükemmel etki yapar.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kubilay Bey bir soru sormuş.  

VTR: Merhaba, ben Kubilay. Şunu merak ediyorum. Programlarınızda niye dans ediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Dans ediyorum, dans etmek hoşuma gidiyor, dansı seyretmek de güzeldir, dansın kendisi de güzeldir. Böcekler de dans eder, kuşlar dans eder, cennette ağaçlar dans eder, atomlar dans eder bütün atomlar dans eder, madde kesintisiz dans halindedir dönerek dans ederler ve kendi müzikleri vardır o dönerken ses çıkartır biz duymuyoruz. Dolayısıyla dans hayatın bir güzelliğidir. Müzik, dans, resim, heykel, güzel bahçeler, güzel kuşlar, güzel insanlar dünyanın cennete benzemesi demektir, cennet de sevgi demektir, sevgi de cennet demektir.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ceyda Hanım bir soru yöneltmiş.

VTR: Merhaba, ben Ceyda. Havuza gidenler için bir tavsiyeniz var mı?

ADNAN OKTAR: Havuza gittiğinde insan bazı şeyleri kabul ederek gitmiş oluyor çünkü gidenler genellikle bu neticeleri düşünmüyorlar. Mesela o insanlar havuza girdiklerinde şortlarıyla yahut mayolarıyla giriyorlar üstündeki bütün kirler havuzda yıkanmış oluyor yani cinsel organındaki kirler, vücudunun diğer kısımlarındaki bütün kirler havuzun içine girdiğinde tamamı yıkanmış oluyor. Mantar hastalığı varsa o da yıkanmış oluyor, vücudundaki bakteriler yıkanmış oluyor şimdi tek tek söylemek istemiyorum da insanın aczine ait her şey o havuzun içine girdiğinde yıkanmış oluyor. Orası bir çamaşır makinesi gibi oluyor adeta bu havuzun içi, insanlar havuzdan çıktığında havuzun suyu o insanları yıkadığı su oluyor yani yıkanmış su oluyor. Bir çamaşırın yıkanmasını düşünün oradan kalan atık su olmuş oluyor, insanların da ağzına, burnuna doluyor o su, kulaklarına doluyor, saçlarına, cildine her yerine giriyor bunu kabul ederek havuza gitmiş oluyorlar. Bunu ben tabii anlayamıyorum yani havuzun özel olması gerekir ve havuza girecek adamların özel olarak yıkanması lazım, tamamen yıkanması ve steril olduktan sonra havuza girmeleri gerekir ama öyle bir şey olmuyor. Adam pantolonu çıkarıyor, ceketini çıkarıyor kirli vücuduyla havuza direkt balıklama atlıyor. Başkası da geliyor balıklama atlıyor, herkes giriyor atlıyor çıktıklarında adamların vücudundaki bütün kirler havuzun içinde olmuş oluyor. Havuza her girenin de ağzına, burnuna, kulaklarına, bütün vücut azalarına o sular doluyor hatta bir kısmını yutuyorlar genzine kaçıyor o sular, gözlerine doluyor, kulaklarının içine doluyor ve çoğunda mantar hastalığı oluyor, vücudunun birçok bölümünde enfeksiyon meydana geliyor. Göz enfeksiyonu, kulak enfeksiyonu, boğaz enfeksiyonu o havuzun temiz olmamasından kaynaklanıyor. Havuz konusu çok hayati, giren kişilerin tamamen yıkanmadan yeni bir temiz bir mayo giymeden oraya girmesi olmaz.

GÖRKEM ERDOĞAN: Merve Hanım.

VTR: Ben Merve. Şu soruyu sormak istiyorum sizlere. Tatile gidenler için ayrı bir tavsiyeniz var mı?

ADNAN OKTAR: Tatile gidenler en ziyade otellerde, orada burada çok fazla enfeksiyon kapıyorlar. Kadınlarda mantar hastalığı, beylerde de çok oluyor, kulak enfeksiyonları çok yayılıyor, göz hastalıkları, güneş de etki ediyor, cilt bozuklukları, cilt alerjileri, saç mantarları falan gelişiyor, ayak arası mantarları gelişiyor kendi evleri gibi olmuyor. Daha iyi beslenmeye dikkat etmeleri lazım. O şezlonglar falan onları kullanırken yıkayarak kullanmaları gerekiyor. Havluların da çok yüksek sıcakta yıkanmış olması gerekir yahut kendi havlularını kullanmaları lazım. Havuzlar konusunda da bence havuzu benim demin anlattığım gözle bir değerlendirip ona göre hareket etmeleri gerekir.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicimizin sorusu.

VTR: Adnan Bey, A9’u devamlı seyrediyorum. Sizin gösterdiğiniz sevginiz, enerjiniz, neşeniz bunları neye borçlusunuz? İyi akşamlar.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Sevgi, neşenin kökeni imandır. Allah sevgisidir, Allah korkusudur. Bunun dışında bir şey etki etmez insana. Yani parayla pulla bunun alakası yok. Sadece imandır, iman gittiğinde insan mahvolur. İman geldiğinde de cennet bahçesinde gibi olur. Mesela ben hapishanede de kaldım cennet bahçesinde gibiydim. Bayağı mutluydum. Tımarhanede de bayağı mutluydum. İmanla, iman olduktan sonra her yer cennettir adeta.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Halil İbrahim Bey.

VTR: Merhaba ben Halil İbrahim. Ruh sahibi olup olmadığımızı nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Ruh sahibi olup olmadığını şahıs ben denen varlığı bilir yani benim içimde birisi görüyor, benim içimde birisi duyuyor diyebiliyorsa, bu renkli tam renkli, üç boyutlu gören varlığın beyninin içinde bir göz olduğunu görüp hissedebiliyorsa ruhu vardır. ‘Bu duyan kim?’ diyebiliyorsa vardır. Ama bunu anlattığın anda adam bunu anlamıyorsa ki birçok kişide ben görüyorum “sen güzel bir şey anlatıyorsun ama ben anlamıyorum” diyor. Muhtemelen ölü.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gaziantep’ten Hüseyin Bey.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Dün yayında Hz. İbrahim (as)’in dirilişten yana olan içindeki şüpheden bahsetmiştiniz. Acaba bu Nemrut’un “Ey İbrahim ben de öldürür ben de diriltirim” şeklindeki kullandığı ifadeden kaynaklanan bir durum olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Evet o işte deccallik haysiyetiyle kendince onun imanını sarsmak istiyor Hz. İbrahim (as)’in. Bir mason dergahı zaten orası. Nemrut da masondur. Bütün amblemler masonik. Zaten şu an onun mezarı da yıkılacak Mehdi (as) devrinde açılacak Nemrut Dağı’nın üstündeki mezarı, her şey ortaya çıkacak orada. Masonik amblemler, Hz. İbrahim (as) devrine ait yazılar, yazıtlar hepsi ortaya çıkacak. Hz. İbrahim (as)’in müstakil ifadesi o. Tabii ki Nemrut ama Nemrut’un çevresi de zaten ahlaksız. Bir tek Nemrut’la konuşuyor değil. O yüzden “Ya Rabbi” diyor “diriliş nasıl oluyor?” diyor soruyor. “İnsanlar nasıl diriliyorlar?” diyor Allah “inanmıyor musun?” diyor. Her insanda az veya çok çeşitli şüpheler kuşkular olabilir. İmtihanın gereği olarak. Peygamberlerde de bazen zelle tarzında bu tarz ifadeler oluyor. Ama bu imanını sarsmaz. İman yokluğu anlamına gelmez zaten Kuran’da da bu açıkça ifade ediliyor. Dolayısıyla imanın içerisinde şüpheler olur ama insan o şüpheye mağlup olmaz. Ona iman deniyor zaten şüpheat ordularına karşı mücadelenin adına iman deniyor. Yoksa insan şüphe edebilir ahiretten şüphe eder, meleklerden şüphe eder, Allah’ın varlığından şüphe eder. Ama onu yener yani ona mağlup düşmez. O yenmeye iman deniyor. Şeytan zaten şüphe verir. Zayıf olanlar bunun altında kalıp eziliyorlar. İmanlı olanlar da ezip geçiyorlar. Ama bazı insanlar çok daha yüksek imana sahip oluyorlar hiç o şüphenin içine girmiyor. Mesela İsa Mesih’de öyledir. Çok güçlü imanı var hep Allah’tan yana ve hüsnü zan sahibi Allah’a karşı. Tek yanlı imanını kilitlemiş. Makbul olan odur.

Evet.

GÜLEN BATURALP: Eski bir iç giyim mankeni Kimberly Guilfoyle’in Beyaz Saray sözcülüğü yapacağı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel bak. Bizde de böyle olması lazım. Mecliste de öyle bakımlı, güzel, dekolte hanımlar olsa muhteşem olur. Değil mi? böyle manken gibi gösterişli. Yakışıklı delikanlılar olsa. Enerjik canlı bir topluluk olsa çok çok güzel olur.

VTR: Merhaba ben Mehmet. Şeytan insanın içinden geçenleri bilir mi?

ADNAN OKTAR: Şeytan insanın içinde görev apar ama ruhunu bilmez. O Allah’a mahsustur. Fakat bedenine hakim olabilir, geçer mesela onu konuşturabilir. Unutkanlık meydana getirebilir, bitkinlik meydana getirebilir, dikkatini dağıtabilir. Böyle güçleri vardır. Kulağına fısıldar. Ama duyulan bir sesle değil. Bilinçaltına hitap edebilir. Şunu yapma bunu yap. Mesela namaz kılma, küfre git, şarap iç der. Adam öldür der. Aklı zayıf olan ona uyar, aklı güçlü olan ona karşı kesin net tavrını kor.

Evet.

VTR: Selam Adnan Bey. Müslümanların dertlerini, sıkıntılarını ve sorunlarını bir başkasına anlatması yanlış mıdır, doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Tabii ki anlatacak ama şifa ve çözüm kastıyla. Mesela doktora gider derdini anlatır. Ama mahalle hanımları olur mesela ‘böbreklerim yanıyor kavruluyor’ falan diyor adam ne anlar ondan? Onu gidip doktora söyleyeceksin. ‘Kafamın içi zonkluyor yav kopuyor kafamın içi’ diyor. Orada onu doktora söyleyeceksin. O tip şikayet olmaz. İlgilisine söyleyeceksin. Mesela sokakta su patlamış bas bas bağırılmaz balkona çıkıp, onu belediyeye telefon açarsın söylersin gelip yaparlar. İlgili kişiye çözüm amacıyla söylemek ibadet olur. Ama şikayet kastıyla, yakınma kastıyla olursa bu haram olur. Çünkü Allah’ı şikayet etmiş oluyor haşa. Olmaz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sezer Bey’in sorusu.

VTR: İyi akşamlar. Önümüz ramazan ayı, ramazan ayında nasıl beslenmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Yüksek protein. Bol sulu gıdalar. Ve mutlaka günde bir multi vitamin denilen o vitamin haplarından alınsa çok iyi olur. Ve vücudu dayanamayanlar, zayıf mesela tansiyonu düşük veyahut kansız veyahut adale zafiyeti var yahut midesinde, karaciğerinde, böbreklerinde fonksiyon bozuklukları olanlarda tehlikeli olur haram olur zaten. Onların oruç tutması olmaz. Ama onu tabii hazık bir doktora sormaları lazım. “Ben oruç tutabilir miyim?” diye. Zorlamak olmaz. Allah “zorlanıyorsanız tutmayın” diyor. Allah dediği halde sen aksini yaparsan olmaz, o zaman harama girersin. Mesela yerlere düşüyor perişan oluyor daha hala tutuyor olmaz öyle. Dayanamıyorsa tutmayacak. Rahatça tutması lazım. Ben mesela rahat rahat tutuyorum hiç hissetmiyorum. Böyle olur. Ama rengi soluyor. Ayakta duramıyor, tansiyonu altıya yahut yediye dört çok tehlikeli, altıya dört. Onun şakası olmaz. Sıcak havada özellikle bir de çalışıyor onun tutamayacağı belli.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Abdullah Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Abdullah. İnsanların sinir ilacı kullanması normal bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Tabii doktora sorarsa doktor kanalıyla olur ama kendi kafasına göre alırsa olmaz. Öyle oluyor mesela eşantiyon ilaç oluyor yahut ben aldım çok iyi geldi sana da vereyim diyor bir kağıdın içine sarıp veriyor alıp götürüyor. ‘Ya çok iyi geldi senin verdiğin’ diyor. Doktora sormadan olur mu? Bayağı tehlikeli olur. Çünkü başka hastalıklarla da çatışabilir o ilaçlar, olmaz.

Ramazanda da protein yani vücudun en çok ihtiyacı olan şey o.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Enes Bey size bir soru sormuş.

VTR: Merhaba ben Enes. Para her şeyi çözer mi?

ADNAN OKTAR: Para bazı şeyleri çözer de her şeyi çözmez tabii canım. Mesela adam hastadır para kurtarmaz. Veyahut ne bileyim bir siyasi sorun olur kurtarmaz. Ama birçok şeyi de çözer tabii. Tabii materyalist birisi için para her şeydir. Herhalde o anlamda diyor. Öyle şey olmaz. Mana önemlidir yoksa para; adam çok zengin oluyor sarayı oluyor ama yahut çok güzel bir yerde yaşıyor ama hiç mutlu olmuyor. Parayla mutluluk olmuyor. İmanla olur, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mehmet Ali Bey’in sorusu.

VTR: İyi akşamlar. Evrenin kendi kendini oluşturma imkanı yüzde kaçtır?

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey sıfır ihtimal. Yani bilimsel açıdan soruyor, hesap edilmiş en başından itibaren imkansız. Mutlaka üstün bir aklın müdahalesi gerekiyor her safhada ama. Tesadüfen olması imkansız. Tesadüfü bilim gibi gösteriyorlardı rezaletin boyutunu gösterdik şimdi utanç duyuyorlar.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: İlayda Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben İlayda moda tasarımı bölümü okuyorum. İnsanları iyi giyinmeleri konusunda nasıl yönlendirmeliyiz?

ADNAN OKTAR: İyi giyinme için bir kere inancın değişmesi lazım. Mesela kadın güzel giyindiğinde adamlar hakaret ediyor. Süslü giyindiğinde hakaret ediyor. Beğenilecek görünümde olduğunda hakaret ediyor. Saldırganlaşıyorlar, ailesi de saldırganlaşıyor, sokaktakiler de birçok kişi saldırganlaşıyor.  Kıskananlar ayrıca azgınlık gösteriyorlar. Önce güzelliğe karşı insanların ruhunda eğilimin bir ibadet olduğunu vurgulamak lazım. Allah korkusu, Allah sevgisiyle sevginin dünyadaki en mükemmel nimet olduğunun bilinmesi, sevginin de güzellikle iç içe olduğunun. Güzellik sevginin elbisesidir. Güzelliğiyle sevgiyi birbirinden ayırmak mümkün değildir, iç içedir. Sevginin bedenidir güzellik. Ama güzellik tek başına sevgisiz bir şey ifade etmez ikisi bir ruh oluştururlar yani sevgi güzelliğin ruhunu oluşturur. O şekilde Allah bu dünyayı bu amaçla yaratmış. Dünyanın tek amacı yaratılış amacı sevgidir. Dolayısıyla güzel giyinmek sevginin bir gereğidir. Güzel ayakkabı, güzel kıyafet, güzel makyaj, güzel saç, güzel ev, güzel sokaklar, güzel kadınlar, güzel insanlar, güzel hayvanlar hepsi sevginin gereğidir. Mesela Sarman geliyor güzel, hareketleri de güzel oluyor biz onu sevmiş oluyoruz. Bir sevgi akışı oluyor o hayvana karşı. Mesela burada camdan eşyalar var güzel görünümleri, renkleri güzel biz onları beğeniyoruz. Beğendiğimizde onlara bir sevgi oluşmuş oluyor. Ve bu ortama karşı da sevgi oluşmuş oluyor. Bizler birbirimizi seviyoruz, insanlar bizi seviyor böylece sevgi yükselmiş, yücelmiş oluyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Balıkesir’den Yahya Murat Bey bir soru göndermiş.

VTR: Sevgili Hocam 15 Temmuz darbe girişiminden sonra insanlar cemaatlerden ve tarikatlardan uzak kalıyor bununla ilgili tavsiyelerinizi almak istiyorum. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Orada çok büyük bir hata yanılgı var. Sokağa çıkan Nakşibendilerdi, Kadirilerdi, Nurculardı, Süleymancılardı bu vatanın tertemiz evlatları. Dolayısıyla onlardan çekinmek için bir neden yok. Dindarlığı, İslam’ı, Kuran’ı hedef edinmiş. Belki eksiklikleri olabilir, yanlışlıkları olabilir. Ama iyi niyetli samimi Müslümanlar onlar. Yani FETÖ’yle bağlantı kurarak onlar da onun devamı denirse bu artık şeytana hizmet olur. Şeytanın oyunu olacağını da çocuk olsa anlar.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Amaç Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba ‘kader seyircisiyiz’ sözünün ne manaya geldiğini bize açıklayabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Kader bizim önümüzde ekranda akar sürekli, şu an elips bir ekran var önümüzde. Bu kader ekranıdır. Bunun bir kaseti vardır öyle düşünün. Bu kaset akışına devam ediyor kaset bittiğinde tık diye atar o kaset biter ve bizim ömrümüz de bitmiş olur. Sonra ikinci aşaması o sonsuz olan kaset devreye girer. Ama kesintisiz devam eder yani kasette bir kopma olmaz. Sadece kısa bir ara gibi görüntü değişikliği olur o sonsuz kaset devreye girer. O da kaderdir. Sonsuz hayatımız da kaderdir, bu da kader. Mesela arkadaş soru sordu kaderinde olduğu için sordu, ben de kaderimde olduğu için cevapladım. Ama bu ekranın içinde onu görüyoruz şu an. O da bu ekranın içinde görüyor. Yani bu ekranın dışına çıkamıyoruz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Zekeriya Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Zekeriya. Futboldaki fanatizm nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Futbolda fanatizm güzel çünkü gençleri onlar heyecanlandırıyor beraber bağırıp çağırıyorlar. Hareketleniyorlar bir heyecan, adrenalin meydana getiriyor ama hakaret, küfür, birbirlerine saldırma bu olmaz. Yoksa hakikaten o heyecan onlarda dinçlik meydana getiriyor bu görülüyor. Oraya gidip de böyle pısırık içine kapalı birisini görmedim ben. Çok dinamik ve canlı oluyorlar. Arkadaşlık ruhunu da güçlendiriyor o. Amigolar hepsini coşturuyor. Yani günleri heyecanla geçmiş oluyor o gün açısından. Fakat birbirlerine kardeşçe yaklaşmaları lazım yani birbirlerine muhalif olmalarını şaka yollu değerlendirmeleri lazım, ciddiye almamaları lazım. Muhalif olsunlar ama şaka yollu muhaliflik. Ciddiye alınacak bir yön yok orada. O komik olur zaten. Ama hakikaten eğleniyorlar fakat çok kaptıranlar oluyor bu da çok tehlikeli. Gol atıldığında kalp krizinden ölen çok fazla insan oluyor. Gol diyor kendini yerlere atıyor heyecandan bayılıyor. Ne var? Bir şey yok. Üç ağaç parçasına bir file germişler ona bir meşin şişirilmiş top içine gidiyor düşüyor. Yani bu kadar öleceğin, bayılacağın, komaya gireceğin bir şey yok. Daha sakin değerlendirmek lazım.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yılmaz Aktaş size bir soru göndermiş.

VTR: A9 televizyonunu yıllardır zevkle, severek, isteyerek izliyoruz. PKK konusunda A9 televizyonunun ve Adnan Bey’in çok cesurca PKK üzerine yorumlarını bu konudaki yanlışları, Türkiye’nin başına bela olmuş bu örgütün nasıl bertaraf edileceği konusunda yığınlarca açıklamasının olduğunu da biliyorum. Adnan Bey’e sorum şu; PKK ile ilgili bu düşünceleriniz, bu yorumlarınız daha başka neler yapılabilirse bu Türkiye bu sıkıntıdan bu beladan kurtulur? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Bir kere particilik ruhunun kalkması lazım. CHP, AK Parti, MHP, Saadet tek parti gibi hareket etmeleri lazım toplu. Mesela tek bir liderde ittifak etmek lazım o da Tayyip Hoca’da. Yani partisine karşı olabilir, şahsını da eleştirebilir ama liderlik konusunda yani toplu hareket etme konusunda lidere kayıtsız şartsız destek olmak lazım. Sen kolundan çekersen öbürü öbür kolundan çekerse lideri pasifize etmek kime yarar? Etmeye kalkmak yani zaten yapamazsın da. Kime yarar? İngiliz derin devletine yarar. PKK’ya karşı en güzel mücadele onun dinini yok etmektir. Dini Darwinizm, materyalizmdir. Darwinizm’in, materyalizmin üstüne devlet gidersek; dünya tarihinde yok bu zaten. Dünyada yok böyle bir olay. İlk defa olmuş olacak. Yani akıl almaz bir şok yaşar şeytan. Akıl almaz bir şok yaşar deccaliyet ve dünyadaki bütün deccal yanlıları mahvolurlar. PKK da çok büyük bir darbe almış olur ama yerinden kalkamayacağı bir darbe. Darwinist, materyalist sistemi yok etmemiz gerekiyor. TRT’yle, basınla, bütün televizyon kanallarıyla toptan yoğun bir kültürel atak yapmamız gerekiyor. Meseleyi kökünden bitirecek bir şey bu. Baksana adamlar habire homoseksüel bayrağı asıyorlar bilmem ne. İngiliz derin devleti bütün gücüyle homoseksüelliği destekliyor. Ve dolayısıyla da İngiliz meşru kurumlarını da desteklenmesi için yönlendiriyorlar.

Mesela bak, İngiliz büyükelçiliğine homoseksüel bayrağı asılmış. Dün asılmış. Bu İngiliz derin devletinin teşvikiyle oluyor. Görüyor musunuz altta homoseksüel bayrağı? Mesela oraya bir Nakşibendi girse müsaade etmezler. Bir Kadiri girse müsaade etmezler. Ama bir homoseksüel girse ayakta karşılarlar. Bu çok korkunç bir şey bu gelişmeler.

Kader demek; sonsuz uzun zamanın sonsuz kısa zaman içerisinde yaşanıp bitmesidir. Kaderin özeti budur.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mürüvvet Akkaş Hanım size bir soru yöneltmiş.

VTR: Merhaba, iyi yayınlar. A9 Televizyonu’nda sürekli Adnan Bey’i izliyoruz. Kalite, sanat ve estetik konusunda çok detaylı bilgiler veriyor. Ama acaba Türkiye bu konuda nasıl bir ilerleme kaydedecek veya daha başka neler yapılabilir? Onu merak ediyorum. Lütfen aydınlatırsanız sevinirim. İyi akşamlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, iman olmadan kalitenin hiçbir anlamı olmaz, güzelliğin de bir anlamı olmaz. Sevginin de bir anlamı olmaz. Hepsi imanda kilitleniyor. İman da ancak iman hakikatlerinin anlatılması, Kuran mucizelerinin anlatılması, Darwinist, materyalist felsefenin yerle bir edilmesiyle olur. Biz de bunun için gece gündüz gayret ediyoruz. Ama bu devlet eliyle olursa akıl almaz bir atak olur ve çok mükemmel olur. O günlere doğru da gidiyoruz. Bekleyin bunu da göreceksiniz. Bak devlet eliyle Darwinist, materyalist felsefe yerle bir edilecek. Devlet eliyle iman hakikatleri, Kuran mucizeleri de anlatılacak, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Furkan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Furkan. Duamızın kabul olması için nasıl dua etmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Samimiyet. Allah’ın bak hep üstünde durduğu bir sır var. İnsanlar o sırrı kavrasa konu bitecek. “Allah Katında sadece Allah’ın samimi kulları kurtulur” diyor, samimi. Her şeyde samimiyet istiyor Allah. İbadette, duada. Samimi oldun mu kısa da olsa samimi dua, Allah için en makbul olan odur.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sorumuzu görebiliriz.

VTR: İstanbul’a bugün geldim. İstanbul çok güzel, Allah’a şükür insanları da çok güzel. Ama daha iyi, daha ileriye dönük nasıl davranabilirler, nasıl geliştirebiliriz buna bakmamız lazım.

ADNAN OKTAR: Yani herhalde yalnız kalmış anladığım kadarıyla orada. Sevgi, dostluk, arkadaşlık bulamadığı için onu uygun bir dille anlatmaya çalışıyor. Bu da yine Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. İman hakikatleri, Kuran mucizeleri, Darwinist, materyalist felsefenin yok olmasıyla olur. Mesela geliyor ama mutlu olamıyor, çevresi yok. Mesela genç kızlara hep bakın hep yalnız gezen kız yahut bir arkadaşıyla geziyordur. Birbirlerinin yüzlerine bakarak yürüyorlar. Elinde telefon yahut elinde sigara. Hemen hemen hiçbirinde mutluluk ifadesi göremiyoruz. Ancak dondurma aldıklarında falan biraz mutlu oluyorlar benim gördüğüm. Yahut yiyecek sandviç falan aldıklarında o anda hakikaten o yiyeceğin verdiği mutluluk gözlerinde hissediliyor. Onun dışında mutlu olmuyorlar. Herkes bakabilir sokakta. Yani mutlu insan gören bana söylesin, çok çok nadir. Genç kızlar hiç kimseye güvenemiyor o çocuklar ve sevgiyi hep arıyorlar ama sevgiyi bulamıyorlar. Mesela dürüst sevgi gösteren insan hemen hemen yok gibi onlar için yani bu çok korkunç bir şey. Bunu düzelteceğiz inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Galip Bey bir soru yöneltmiş.

VTR: Merhaba ben Galip. Türkiye’de dil öğretimi hakkında kullanılan metotlar doğru mu sizce?

ADNAN OKTAR: Değil, pratik öğretilmesi lazım yani çok samimi bir ortam olması lazım. Ben ortaokul, lisede, üniversitede falan görmüştüm. Olabilecek en ağdalı ve en zor yöntem kullanılıyor. Halbuki pratik en güzel yöntemdir. Sonra teorik de öğretilebilir. Ama pratik öğretilmesi çok önemli, yani pratikte bir kere rahatlar önce bir kafası çözülür. Sürekli teorik anlatımlarla çok azaplı ve sıkıntılı bir mecraya sokulmuş oluyor insanlar. Zevkli, hoşuna giderek, eğlenerek öğreneceği dili acı çekerek öğrenmiş oluyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicinizin bir sorusu var.

VTR: Günümüz çabuk geçiyor, hemen akşam oluyor. Günümü nasıl değerlendirebilirim?

ADNAN OKTAR: Zaman mühendisi olmak lazım, yani onu gerekirse bir kağıt üzerinde, defter üzerinde değerlendirip sabah işte kaçta kalkacak, nerelere gidecek, ne yapacak planlı bir çalışmayla ancak zaman akılcı kullanılabilir. Plan yapılmadığında zaman insanı yutar. Öbür türlü sen zamanı yutarsın. Eğer zamanı kontrol edemezsen zaman seni yutar. Nerede nasıl harcadığını da anlayamazsın.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Soner Bey’in sorusu.

VTR: Sayın Adnan Hocam’a şöyle bir sorum olacaktı: Peygamber Efendimiz (sav) şayet gelmiş olsaydı mücadeleye nasıl başlardı, nereden başlardı?

ADNAN OKTAR: Bence önce putu devirirdi. Darwinizm putunu, materyalizm putunu. Çünkü Peygamberimiz (sav)’in en büyük amacı, ilk hedefi putlardı. O devrin putlarını devirmişti. Bu devrin putu ne? Darwinist, materyalist inanç, hemen onu devirirdi Allahualem. Mesela Hz. Musa (as) ne yaptı? İlk puta saldırdı. Put neydi? Nil’in çamurlarından tesadüfen insanların yaratıldığına inanıyordu Firavun. O ne yaptı? Allah’ın yardımıyla elindeki asayı atıp yaratılışı ispat etti. Bir anda o yılana döndü ve yaratılışı ispat etmiş oldu. Allah’ın yardımıyla o büyük belayı kaldırmış oldu. Bu devirde de Peygamberimiz (sav) Darwinist, materyalist felsefeyi ilk yıkardı, ona yönelirdi, onu ortadan kaldırmaya çalışırdı diye düşünüyorum.

Çocukları şırak şırak herkes öpüyor. Bu doğru değil. Çocukların cildinde alerji yapar bu. Yani öptüklerinde dudaklarındaki ıslaklık oraya geçiyor, orada da bakteri ürer. Ve çocukta kızarıklık meydana gelir. Çok hassastır çocuk cildi. Şapur şupur önüne gelenin öpmesi doğru değil. Hadi öptüğünü farz edelim ılık bir suyla hafifçe yıkamaları lazım. Su gibi bir şey o, alerji yapacağı belli. Dikkat etmek lazım. Böyle havalara atmak çocuğu falan bunlar çok ilkel hareketler. Tavana doğru atıyor tutuyor. Ya tutamazsan, ya elin kayarsa, ya çocuğun kafasını çarptırırsan, böyle akrobasi numaraları gibi hareketler yapılması çok yakışık alacak hareketler değil, riskli.

Derin suda yüzmemek lazım çok tehlikeli olur, çünkü boğaza su kaçarsa -ki rahatça kaçabilir boğazına su- öksürmesi gerekir, o suyu boğazından atması için alerjik olduğu için uygun bir zemin gerekiyor. Ayağının yere basması lazım. Eğer derin sudaysa böyle bir şey yapamaz. Yani Allah vermesin çok tehlikeli olabilir. Bazen tansiyonu düşüyor insanların. Tansiyonu düştü mü bayılabilir, bayılırsa ölür Allah esirgesin. Onun için derin sudan kaçınmak lazım. Yani en fazla hadi bir metre bir yirmi falan o derinlikte suda yüzmek gerekiyor ki rahatça kurtarılabilsin insan. Yani on metre, yirmi metre derinlikte suda yüzülür mü? Bir şey olsa ne yapacaksın? Nasıl kurtaracaksın? Yani benim tavsiyem bu.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Akif Beki, Hürriyet’teki yazısında Amerika ve Rusya’nın YPG’yi destekleme kararında en ufak bir değişiklik olmadığını ve Türkiye’nin bu iki ülkeyi ikna edemediğini söyledi. “O halde Türkiye ne yapabilir?” diye sorup şu cevabı verdi: “Avrupa’ya yaslanalım” deseniz ilişkilerimiz en kötü döneminde. O kart da kullanılamaz hale geldi. Eğer ABD ya da Rusya’ya savaş açmayacak, ipleri koparmayacaksak başının çaresine nasıl bakacak Ankara? Suriye politikamızı revize etmek ve yeni bir açılım yakalamaktan başka yol görünmüyor” dedi. Akif Beki yeni açılımın ne olduğunu açıkça söylemedi ama Türkiye’nin taviz vermesi gerektiğini ima etti.

ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey olmaz. Yani Türkiye’nin bölünmesini bize teklif ederlerse kıyamet kopar. Yani dünyada hiç kimse kalmaz. Bakteri de kalmaz, virüs de kalmaz, dümdüz tepsiye döner dünya. Buna hiç yanaşmasınlar. Olmayacak iş o. Öyle bir şeyi kabul etmeyiz. Türkiye’nin bölünmesine yönelik teklifler olmaz.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Toygar Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba benim adım Toygar, benim sorum şu şekilde. Yaşadığımız çevre acaba nasıl daha güzel bir hale getirebilir, teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bak, bütün gençlerin aynı hedefi. Çünkü güzel değil, yani mahallesine bakıyor, güzel değil. Sokağa geliyor güzel değil. İnsanlara bakıyor, bakımsız insanlar, kıyafetleri güzel değil, üstü başı güzel değil, konuşmalar güzel değil. Bağlar bahçeler güzel değil. Bu iş parayla da değil. Yani çok az bir parayla da insan evini güzelleştirebilir. Evinin önü çok çok hoş olabilir. Her yerin güzelleşmesi imanladır, Allah korkusu Allah sevgisiyledir. Allah’a coşkun bir sevgi duyarsa insanlar çevresinin de güzel olmasını çok şiddetli bir içgüdüyle ister. Ben mesela güzellik görmedim mi çok rahatsız oluyorum. Her yerin güzelleşmesini istiyorum. En ufak bozukluk bende en ufak bir çirkinlik bile rahatsızlık verir. Neden? Çünkü imanımdan kaynaklanıyor. Her yerin düzgün, temiz, bakımlı, estetik, hoş ve kaliteli olmasını isterim. Yani mesela köyde de olsam fark etmez. Köy evi vardır evin önüne gül ekerim, küçük bir bahçe yaparım. Evin etrafını temizlerim yine kaliteli ve çok hoş olur o, yani onun için bol paraya ihtiyaç yok gönül meselesi bunlar.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicinizin sorusu.

VTR: Futbolda maganda kültürünün bitmesi için ne önerebilirsiniz?

ADNAN OKTAR: O da sevgisizlikten, merhametsizlikten oluyor, gaddarlıktan oluyor, acımasızlıktan oluyor. Düzelmesinin tek yolu Allah korkusu, Allah sevgisi, Darwinist, materyalist sistemin kaldırılması, yani sevgisizliğe karşı devlet çok güçlü atak yapması lazım. Bir sevgi ayaklanması, sevgi patlaması Türkiye’de şart; buna devletin öncülük etmesi gerekiyor.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bahattin Bey size bir soru yöneltmiş.

VTR: İyi akşamlar. Peygamber Efendimiz (sav) böyle bir dönemde yaşamış olsaydı giyim ve kuşam tarzı nasıl olurdu?

ADNAN OKTAR: Modern giyinirdi yani bizler gibi giyinirdi. Yani sarıkla, cübbeyle gezmezdi. Çünkü o devirde sarık ve cübbe yaygın moda olan kıyafetti. Museviler, Hristiyanlar, putperestler, herkes sarık ve cübbeyle geziyordu. Peygamberimiz (sav) de o devrin kıyafetine uygun kıyafet giyindi. Yani Hristiyanların tamamı sarık ve cübbeliydi, Musevilerin tamamı, putperestler, müşriklerin tamamı da sarıklı ve cübbeliydi. O devrin normal kıyafetiydi bu. Peygamberimiz (sav) de o devrin kıyafetine uydu. Dolayısıyla bu devirde de olsa bu devrin kıyafetiyle olurdu yani inşaAllah.

 Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Biz izleyicinizin sorusu.

VTR: Aşk acısı nasıl geçer?

ADNAN OKTAR: Aşk acısı; Allah korkusu, Allah sevgisi olursa zaten aşk acısı olmaz Allah öyle bir acıyı yaşatmaz. Ama sen karşındakine Allah rızası için yaklaşmazsan, Allah için sevmezsen, Allah’ın tecellisi olarak görmezsen Allah o tecelliyi kaldırır. O zaman acı çekersin tabii ki. Çünkü sen Allah’ın tecellisine niyetle seversen Allah’ın kabul edeceği bir sevgi olur o. Ama sen onu müstakil bir varlık olarak görürsen put haline getirmiş oluyorsun, şirk koşmuş olursun. O Allah’ın zoruna gider, o zaman onu senin elinden alır. Sen de o zaman o putun acısını çekersin.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Taylan Özgür Duran Bey’in sorusu.

VTR: Hayırlı Akşamlar. Cumhurbaşkanımız’ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’la görüşmesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gayet iyi oldu. Dostluk, sevgi, kardeşlik, tanışmak, karşılıklı muhabbet, karşılıklı iltifatlar, gönül almalar bir gönül aşinalığı meydana getirir. Dostluk bağı meydana getirir. Tayyip Hocam zaten delikanlıca, sevecen, dostça yaklaşıyor herkese. Çok olumlu etki edecektir. Dolayısıyla bir dahaki sefer de daha yakın bir arkadaşlık, daha nazı geçen bir arkadaşlık olacaktır. Daha güvenliği pekiştiren bir durum meydana getirir. Tayyip Hocam bu sevgi ataklarına zaten uzun süreden beri devam ediyor. Yine devam edeceğini düşünüyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mert Bey bir soru yöneltti.

VTR: Merhaba ben Mert. Gençlerde eksiklik olarak ne görüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hepsinin canının yandığını konu; sevgi. Genç kızlara sorun, en büyük dertleri sevgidir, sevgisizlik. Gençlerin en büyük derdi erkek, delikanlıların onların da sevgisizliktir. Güzelliği görememektir, estetik aramalarıdır. Sokağa gidiyor güzel bir şey bulamıyor, göremiyor. Bahçeye çıkıyor güzel bir şey göremiyor. Yani bir pejmürdelik, bir perişanlık birçok yerde var, yani birçok şey işlevsel. İnsanlar kıyafet giyiyor söylediğim anlattığım meşhur olan bir konu, sadece ihtiyaç kadar. Güzellik amacıyla değil. Sadece ihtiyacını görmek için, böyle olmaz. Bahçe önleri, evler, sokaklar, ayakkabılar, saçlar, kaşı, gözü, her şeyi güzel olacak insanların. Hayvanlar güzel olacak, bakımlı olacak, müzik güzel olacak, resim güzel olacak, heykel güzel olacak, meydanlar güzel olacak temiz ve bakımlı olacak. Cennet ortamında yaşayacak insanlar. Herkes birbirine hal hatır soracak, selam verecek, herkes birbirini gördü mü merhaba diyecek. Tanışacak, konuşacak, arkadaş olacaklar. İnsanlar birbirlerine şüpheyle değil dostça yaklaşacaklar. Böyle günler Mehdiyet döneminde Allah tarafından bize bahşedilecek güzelliklerdir. Bunun oluşması için de kısa bir dönem kaldı, inşaAllah. Gayret edelim, devam edelim, olacak, inşaAllah.

GÖRKEM ERDOĞAN: Deniz Hanım’ın sorusu.

VTR: Ben Deniz. Türkiye’deki park sorunu ne zaman çözülecek?

ADNAN OKTAR: Park sorunu en güzel yeraltında halledebiliriz. Yer altı park sistemi oluşması lazım. Mesela sokakta araba gidiyor, yer altına giren bir menfez olacak, araba geldiğinde zaten açık olacak o menfez, oradan araba yeraltına girecek. Çok geniş bir alanda otopark imkanı olacak. Bu şekilde hallolur. Hep yeraltıyla halledebiliriz.

Şimdi yine kısa bir ara verelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

VTR: Kufe Mescidi’nin Kubbesinin ve Duvarının Yıkılması Hz. Mehdi (as)’ın Çıkış Alametidir

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicinizin sorusu var.

VTR: Eminim ki bu video yayınlanmayacak. Sürekli tebliğ ediyorsunuz akşamları izlediğimizde. Biz de tebliğ yapalım o zaman, biz de bir şey söyleyelim. Eğer bunu yayınlarsanız gerçekten diyeceğim ki “Sorularıma cevap verebiliyormuş, eleştirilere açık birisiymiş” diyebileceğim. Benim sorum şu: İslamiyet’in neresinde açık seçik bayanlarla oturup dini sohbet. Bak, dini sohbet. Magazin programı yapabilirsin, herhangi bir şey yapabilirsin, eğlenebilirsin, sıkıntı yok. Bunlara da karışmıyoruz yani buna karışmak da hoş değil zaten. Saygı duyarım. Ama dini konuları konuşmak ne kadar doğru? Ve ismini andığınız büyük muhterem zatlar var Bediüzzaman Said Nursi gibi mükemmel insanlar var. Bu zatların yani hangi biri böyle bir şey yapmış? Hangi birinin hayatın böyle bir şey var? Sahabe dönemine bakın hiç hangi birinde böyle açık bayanlarla oturup dini sohbet yapmışlar? Yani İslamiyet’in hiçbir yerinde ben görmedim, duymadım, bilmiyorum. Sadece sizi gördüm. Siz de böyle bir yolu çizmişsiniz madem böyle bir yolda ilerliyorsunuz kaynağınız nedir? Bunu merak ediyorum. Bunu da yayınlamanızı istiyorum. Samimiyseniz yayınlarsınız, samimiyseniz bana cevap verirsiniz. Bekliyoruz.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav)’in İslam’ı tebliğ ettiği dönemde kadınların zaten hepsi dekolteydi, açıktı. Hatta anadan doğma geziyorlardı birçoğu. Birçoğu göğüsleri açıktı, bir kısmının da cinsel organları açıktı. Ama diğerleri de yoğun dekolte olarak geziyordu. Peygamber Efendimiz (sav) de Ukaz Panayırı’na gidip o kalabalığın en yoğun olduğu o yerde günlerce, aylarca, yıllarca bu insanlara tebliğ yaptı. O insanlar oturuyorlardı karşısına Peygamber (sav)’in. Müşrikler, Mecusiler, putperestler, dinsizler, dekolte kadınlar, açık kadınlar, açık erkekler de vardı. Adam sadece alt tarafına bir şey bağlamış oturuyor yani sıcak hava zaten, kimi yan gelmiş yatıyor. Hepsine tebliğ yapıyordu Peygamberimiz (sav). İslam’ı anlatıyordu. Eğer kaynak istiyorsa sahabe dönemine bakabilir. Peygamberimiz (sav)’in anlatım yöntemlerinin içerisinde bu geniş bir zaman diliminde uygulanan bir durumdur. Ama sonradan tabii Müslüman kadınların zor durumda kalmaması için cilbab ayeti indi Ahzab Suresi ama mümin kadınlar içindi o. Ama Peygamber Efendimiz (sav) tebliğini açık kadınlara da, herkese yapıyordu. Bilmiyorum bu arkadaşa yeterli oluyor mu bu cevap? Ama yetersiz görürse kaynaklarla çok detaylı, daha detaylı da anlatırım ama zannediyorum anlamıştır.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Onur Bey size bir soru yöneltti?

VTR: Hocam saygılar merhaba. Ülkemizin şu an içinde bulunmuş olduğu durumla alakalı ve önümüzdeki yıllara bakaraktan düşüncenizi öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Türkiye lider ülke olacak, bayağı büyüyecek. İslam alemi birleşecek, Türklük alemi de birleşecek. Zulüm kalkacak. İngiliz derin devleti yerle bir olacak, rezil kepaze olacaklar. İngiliz derin devletinin bütün sırları ortaya çıkacak. İngiliz halkı da onlara karşı demokratik anlamda ayaklanacak hukukla kanunla. İngiliz derin devletinin inlerine girilecek ve bu işte FETÖ’yü şunu bunu ayaklandıran bu karanlık teşkilat tarihin karanlıklarında artık yerini alacak. Ve İslam alemi yeniden aydın, parlak, neşeli, güzel, cennet gibi günlerine dönecek. Sahabe dönemi gibi olacak, herkes kardeş olacak. kadınlar dekolte de isteyen gezecek, isteyen çarşaflı gezecek. Kadınlara kimse laf atmayacak, kadınlar çiçek gibi bakımlı, hoş, güzel olarak ta buradan Şam’a kadar gidecekler. Bunu Peygamber (sav) söylüyor. “Otlar ayaklarına değecek” diyor, otlar. Yani çıplak ayak bile yahut dekolte ayakkabıyla, açık ayakkabıyla gidecekler diyor. Peygamber (sav)’in hadisi. Dolayısıyla bolluk ve bereket olacak, savaşlar duracak, bütün kavgalar sona erecek, anarşi ve terör de olmayacak. Çocuklar, kadınlar, gençler herkes huzur içinde cennet gibi yaşayacaklar.

Kainatın Efendisi (sav) Kinde kabilesinin konutlarının bulunduğu yere gidiyor; müşrikler. Onlara tebliğde bulundu.” Bütün kadınlar dekolte. Bütün kadınlar dekolte. Kelb kabilesinin konutlarının bulunduğu yere gidiyor. Onlara da tebliğde bulunuyor. Hepsi dekolte kadınların, açıklar. Anadan doğma kadınlar da var, zenci kadınlar bilhassa. Kimi de önüne bir şey bağlamış oluyor. Çoğunun göğsü açık. “Ben-i Hanife konutlarına gitti onlara tebliğde bulundu. Ben-i Hanife topluluğu Araplar içinde küfür ve isyanda en aşırı gidenlerdi.” Onlar da tamamen açık gezen insanlar. Erkekleri de öyle. Yani sadece bir külotla da gezenler var. Kadınlarda da öyle sadece bir külotla gezen kadınlar var. Bazıları da tamamen çıplak. Yine Ben-i Amr bin Saad topluluğuna tebliğde bulundu. Bunlar da yine müşrik, dinsiz ve ateist topluluktu. Peki burada Peygamber (sav) kadınlara tesettüre girin siz, ondan sonra mı tebliğ yaparım diyordu? Tabii ki doğrudan tebliğ yapıyordu. Dolayısıyla arkadaşlarımız sahabe dönemini, o dönemi iyi kavramaları lazım. Peygamberimiz (sav)’in tebliğinde açık kadınlar hep vardı. Ama mümin kadınlar tabii karanlıkta gece gelirlerken çarşaflarını giyip geliyorlardı ama mümin sahabeler varsa güvenliyse çarşaflarını çıkarıyorlardı. Zaten çarşaf ayeti kadınların dekolte kıyafetlerine karşı Allah tarafından dışarda ızdırap, acı duymamaları için alınan bir tedbirdir. Kadınlar zaten dekolte, dekolte olduğunu gösteriyor o ayet zaten. Bütün kadınlar dekolte olmasa Allah niye çarşaf ayeti indirsin, niye örtünün desin? Bütün kadınlar dekolte o dönemde, hemen hemen tamamı yani.

“Kainatın Efendisi insanların kalabalık bulunduğu panayırlarda ve özel günlerinde tebliğe ayrı bir önem veriyordu.” Yani en kalabalık oldukları yerler. Mesela burada ne yapılıyor? Müzikli büyük toplantılar yapılıyor, eğlence toplantıları yapılıyor. O tarzda o devirde de öyle müzikli büyük toplantılar yapıyordu müşrikler, eğlenceler yapıyor. Peygamberimiz  (sav) oralara gidiyordu tebliğ yapmak için. Dolayısıyla oradaki kadınlara, “kadınlar örtünün ondan sonra size tebliğ yaparım” demiyordu.  Zaten açıktılar onlara o şekilde konuşup tebliğ yapıyordu.

Delikanlı, “Teşekkür ederim, yayınladığınıza sevindim” diyor. Dürüstçe olursa tabii ki, niye yayınlamayalım? Ama tabii ağzını bozarsa adam o dengeli bir insanın yapacağı bir şey değil çünkü onun bilgiyle bir alakası yok. Merak ettiği bir şeyi bir insan bize bütün açıklığıyla sorabilir, dürüst ve saygılı bir üslupla sorabilir. Ama ağzını bozarsa tabii ki o yani olmaz, onu nasıl yayınlayalım yahut nasıl muhatap alalım? Olmayacağı belli. Ama her türlü soruyu, bilinçaltında uygun bulmadığı, şaşırdığı, mantıksız bulduğu her şeyi, herkes bana istediği gibi sorabilir. Sadece makul, düz bir üslupla sormaları yeterli. Yani çirkin üslup olmaması bizim için esas.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Belgin Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhabalar ismim Belgin. Bazı aileler çocuklarına sahip çıkmıyorlar, sizler bu konuda ne düşünürsünüz, nasıl bir çözüm üretirsiniz?

ADNAN OKTAR: Çocuklarına sahip çıkmayan yani yüzbinlerce, milyonlarca insan var. Üç yaşında çocuğu bırakıyor sokağa, dört yaşında çocuğu sokağa bırakıyor hayretler içinde kalıyorum. Akıl almaz tehlikeli. Her türlü riskin içinde oluyor o çocuklar. Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. Başka türlü nasıl olur? Eğitilmesi lazım. Devletin de bu konuda bu eğitime katkıda bulunması lazım.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Mehmet Bey bir soru yöneltmiş.

VTR: Benim adım Mehmet. Gece kulüplerindeki eğlence nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Kimse kimseyi rahatsız etmemesi lazım. Kadınlara saygı olması lazım, genç kızlara hürmet edilmesi lazım, namuslarına, haysiyetlerine, şereflerine yönelik en ufak bir kıpırtı dahi olmaması lazım. Bu konuda güvenliği sağlayan insanlar da olması lazım ayrıca. Onların rahatça huzur içerisinde, arkadaşça eğlendikleri yerler olması gerekiyor. Namaz kılmaları için de ayrıca yerler olması lazım. Temizlikleri için ayrı yerler olması lazım. En önemli şey onur, şeref, namuslarına zarar gelmesinin tamamen önlenmesi, sözlü veya fiili hiçbir şekilde rahatsız edilmemeleri. O şekilde çok güzel eğlenebilirler.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mahmut Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Mahmut. Şunu merak ediyorum. Romantik misiniz?

ADNAN OKTAR: Romantik olmak akılcı olmayı ortadan kaldırır. Biz akılcı olmaya mecburuz. Yani Suriye’de Müslümanlar şehit edilirken, Irak’ta Müslümanlar şehit edilirken, Afganistan’da Müslümanlar mahvedilirken bizim romantik olmamız akıllı bir tavır olmaz. Müslüman daima akılcı, makul, mantıklı olmak durumunda. Ama yani tabii ki sevgi doluyuz, tabii ki tutkuyu, aşkı en yüksek derecede yaşarız ama bunda da her zaman aklı esas almamız, akıllı hareket etmemiz gerekir. Romantiklik bizi akılcılıktan geri çekecektir ve mantıksızlığa doğru sürükler. Şeytan bunu kullanır. Dolayısıyla Müslüman daima Kuran’ın gösterdiği akıl içerisinde hareket etmesi gerekir.

Müslüman kadınların ana konusunun kapanmak yani “Kadınların görevleri şunlar” diyor. “Başını kapatması, makyaj yapmaması, gülmemesi, bir şey konuşmaması çünkü konuştuğunun tersi yapılacağı için, erkeğe köle gibi olması. Yani hayatın bütün yönlerinden çekilmesi. Dans etmemesi, müzik dinlememesi, bakımlı olmaması gibi görevlerle teçhiz olmasına kanaat getirmiş bu arkadaşlar, bazı tipler. Bu kadının ölümü demektir. Bu şekilde İslam aleminde kadını adeta manen öldürdüler. O yüzden İslam da manen öldü. İslam güneşini batırdılar. Şu an Mehdiyet vesilesiyle yeniden İslam güneşi doğuyor. Yani insanlığın yarısı olan kadınları sen manen öldürürsen İslam’ı da öldürmüş olursun. Onlara hayat hakkı tanımadılar. Yeniden şimdi onlara hayat hakkı tanınıyor, yeniden canlanıyorlar, yeniden hayat buluyorlar.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Eylül Hanım bir soru yöneltti.

VTR: Merhaba ben Eylül. Türk gençliğini modern buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Büyük bölümü modern ama çok bakımsız, çok içine kapalı, işlevsel hale getirilmiş durumdalar. Yani genç kızlar modern olmayı çok istiyor, inanç olarak modernler ama pratik olarak, sanat, estetik, kalite olarak bunu uygulayamıyorlar, uyguladıklarında onların kötü yolda olduğu iddiası etrafa yayılmaya başlıyor. Yani bakımlı kaliteli bir kıza, bir mahallede düşünelim herhangi bir mahallede bir isim vermiyorum, bazı yerler için söylüyorum, akıl almaz baskı yapılır. Sokaktan içeri geldiğinde adamlar pencereden bakıyor, sokak aralarındaki, mahalledeki delikanlılar laf atmaya başlıyorlar. Yani kötü bir tavır içinde ve kötü bir insan olduğu imajını ona vermeye çalışıyorlar, güzel olmasını suç gibi gösteriyorlar. O zaman kalite ortadan kalkıyor. Kalite ortadan kalkınca modernlik de ortadan kalkıyor. Ve işlevsellik akıl almaz yayılıyor. Yani ayağında lastik bir ayakkabı yürümek için, bir pantolon rahatça her yere oturabileceği gibi, bir de sıradan bir gömlek. Saçlar bakımsız. Yani genellikle kadınların kalitesi saçlarından da anlaşılır, saçlarından, ayakkabılarından, ciltlerinden anlaşılır. Bakımsız bir cilt, çökmüş bir cilt, saçlar da adeta keçeleşmiş. Yani karmakarışık keçeleşmiş bir yün yığını gibi. Böyle bir insanlık anlayışı, böyle bir kadın anlayışı, böyle bir sevgi, böyle bir estetik anlayışı olmaz. Kadınları zorla bu çizginin içine çekiyorlar birçok yerde. Yani yoğun bir mahalle baskısı birçok yerde var. Bunun kalkması gerekiyor. O zaman kadınlar hepsi çiçek gibi olur, çok bakımlı ve çok güzel olurlar. Dünya da güzelleşir, Türkiye de güzelleşir cennete döner o zaman ortalık. Kadının pencereden bile bakmasını suç olarak görüyorlar. Yani kadınlar başını kaldırıp dışarıya bakamıyor dışarıda görün bakın. Hangi kadın etrafına rahatça bakabiliyor. Gözünü yerden kaldıramıyorlar. Ya telefonuna bakıyor, ya arkadaşının yüzüne bakıyor kız arkadaşının yüzüne. Yahut sürekli yere bakarak yürümek durumunda kalıyor. Yani güzelliği, estetiği takdir ederek etrafını seyrederek mutlu, sevinç içinde gezen bir genç kız ben pek göremiyorum. Çok nadir.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Süleyman Bey’in sorusu.

VTR: Ben Süleyman. Şunu merak ediyorum. Hz. Hızır (as) kadınlarla görüşüyor mu?

ADNAN OKTAR: Görüşür tabii. Başbakanla da görüşür, cumhurbaşkanıyla da görüşür, İngiliz derin devletiyle de görüşür, mason localarına da girer, mason toplantılarına da katılır yani her yerde olur, gereken her yerde. Genelkurmay toplantılarına da katılır yani girmediği bir yer olmaz.

Evet.

ASLI HANTAL: Arıkuşu ve yumurtalarını göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ne şeker hayvan bu, her şeyi güzel. Yuvası da güzel, kendi de güzel.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ecem Hanım’ın sorusu var.

VTR: Merhabalar ismin Ecem. Kadınlara daha nezaketli nasıl davranılır?

ADNAN OKTAR: Kadınlara nezaket ibadettir. Allah korkusunun, Allah sevgisinin bir tecellisidir. Bir kadına nezaket göstermek zaten çok zevklidir, bir kadını korumak çok zevklidir. Kadına şefkat göstermek, kadına iyilik yapmak, kadına hediye almak, kadını bir zorluktan kurtarmak, kadını bir beladan kurtarmak, kadına asil varlık olduğunu vurgulamak, seçkin bir varlık olduğunu vurgulamak hem ibadet, hem nimet, hem zevktir. Dünyadaki en büyük heyecanlardan, en büyük zevklerden en başta gelenidir. Allah için bütün Müslümanların kadınları koruyup, kollaması, sevmesi gerekir. Her yerde hürmet etmesi gerekir. Kadın iffetiyle güzeldir, nuruyla güzeldir. Haysiyetine, şerefine çok özen göstermesi lazım kadınların, erkekler onları çok iyi koruması lazım.

Evet.

ASLI HANTAL: Yusuf Bey’in sorusu.

VTR: Merhabalar ben Yusuf. Masonlar para alıyor mu sizce?

ADNAN OKTAR: Masonlar para alıyor mudur? Yani mason oldukları için para alıyor mudur, o anlamda diyor değil mi? Belki birbirlerine yardım ediyor olabilirler ama zor yani ben pek rastlamadım. Çünkü genellikle onlar işte dul kesesi diye bir sistem kurmuşlar, oraya para toplayıp onunla mason localarında bir şeyler yapıyorlar. Kendi aralarında bir yardımlaşma sistemi kuruyorlar. Ancak şöyle olabilir bir mason hastalanır, düşkün olur, perişan olursa ona belirli bir miktar kendi aralarında para toplayıp destek oluyor olabilirler. Ama belirgin olarak masonların birbirini desteklemesi diye bir şey yok. Yani genellikle üyelerinden para isteyen bir sistem içindeler. Yani ne bileyim adam trafik kazası geçirmiştir, çoluğu çocuğu yoktur, kimsesi yoktur, masondur, locaya haber giderse arkadaşları birlikte hareket edip onu koruyup kollayan bir tavır içine girebilirler. Ama bu her yerde olur mesela iş yerlerinde mesela bir holdingde birisine bir şey olsa arkadaşları para topluyorlar. Dolayısıyla yani masonluğun kendine has özel bir para toplama, para dağıtma sistemi yok.

“Hocam, Kayseri’den Uğur. Kız arkadaşımla dışarda gezerken genç, yaşlı kişiler rahatsız edecek şekilde arkadaşıma bakıyorlar, bu da beni çok rahatsız ediyor. Bir öneriniz olur mu? Hepinize iyi yayınlar” diyor. Bir kadına rahatsız olduğunu bile bile ona bakmak çok aşağılayıcı, çok rahatsız edici bir şey, çok kızdırıcı bir şey. Yani güvendiği birisi ve değer verdiği birisi ona sevgiyle bakarsa onun için önemli olur ama önüne gelen ona kötü gözle bakarsa rahatsız olacağı açık. Yakışık almaz. Kadınları gözle rahatsız etmemek özellikle çok önemlidir. Yani sözlü veyahut gözle rahatsız etmemek, nezaketin en önemli bölümü odur. Ama mesela güzel bir kadındır ona sevgi dolu kısa bir bakış yani takdir eden bir bakış olabilir. Yani hayranlık dolu, hürmet dolu bir bakış olabilir ama böyle ahlaksızca yani pis pis sırıtarak, bıyık burarak falan böyle haysiyetsiz bir bakış çirkin. Ama takdir dolu, sevgi dolu, hürmetle, onun namusuna, iffetine önem vererek, onun yüce olduğunu, büyük olduğunu hissettiren sevgi dolu bir bakış olabilir yani eğer o hanım ondan rahatsız olmuyorsa olabilir. Ama bunun dışında rahatsız edecek şekilde tek kelimeyle ahlaksızlıktır, onun onurunu kırmaya kalkmak, kızdırmaya kalkmak, onu rencide edeceğini bile bile böyle ahlaksızca tavırlar göstermek tek kelimeyle ahlaksızlıktır. Ama hayranlık duymakta bir şey yok. Hürmet dolu, saygı dolu onun iffetine, namusuna çok titiz olmak şartıyla hayranlık dolu bir bakış bence olur. Mesela güzel bir çocuk oluyor ona da hayranlık dolu, sevgi dolu bakılıyor. Bir genç kız da mesela yakışıklı bir delikanlıdır takdir dolu ona bakabilir yani Allah’ın yarattığı bir tecelli olarak bakabilir. Kötü bir amaç olmaksızın yani iffetini payimal etmeye yönelik olmaksızın olabilir.

Evet.

ASLI HANTAL: Trump’ın, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı görüşmede bir başka ülkeden gelen çok gizli bir istihbaratı onunla paylaştığı iddia edilmişti. Trump bu haberi doğruladı ve buna hakkı olduğunu söyleyerek bu kararını savundu. Bunun ardından Trump’ın FBI Başkanı James Comey’den eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn hakkında Rusya ile ilişkilerinden dolayı açılan soruşturmanın kapatılmasını istediği iddia edildi. İşte bu iki olay üzerine Trump’ın görevden alınması konusu Amerika’da gündem oldu. Bazı temsilciler meclisi üyeleri azil sürecinin başlaması için başvuruda bulunabileceklerini açıklarken, ilk kez bir cumhuriyetçi kongre üyesi de bu ihtimali gündeme getirdi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim çok münasebetsiz bir şey. Rusya ile Amerika, Amerika ve Rusya’nın dostluğu için gizlice görüşebilir, konuşabilir, gizli istihbarat da akıtabilir. Adam zaten başkan yani Amerika’nın cumhurunun başı. Tabii ki bilgi de alabilir. Orada iyi niyetli insanlarla da istişare edebilir. Rusya istihbaratından adamlar gelir, Rusya’nın iyi niyetli olduğunu, Amerika’yla dost olmak istediğini onlara bildirebilir. İki taraf kendi aralarında gizlice görüşebilirler de. Bu niye suç olsun, böyle münasebetsizlik olur mu? Bu kadar mantıksızlık olmaz. Bundan doğal ne olabilir? Yani Amerika’nın lehine, Rusya’nın da lehine iki taraf birbiriyle görüşüyor. İki tarafın da insanları birbirleriyle bağlantı kuruyorlar. “Ya” diyorlar “ biz oyuna gelmeyelim mesela İngiliz derin devletine karşı tavır alalım, bizi birbirimize düşürmesinler, savaşa girmeyelim. İran’la birbirimize düşürmesinler arkadaş olalım dost olalım gizlice bilgi alışverişi oluyor. Bu asil bir hareket güzel bir hareket niye suç olsun? Bu çok münasebetsiz bir şey bunun üzerine çok gitmek lazım ve çok kızdırıcı bu.

Bir kadına bir insan diyebilir ki “sevgiyle bakıyorum” diyebilir. Ama ona saygı duyması şartıyla olabilir o. Sırf sevgiyle bakması olmaz o zaman mutazarrır olur kadın, rahatsız olur. Saygı duyacak, iffetine dikkat edecek, onu yüce bilecek, onun namusunu kendi namusu olarak görecek o zaman sevgiyle bakabilir. Ama sırf doğrudan sevgiyle bakarsa kadın rahatsız olur öyle olmaz. Dindarca, Allah’tan korkarak, Allah’ı severek, Allah’ın tecellisi olarak bakması lazım. Nefsani sevgiyle bakmak olmaz benim kendi kanaatim.

Mesela İsrail’den gelen istihbaratı paylaşmış gayet güzel. Niye olmasın? Türkiye’ye de İsrail’den bir istihbarat gelse iftiharla biz gider bildiririz ne var bunda? Mesela İsrailli bir ajan IŞİD’in içine sızmış ve olası bir eylemi haber vermiş. İsrail bunu Trump’la paylaşmış Trump da Rusya ile paylaşmış. Gayet normal tabii zincirleme herkes birbirine haber verecek bunda anormal olan ne? Çok gıcık hareketler bunlar inanamıyorum, inanamıyorum. ‘Hadi bakalım seni cumhurbaşkanlığından alalım’ deli misiniz siz? Nasıl bir adam bunlar? Nasıl bir kafadır bunlar?

EBRU ALTAN: Sizin makalenizde vardı İngiltere’nin de Beş Gözler antlaşması var diğer ülkelerle istihbarat anlaşması onlar da paylaşıyorlar bilgileri hiç böyle bir konu olmuyor.

ADNAN OKTAR: Çok çürük sistemler kurmuşlar bir kere bunları kaldırmak lazım. Mesela bu Michael Flynn de YPG’ye silah transfer yapılmasını durdurmuştu adamı görevden aldılar apar topar sırf bu yüzden. İngiliz derin devletinin kışkırtmasıyla. Bak Türkiye’de durum sağlam. Mesela Tayyip Hoca’ya ne yaparlarsa yapsınlar biz Tayyip Hoca’yı bıraktırmıyoruz. Ne oyunlar yaptılar gördünüz. Akıl almaz ne vatan hainliğini bıraktılar ne bilmem ne, biz de hoşt dedik. Belli ahlaksızca oyun oynadıkları, namussuzca oyun oynadıkları belli. Biliyorlar normal dürüst bir insan kendi halinde bir insan sırf görevden almak için yapıyorlar. Yok “IŞİD’e silah satıyor” diyor bu kadar ahlaksızca bir yalan olmaz. IŞİD’in silahlarını hadi görelim dedik soba borusu çıkıyor. Atık su borusu; atık su borusu nerede havan topu yapılmış? O zaman ben ayakkabıdan uçak yaparım. Şu dangalaklığa bak, münasebetsizliğe bak çok kızdırıcı şeyler bunlar. Michael Flynn, Rusya ile işbirliği yapsın ne güzel, vatanseverliğiyle işbirliği yapıp kendi vatanının lehine bir gelişme meydana getiriyor. Rusya’yı müttefik haline getiriyor, Amerika’yı güçlendiriyor bunda ne var? Biz de Rusya ile müttefik olmaya çalışıyoruz ne var bunda? Bunlar ne kadar anormal izahlar? Ve sistemi ne kadar çürük yapmışlar? Amerika’nın anayasasını değiştirmek lazım. Trump’ı da bütün gücümüzle destekleyelim dünyaca, bu insana oyun oynayamasınlar kilitleyelim yani.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Şenol Uzun Bey’in sorusu;

VTR: Merhaba iyi akşamlar ben İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul’a göç eden, İstanbul’a gelen Suriyelilerin sayısı günden güne artıyor. Bu sayının artmaması için nasıl bir çözüm önerebiliriz?

ADNAN OKTAR: Onlara hayvancılıkla iştigal etmelerini sağlayabiliriz. Mesela koyun versinler, keçi versinler onlar onun sayısını arttırırlar. Tarım arazisi verelim işlemelerini sağlayalım domates, biber, fasulye yetiştirsinler. Rençberlikle geçinsinler her türlü imkan sağlanabilir. Ama ezelim mantığıyla yaklaşılması günah yazık. Olmaz, o insanlar Allah’ın bize emaneti, Allah bize onları koruyun diye gönderdi. Allah bizim merhametimizi şu an imtihan ediyor, şefkatimizi imtihan ediyor. Biz sahabe döneminde gibiyiz şu an, ahir zaman sahabe dönemi gibidir. Onlar bize Muhacir olarak geliyor biz onları eğer korur kollarsak Peygamberimiz (sav) zamanında Muhacirleri koruyanlar nasıl sevap aldıysa biz de ondan sevap alırız. Onlar bereketiyle gelir, onlar bize bereket getirirler. Yazık günah bu insanları bu kadar sıkıştırmak, üzerlerine gitmek, başlarına kakmak çok ayıp çok günah olur. Müslümana yakışmaz. Böyle sözlerin bir an önce bitmesi gerekiyor.

Trump’la uğraşılmasının da önüne geçelim. Hükümet, Tayyip Hocam Trump’ı açıkça koruyan kollayan beyanatlar versin, Rusya da öyle beyanatlar versin. Putin’e de mektup yazalım. Pakistan, Çin desteklesin Trump’ı. Çin Başkanı da açıkça ifade etsin. Fas, Tunus, Cezayir de yani İslam ülkeleri de desteklesin. Öbür türlü bu insanın başını yiyecekler. Bir oyun oynamaya hazırlanıyorlar buna müsaade etmeyelim. İngiliz derin devletini orada da püskürtelim.

Amerikan halkı biraz çocuksu, temiz kalplidir. Nasıl diyeyim? Saf demeyeyim de, naif insanlar hemen inanıyorlar, basınla hemen yönlendirilebiliyorlar. Türk kamuoyu, dünya kamuoyu ısrarla desteklerse Amerikan kamuoyuna bu çok olumlu etki yapar. Yoksa o insana bir oyun oynayacaklar benim gördüğüm bu, bu oyunu kıralım. Bu çok tehlikeli olur eğer onu görevden alırlarsa. Bir psikopatı onun yerine getirebilirler yani İngiliz derin devletinin uşağı olan bir psikopatı getirebilir. Bu da dünya için çok çok tehlikeli olabilir. Evet

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicinizin sorusu.

VTR: İnsanlar neden tiyatroya önem vermiyorlar?

ADNAN OKTAR: Tiyatro çok güzel olur ama gerçek eğitici bir tiyatro olsa. Geniş bir kere alan olması lazım küçük tiyatro değil de sahnesi çok mükemmel olması lazım. İyi hazırlanılması lazım ve eğitici yönünün çok güçlü olması gerekiyor. Sinemayla, tiyatroyla halk çok güzel yönlendirilir, eğitilir, kültürün önemli bir yönü. Heykele de önem verilmiyor, resme, müziğe de önem verilmiyor, tiyatroya da önem verilmiyor ama bunların hepsi düzelecek inşaAllah. Mehdiyet devrinin güzellikleri içerisinde bunlarda yer alacak.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kerim Bey bir soru yöneltmiş.

VTR: Kaçımız bir kitabın kapağından önce içini okuyabiliyoruz ki, kaçımız daha doğrusu bir kitabı okuyabiliyoruz?

ADNAN OKTAR: Az da okumuş olsan üç-beş sayfa bile okumuş olsan çok faydası olur. Kitabın tamamını okuyamamak, kitabı tamamen terk etmelerine sebep olmasın insanların. Mesela arasından üç sayfa, beş sayfa, arka kısmından üç-beş sayfa, ortadan üç-beş sayfa okusa ile çok büyük faydası olur istifade eder, evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ömer Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Ömer. Türkiye’deki Suriyelilerin dağılımı nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Her yerde geniş arazi üstünde tarımla ve hayvancılıkla uğraşacakları şekilde toprakta onlar iskan edilebilir o kardeşlerimiz, geniş arazilerde. Çok üst üste getiriliyor halbuki onlar geniş arazide tarımla ilgilenseler bayağı hoşlarına gider. Meyve sebze üretimi efendim hayvan yetiştiriciliği onlara zevk verir, hem de hür ve rahat hareket etmelerini sağlar.

Şimdi kısa bir ara verelim yine. Devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık Allah’tan ve Dini Konulardan Bahsetmezken, Dünya Hayatıyla İlgili Konularda Konuşmakta Çok Şevkli ve Yeteneklidir

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: “Peygamberimiz (sav)’in saçının uzun olduğunu açıklar mısınız Hocam? Şu anki konumda uzun saçlı erkekleri yadırgıyorlar.” Ayrıca örüyordu da Peygamberimiz (sav) hem uzun saçlı, hem örüyordu ve gözlerine sürme çekiyordu. İşte gelenekçi İslam’ın getirdiği felaketlerden biri de bu. Uzun saç hakikaten çok yadırganıyor. Kafalarını kazımalarını istiyorlar, usturayla kazıttırıyorlar.

“19 Mayıs’ı kutlamak caiz midir?” Kutla. Niye ne mahsuru var? Gayet güzel işte. Gençlik Spor Bayramı. Bayram olması, sevinç duymanın ne mahsuru var?

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ali Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Ali. Bu zamanda insanlarımız telefonla çok zaman geçiriyor. Acaba bunların önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Hakikaten yol boyunca genç kızlar -yani çok özür dilerim hepsini tenzih ediyorum- bazen insan akıl hastası mı falan diyorum. Kendi kendine konuşuyor kulağındaymış o teşkilat, herhalde mikrofon da ağza yakın bir yerde anladığım kadarıyla. Bir de el kol hareketleriyle yürüyerek gidiyor yolda, bu çok ürkütücü. Gördüm, “Allah esirgesin acaba bir şey mi oldu?” Falan dedim. Sonra anladım telefonla konuştuğunu. Böyle bir hayat zor. Ama işte mecbur ediyorlar. O şekilde rahat edebiliyor o. Çünkü konuşacak insan bulamıyor, dost bulamıyor. Gözüyle de hiçbir yere temas etmiyor zaten telefonla konuşan. O, rüya aleminde gibi oluyor adeta yani hayal aleminde yaşar gibi. Sevgi toplumunda bunlar olmayacak inşaAllah.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Can Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Can. Sizce güzellik kavramı nedir?

ADNAN OKTAR: Güzellik; sevgi. Sevginin istediği bir beden vardır. Ona güzellik denir. Yapraklar, çiçekler, insanlar, bitkiler Allah tarafından bize sevdiriliyor. Sevdirilecek biçimde yaratılıyor. O biçimi biz seviyoruz, ona güzellik diyoruz işte. Mesela insanın gözlerinin yeri, burnunun yeri, dudaklarının yeri en ideal şekilde oluyor. Ona güzellik deniyor. O güzelliği de Allah bize sevdiriyor. Ona da sevgi diyoruz. İkisi birleştiğinde zaten, güzellik ve sevgi birleştiğinde anlam meydana getiriyor. Yani güzel olması için sevgiye ihtiyacı var, sevgi olması için de güzelliğe ihtiyaç var.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Uykudan uyanmış sevimli bir kedi.

ADNAN OKTAR: Nasıl güzel sevilir bu. Gayrete bak, bıyıklara bak sen, dünyalar tatlısı. Mesela Allah güzel yaratıyor ve bize sevdiriyor. İstese korkuturdu ve hiçbir şekilde sevemezdik. Bak hem güzel yaratıyor, hem sevdiriyor, ikisi iç içe.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Nagehan Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben Nagehan. Nasıl daha iyi bir aile olunabilir? Merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: İyi aile, yine eşini sen Allah’ın tecellisi olarak görürsen, eşler birbirlerini Allah’ın tecellisi olarak görürse, çocuğunu Allah’ın tecellisi olarak görürse, evliliği ibadet olarak görürse, her anında ibadet yaptığını düşünürse, şefkat, merhamet, saygı, hürmet, nezaket esas olursa evlilik anlamlı ve güzel olur. Ama her gün küfür, kavga, nefret olursa, kir olursa, estetikten uzak olursa bu bir cehennem çukuru gibi olur, azap olur. Allah sevgisinde, Allah korkusunda bunlar olmaz.

ASLI HANTAL: Abdurrahman Bey size bir soru yöneltmiş.

VTR: Merhaba ben Abdurrahman. Hayatın sırrı sizce nedir? Ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Hayatın sırrı; Allah’ı sevmek, o kadar. Yani bütün kâinatın tek amacı budur, Allah’ı sevmek, Allah’ın tecellilerini sevmek. Allah bizi sever, biz de Allah’ı severiz. Sadece sevgi, başka hiçbir şey yok dünyada. Bütün kâinatın amacı sevgidir, başka bir şey yok. Din de zaten sevgi içindir. Mesela sabır, sadakat, nezaket, hürmet hepsinin amacı sevgidir. Affetmek mesela, onun da amacı sevgidir. Yani bütün ahlaki kaidelerin amacı, tek noktası sevgi oluyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Balıkesir’den Ahmet Dağtekin’in sorusu.

VTR: Hocam hadiste geçen ‘Hz. Mehdi (as) talebeleri kaçmak istese de denizler ona kapanır’ ifadesini açıklar mısınız, uygun görürseniz? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Yani zer âleminde Hz. Mehdi (as)’la olmaya söz verdiyse bir insan, şeytan ona musallat olsa, farz edelim gitmek istiyorsa bile, efendim uçağında arıza olur, bir şekilde olur yine geri döner. Veyahut gemi gidiyorsa, geminin iptal edildiği haberi gelir, seyahatin durdurulduğu haberi gelir gidemez. Kaderde Allah müsaade etmez, o, kastedilen o. Bir şekilde gidişi durur, yani mutlaka kalır orada. O cemaat, o topluluk, o mübarek, müberra insan topluluğu Allah tarafından kaderde tanzim edilmiş, görevlendirilmiş, teçhiz edilmiş. O yapı sonuna kadar devam eder. Ama münafık olarak yaratıldıysa zer âlemindeyken, o mutlaka ayrılır.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bir ağaçkakan resmi var.

ADNAN OKTAR: Of bayağı çalışmış, vay mübarek vay. Yani kökten kesseydi de rahatlasaydı. Ne komik hayvan bunlar. Ağaç da bir şey de diyemiyor, garibim “rahat dur ulan” da diyemiyor.

Ali bin Ebu Hamza der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle ferman etti: “Resulullah (sav)’den şöyle işittim” diyor. “Kâim aleyhisselam (Yani İmam Mehdi) kıyam ettiğinde halkın (insanların) çoğu onu (Mehdi’yi) inkar edecektir.” Kabul etmeyecektir. “Çünkü o reşit bir genç olarak zuhur edecektir. Onu (Hz. Mehdi (as)’ı), sadece zer aleminde Allah’ın ahit aldığı müminler kabullenecektir.” Mesela Allah soruyor “sen Hz. Mehdi (as)’a talebe olmayı kabul ediyor musun?”, “Ettim Ya Rabbi” diyor. “Bak zorluklarla karşılaşacaksın” diyor Cenab-ı Allah “buna rağmen kabul ettim” diyor. Zer âleminde söz vermeyenler gelemez.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sayılarla vücudumuzdaki bazı yaratılış mucizelerinden bahsetmek istiyorum. Sinir sistemimizde on beş milyar nöron vardır. Bunların on milyarı beyindedir. Sinir sistemi içindeki dalgaların hızı saniyede yüz on metreyi bulur. Alyuvar hücreleri tek bir kandamlasına iki yüz elli milyon tane sığacak kadar küçük boyuttadır. İnsan vücudundaki tek bir böbreğin içinde sadece beş ila yedi santim içerisinde bir milyon iki yüz bin adet süzgeç vardır. Bu mikro süzgeçlere nefron adı verilir. Bunları yan yana getirip ölçsek seksen kilometrelik bir uzunluk ediyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

O zaman Fikret çok hayati bir konu olduğu için şu başörtü konusunu bir daha anlatsın. Bilmeyen kimse kalmasın. Sonra devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 


DEVAMINI GÖSTER