Hoş Sohbetler (11 Ekim 2015; 22:00)


ENDER DABAN: İyi akşamlar sayın seyirciler, Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.

ENDER DABAN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Nasılsınız?

ENDER DABAN: Allah’a çok şükür çok iyiyiz Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

HDP’li bir kardeşimiz diyor ki; “Barış isteyenler miting yapamıyorlar, nasıl bir ülkede yaşıyoruz?” Barış istemen çok güzel ama işte PKK sana barış istediğinde böyle cevap verir. PKK savaş istiyor, sen barış istiyorsun. “Barış öyle olmaz” dedi “böyle olur” dedi PKK, oradaki gençleri bombaladı. Baktım aslan gibi delikanlı kızlar, bayağı güzel genç kızlar, güzel yakışıklı delikanlılar hepsini mahvettiler, anneler falan yaşlı hepsini şehit ettiler. PKK’nın yapacağı budur. Çünkü PKK savaş üstüne kurulu bir felsefe. Marksist, Leninist, Stalinist. Stalinizm ve barış. Ölüyle diri gibi, siyahla beyaz gibi zıt, negatif pozitif gibi. “Siz barış isterseniz cevabımız böyle olur” dedi PKK. “Siz de savaş isteyeceksiniz” diyor. Gençler de diyecek ki “Biz sonuna kadar barış istiyoruz” diyecekler. Ama şöyle olur. Şervan sormuş. Küçük küçük mitingler yapabilirler böyle bir şeyin olmaması için. Miting alanına gelsinler ama mesela elli kişi bir yerde, elli kişi bir yerde, elli kişi bir yerde birbirlerini kontrol etmek şartıyla, en az on metre aralıklarla öyle yapabilirler, iç içe değil, bütün değil, geniş bir alanda. Yine konuşanı dinlerler. En iyisi böyle. Çünkü kontrol imkanı çok daha iyi olur. Ellisi de birbirini kontrol etsin, silah var mı, bomba var mı? Çok iyi tanıyor olsa bile. Barış isteyenlere bunu yapar PKK. PKK’nın felsefesi, ruhu, kafası; silah, ateş ve savaştır. Gençler barış istemeye devam etsinler, sevgiyi.  Ama bak sevgiyi söylemiyorlar. Barış; barış sevgiyle olur. Sevgi de Allah sevgisiyle olur. Durduk yere kimse kimseyi sevmez.

Televizyon programlarına bakıyorum, acayip soğuk. Yani insanın kalbini karartan, vicdanını rahatsız eden, çok sıkıcı, boğucu programlar. Ümitsiz izahlar, herkes birbirini sevmiyor, herkes birbirine kötülük yapıyor. Tamam, doğru, cevabını niye vermiyorsun? “Bu ancak sevgiyle olur” de “birbirimizi sevelim” de, kalkın bir tokalaşın. Çokbilmiş, üst perdeden, “Türkiye’nin en akıllısı kim?” yarışı gibi. Yani bazı programlar Türkiye’nin en akıllısı kim yarışına benziyor. “Ben senden daha akıllıyım, o ondan daha akıllı.”  Acayip bilmiş ve üst perdeden konuşuyorlar. Gergin bir şekilde dinliyorlar, hiçbiri altta kalmak istemiyor. Ne olacak adam doğru söylüyorsa “MaşaAllah doğru söyledin Allah razı olsun” dersin. İlla dediğim dedik çaldığım düdük, yani o kafadalar.

Kola iyi bir şey değil. Kolayı kimseye tavsiye etmem. Hiçbir yönü yok. Kola yerine süt içmek lazım. Fosforu beni cezbediyor ama o da riskli olabilir. Kafeini var, asidi var, olmaz.

Kardeşim bu programlarda gece gündüz sevgiden bahsetsinler. Bizi Yaratan’ı sevelim, Allah’ı sevelim. Şimdi vasat bir akılla baktığımızda renkli bir dünya var ve bunu gören biri var. Ses var ve sesi duyan biri var. Bu tesadüfen olmaz yapmayın etmeyin, artık koskoca insansınız, sakallı bıyıklı adamsınız. Tesadüfen olacak iş mi şu?

Oraya gelenler, şimdi herkes seyrettiği için “En baba adam benim” kafasında oluyor. “En akıllı benim” kafasında oluyorlar. Birbirlerini bozma, birbirini elimine etme kafasında oluyorlar. Kardeşim biz televizyon programı açtık mı içimiz açılsın sevgiden, “Rabbimiz’e hamd olsun, elhamdülillah” dersiniz “ne güzel nimetler veriyor bize.”  Yol boyuna bakıyorum hep böyle ağaçlar, çiçekler her yer güzel. Caddeler mesela, orada bile bütün caddeler bakteri kaplı oluyor, cıvıl cıvıl bir hayat. O bakteriler birbirlerine komşuluğa falan da gidiyordur yani.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da, ayette barışa çağırıyor inşaAllah. “Ey iman edenler” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. “Topluca barış ve güvenliğe girin, şeytanın adımlarını izlemeyin” buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Yani negatif kafaya sahip olan şeytana uymayın, pozitif olun.

Şu fişek de bayağı iyi, akılcı bir hareket o, temiz olması açısından. Ben kahveleri falan anlamıyorum, herkes avuçluyor şekeri. Eskiden öyleydi ben sonra olayı fark ettim. Bakkala giderdik biz, ekmeği herkes tek tek yoklardı. Her gelen yoklardı. Yoklanan ekmekler en sona kalırdı, onu da en son gelen yoklayıp alıp götürürdü. Zeytin, mesela ben o marketlere bazen gidiyorum. Hanımlar, beyler geliyor. “Çok güzel zeytin var” diyor işte “bilmem ne hanım” diyor. “Bir bakayım” diyor, elini sokuyor o zeytinlerin olduğu kabın içine, parmaklarını yalayarak zeytini yiyor, “hakikaten çok güzelmiş” diyor. Bir tane daha alıyor, bir tane daha yiyor. Oradan adam geliyor “bana bir kilo şundan güzel ver” o parmakla yaladığı yerden alıp paketin içine dolduruyor. Ekmeği de alıyor yanında, ekmeğin arasına koyuyor. Adam parmağıyla yaladığı zeytinleri de onun içinde. Böyle yöntem olur mu? Zeytini yalatmak, bilmem ne. Öyle şey olmaz.

Sadakat ayrı bir güzelliktir, bir dünya güzelliği. O sadık, mesela bir nimet. Kahpelik dünyanın çirkinliği mesela münafıklık dünyanın çirkinliği, kalleşlik dünyanın çirkinliği.

BDP’liler şu PKK’ya tavır alsalar, “pis mahlukat” desinler “sizden nefret ediyoruz.” BDP bayağı güçlü bir parti. Onu yapsınlar, “Biz İttihat-i İslam’ı istiyoruz, Türkiye’nin de bölünmesini de istemiyoruz” desinler, ben BDP’li olacağım söz. Lanetlesinler PKK’yı, “İttihat-i İslam’ı istiyoruz, Türkiye’nin bölünmesine şiddetle karşıyız” desinler, Selahattin’i başbakan yapalım, Selahattin Hoca’yı. Ama böyle olmaz tabii.

Gökalp kaç yıldan beri yanımdasın?

GÖKALP BARLAN: Yirmi dört sene Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte bu bir sadakattir. Sadakat güzeldir. Kahpelik kötüdür, kalleşlik kötüdür, insanın nefsi ondan nefret eder.

Bütün televizyonlar Allah sevgisi, Allah için birbirini sevmekten bahsetsin.

HDP’li anneler çok şekerler. Başları kapalı. Benim kanaatim hepsi namaz kılıyordur onların. Selahattin de dindar bir ailenin çocuğu. PKK’ya “yakamızdan düşün pislik köpekler” dersiniz “uyuz köpekler.” Köpek de tatlı bir hayvan köpek demeyelim de, mahlukat. Bunları def etsinler başlarından her yerde. Devletten de koruma talep etsinler bu pisliklere karşı. Sokmayın mahallenize falan. O zaman tamam. HDP, belediyesinin kazanması için de uğraşırım, her şeyi için de uğraşırım. Ama İttihat-ı İslam’ı savunacaklar. Bölünmeye de şiddetle karşı olacaklar. Bu kadar, başka bir şey istemiyorum. Kadın hakları güzel.

Süt şahane bir şey.

İngilaz; ne dediğin belli değil, öyle manasız laflar olmaz. Açık sarih Türkçe’yle yazacaksın.

Allah sevgisi insanları ferahlatır. Çok kapsamlı olarak anlatılması lazım. Herkes Allah’ın varlığını anlatması lazım. Modern bilimle, izafi fizikte bilim adamları çıkacaklar.  Mesela göz uzmanları çıkıp gözdeki Allah’ın yaratmasını anlatacak. Mesela ortopedist, onlar gelip eklemlerin mükemmelliğini anlatacak. Gece gündüz Allah sevgisi anlatılırsa o ülke bereket, bollukla dolar, hayatları da cennet olur. Öbür türlü çok sıkılırlar. Bu nedir gece gündüz? Her yeri açıyoruz beş tane adam, altı adam, yedi adam, üç hanım iki bey, hepsi zeka ve bilmişlik yarışında oluyor, epey bir kısmı, hepsi değil de. Sıkıcı duruyor. Kim kimden daha akıllı, kim kimden daha bilgili. Ve hep bir öfke üslubu ve ters bir üslup. Kardeşim bir kere sevgiden bahsetsene. Bunları uyarmıyor mu bu televizyon kanalları? Onların, sahipleri hiç olmazsa “Biraz da sevgiden bahsedin rica edelim” desinler. Birkaç kelime sevgiden bahsedin ne kadar itici bir durum. Başından sonuna kadar izledim tek bir kelime sevgiden bahsetmiyorlar. Tek bir kelime Allah’tan bahsetmiyorlar, böyle program olur mu? Birbirlerine poz atacağız diye çünkü karizması gidecek diye düşünüyor. Utanma. Sevgiyi söylemek utanç verici bir şey mi? Boş boş laflar ediyorsun utanmıyorsun da sevgiden mi utanıyorsun? Allah’tan bahsetmemenin anlamı ne? Deist bile olsan, deist, yine Allah’tan bahsetmesi lazım. Nasıl bir insansınız siz?

Demirtaş, geçen gün PKK cenazesine gitmeyen partililer hakkında işlem başlatacağını söyledi. “Onlar bize oy veriyor, onlara tabii sahip çıkacağız” dedi. Yok, onların oyu onların başına düşsün. Öyle bir şeye tenezzül etmesi doğru değil Selahattin’in. Hiç yakışmamış bu laf.  Ama cenazeye hakaret edilmez. Cenazeye saygı gösterilir, kim olursa olsun. Cenaze aşağılanmaz, ölmüş artık adam. Adam yok ruhu gitmiş, eti kemiği kalmış o da çürüyecek. Olmaz. Kim olursa olsun olmaz. Ama Demirtaş’ın bu üslubu olmamış. PKK ile sen köprüleri at, Kürt kardeşlerimiz huzurlu olur, hoşlarına gider, rahatlarlar. Gücün yetiyorsa yap. Ama korkuyorsan devletten destek al, bir şey yap. “Partinin programını değiştiriyoruz” de. “Ben Allah’a inanıyorum Müslüman evladıyım, İttihad-ı İslam’ı istiyorum. Müslümanlar kardeştir, ırk farklılığımız yok, Kürt, Türk, Çerkez hepsi kardeştir. Biz mutlu olarak bu Türkiye’de yaşayalım, daha da büyütelim İttihad-ı İslam’ın sınırlarını, sırf Türkiye’de kalmasın. Zengin, huzurlu, güzel, kardeşçe yaşayalım. Türkiye’nin bölünmesini bırak, zaten buna hiç müsaade etmeyiz de” desin “bilakis Türkiye’yi büyütelim, genişletelim” demesi lazım. “İran’la birleşelim, Suudi Arabistan’la birleşelim, Pakistan’la birleşelim, bölgeyi cennet gibi yapalım” demesi lazım.

“Gençler barışı istiyorlar ama sevgiyi de istesinler. Barış sevgiyle olur, sevgi de Allah sevgisiyle olur. Soğuk, kuru sevgi olmaz” sözüme karşılık, A. Erkan, Abacılar1; “Hocam hangi gençler? Elinde kaleşnikofu olan gençler mi? Yoksa kalemi olan gençler mi? Ha ayrıca cebinde beş lirası olmayan gençler var?” Hepsi. Kaleşnikofu paramparça etsin hurdacıya satsın. Balyozla kırsın. “Kalemi olan” zaten kalemi olan tamam okur araştırır. Cebinde bir lirası değil, hiç parası olmasa yine Allah’ı sevecek. O zaman müminler ona sahip çıkar. Müminler kardeş. Allah, “Müminler birbirlerinin velileridir” diyor. Yani öyle bir sistem oluşturalım ki, bütün müminler birbirini sevsin. Hepsi kardeş onlar. Bak, “Birbirlerinin velileridir” birbirlerinin yani koruyucularıdır. Birbirlerine bakarlar, yardımcı olurlar, hastalandığında ilgilenirler, her şeyiyle ilgilenirler. Yani çocuğuyla ilgilenir gibi. “Hicret edenleri barındıranlar” diyor Cenab-ı Allah. Bak fakir adam hicret ediyor, kiralık ev aramıyor. Müslüman’ın evine geliyor. Bak “Barındıranlar” diyor Allah. Kiralık eve onları mecbur etmeyin diyor Allah. Onlara ev sağlayın diyor. Adama sen evini kiralama işine giremezsin Kuran’a göre. Barındıracaksın kardeşini sen. Ve “Yardımcı olanlar” diyor. Yardımcı olmak ne? Para veren, yiyecek veren, elbise veren, koruyup kollayan, hastalandığında yardım eden. Çünkü zaten “Velisidir” diyor Allah. Velinin anlamı budur diyor Allah ayette. Veliden kastım budur diyor Cenab-ı Allah. Velinin anlamı budur diyor. Yani müminin, kiralık ev arama diye bir konusu yok Müslümanlar’da. Peygamber (s.a.v.) zamanında ensar vardı, muhacir vardı. Ensarın yanına gittiler hicret eden muhacirler hiçbiri kiralık ev aramadı. Hepsi Müslümanlar’ın evine dağıldılar. Mesela yirmi koyunu varsa, on koyununu kardeşine verdi, evine yerleşen kardeşine. Beş elbisesi, altı elbisesi varsa üçünü kardeşlerine verdi. Sofraları ortak oldu. Müslümanlık böyledir. Ve Cenab-ı Allah diyor ki, “İhtiyaçtan arta kalanı verin.” Bakıyor adam, evde un var, yağ-şeker var, elbisesi de var, çok fazla da para var; o götürüp hepsini dağıtıyor.

ENDER DABAN: Başka bir ayette de Allah, “Kendisinin ihtiyacı olsa bile kardeşinin ihtiyacı olduğunda onu tercih ederler” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ayet bak çok açık, “Müminler birbirinin velisidir” diyor. Sonra veli kelimesinin anlamını açıklıyor Allah. “Hicret ettiklerinde” diyor “kardeşleri yanlarına onları barındırırlar, yardımcı olurlar, koruyup kollarlar.” Mümin topluluğu böyle oluyor, Müslüman topluluğu. Adam kiralık ev aramıyor. Adam kendine iş aramıyor. Müminler birbirlerine işi buluyorlar. Mesela iş bulamadıysa o anda ona yardımcı oluyor ama sonra ona iş de buluyor. Şimdi iş bulmak için ondan para istiyor, eve yerleşmek için para istiyor, her şey para. Bak Haşr 9. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “…Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile” diyor Allah “(kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.” (Haşr Suresi, 9) Aman kardeşim sen üşüme diyor mesela adamın odunları var yakacak. Mesela yüz kilo odunu kalmış, elli kilo odunu onlara veriyor. Tevekkül ediyor yani “kışın ne olur?” onu düşünmüyor. Ensar ve muhacir öyle arkadaş oluyorlar ki artık birbirlerine miras bırakmaya başlıyorlar. Allah diyor ki “Kuran’daki şekliyle miras uygulayın. Birbirinizi sevin ama bu şekilde uygulayın mirası” diyor. Çünkü o şekilde uygulandığında zaten birbirlerine yine yardım ediyorlar. Yani o sistemi bozmayın diyor Allah. Çünkü babasından miras kalıyor ve alıp Müslümanlar’a dağıtıyor. Gidip üstüne konmuyor yani.  

Mesela Haşr 9’da şeytandan Allah’a sığınırım; “Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise,” bak “Kendilerinden önce o yurdu” o şehri “hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler” lanet olsun kabilinden değil, seviniyor hicret eden geldi diye. Sarılıyor, bağrına basıyor. Severler, tam anlamıyla sevme.  “…ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar.” Kalbinden öyle bir şey geçirmiyor. Mesela on koltuğu var, beş koltuğunu onlara veriyor. Yemeğinin yarısını onlara veriyor. Yakacağının yarısını onlara veriyor. “Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9) İslam toplumunu insanlar pek anlamıyorlar. İslam toplumu hayret edilecek bir toplum oluyor. İnsanlar zannediyor ki, yani işte Hacı Şükrü Bey vardır, onun konağı vardır. Adam orada kazanır. Arada sırada fakirlere tasaddukta bulunur, onlara çorba falan dağıttırır aklına estiğinde, bazen de fıtır sadakası verir, onu da hocalar tespit eder. Zarf içinde üç-beş ihtiyara verir yaşlıya falan. Böyle değil. İç içe bir toplum oluyor. Diyorlar ki mesela “Yüz kişilik Müslüman topluluğu geliyor.” Bütün Müslümanlar seviniyorlar, hemen evlerini genişletiyorlar. Mesela evinde iki oda varsa, iki oda daha yapıyor genişletiyor dört odaya çıkarıyor. Bahçesinin yarısını onlara veriyor. Akıl almaz bir bereket bolluk oluyor. İslam toplumu çok sevinçli bir toplum. Bayram toplumudur. Bayram yaşanır. Ama şimdi uygulama, mesela Suudi Arabistan’da zenginler ayrı, fakirler ayrı, İran’da da herkesin evi ocağı ayrı, öyle bir şey yok; kimse kimseye yardımcı olmuyor yani. Türkiye’de de, Hacı Nazif Bey’in diyorlar adamın köşkü oluyor falan bazen köşkten dışarıya bakıyor adamlar nefretle böyle aşağılayıcı bakışlarla. Çok nadir arabasından çıktığında halkla göz göze dahi gelmiyor, perdeyi de çekiyor. Ama bunlar hakikaten işte bilmem ne yurduna, bilmem kaç bin lira bağışta bulunuyor. Ama onun kaydı geçiyor. İşte diyorlar “Nazif Bey şu kadar bağışta bulundu” diyorlar, o daha da ensesini arkaya yaslatıyor, heyecanlanıyor, herkese duyuruyor onu. Böyle bir toplum yok Müslümanlıkta.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz” diye buyuruyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Bir daha. 

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: “Sevdiği şeylerden.”

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette Adnan Bey şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Kendilerinizin göz göre göre alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın. Allah Ganidir” diyor.

TARKAN YAVAŞ: Bir ayette de Cenab-ı Allah, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah rızıkta birbirinize eşit kıldı ama rızık verilenler diğerlerine verici değillerdir” mealinde buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani rızkı versinler, onlara dağıtsınlar.

TARKAN YAVAŞ: Evet inşaAllah.

GÖKALP BARLAN: “Eşit şekilde dağıtıcı değillerdir diğerlerine” diye belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Evet. O ayeti bana gönderin, ben oradan açıklayayım.

Enfal Suresi 73’te, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir.” İşte bakıyoruz hakikaten iç içeler.  Mesela komünler kuruyorlar kendi aralarında, yardımlaşıyorlar, pis bir hayatları var. Birçoğunun hayatı pis, iğrenç yani. “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız)” birbirinizi koruyup kollamazsanız “yeryüzünde bir fitne” şu an olduğu gibi “ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) Şu anda oldu o. İslam aleminde bozgun ve fesat var.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, gerçekten o şeytan çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder” diye bildiriyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, gerçekten o şeytan çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder.”

ADNAN OKTAR: Aferin. MaşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Hocam bir başka ayette de küfredenler şöyle söylüyorlar, “Eğer Allah dileseydi rızık vereceği kişilere biz mi infakta bulunacakmışız” diyorlar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, “Allah versin” diyor. “Biz niye verecekmişiz?” Filmlerde falan oluyor ya, “Allah versin” diyorlar fakirleri gördüler mi. Yaygın o laf. “Allah versin derler” diyor zaten ama bak küfür için söylüyor Allah bunu. Müslüman öyle bir şey demez. Az da olsa yani on kuruş, yirmi beş kuruş bile olsa fakir boş çevrilmez.

BÜLENT SEZGİN: Münafıkların tavrı da “İnfakta bulunmayın mümin topluluğuna, dağılıp ayrılsınlar” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: “İnfakta bulunmayın ki dağılıp ayrılsınlar.” Münafıklar söylüyorlar, “Müminlere infakta bulunmayın, onlar dağılıp ayrılsın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama tabii o münafıklar, Müslümanlar’ın gücünü daha da arttırmış oluyorlar. Müslüman, onların pisliğini görünce daha birbirlerini seviyorlar.

Nahl Suresi, 71, “Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara” yani çevresinde olanlara “onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler” diyor Allah. “Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?” (Nahl Suresi, 71) Allah bir nimet vermiş, “Bunu yapmaları lazım” diyor Allah. “Ben onlara rızkı veriyorum ama dağıtsınlar diye veriyorum” diyor Allah.

“Mekke’den, Medine’den, Şam’dan, Ümeyyeoğulları’ndan, Basra’dan, Zedbe’den, Gana’dan, Bahiler’den, Ezidiler’den ve Reyliler’den bazı kimseler Mehdi (a.s)’a karşı tavır alacaklar” diyor.

Tevbe Suresi, 71, “Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.” Kadınlar ve erkekler hepsi korunuyor. Dışarıda kalmışsa kadın ona da adam evinde yer veriyor.  “İyiliği emreder,” yani iyiliği anlatıyorlar, sürekli tebliğ yapıyorlar. “Kötülükten sakındırırlar,” kimseye zarar verdirtmiyorlar. Mesela Allah’ın anılmaması, şeytani konuşmalar yapılmaması konusunda uyarıyorlar. “Allah’ı çok anın” diyorlar, “Şeytani konuşmalar da yapmayın.” Buna benzer güzel olan her şey. “Namazı dosdoğru kılarlar,” müminler “zekatı verirler” yani müminlere para dağıtırlar. “Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)  

“Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar” hicret ediyor; barındırıyor. “Gir kiralık ev bul” demiyor. “ve yardım edenler,” para, yiyecek, üst baş her türlü.  “İşte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.” Veli ne anlama geliyor diye düşündüğünde işte veliyi Allah açıklıyor. Her şeyle ilgilenen kişi. Ona ev bulan, yiyecek bulan, bütün sosyal ihtiyaçlarını karşılayan. Mesela evine su çektiriyor, elektriği yoksa elektrik getirtiyor. Her şeyi yapıyor. “İman edip hicret etmeyenler” yani Müslümanlar’ın yanına gelmeyenler yani ayrı “Ben ayrı duracağım” diyor. “onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiç bir şeyle velayetiniz yoktur.” Yani onlara ne bakmaya mecbursunuz, ne ilgilenmeye mecbursunuz. Hiçbir mecburiyetiniz yok diyor Allah. Çünkü birlik olmak niyetinde değil. Bölünme niyetinde. “Ama din konusunda sizden yardım isterlerse” mesela “ben şu konuyu anlamadım” diyor, “Onu öğretin” diyor Allah. “Yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil.” Mesela falanca ülkeye biz saldıracağız diyor, sen anlaşmışsın aran iyi “Ben saldıracağım” diyor. Orada da yardım etmeyin diyor. “Allah, yaptıklarınızı görendir.” (Enfal Suresi, 72) Ama Müslümanlar’la gelip birleşir de bir imamın mesela Müslümanlar’ın liderinin yanında olursa o zaman her şeyiyle ilgilenin diyor Allah. Onun için Müslümanlar tek bir ümmet oluyor. Tek bir topluluk oluyor. Mesela Allah “hayvanları da bir ümmet olarak yarattım” diyor. İnsanlar da bir ümmet, müminler Müslümanlar.

Bu, dikkat ederseniz bilinmiyor bu benim anlattığım konu. Bak veliyi açıklıyor burada, eğer iman ediyorsa açık. “Gerçek şu ki,” diyor bak “Gerçek şu ki, iman edenler” iman ettikten sonra “hicret edenler” Müslümanlar’ın yanına geliyor, bir araya geliyorlar. “ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar” Müslüman bir yere gelse benim bildiğim hiç kimse ilgilenmez adamla. Adam sokakta çadırda kalıyor. Değil mi? Öyle bir şey olmuyor. Birçok yer böyle. “(hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler” her yönden “işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.” (Enfal Suresi, 72) Kuran bu, İslam bu, bu şekilde. Anlamazdan gelinecek gibi değil. Mesela bazı hacı amcalar var camiye gidiyor ama bu hususu bilmiyor. Yani dinin özünü bilmiyor. Bu, toplumda bilinmediği için de büyük böyle sosyal yaralar oluyor. İslam uygulansa ne komünist kalır, ne sosyalist kalır, ne vahşi kapitalizm kalır, hiçbir şey kalmaz.  

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah” Allah ne yapıyor müminlere? Yediriyor, içiriyor, her şeyiyle ilgileniyor değil mi? “O'nun elçisi” Peygamber ne yapıyor? Müminlerin her ihtiyacını gideriyor. “rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.” (Maide Suresi, 55) Yani para dağıtan, namaz kılan müminlerdir veliler. Birbirlerinin velileridir diyor. Allah, müminlerin velisi, Müslümanlar birbirlerinin velisi, peygamber yani imam olarak, halife olarak o da bütün Müslümanlar’ın velisi.

Enfal Suresi, 46, “Allah'a ve Resulü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin” yani Kuran’a uyun ve başınızdaki bulunan Müslümanlar’ın liderine uyun. “çekişip birbirinize düşmeyin” uğraşmayın birbirinizle diyor.  Bütün İslam alemi birbiriyle uğraşıyor. O onu bombalıyor, o onu bombalıyor. Para veriyorlar bombalamak için. “çözülüp yılgınlaşırsınız” hem çözüldüler, hem yılgınlaştılar. “gücünüz gider” diyor Allah. Malını mülkünü, evini ocağını her şeyini kaybettiler. Bu aynı zamanda bedeni güç kaybı da, hastalık da, her şey. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46) Mümin sabırlı olacak. Cenab-ı Allah’ın en beğendiği ahlak özelliklerinden birisidir sabır.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah’a ve Resulü’ne icabet edin.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah’a ve Resulü’ne icabet edin.”

ADNAN OKTAR: “Hayat verecek şeye çağırdığı zaman.”

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Kuran’da olanı ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz.”

ADNAN OKTAR: Kuran uygulanmıyor. Uygulanmadığından dolayı bu acı çekiliyor. İşte Mehdi (a.s) devrinde bu uygulanacak. O yüzden de fakir fukara hiç kalmıyor. Bak “Malı sahah üzere eşit dağıtır” diyor “Mehdi (a.s).” Ne demek? İşte bu ayetleri uyguluyor. Herkes birbirine malını dağıtıyor.

Hucurat Suresi, 10, “Mü'minler ancak kardeştirler.” Mesela bir adamın kardeşi olduğunda ne yapıyor? Kardeş diyor Allah. Öz kardeş anlamında diyor ayette. Kan kardeşi, babadan anneden oluyor ya kardeş, onun gibi kardeştirler. Aynı. Yani sırf kan, genetik kardeşliği değil ayetin kastettiği. Mümin oldu mu kardeşin oluyor zaten. Kardeşini korur gibi koruyup kollayacaksın. “Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin.” Kavga ediyorlar, savaş ediyorlar aralarını bulup düzeltmek farz. Bütün İslam alemindeki bu savaşlar işte Mehdi (a.s) bu ayetin gereği olarak düzeltiyor. Savaşları durduruyor. Anarşiyi durduruyor. “ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi, 10) Allah sizi esirger o zaman diyor.

ENDER DABAN: İman edenler için Allah başka bir ayetinde de, “Allah’ın rahmetiyle kardeşler olarak sabahladınız” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

ENDER DABAN: İman edenler için Allah, “Allah’ın rahmetiyle kardeşler olarak sabahladınız” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Akşam geliyorlar. Sabah kalktıklarında herkes birbirine sarılıyor, kardeş. Herkes birbirini evine almış. Mesela bayramda herkes bir yere gitmeye kalkıyor, halbuki İslam geleneğinde bayramda herkes birbirini ziyaret eder, sevgi gösterir. Biz çocukluğumuzda giderdik.

BÜLENT SEZGİN: Ender’in söylediği ayetin başlangıcı, “Hani sizler düşmanlardınız” diyor Allah. “O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” “O’nun nimeti” Mehdiyet’e işaret ediyor olabilir mi Adnan Bey? “O’nun nimeti” Mehdi (a.s)’la birlikte kardeşler olarak.

ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.) zamanında olaydan bahsediyor ama tabii Mehdiyet’e de işaret ediyor. Bu ayetlerin işari manaları var tabii Mehdiyet devrine. Ama Peygamber (s.a.v.) zamanında müminler olarak, kardeşler olarak sabahlıyorlar. Yani olmuş bir olaydan bahsediyor ayet.

Peygamberimiz (s.a.v.) dünya tatlısıydı. Tam bal, şeker. Ahlakı çok çok güzeldi maşaAllah. Sahabeler gördü mü içi açılıyordu. Deli gibi seviyorlardı böyle Hz. Resullullah (s.a.v.)’i. Ama tabii iman kaynıyor Peygamber (s.a.v.)’de, çok şahane, onu görenin imanı acayip güçleniyor. Her insanın imanı o kadar güçlü olmaz. Yani biraz eğitmesi lazım, düşünmesi lazım ama Peygamber (s.a.v.)’i gördüğünde düşünmesine bile gerek kalmıyordu. Hemen iman ediyorlardı yani bir iman hakikatiydi bizzat kendi Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Ve sürekli mucize kaynağıydı. Yani sürekli mucize gösteriyor. O da tabii sahabeleri coşturuyordu. Mesela yarın gelecek kervanı söylüyordu, “Yarın bir kervan gelecek” falan diyor dediği çıkıyor. “Falancanın evinde bir eksik var herhalde” diyor gidiyorlar adamın hakikaten evinde eksik var. Ne dese doğru çıkıyor. Velilerde de oluyor bazen bu. Bediüzzaman’da da keramet tarzında. Onun için Sungur Ağabey falan deliler gibi seviyordu Bediüzzaman’ı, hiç dizinin dibinden ayrılmazlardı. Hep fakir evlerdi, böyle tahta zeminli evlerdi ama çok mesut mutlu yaşamışlar. Yoğurtlu şehriye çorbası içiyorlar. Bediüzzaman’ın bir tavuğu var, o yumurtluyor, onunla çorba yapıyorlar.

GÖKALP BARLAN: Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyuruyor Adnan Bey, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Siz nerede olursanız Allah sizi bir araya getirip toplayacaktır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Nerede olsanız.” İslam toplumu insanın en rahat yaşayacağı, fıtratına en uygun. Çünkü İslam toplumunda nasıl oluyor biliyor musun? Evinden çıkıyorsun, komşuya gidiyorsun, gidip onda yemek yiyorsun, sonra akşam orada yatıya kalıyor. Beraber namaz kılıyorlar. Sonra öbürleri geliyor ziyarete beraber sohbet ediyorlar. Sonra falancanın evine gidiyorlar. Herkes birbirine ikram ediyor. Şimdi misafiri adam dert gibi görüyor. Misafir gelecek diye bayramda kilometrelerce yollar alıyor birçok kişi yani misafirle karşılaşmamak için. Ama din yaşanmadığı için tabii. Çünkü gelen misafir dindarsa tatlı olur, güzel olur. Yani dindar değilse nasıl olsun?

Bir de dini sohbetler oluyor televizyonda falan çok samimiyetsiz. “Bir kızımız sual etmiş bize bir konuda, ona bir açıklama gerekir. Sualini anlatır mısın yavrum?” diyor. “Anlatayım hoca efendi” diyor. Yani biraz bir acayip. Adamlar yedi yüz yıl öncesine götürüyorlar bizi bir anda böyle. Sual mual bırak işte dümdüz anlat. Bırak şu Osmanlı havaları vermeyi kendine. Yapsan da olmuyor zaten. Altı kaval, üstü şişhane derler ya; üstü modern, altı Osmanlı. Yahut altı modern, üstü Osmanlı. Bir acayipler yani. Bazıları için diyorum tabii.

TARKAN YAVAŞ: Bir de siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ücret karşılığı yapılıyor o sohbetler hep.

ADNAN OKTAR: O çok korkunç. Nasıl utanmıyorlar? Ben ona hayret ediyorum. Hatta bir tanesi isim vermeyeyim de; gelmiş yayınevinin önüne arabanın içinde bekliyormuş. Paranın gelmesini beklemiş. “Arabadan inmeyeceğim” demiş. “Parayı getirin ondan sonra ineyim” demiş. Parayı getirmişler ondan sonra girmiş içeriye. İki günlük dünya, aklını başına al. İnsan kuru ekmek yer yine o rezaletin içine girmez. Kendini küçük düşürüyorsun aklını başına al. Böyle Müslümanlık olur mu?

CAN DAĞTEKİN: Bir tanesi de üniversite gençleri parayı tamamlayamadığı için konferans vermemiş, geri dönmüş. Üniversite gençlerine verilecekmiş konferans.

ADNAN OKTAR: Bak şu rezalete bak. Sen üstüne para ver. Para alınır mı üniversiteli çocuklardan?

Akvaryumda yukarıda balıklar küçük yavruları oluyor. Onu ağızlarında tutuyorlar bayağı bir müddet. Hayvan hiçbir şey yemiyor o ara. Çok uzun bir süre sürüyor, üç hafta falan sürüyor. Hiçbir şey yemiyor. Büyük bir titizlikle koruyor hayvanı. Bazen yavru acarlık yapıp kaçıyor, hemen yakalıyor. Delice ama böyle akıl almaz bir süratle gidip yakalıyor yine ağzına alıyor. Sonra onlar belirli boya ulaşınca onu bırakıyor. Ben bir tane zannediyordum, iki taneymiş. Bir tanesi vardı Virgül diye ufak köfte öbür balıklardan korumak için ona böyle sadece onun girebileceği gibi bir mekan yaptırdım. Oralarda geziyor, süper uyanık böyle. Yani mekanlar, bir tane değil birkaç tane yaptırdım öyle. Diğer balıklar onun girdiği yere giremiyorlar. Onlarla yakalamaca oynuyor böyle süper zeki, acayip uyanık. Bakınıyor etrafa bakıyor yamuk bir balık geliyor onun görüşüne göre hemen balıklama dalıyor o deliğin içerisine, oraya saklanıyor. Oradan bakıyor böyle köfte gibi. Tehlike geçti mi yine çıkıyor. Ben bir tane zannediyordum. İkinci bir tane daha varmış. Aynı boyda, acayip sevindim çok hoşuma gitti.

“Hocam, imani konulara çok ihtiyaç duyuyor insanlar. Tüm gün her yerden felaket haberi alıyor, karamsar yorumlara maruz kalıyorlar. Bizim de seni görünce içimiz açılıyor. İnsan hayat buluyor, ruh buluyor, can buluyor.” Nadide Şerih.

Allah Allah. Kaplıcada iki haftalık tatil karşılığı sohbete çıkıyormuş bazı hocalar da. Öyle kudret hamamında. Onlar havuza bir giriyor, havuz şöyle bir hacim alıyor. “Çok iyi geliyor ya” falan diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bildiğiniz gibi penguenler de yumurta ilk oluştuğunda ayaklarının üzerinde üç-dört ay hiç yemek yemeden taşıyorlar yere bırakmadan.

ADNAN OKTAR: Allah’ın ne kadar güzel bir tecellisi o, yani ne kadar garip bir olay o. İnsanların gözünden niye kaçırıyorlar bunları? İnsanların içi açılır, Allah’a karşı sevgileri kat kar artar. Ben mesela şu Virgül’ün acarlığını acayip seviyorum. Allah, hoşumuza gitsin diye onları böyle yarattı Allahualem. Ben oraya gittiğimde öbür balıkları seviyorum ama benim asıl derdim o oluyor.

Bütün kanallar sevgiden bahsetsin. Allah sevgisinden bahsetsin. Allah’ı bilimsel olarak anlatsınlar, akılcı güzel. Sırf şu bizim Virgül’ü bile görse insanların içi gider, acayip şeker, acayip uyanık bir şey böyle. Su kaplumbağaları falan, bir de esniyor onlar. Ben onların öyle numaraları olduğunu hiç bilmiyordum. Ufacık bir şey, güneşleniyor patisini ayırarak falan. Hayret.

Bir de Naci diye bir kuş var, küçük ufak. Bunun kadar zeki kuş ben görmedim Allahualem. “Allah’a şükür, elhamdülillah” böyle uzun cümleler kuruyor. Deli deli bakıyor insana, böyle yandan bakıyor. Ne konuştuğunu dinliyor bir süre sonra bakıyorsun aynısı. Ama akla hayale gelmeyecek o kadar zengin konuşma üslubu var ki. Bir mucize halbuki şuuru kapalı. Tam anlamıyla şuuru kapalı ama bilgisayar gibi. Allah öyle yaratmış çok büyük mucize. El kadar bir şey. Mesela aynı boyutta başka kuşlar var süslü kuşlar çıtı çıkmıyor. Bilmiyor konuşmayı. Ama o nefes almadan “Allah” diyor “çok şükür” diyor maşaAllah. “Naci gel göbüşünü öpeceğim” diyor. Ona söylenen bir söz bu. Öyle zeki kuşlar çok hoşuma gidiyor. Bir papağan almıştık akşama kadar ıslık çalıyor ama acayip rahatsız edici, bayağı da güçlü. Baktım olacak gibi değil sahibine geri verdim. Aşka geliyor herhalde şenlensin mi düşünüyor anlamadım ki.

Allah çiçekleri çok güzel süslüyor. Saksılarda çiçekler vardı bahçede yeşil böyle tomurcuk şeklinde duruyorlardı bir baktım hepsi açmış. Rengarenk bayağı güzel. Sonbahar çiçeği anladım kadarıyla. İlkbaharda da açıyordur o muhtemelen. Sonbaharı bilmesi çok acayip. Nerden bilirsin, nereden anlarsın? Bu kadar zeki olmaları.

Şu sarman çok hoşuma gidiyor. Her gördüğümde seviniyorum. Her seferinde o bahçede kenarda yüksek bir duvar var oraya çıkıyor yine orada duruyor. Yağmurdan biraz ıslanmış yalanarak kendini düzeltmeye çalışıyordu. Ama ilk defa böyle kimseyle muhatap olmayan kedi gördüm. Hiç ilgilenmiyor. Ama hoş bir varlık zekası hoş. Yaptığı hareketler de çok hoş.  

CİHAT GÜNDOĞDU: Bitkilerde ne zaman çiçek açacağını belirleyen özel proteinler üretiliyor. Bu proteinler ışığa hassas. Ultraviyole ışığının miktarını tespit edip buna göre çiçek açmaya başlıyorlar. Mevsimleri bu şekilde tespit ediyorlar. Mevsimler bu şekilde ayırt ediliyor bitkiler tarafından.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat bu konuyu.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bitkilerde ne zaman çiçek açacaklarını belirleyen özel bir protein var. Ultraviyole miktarını, güneşten gelen ultraviyole ışık miktarını tespit ediyorlar buna göre proteinler harekete geçip ne zaman çiçek açacağını tam anlamıyla belirlemiş oluyor mevsimine göre.

ADNAN OKTAR: Allah’ın mucizelerini uzun değil de, böyle kısa kısa anlatmak insan beyni için daha uygun. Onu kısa ama çok samimi anlatmak, ben mesela samimi anlattığım için bu kadar binlerce insan seyrediyor. Çünkü ben kendimi sıkmıyorum, dürüst içimden gelen şekilde anlatıyorum. Kendimi de böyle bir sükse olarak sunmuyorum. Çok muazzam münasebetsizlik, biz Allah’ın yarattığı kuluz. Aciz kullarız yani nasıl büyük olacaksın? Çok itici bir hareket Allah esirgesin.

Hayvanlar genellikle çok efendi oluyorlar kediler, köpekler, kuşlar çok terbiyeliler. Bir de çok kanaatkârlar böyle gayet sakin orada bekliyor. Sıkılmamaları da hayret Allah onları öyle yaratmış. Mesela bak akvaryumdalar akşama kadar bunun içindeler. Allah şuur vermiş olsaydı çok sıkılırlardı. Ama Allah şuur vermediği için keyif içinde geziyorlar. Tabii insan onların daha geniş bir akvaryumda yaşamalarını istiyor. Duvar boyu olsun daha rahat etsinler. İnsanlar vicdanen tabii rahatsız oluyorlar ama onlar rahatsız olmuyorlar.

Allah insanları nasıl düşünüyor, insanlar da Allah’a karşı nasıl lakaytlar? Bak hoşlarına gitsin diye on binlerce çeşit çiçek yaratıyor. Her biri birbirinden güzel.

OKTAR BABUNA: “Allah’ın ilgisi” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. On binlerce kuş çeşidi akıl almaz renkte ve güzeller. Bir kısmı konuşuyor, başka marifeti var, her birinin bir karakteri var özel.

BÜLENT SEZGİN: Siz söylemiştiniz hiçbiri kendi renginin farkında değildir. Deseninin farkında değildir.

ADNAN OKTAR: Tabii. Renk görmez, görüntüyü de bilmez. İdrakinde olmaz bilgisayar gibi. İnsanlar aynı anda iki, en fazla üç sese dikkat verebilirken muhabbet kuşları öyle değil çok daha fazla sese dikkat verebiliyorlar. Mesela on iki-on üç sesi aynı anda algılayabiliyorlar. O yüzden konuşan kuşlar aynı anda kapı zili, öksürük, konuşma hepsini duyup hafızaya alıyorlar. Sonra aranjman şeklinde tekrarlıyorlar. Telefon sesi yapıyor, araba korna sesi yapıyor. Siren sesi yapıyor, matkap sesi yapıyor aynısı ama. Adam telefona koşuyor o öyle ses çıkarttığında. Matkap sesi duyunca “Kim bu çalışmayı yapan?” diyor. Ama tıpkısının aynısını yapıyor.

Kısa bir ara verelim.

ENDER DABAN: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz inşaAllah.

VTR: Allah, Kuran’da İslam Ahlakının Dünyaya Hakim Olacağını Bildirmiştir-1

ENDER DABAN: Hoş Sohbetler programımızın sonuna geldik. Az sonra Adnan Oktar’la Sohbetler’le karşınızda olacağız inşaAllah.


DEVAMINI GÖSTER