Hoş Sohbetler (13 Ekim 2015; 10:00)


GÖKALP BARLAN: İyi günler değerli A9 izleyenleri. Hoş Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Guest M. Akbay 21. Misafir. “Kim Kuran’dan bahsederse bu geri kalmış diyorlar. Allah’tan bahsettin mi seninle konuşmuyorlar bile, öyle bir toplumdayız.” Allah diyor ayette “insanların çoğu Allah’a iman etmez” diyor neyine şaşırıyorsun? Yani çok normal. Sen ruhu olmayan bir insanla karşılaşıyorsun, sonra yine ruhu olmayan bir insanla karşılaşıyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) de ilk başta çok kendine eziyet ediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” (Şuara Suresi, 3) diyor. Halbuki adamın zaten ruhu yok yani ölü. Kuran çok net söylüyor öyle teşbih değil. “Siz onları diri zannedersiniz” diyor diri, “oysa onlar ölüdürler” diyor. Peki daha nasıl açıklanması gerekiyor? Şimdi ölüyse adam mesela morgda oluyor, geliyor doktor soruyor “nedir?” diyor, “ölü” diyorlar adam. Ayette “ölü” diyor, “onlar diri değildirler ölüdürler” diyor. “Gözü var görmez, kulağı var işitmez” diyor. Yani bilgisayar gibi, otomatik çalışan bir robot gibi, yapıyorlar ya Japonlar robot yani etten bir robot şuuru kapalı. Sen robotu ne kadar ne yaparsan yap etkilenmez hayır, bağırır mesela robota bir şey dokunsa bağırır mesela sinyal verir ama hissetmez. Hisseden gerçek insan sayısı çok azdır dünyada. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri 313 kişi dediği o. Yani çok az insan olmasından kaynaklanıyor. Tabii ilk başta “talebesi” diyor. Sonra ümmet arasında iman yayılıyor. O yüzden toplum içerisinde çok geniş çaplı ölü olanla karşılaşacağını bilecek şahıs. Ölüyle karşılaşınca şaşırmanın bir alemi yok. Ölü konuşursa zaten şaşırtıcı olur, değil mi? Mezardan adam birden kalksa “Merhaba ben Sezai” dese adam şaşırır. Ölmüş, ölmüşse bitti yani o ölü hareketi yapar artık. Onun için kaçma asıl oluyor zaten sırf konuşmama değil kaçar. “Aslandan ürkmüş yaban eşeği gibi kaçarlar” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “aslandan ürkmüş yaban eşeği gibi kaçarlar.” Bu zaten Kuran ayetindeki bir mucizenin çıkışı, bu mucizenin meydana gelmesi. Sen mucizeye şaşırma oradan imanın artsın. Kuran’da bahsedilen bir mucize meydana geliyorsa hayret etmen lazım.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor: “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.”  (Münafikun Suresi, 4))diyor.

ADNAN OKTAR: İşte boş ahşap kütük, bir bedeni var ama içi boş yani ruh yok içinde. Boş ahşap dediği o; kütük. İçi neyle dolu? Ruhla olur, ruh yok içinde ölü.

GÖKALP BARLAN: Müminler için Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik.” (Tahrim Suresi, 12) diye buyuruyor. Diğerlerinin dediğiniz gibi ruhu yok.

ADNAN OKTAR: “İnsanı yaratırken” diyor Allah “onlara ruhumuzdan üfledik. Ama ruh sahibi olan zaten Müslüman oluyor iman ediyor yani.

“Hocam, seni anlatmaya ve anlamaya bildiğim kelimeler ve kavramlar yetersiz kalıyor. Senin sayende Allah sevgisi, iman ve dünyayı anlayabiliyorum” diyor. Halit. Sevdiğin için tabii ki anlatırsın. Ben herhangi bir insanım, Allah’ın herhangi bir kuluyum, samimi bir Müslüman diyebilirsin. Ama her insan gibi bizler de tabii günahkarız, hatalarımız yanlışlarımız olur masum değiliz. Masumluk peygamberlere mahsus. Dolayısıyla herhangi bir Allah’ın kulu, herhangi bir Müslüman kardeşi olarak beni sevecek. Allah’ın emri müminler birbirini sevecekler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dünya İnsan Hakları Örgütü Amnesty International yayınladığı raporda, YPG’nin ele geçirdiği yerlerde savaş suçu işlediğini iddia etti. YPG’nin Türkmen ve Araplar’ın evlerini yaktıkları ve halkı göçe mecbur ettikleri raporda uydu görüntüleriyle delillendirildi. Uydu görüntülerine göre Hüseyniye Kasabası YPG’nin eline geçtikten sonra kısa süre içinde evlerin yüzde 93.8’inin yıkılmış olduğu görülüyor. Arap ve Türkmen görgü tanıklarıysa YPG’nin kendilerini, “koordinatlarınızı Amerikan uçaklarına veririz” diye tehdit ettiklerini ve yaşlı insanlar evin içindeyken yakmak üzere evlere benzin döktüklerini anlatıyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte Amerika da bunları destekliyor. Bu bir savaş suçudur, Amerika da bu savaş suçunun içine girmiş oluyor. Bundan vazgeçsinler. Bu haber çok önemli, bunu her yere yayalım anlatalım kısa bir şey olarak, bilinsin.

KARTAL GÖKTAN: Levent Kırca vefat etti. Karaciğer kanseri tedavisi görüyordu. Allah’tan rahmet diliyoruz kendisine.

ADNAN OKTAR: Levent Kırca çok espritüel şakacı, bizim çocukluğumuzda da herkesi neşelendiren, parodileri, programları heyecanla beklenen bir insandı. Allah gani gani rahmet etsin. Allah sevdiklerine sabr-ı cemil nasip etsin. Dinsizdi, kafirdi falan diyenler oluyor çok ayıp yapıyorlar. Vefat etmiş bir insanın arkasından böyle konuşulmaz. Çok yakışıksız. Bir tane, tek bir tane iman alameti olsa onun Müslümanlığına hükmedilir. Hatta camiye getirilmesi bile Müslümanlığının alametidir. Ama diyor mesela “Ben sabahları dua ederim, akşamları dua ederim.” Kime dua ediyor? Allah’a dua ediyor. Dolayısıyla çok yakışıksız çok ayıp. Böyle, insanların mutluluğunu gaye edinmiş, insanları sevindirmek, neşelendirmek, onları streslerinden sıkıntılarından kurtarmak isteyen, neşe saçan bir insana böyle bir üslup olmamış. Çok ayıp yapıyorlar. Rahmetliye yeniden Allah’tan rahmet diliyoruz.

Araf Suresi 198’de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler.” Arkadaş ne diyor, “doğru yola çağırıyorum işitmiyor dinlemiyor.” Allah diyor bak, “eğer onları doğru yola Kuran’a, İslam’a çağırırsanız işitmezler.” Duymuyor yani adam bilgisayar gibi. “Onları sana bakar (gibi) görürsün,” yani gözünü dikip bakıyor, “oysa onlar görmezler bile.” (Araf Suresi, 198) diyor Allah, görmezler bile diyor. Şimdi bilgisayarın gözü var değil mi? Kamerası var, o seni görüyor mu? Bilgisayar kamerası nasıl görüyorsa o da öyle görüyor.

Ra’d Suresi 1. Şeytandan Allah’a sığınırım: “..Ve sana Rabbinden indirilen haktır.” Kuran haktır. “Ancak insanların çoğu iman etmezler.” (Ra’d Suresi 1) Allah diyor. Bu Kuran’ın bir mucizesi, “çoğu.”

Arslan Sever, “Üstadım, birçok konuyla ilgili ayetleri ezberledim. Teknik olarak yapmamam gerektiğini de biliyorum. Yine de bazen duygusal ve tevekkülsüz davranabiliyorum, bunu nasıl çözebilirim?” İç dünyasına dönecek, bir tefekkür hücresinde kendini tezkiye edecek. O ruhundaki ham taşı çekiçle ve kalemle kıra kıra mikap taş yapacak ve güçlü bir kişiliğe sahip olacak. Mason yöntemleriyle anlattım ama yöntem doğru. Ham taş getiriliyor, çekiçle kalemle çalışıyor mason. Onu tam böyle çok düzgün milimetrik düzgünlükte mikap taş haline getiriyor. Onun için işte ham taşın içindeki gerçek insanı bulmuş oluyor. Çalışarak, gayret ederek, yontarak; o taşı yontacak.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, başka bir ayette şöyle buyuruyor Yüce rabbimiz, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlardan seni dinleyenler vardır.” (En'am Suresi, 25) “Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?” (Yunus Suresi, 43)

ADNAN OKTAR: Kalp gözleri kapalıysa. İnsanlar zannediyor ki, burada Allah onları öyle tazir etmek için, aşağılamak için söylüyor. Derler ya adama “Kör müsün? Önüne bak” derler. Tabii körlük de ayrıca çok makbuldür onu söyleyeyim. Körün aldığı sevap, âmânın aldığı sevap sağlıklı olan bir insandan yüzlerce kat fazla olur sevabı onu söyleyeyim. Bazen binlerce kat. Benim okulda bir arkadaşım vardı lisedeyken; âmâydı, okulda namaz kılan iki üç kişi vardı, onlardan biriydi. O âmâ haliyle canım benim beş vakit namazını kılardı çocuk büyük bir titizlikle. Banyoya götürüyorlardı eliyle yordamıyla buluyordu, güzelce abdestini alıyordu, çok düzgün şekilde namazını kılıyordu. Lise öğrencisi düşün, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Allah yine bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: ‘O biraz önce ne söyledi?’ İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.” (Muhammed Suresi, 16)

ADNAN OKTAR: Allah’ın tabii orada bir sırrı var, şuuru açık, bilinci açık samimi bir Müslüman asla ve kesinlikle cehenneme gitmez. Bu Allah’ı inkar etmek gibi olur, imkansız. Ama bununla biz sık sık karşılaşacağız onda bir şey yok.

“Hocam, konuşmalarınız çok samimi. Anlatımlarınız vicdana çok yatkın. Kuran’a tam uygun olduğu için ruhumuzda kalbimizde müthiş bir uyum meydana getiriyor. İzlenmenin yüksek olması ondan dolayı, böyle bir samimiyetten tüm dünya etkilenir. Tüm dünyanın siz yayına çıktığınız zaman ekrana kilitlenmesi gerekiyor.”

“Hocam iyi akşamlar. Bir sorum olacak. Said Nursi Hazretleri ‘bu dönemin en önemli farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır’ diyor. Biz ihtiyaçtan fazlasını fakir gözetmeden ihtiyaç sahibinin ihtiyacını karşılamadan hepsini İslam Birliği için mi harcamalıyız? Cevabınızı bekliyorum. Bu konuyu açıklarsanız sevinirim lütfen. Ellerinizden öpüyorum.” Ömer, onu insan vicdanında bilir. Bak benim mesela hiç malım mülküm yok, oradan çıkart işte, değil mi? Benim Kuşadası’nda yazlığım olacak bekleyecek, on ay bekleyecek, on bir-on ikinci aylarda gideceğim orada sefa süreceğim. Ama o arada Müslümanları kesmeye doğramaya devam edecekler. Bende böyle bir şey olmaz. Ben hayatta tatil yapmadım görüyorsunuz her zaman karşınızdayım. Tabii. Hiç ömrümde öyle bir olay yok bende. Bir tek çocukken köye giderdik o kadar. O da çocukken onun dışında tatil diye bir olay ömrümde yok. 45 yıldan beri tatile gitmedim hatta daha da fazla 47-48 yıl.  

Anti Hain, Efe 2010. “Levent Kırca;’ya Allah’tan rahmet diliyoruz. Allah mekanını cennet etsin” sözüme karşılık, bu şekilde konuşmamın doğru olmadığını, böyle bir insana böyle bir konuşma yapmamın yakışık almayacağını belirtiyor. Yani rahmet dilemeyeceğiz. Ne diyeceğiz? Sevgisizlik ruhlarına işlemiş ya, merhametsizlik bünyesine işlemiş, aleyhinde konuşacağız. Ne kadar çirkin. Bu sevgisizlik sizi yakar, ruhunuzu yakar. Bu kadar sevgisiz olması çok korkunç, bu kadar merhametsiz olmak çok korkunç. Çocukluğumuzda herkes bilir Levent Kırca’yı, bayağı yerlere yatarak gülerdik çocukken. Bütün milletin içini açardı. Biz onun programlarını beklerdik. “Ben Allah’a dua ediyorum” diyorsa bitti. Daha ne istiyorsun o insandan? Ayrıca bunu diyenler de çoğu beynamaz adamlar.

GÖKALP BARLAN: Siz hep söylüyorsunuz Adnan Bey, “onlar için çaba harcıyoruz, zamanımızı harcıyoruz. İnsanlar hidayet bulsun cennete gitsin diye, sevgiyle insanlar birbirlerini kucaklasın diye zaman harcıyoruz” dediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu kadar merhametsizlik bu nedir? Adam vefat etmiş artık, Allah’tan kork. Belki bilemezsin gizli gizli namazını da kılmış olabilir. Hayır, namaz kılmasa da namaz kılmayan cehenneme gidecek diye de bir şey yok. Allah affeder, inşaAllah. Namaz kılmaz ama Allah affedebilir.

GÖKALP BARLAN: Yüce Rabbimiz aksini de söylüyor Hocam ayette. Şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “İşte (şu) namaz kılanların vay haline,” (Ma'un Suresi, 4) “Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,” (Ma'un Suresi, 5) “Onlar gösteriş yapmaktadırlar,” (Ma'un Suresi, 6) “Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler.” (Ma'un Suresi, 7)

ADNAN OKTAR: Tabii, namaz kılmak da kurtarmaz, samimi olacak.

Murat Sezer, “Kayseri’de doktorluk yapıyorum. Yakın iş arkadaşlarıma iman hakikatlerini anlatıyorum. Çok bilgili olmalarına rağmen benim yaşadığım heyecanı yaşamadıklarını görüyorum.” Peki imtihan dünyası olduğuna göre bundan normal ne olabilir? Demin anlattığımız ayetleri de düşünürsen, değil mi? O iman etmediğinde senin makamın daha yükselir. O az heyecanlıysa sen çok heyecanlıysan senin makamın daha yükselir. Senin kaybettiğin bir şey olmaz. Senin kaybettiğin hiçbir şey olmaz. Ayrıca olayın sen zahir yönüne bakıyorsun. Diyorsun ki “Benim yaşadığım heyecanı yaşamadıklarını görüyorum.” Nerede görüyorsun? Beynimin içinde görüyorum diyorsun. Sana o görüntüyü gösteren niye gösteriyor sence? Ne kadar eminsin sen dışarıda birilerinin olduğundan. Var ama görüntü varlık, görüntü olarak. Yani gölge varlık olarak varlar. Mesela diyorsun ki Plüton, Venüs, Merkür, uzay sonsuz. Adam bakıyor teleskopun başına geçiyor, “Nedir bu Samanyolu falan ucu-bucağı yok?” diyor. Samanyolu onun beyninin içinde haberi yok. Merkür, Venüs hepsi beyninin içinde haberi yok. “Uçsuz-bucaksız yetmiş katrilyon ışık yılı uzaklıkta işte falanca bir gezegen var” diyor. Onun uzaklığı ne kadar sana biliyor musun? Yarım milimetre bile değil, milimetrenin milyonda biri de değil. Sen o görüntüyle iç içesin. Yani kolun bacağına ait görüntülerle o iç içe. Oradaki sırrı bilirsen meseleyi anlarsın. Mesela “cehennem onlara yakınlaştırılmıştır” diyor. Cennet yakınlaştırılıyor, cehennem yakınlaştırılıyor.

Kendin Git rumuzlu kişi, “‘Bir lider etrafındaki kişilerin kalitesinden ve onların bağlılığından belli olur’ diye bir söz okumuştum. Sizin de yanınızda çok kaliteli görünümlü bayanlar ve erkekler var, bunu nasıl başarıyorsunuz?” Ta kalubelada o insanlar seçilmiş. On beş milyar yıl önce kainat yaratılıyor, on beş milyar yıl önce benim bu kardeşlerim vardı isim isim, fert fert. Dolayısıyla benim başarım değil, Allah’ın mükemmel yaratışı. Allah yaratmasa ben istediğim kadar anlatayım, adam dinler gider bu kadar basit. Biz birçok kişiye de anlatıyoruz, adam boş boş bakıyor. Ben gözünün bakışının boşluğa açıldığını da görüyorum. Dinliyor, sonra da çekip gidiyor. Bizim ölüyle işimiz olmaz bizim diriyle bağlantımız. İş demeyeyim de imani konularda bir anlatımımız olsa da etkilenmez öyle, sadece sevabını alırız.

Bir kardeşimiz İngiltere’den yazıyor. “Hocam, 48 yıldır tatil yapmamanızın dışında pazar günü gibi bir olayınız da yok, söylemiştiniz” diyor. Bayram tatili var mı bende hiç gördünüz mü? Pazar tatili var mı? Cumartesi tatili var mı? 48 yıldan beri de hiç tatile gitmedim hayatımda. Benim hayatımda tatil diye bir şey yok. Tatil ne demek? Bu kadar ferah nasıl olabilir bir insan kardeşim? Kendi açımdan diyorum. Suriye’de Müslümanlar çocuklar kitle halinde katledilecek, Irak’ta katledilecek şehit edilecekler. Libya, Fas, Tunus, Cezayir her yer kan gövdesi olacak, Güneydoğu’da benim aslan gibi askerim polisim şehit olacak ben de tatilde su kayağı yapacağım veyahut işte kotrayla gezinti yapacağım kurabiye yiyerek. Bu olacak iş mi? Ben orada nasıl eğelenebilirim? Beni hafakan tutar, kemiklerim çatırdar sıkıntıdan. Yani asla yapamayacağım bir şey. Mesela hiç hastayken gelmediğimi gördünüz mü? Grip oluyorum geliyorum, nezle oluyorum geliyorum. İnsanız tabii insan oluyor hastalık, mutlaka geliyorum.

MEHMET YILDIRIM: Siz daha önce söylemiştiniz Hocam, “Tatile gidince mutlu olacaklarını sanıyorlar ama o sıkıntı da beynini içinde tatile gidiyor. Sıkıntıyla birlikte orada da mutlu olamıyor.”

 ADNAN OKTAR: Şimdi tabii adamı tebliğ cihat ilgilendirmiyorsa, o ekipler için diyorum ben. “Çok sıkılıyorum ben bir tatile çıkayım” diyor, “şu sıkıntımı dağıtayım” diyor. Sıkıntı beyninin içinde oturmuş zaten, onu da sen tatile götürüyorsun, iki kişi beraber gidiyorsunuz bir sen, bir de sıkıntın. Ama bir tek ona bilet almıyor şirketler o bedava gidiyor, sıkıntın bedava gider sen paralı gidersin.

MEHMET YILDIRIM: “Ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur kalpler” diyor Allah. Siz de Allah’ı zikrettiğiniz için güzel bir hayat yaşatıyor. “Salih amellerde bulunanlara güzel bir hayat yaşatırım” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha söyle.

MEHMET YILDIRIM: “Ancak Allah'ın zikriyle mutmain kalpler olur” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Ve salih amellerde bulunanları güzel bir hayatla yaşatacağını söylüyor. Size de güzel bir hayat yaşatıyor Allah, samimi olduğunuz için.

ADNAN OKTAR: Biz de sıkıntılarla zorluklarla karşılaşıyoruz tabii. Bizim bir elimiz yağda bir elimiz balda değil imtihan oluyoruz. Peygamberler nasıl çile çektiler acılar çektiler, biz de çilelerle zorluklarla karşılaşıyoruz bu imtihanın bir gereğidir. Hz. Süleyman (a.s) da, millet zannediyor ki bir eli balda bir eli sütte falan, öyle değil o da çok çile çekiyor. Hz. Yusuf (a.s) bütün ömrü çileyle geçmiştir. Hz. Musa (a.s) bütün ömrü çileyle geçmiştir. Her birinin ayrı dertleri vardı, sıkıntıları, zorlukları vardı ama Allah için o imtihanları çok güzel geçtiler.

OKTAR BABUNA: Siz anlatmıştınız Hocam, siz Bakırköy’deyken çok zorlu ortamlarda sizi bir gün tahliye ediyorlar. “Çıkar çıkmaz hemen yine camiye gittim” demiştiniz, orada toplanmışlardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir ara beni nasıl olduysa bir hukuki bir açık oldu herhalde anlayamadım. Şimdi benim adli tıbba gitmem için hastaneden Bakırköy’den çıkış verilmesi gerekiyor. Çıkış verdi mi çıkmış oluyor hasta bu kadar basit gidiyor artık yani. Çıkış verdiler biz de gittik. Dördüncü ihtisasa gittik. Dördüncü ihtisasta akıl hastası değildir diye rapor verdi dördüncü ihtisas, geri döndük. Ee? Dedi ki avukat “şu an serbestsin” dedi. Hakikaten serbestiz kanuni bir şey yok. Bırakmış çünkü, mahkeme de bırakmış. Hastane de bırakmış. Ben yeniden hastaneye gidip “Selamun Aleyküm ben geldim” diyemem. Tımarhaneye de gidip “Selamun Aleyküm ben geldim” diyemem. Bırakmış adam “niye geldin?” falan derler adama. Ben oradan doğrudan Nusretiye Camii’ne geldim, bizim çocuklar orada toplanmış. Bir baktım dolmuş caminin içi. Ben bıraktığımda bir avuç insan vardı, bir geldim hiç tanımadığım genç kızlar filinta gibi üniversiteli bayağı görgülü kaliteli genç kızlar, delikanlılar hiç tanımıyorum hiçbirini. Hepsini orada tanıştırdılar, bir süre sonra dediler ki caminin içindeyken “telefon geldi polis seni bekliyormuş” dediler. “Niye?” dedim, “tımarhaneye geri dönmen gerekiyormuş” dediler. Bu sefer polis eşliğinde yeniden döndük, tımarhaneye yeniden kayıt yaptırdılar orada giriş alındı. Yeniden devam ettik kaldığımız noktadan. Milliyet Gazetesi geldi eve beni bıraktıklarında, ben evde otururken kapıyı açtığımda resmimi çekti falan, işte “Adnan Hoca evine gelmiş” falan diye haber yaptılar kapaktan. O da tabii ihbar mahiyetinde oldu, hemen emniyete bildirmişler, mahkemeye bildirmişler. Aslında kanuni bir yol yok çünkü ben hüküm giymiş değilim. Hüküm giysem mahkeme bir yıl gözetim verebilirdi ama hüküm giymemişim, bir suçum yok hiçbir şey yok daha ortada yargılanıyorum. Mahkeme de normalde böyle kanuni bir hakkı yok, hukuken böyle bir hakkı yok. Ama buna rağmen sağ olsunlar o dönem zaten ilginç bir dönemdi. Bizi alıp yeniden içeriye soktular hapishaneye. Peki ben suç işledim mi? Yok. Suç işlemeden, peki kanunda net açıklanmış; şahıs suç işlerse, eğer akıl hastası olduğu da anlaşılırsa bir yıl gözetimde tutuluyor. Ben suç işlemedim. Çünkü adli koğuşta da değilim, normal cinayet işlemiş akıl hastalarının olduğu yere koydular. Yeniden beni alıp nasıl götürdüler ben bunu bilmiyorum. Bunlarla uğraşsak suç işleyen çok fazla insan çıkar. Ben ne bu kokain iftirasının üstüne gittim ne de bu konuların üstüne gittim. Ellemedim yani. O döneme ait evrakları da kaybetmişler zaten. Tımarhanede benim bulunduğum döneme, 86-87 yıllarına ait dönemin bütün evrakları yok. “Yok kayboldu” diyorlar, bir tek o yıl. Akıl hastanesinin kuruluşundan bu yıla kadar evrak kaybı yok, sadece 86-87 yıllarında bana ait bütün evraklar kaybolmuş, hiçbiri yok. Bu da tabii ilginç bir durum. Herhalde onlar da uyanıkmış, başımıza bir şey gelir diye düşündüler. Çünkü benim yeniden alınışım da kanuna uygun değil, yeniden ikinci kere alınışım da uygun değil. Tutuklu olmayan bir adamı sen akıl hastanesine nasıl koyuyorsun yani ceza almamış bir adamı? Mahkemeyi tenzih ediyorum da mantık açısından söylüyorum. Mahkeme yaptıysa onlara saygımız var. Bir şekilde bir kanun maddesine uyuyordur herhalde kendi mantıklarına göre bilmiyorum. Bizim gördüğümüz uymuyor ama onlara göre uyuyor olabilir o yüzden de saygı duyuyorum. Ama kanunda böyle bir madde yok. Ama onlar bizim bilmediğimiz bir maddeyi biliyor da bunu yaptılarsa ona da saygı duyarız. “Niye bunu yaptılar?” demiyorum ben.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, izleyicilerimizin muhtemelen bilmedikleri bir özelliğiniz var. Bizim bizzat defalarca şahit olduğumuz bir özelliğiniz; acil bir durum söz konusu olduğunda siz günlerce uyumuyorsunuz. Örneğin arkadaşlarımızdan birinin bir hastalığı olduğunda veya sosyal bir olayda, Gezi olayları gibi, Mısır darbesi gibi konularda. Mazlumlara yardım etmek için günlerce uyumadan o konunun üzerine gidiyorsunuz ve çözülene kadar ayakta kalıyorsunuz. Gereken her şeyi yapıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela bu Ceylan’ın kaçırılışında üç gün uyumamıştım bulununcaya kadar. Gezi olaylarında da çünkü baktım hükümeti yıkmaya kalktılar anladım, iki gün boyunca uyumamıştım. Üçüncü gün bir parça uyumuştum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, sizin özel bir tavrınız da var, her zaman Hak’tan yanasınız güçten yana değil. Hak neredeyse onun yanında.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben mazlumdan yana oluyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir de tehlike anında veya herhangi bir tehdit olduğunda da Allah’ın rızası en çok tebliğ yapmaktaysa yine yayına çıkıyorsunuz. Bu tip faaliyetlerde bulunuyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Burak Öztürk, “İsrail’de savaş suçu işleniyor Adnan Bey, farkında mısınız bilmiyorum tabii ki.” “İsrail’de savaş suçu işleniyor.” İşte yapılacak şey iki tarafı barıştırmak. Kardeşlik ve sevgi içinde yaşamalarını sağlamak. Çünkü Filistinliler İsrailliler’i bıçaklıyor, onlar da onları öldürüyor. Böyle bir moda başladı şimdi, bu çok ürkütücü. Aralarını bulup bu kavgayı durdurmak lazım.

“Tebliğ görevi sana mı geldi?” Nuri Örcün. Nur İRCN. “Tebliğ görevi sana mı geldi?” Tebliğ görevi bütün Müslümanlar’a geldi. Kuran’da “emri bilmaruf, nehyi anil münkeri bütün Müslümanlar’a farz kılmıştır. Namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi. Bana da, sana da herkese bütün Müslümanlar’a geldi. Allah’ın emri bu.

BÜLENT SEZGİN: “Sizin üzerinize düşen tebliğden başkası değildir” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Muhammed GNGR6, “İslam’a hizmet dikenli bir yoldur. Siz alem yaparak mı hizmet ediyorsunuz? Mantık biraz lütfen ya.” “İslam’a hizmet dikenli bir yoldur.” Tabii. İslam’da çileler acılar zorluklar olur. Kolaylıklar güzellikler de olur. Allah diyor ki: “Bana hizmet edeni ben güzel bir hayatla yaşatırım.” Ben Allah’a güzel hizmet ettiğim için, çileyi çok çektiğim için Allah da bana güzel bir hayat yaşatıyor. O ayet tecelli etmiş oluyor. Bak “güzel bir hayat yaşatırım.” Dikenli bir hayat yaşatırım demiyor Allah, “güzel bir hayat yaşatırım. Ama benim yolumda bu çileye bu acılara sabrediyorsa, gayret diyorsa” diyor. Benim altmış yıllık ömrüm hep çileyle geçmiştir. Ama Hz. Yusuf (a.s)’da olmamış mı bu? Aynısı olmuş. Hz. Musa (a.s)’da olmamış mı? Olmuş. Hz. Yusuf (a.s) son derece güzel yaşadı ama akıl almaz çileler çekti. Hz. Musa (a.s) son derece güzel yaşadı ama akıl almaz çileler çekti. Biz de resullerin yolunda olduğumuza göre, onların talebeleri olduğumuza göre biz de aynı yollardan geçiyoruz. Çok çile çekiyoruz ama Allah güzel hayat da yaşatıyor.

KARTAL GÖKTAN: Zorlukla beraber kolaylık yaratacağını söylüyor Allah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, sizi eleştirenler tek bir sayfa bir şeyi bir yere yollamamışlar Allah adına, Allah dinini tebliğ etmek için. Siz üç yüz kitap yazıp bunları yetmiş altı dile çevirdiniz, dünyanın her yerine ücretsiz olarak ve hiçbir telif ücreti almadan dağıtıyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ve her yıl en az otuz milyon kitap dağıtılıyor. Satış olarak ve dağıtım olarak otuz milyon dünyanın her tarafına, bir yıllık. CD’ler, makaleler bunlar ayrı, televizyondaki, internetteki yayınlar hariç.

OKTAR BABUNA: Her gün dünya basınında, çok sayıda basında makaleniz yayınlanıyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Birçok yabancı ülkede İran’da, Rusya’da en büyük gazetelerde makalelerimiz yayınlanıyor, Amerika’da.

ENDER DABAN: Bir de Adnan Bey, sizin çektiğiniz çilenin bir dakikasını bile pek çok insanın çekemeyeceğini zaten Şeyh Nazım hazretleri bile söylüyordu, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yeni yayınlanan makalelerinizle ilgili bilgi de var Adnan Bey. İsterseniz okuyabiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Arap News Gazetesi’nde bu hafta yayınlanan makaleniz “Kalp temizliği ve ahlaki değerler” başlığını taşıyor. Bu makaleniz gazetenin internet sayfasında da yer aldı. “NATO, Amerika ve Marksist ittifak” başlıklı yazınız Tunus merkezde Dhamir Gazetesi’nde, Mekke News Piper’de ve News Rescue sitesinde yayınlandı. News Rescue sitesi aynı zamanda “PKK belasına karşı acil önlemler alınmalı” başlıklı makalenize de yer verdi. “Bir zamanlar Avrupa” başlıklı makaleniz Fransızca olarak MBC Times sitesinde çıktı. Almanya merkezli Burma Times sitesinde yer alan makalenizin başlığı “Mülteciler Avrupa için bir tehlike değil, değerdir.” Truth Seeker sitesinde Kuran mucizeleriyle ilgili olarak “Vuruşlu yıldızlar: Pulsarlar” başlıklı yazınız çıktı. Bu site Kuveyt’te yayın yapıyor. Amerika merkezde Jefferson Corner bu hafta “Kan dökülmesini durduracak olan İslam Birliği’dir” başlıklı yazınıza yer verdi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Amerika merkezde Jefferson Corner sitesi bu hafta “Kan dökülmesini durduracak olan İslam Birliği’dir” başlıklı yazınıza yer verdi. Diplomacy Pakistan sitesinde çıkan makalenizde PKK’nın Türk halkını temsil etmediğine değiniyorsunuz. Hindistan merkezli Hans India sitesindeki yazınızın başlığı “Hitler’i diriltmeye çalışanlar.” “Medya, sosyal medya ve terör” başlıklı makalenizin Arapça olarak yer aldığı gazeteler; Mekke News Piper ve Dhamir Gazetesi. “Duvar örmek güvenlik sorunlarını halletmez” başlıklı yazınız Daily Mail haber sitesi tarafından yayınlandı. Son olarak “PKK terör örgütünün Suriye’deki ismi PYD’dir” başlıklı yazınız Bosniaji ve Bosnia Times sitelerinde Boşnakça olarak yer aldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İran’ın en büyük gazeteleri. Rusya’nın en büyük gazeteleri. Suudi Arabistan’ın en büyük gazeteleri.

OKTAR BABUNA: Başka hiç kimse yok böyle, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet.

Emce Kare, “En güzelini Adnan Hoca yapıyor. Yarattığı cennet simülasyonunun içinde yaşıyor.” Onu Allah yaratıyor ben yaratmıyorum. Yaratma gücü Allah’a mahsustur. Sen eğer Allah’a samimi kul olursan Allah sana nimet verir. Ayetle açıkladım.

Melek Coşkun, “Canım Hocam, senin kadar Allah’ı çok anan, senin kadar aşkla Allah’a bağlı, senin kadar akıllı, sevgi, merhametli bu kadar büyük bir insan görmedim tanımadım. Şimdiye kadar dünyada sevgiyi, barışı, Kuran’ı hakim etmek için çabalayan ve başarılı olan yok. Allah bu amaca hizmet etmeyi bizlere de nasip etsin inşaAllah.”

Başka bir hanım kardeşimiz, “Allah’ı aşkla sevmeyi gerçek sevgiyi öğrettin. Gördüğüm en güzel öğretmensin. Aşksın sen cansın. Sen hayatımızı güzelleştirip kolaylaştırma vesilemsin.”

FB’li Ömer Sevinç, “Hocam, videolar çok uzun. Kısa olabilir mi?” Bu aralarda yayınladığımız videolar mı? Olabilir tabii.

Emre Bozkurt tanışmak istiyorsan gel.

"Üstadım önce iman etmiş ruh sahibi biri sonradan inkar ederse bu kişi zombiye mi dönüşüyor, ruhu alınıyor mu? Bu kişinin durumu nedir?" İbrahim Ethem. Olabilir tabii Allah'ın bir sırrı onu bilemiyorum, belki hakikaten hiç iman etmemiş de olabilir, zahiren iman etmiş olabilir veyahut sonra. Ama çok zor ya aklı başında bir adam nasıl Allah’ı inkar eder? Açık bir şuurla yani olacak şey değil, gücü yetmez acayip korkar.

BÜLENT SEZGİN: Siz, “İstese de gidemez” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: İstese de yapamaz yani kafası parçalanır beyni parçalanır yani. O ne cesaret? Yani şuuru açık birisinin yapabileceği bir eylem asla değil.

OKTAR BABUNA: Allah, şeytandan Allah'a sığınırım; "Onlara imanı sevdirdik, fıskı ve isyanı çirkin gösterdik" diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, "Hocam madde ve ruh ilişkisiyle ilgili bir video isteyebilir miyiz?" Emel Halıcı. Var işte bizim hazır videolarımız, onlardan al.

Mehmet Boyacı, "Senin yaşadığın İslamiyet’i ateistler de yaşamak ister" Bak İslam'ın dünyaya hakim olacağını, bu İslam, modern İslam'ın dünyaya hakim olacağını açıkça söylemiş oluyor arkadaş.

Şerife, "Canımın içi Üstadım seni yaratan Allah'ıma kurban olurum, Allah'ım yükünü hafifletsin, gücünü kuvvetini arttırsın."

Mücahit, "Canım Hocam, diyorsun ki ben de herhangi bir insan gibi bir insanım ama sizi izlediğimizde, kitabınızı okuduğumuzda bambaşka bir ruh görüyoruz. Bilincimiz açılıyor ve görüş keskinliğimiz artıyor burada bir fevkaladelik olduğu açık. Allah'a olan sevgimiz artıyor ama tabii ki bir de insanlar bize karşı bambaşka bir şekil alıyorlar bunda bir fevkaladelik olduğu açık."

"Canım Hocam biricik Hocam güneşim günaydın selamet hepinize olsun, seni çok ama çok seviyorum evlerimizin güneşi sensin. Ne de güzelsin öyle?" diyor diyebilir mi bunu?

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: "Seni ötelerde de olsam canımda yanımda hissetmemek ne mümkün, nurlu ellerinden saygıyla öpüyorum" der, Arzu demiş.

Melike Özdilek "Neden kadınlara bu kadar önem veriyorsunuz? Sizin ki pozitif ayrımcılıktan da öte kadına değer verilmezse ülke çöker bile dediğinizi duydum." Doğru, kainat çöker mesela Osmanlı'da kadın ezildi çöktü. Afganistan, Irak, Suriye'de çökme nedenleri yine kadınlara yapılan baskıdır, kadına nerede baskı varsa, nerede zulüm varsa o ülke çöker.  Allah'ın zoruna gider, Allah kullarına zulüm yapıldığında ezer orayı. "Neden kadınlara bu kadar önem veriyorsunuz?" Dünyanın en güzel süsüdür kadınlar yani onun üstüne süs yoktur ve onun üstüne de nimet yoktur. "Sizinki pozitif ayrımcılıktan da öte" Allah yaratmış o pozitif ayrımı yani Allah onları çok çok güzel yaratmış, zarif yaratmış, güzel huylu yaratmış, nimet olarak yaratmış.

MEHMET YILDIRIM: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) "Bana bu dünyada üç şey sevdirildi; namaz, güzel koku ve saliha kadın." Diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii Peygamberimiz (s.a.v.) dünya nimeti olarak görüyor saliha kadını ve dünyada en sevdiğim nimet diyor. Bak koku olarak güzel koku, gül kokusu ama varlık olarak kadın diyor, bir de gözümün nuru namaz diyor yani ibadet olarak namaz, varlık olarak da kadın.

OKTAR BABUNA: Kuran’da da en büyük nimet olarak kadınlar tanıtılıyor cennette inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şüpheci, "Demokrasiden, kadın haklarından, özgürlükten bahseden sadece HDP. Neden diğerlerine oy verelim? Yıllardır diğer partiler denendi. HDP'nin denenmesi zamanı değil mi?" HDP olur da birincisi bölünmeye şiddetle karşı olduklarını belirtmeleri lazım yani özerklik şu bu falan bunların hepsi bölünmeye yol açar, ikincisi İttihad-ı İslam'ı açıkça savunduklarını belirtmeleri lazım, bunu yaparsalar bitti.

Yavuz, "Senin görevin Siyonistler, Erdoğan'ın savunucusu madem öyle Erdoğan da siyonisttir algısını mı yaratıyorsun?" diyor. Taktın siyoniste.  Siyonizmi ben öğrettim bunlara, dün de söylemiştim. Şimdi sorsan hiçbir şey de bilmez bu Yavuz, Yavuz Ayasss. Soralım hakikaten siyonizm nedir bilmez. Tayyip Hoca siyonist değil, yani siyonist diye de bir şey yok şu an dünyada. Siyonist yanlış anlaşılıyor yani dünyaya hakim olmak isteyen Yahudiler var işte onlar insanların kanını akıtırlar ekmek yapıp yerler, manyak bir mantık vardır gibi sadece İsrail o ülkede İsrail'de rahat yaşamak istiyor bu kadar. Siyonizmden kasıtları bu çünkü Mehdi (a.s) Moşiyah geldiğinde o Kenan ili tamamen Müslümanlar’ın eline geçecek yani "La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah" oralarda yaşanmış olacak.

Dacim Dost, "Tüm Müslümanlar’a mı tebliğ farz Hocam? Yanlışlık olmasın." Olur mu? "Emri bil maruf nehyi anil münker" bütün Müslümanlar’a farz. Nasıl namaz farz değil mi? Mesela ayette diyor ki "Bir kısmınız ilmini arttırsın bir kısmınız cihada gitsin" cihada giden zaten dini anlatıyor orada okuyan da tebliğ yapabilmek için bilgisini arttırıyor; aynı şey. Sonra zaten tebliğe gidiyor onlar. Yahut tebliğe gideceğe tebliğ ediyor, anlatıyor o gidip tebliğ ediyor aynı şey.

Sabri,  "Cuma Suresi, 9. ayetinde Allah "Ey iman edenler Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın” diye buyuruluyor bu ayeti bazı alimler sohbet olarak yorumluyor bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?" Velev ki böyle bir durum olsa bile ki açık yani konu uygulamayla, haftada bir kere bütün Müslümanlar’ın toplanıp namaz kılması ne kadar güzel, Cuma namazı, bütün esnaf halk gidip namaz kılıyor. Bu gelenek olarak kabul etsen bile çok güzel. Niye buna bu gözle bakıyorlar? Tembellik ettikleri için, Cuma namazına gitmemek için. Bir de bu yeni bir açıklama gerektirecek durum değil Cuma namazı, eskiden beri kılınan bir namaz.

"Hocam, Oktar Ağabey bir yayında anlatmıştı bir keresinde çok uykusuz olmanıza rağmen bir kaç saat uyumak için istirahata çekilmişsiniz ama kitap yazımıyla ilgili bir konu aklınıza gelince uyumak yerine kalkıp o konuyla ilgili çalışmalara başlamışsınız." Ama o kitabın hemen çıkması gerekiyordu acildi bazı yerlerinde düzeltme, tashih gerekiyordu öbür türlü bekleyecek. Ben de dediği gibi doğru kalkıp bitirmiştim. Bana bu gibi şeylerde deli kuvveti geliyor, maşaAllah.

"Değerli Hocam, Oktar Hocamız’ın gece geç saat, sabah erken her vakit dinmeyen heyecanı şevki sevgisi mükemmel. Örnek olmalı herkese gerçekten ki yaşı da ileri sayılır" Nurcan Budak. Daha dur bakalım Oktar Hocam yaşlı oluyorsa biz ne olmuş oluyoruz yani?

OKTAR BABUNA: Gittikçe gençleşiyorsunuz maşaAllah her gün, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Oktar Hocam’ın yaşlılığına daha kırk sene var en az ondan sonra yaşlanacak inşaAllah.

İblis Bin Şeytan yazan, "Kadının ezildiği her sistem çöker. Nerede kadına baskı ve zulüm varsa Allah o sistemi yıkar" sözüme karşılık olarak Kuran'da da açıkça belirtilmiştir yalnız bırakın, dövün, sopayla vurun, taşlayın." Taşlayın yok, o hurafe. Taşlayın diye bir şey, Kuran'da öyle bir hüküm yok. “Yalnız bırakın” da doğru bu. “Sopayla dövün” bu yok, dövün, sopayla vurun o şekilde bir hüküm yok. “Önce uyarın” diyor Cenab-ı Allah “Sonra yatağınızı ayırın.” Vazgeçmiyorsa kadın yani taşkın saldırgan, çirkin tavırlar yapıyorsa yani mesela evi cehenneme çeviriyorsa böyle yatağını ayırıyor eğer o da olmazsa yalnız bırakıyor ayırıyor onu. Görüşmüyor tek bırakıyor ama buna rağmen yine saldırgan ve sert tavırlarına devam ediyorsa darebe “uzaklaştırın” yani tamamen bağlantısını koparın, uzaklaştırın. “Araya insanlar koyun” diyor son safhasında araya kişiler koyun yani durumu düzeltmeye yani “hakem bulun hakemlerle düzeltmeye çalışın ama hakemlerle de düzelmezse boşayın” diyor. Adam niye dövsün? Olmuyorsa boşar, boşanırlar yani kadın için de bu aynı. Dolayısıyla böyle bir şey yok. Darebe yolculuk arabayla gitme anlamında bir kelimedir, inşaAllah.

Fetih, "Kuran'ı Arapça’sından ezberlenip sonra unutmanın çok büyük vebali var deniyor hafızlığı unutmanın günahı var mı?" Kuran'ın anlamını unutmak yani Allah’ın hükümlerini yaşamamak o anlamda yoksa adamın hafızasından gidebilir çünkü hafızlık kolay bir şey değil. Ama Allah'ın hükümlerini unutamaz Müslüman.

Ali Karabay, "Selam Hocam, ben Ali Karabay İsa Peygamber (a.s)'i nasıl tanırız? Şu an yeryüzünde demiştiniz." Bir arayalım Hz. İsa (a.s)'i ama arasak da o göstermez kendini şu an. Daha erken 2019'larda aramamız lazım.

"Selam Hocam, ben Bursa'dan Ömür Doğan. Ölüm anında yaşananları nasıl anlatır mısınız? Azrail (a.s)'in görünümü nasıl oluyor? Ayette "melekler canını alırken" diye çoğul geçiyor." Azrail (a.s) çok yakışıklı bir delikanlı olarak gelir. Tek. Ona güzel bir üslupla sevgiyle Allah'ın onu yanına çağırdığını söyler kişiye sonra da dostlarının da geldiğini söylüyor mesela sevdikleri tanıdıkları en sevdikleri böyle heyet halinde geliyorlar. Şeyh Nazım Hoca diyor ya bir sohbetinde Erbakan Hoca’yla ilgili soruyorlar "Ben karşılama heyetindeydim" diyor işte sevenleri karşılar, kendisi buradadır da zaman mekan olmadığı için sevdiği karşılar. Mesela diyor ki ben vefat ediyorum ama sevdiklerim burada kalıyor. Halbuki sevdikleri de onu karşılıyor yani zaman mekan olmadığı için tek bir an var. Farz edelim bir saniye diyelim ki anlasınlar, bir saniyenin içinde o sevdikleri de ölmüş oluyor zaten, insanın bütün sevdikleri de ölmüş oluyor. Onun için sevdikleri topluca karşılıyorlar. Sevgiden bağırlarına basarak alır götürürler. Dolayısıyla korktuğu, dehşete kapıldığı, tedirgin olduğu hiçbir an olmaz yani ruhunu teslim ettiği an bitti. Ama küfür, Allah vermesin melekler korkunç insan görünümünde geliyorlar yani feci şekilde döverek canını alırlar, dehşet verici bir görüntü oluyor zaten o dövülmeden anlar cehenneme gideceğini.

Onları dövün vurun anlamını yanlış çıkarıyorlar bak diyor ki ayet “ve dirbuhunna -onlardan bir müddet ayrılın-” yani boşanmış gibi görüşmüyor mesela kız annesinin evine gidiyor farz edelim görüşmüyor. Sonra araya hakem koyuyorlar yine hallolmazsa, buna rağmen olmayınca da boşanıyorlar. Mesela ayette Nisa Suresi, 101 şeytandan Allah'a sığınırım "Ve yeryüzünde sefere çıktığınızda (darebe)” o zaman yeryüzünde adam dövdünüz anlamına gelir değil mi? Yeryüzünde sefere çıktığınızda, “kafirlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur." Yeryüzünde sefere çıktığında. Darabtüm, darebe darbe kelimesi, darep darebeden geliyor.

"Allah aşkıyla sevdiğim, sabahıma güneş gibi doğdun elhamdülillah. Senin İslam'ın davasına olan tutkun, Allah'a olan aşkın ve sadakatin beni sana bağladı Rabbim senden beni bir an bile ayırmasın, inşaAllah." Demet Hanlı.

"Çok değerli biricik Sultanım bir şeyi merak ediyorum. Siz çocukluktan mı hep böyle her şeyin farkındasınız yani çocukken de mi Darwinizm’in yalan olduğunu, Allah'ın tek ve bir olduğunu, insanları Allah'ın yoluna çağırmanın öneminin farkındaydınız? Gözlerinizin yeşiline anlamına hayranım, Allah aşkıyla sizi seviyorum maşaAllah" diyor Şebnem. Çocukken ben tabii mesela düğüne gitmiştim bütün millet eğleniyordu ben gökyüzüne baktım ama ince ince demirlerden bir koruma kalkanı oluşturmuşlar cama yani dışarıdan gelen bir darbeye karşı belki. Ben oraya baktığımı hatırlıyorum sonra insanlara baktım acayip hayret etmiştim, içimi korku gibi bir his kapladı. Ya dedim “Bu adamlar nasıl Allah'tan korkmuyor?” bir kişi bile Allah'ın farkında değilmiş gibiydi, hep şaşırırdım çocukluğumdan beri Allah'tan nasıl insanlar korkmuyorlar diye küçükken. Darwinizm’in hurafe olduğunu ilkokuldayken biliyordum yani uydurma olduğunu. Birinci Dünya Harbi’nin, İkinci Dünya Harbi’nin de birileri tarafından yani derin yapılanma diyeyim tarafından yapıldığını da biliyordum. Hep o bilgiyle, o düşünceyle büyüdüm. O yüzden ilk “Yahudilik ve Masonluk” kitabını yazdım. O içimde benim bir öfkeydi. Çünkü organize bir hareket. Ama sonra masonluğun kadere de hizmet ettiğini gördüm. Mesela Fransız İhtilalini yapanlar masonlar. Ama İttihad-ı İslam’ı yapacak olanlar da masonlar. Bu sırrı anlamak da mümkün değil. Garip yani.

Emel Halıcı; “Hocam kabir azabı var mı?” Bir saniye diyelim bak, demin de söyledim an; anlamanız için, bir saniyede ölüp bitmiş zaten her şey bitmiş, dünya bitmiş. Adam kabirde niye beklesin? Direkt cehenneme geçer veyahut cennete. Ama çok kısa ara fasılları var. Mesela sorgulaması var ama çok kısa sürer bunlar. Mesela bütün kainatın sorgulaması oluyor ama ilk adam kendine yapıldığını zannediyor zaman mekan olmadığı için. Ahiretteki zaman dünya zamanı gibi değil.

Cinciler; “Kıyametten sonra yeni bir insan topluluğu gelecek mi? Her şey son mu bulacak?” Her şey son bulması tabii dünyada canlı kalmıyor, kimse kalmıyor ama daha önceden de yaşayan, son ana kadar yaşayan herkese Allah yeniden o görüntüyü oluşturuyor. Bir filmin devamı gibi. Filmde insanlar var, tarih var devam ediyor sonra bir kıyamet görüntüsü var, sonra o insanlar yeniden içinden seçilmişler ayrılıyorlar, kaybedenler ayrılıyorlar, öyledir. Ama kaybedenlerin şuuru yok onu söyleyeyim, Kuran’a göre şuuru yok.

BÜLENT SEZGİN: “Allah hesabı seri görendir” diyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: “Allah hesabı seri görendir” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii işte oradan da anlaşılır o ayet de onu gösteriyor.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette şöyle buyuruyordu Yüce Rabbimiz. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ölüm sarhoşluğu bir gerçek olarak geldiğinde artık Sur’a da üfürülmüştür” diye buyuruyor Hocam.

ADNAN OKTAR: İşte bak çok net ayet. Bir daha söyle.

GÖKALP BARLAN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ölüm sarhoşluğu bir gerçek olarak geldiğinde artık Sur’a da üfürülmüştür.”

ADNAN OKTAR: Aynı anda kıyamet de kopuyor adam ölürken. Beklemesi için bir neden yok. An; sonsuz kısa zaman. Saniyenin katrilyonda biri de değil. Düşün.

Sen Seni Bil; “Kadınlar aklen ve dinen eksik yaratıklardır.” Bu Peygamber (s.a.v.)’e yapılan iftiralardan bir tanesidir. Böyle bir hadisi yok Peygamber (s.a.v.)’in. Peygamberimiz (s.a.v.) kadınlara hayrandı.

Bak diyor ki Cenab-ı Allah Enfal Suresi 63. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile,” yani böyle greyderlerle toplasan altınları bir ovaya, o altınları da dağıtsan “onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal Suresi 63) Hani diyor ya “nasıl bu arkadaşlar çevrene geldi?” Allah kalpleri uzlaştırıyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Hz. Nuh (a.s), çok uzun seneler tebliğ yapıyor ve her türlü yöntemi denediğini söylüyor inşaAllah, Kuran’da Allah bildiriyor ama çok az kişin iman ettiğini de orada görüyoruz Allah’ın dilemesiyle.

ADNAN OKTAR: Tabii. Her dönemde öyle. Artık bir gemiye sığacak kadar insanlar, çok az. Belki beş-on kişi. İman etmiyor insanlar.

BÜLENT SEZGİN: “Hz. İbrahim tek başına ümmetti” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

ENDER DABAN: Hz. Musa (a.s)’ın genç bir ümmeti olduğunu söylüyor sadece.

ADNAN OKTAR: Ayette diyor “Hz. Musa (a.s)’a, diyor “Firavun’dan korktukları için bir az sayıda gençten başka, genç delikanlıdan başka iman eden olmadı” diyor “Firavun’un şiddetinden korktukları için” diyor.

BÜLENT SEZGİN: “Orada iman eden bir ev halkından başkasını bulmadık” diyor bir ayette de.

ADNAN OKTAR: Evet, bir ev halkı kadar. “Ya Rabbi” diyor “ben kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum” diyor Hz. Musa (a.s), “kimse söz dinlemiyor” diyor.

Hz. Mehdi (a.s)’ın kitapları olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor. “Hz. Mehdi (a.s)’a imameti veren Allah, ona ilim ve kitaplar verecek” diyor. Peygamber (s.a.v.)’den hadis. Tabii bunlara inanmak farz değil bu hadislere. Ama zahir olur da Mehdi (a.s) gibi gördüğümüz bir insan zuhur eder de, tipiyle, üslubuyla her şeyiyle tam ona uyduğunu da görürsek, alametler de uyuyor, şaşırmamak elde değil. Ama asıl mühim olan Kuran’dır tabii. Kuran’daki İslam’ın hakim olacağına ait ayetler. “İslam dünyaya hakim olacak” diyor Allah. Defalarca söylüyor ayette.

GÖKALP BARLAN: Allah’ın vaadi var. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyordu. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ben size ayetlerimi göstereceğim, siz de onları bilip tanıyacaksınız” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Üstadım çalıştığım yerde İslam’dan, Kuran’dan bahsediyorum beni alaya alıyorlar, bazen hakaret ediyorlar. Bu kırıcı ve incitici olduğu durumlar oluyor. Bu beni daha da şevklendiriyor elhamdülillah. Bu kişilerle iş ortamında sürekli muhatap olma durumundayım. Tavır ve davranışlarım nasıl olmalı?” İbrahim. Tabii akılcı bir üslup lazım. Önce dost, ahbap olması lazım, sonra da yavaş yavaş anlatmak lazım. Doğrudan anlatırsan onlar da doğrudan reaksiyon gösterebilirler. Işığı uykulu gözlere yavaş yavaş vereceksin. Bu bir mason prensibidir aynı zamanda. Ta Hz. Süleyman (a.s) devrinden kalma bir mason prensibi. “Işığı uykulu gözere yavaş yavaş vereceksin.” Ham taşı gördüğünde, taşı birdenbire mikap taşı haline getiremezsin. Yavaş yavaş yontacaksın, çekiçle, kalemle. Yavaş yavaş yavaş, önce bir yüzünü, sonra bir yüzünü, sonra bir yüzünü, sonra yan tarafını. Sonra da bakacaksın mikap taş ortaya çıkmış. Emekle olur.

İclal Akkoyun; “Bu kadar insanın size karşı çok bağlı olmaları, sizi bu kadar çok seviyor olmaları neden kaynaklanıyor? Programdan maddi bir gelirlerinin olmadığını söylüyorsunuz her seferinde. Diğer dini topluluklarda böyle bir yapılanma göremiyoruz. Sizin farkınız nedir?” Samimiyetimiz. Hakikaten adamlar işinde gücünde. Canı isterse geliyor, isterse gelmiyor hiç yayına falan. Bambaşka oluyorlar birçoğu.

Acem; “Hocam siz çocukluğunuzdaki o düğün olayını anlattınız da o olayda müthiş detaylar var. Yine maşaAllah çok önemli detaylar” diyor. Neymiş? Söyle de bir öğreneyim bakayım.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Nokta Dergisi, AK Parti binasında, 7 Haziran genel seçiminden sonra yapılan toplantıda AK Parti yöneticilerinin kendilerine yaptıkları eleştirileri yayınladı. Buna göre AK Parti yönetimi “Başkanlık sisteminden bahsetmemek, kadınların daha öne çıkarılması, gençliğin eğitimi, hayat tarzı üzerine baskı yapılmaması, her kesimi kucaklamak, bilinçli nesil yetiştirmek, sahil bölgelerine de hitap edebilmek” gibi sizin de üzerinde durduğunuz konular üzerinde duruyorlar. Toplantıdan bazı konuşmalar da var. “Başkanlık sistemi tartışmasına kesinlikle girmeyelim, AK Parti tabanında bile herhangi bir karşılığı bulunmuyor. Sadece zarar ettirir” şeklinde konuşulmuş. “AK Parti vitrininde kadın aktörün olması şart. Hayat tarzı konuları yüzünden AK Parti Ege ve Akdeniz’de güç kaybediyor. Hayat tarzı meselesi Ege’de neden olmadığımız ile doğru orantılı. Gençliğe yönelik ciddi bir tek bir çalışmamız bile bulunmuyor. Bizim gençlerimiz herhangi bir gerçekliğe tekabül etmiyor.” Toplantıda Efkan Ala da “Gençlik konusunda partinin bir dil değişimine gitmesi şart” demiş. “Alperen ve Ülkü Ocakları tarzında bir yapılanmamız olsun. Genç kızlara önem verdiğimizi ayrıca belirtelim” diyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi aylardan beri, yıllardan beri konuştuklarımız nihayet revaç bulmuş. Demek ki Tayyip Hocam ve AK Parti’nin bütün ekibi bizi çok dikkatli dinlemişler. Çünkü tek bir maddeyi atlamamışlar. Bütün taleplerimi gündeme getirmişler. Doğru yoldalar. Bunu yaparlarsa mesele hallolur. Bunu aktif olarak gündeme getirsinler yalnız, bu lafta kalmasın. Milli şuur dersi de koysunlar. Her yerde milli şuur dersi, gayet makul.

Hazır meyve suları olmuyor. Bal gibi bir şey. Elma suyu dediğin böyle elma suyu olacak.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’nin terörle mücadelede ölçüyü aşmaması gerektiğini söyledi. Şöyle diyor: “Türkiye birden çok terör saldırısına şahit oldu. Kendilerini savunma hakları var. Ama ben Türkiye’nin cevap verme tarzı açısından tabii ki ölçülü olmasını bekliyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım ne yapıyor ki Türkiye? Bir anormallik varsa bana söylesinler, yeri göğü ayağa kaldırırım kanunla hukukla. Askere sürekli kahpece tuzak kuruyorlar, polise sürekli kahpelik yapıyorlar. Çok alçak herifler. Çok ender nadirattan olay oluyor ama hemen gereğini yapıyor devlet, hükümet gereğini yapıyor.

Mesela bu Şırnak’ta o adamları yerde bir vatandaş mı, şahıs mı artık kimse, herhalde çatışmada vurmuşlar. PKK’lı mı değil mi bilmiyorum herhalde PKK’lı olduğu zannıyla vurulmuş. PKK’lı mı o?

BÜLENT SEZGİN: Öyle diyorlar.

ADNAN OKTAR: Öyle diyorlar evet. Ama yerde sürüklemenin alemi ne? Vurmuşsun artık ölü o. Ölüden intikam alınmaz. Küfrediyor ölüye. Kardeşim ölü anlar mı? Artık et-kemik, ceset olmuş o. O vaziyette artık konu bitmiş. Ruhu gitmiş çünkü.

KARTAL GÖKTAN: Olayla ilgili iki personelin görevden alındığını duyurdu İçişleri Bakanlığı.

ADNAN OKTAR: Gereği yapılıyor demek ki evet.

GÖKALP BARLAN: Hoş Sohbetler programımız burada sona eriyor, biraz sonra Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başlayacak inşaAllah.


DEVAMINI GÖSTER