Hoş Sohbetler (23 Haziran 2015; 17:00)


ENDER DABAN: İyi akşamlar Sayın seyirciler Hoş Sohbetler programına başlıyoruz, inşaAllah.

Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Bismillah, herhangi bir yerden açalım.

Furkan Suresi 21, “Bize kavuşmayı ummayanlar” şeytandan Allah’a sığınırım. Yani ahireti yok sayanlar, olmaz diyenler. “Dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi? Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.” (Furkan Suresi, 21) Ana konunun ne olduğunu Allah söylüyor. Büyüklük hissi, burada biz zannediyoruz ki, adam delil bulamadığı için, kafasında toparlayamadığı, aklı yetmediği için zannediyoruz. Halbuki Allah diyor bak, “büyüklük hissi” diyor, amansız bir büyüklük hissi. Büyüklük hissi zaten çok büyük bir mucize. İnsanın hali müsait değil büyüklük yapmaya, çok zavallı bir varlık. Doğal ihtiyaçları var, ölümlü. Zavallının zavallısı insan. Ama buna rağmen -haşa- kendini Allah’tan büyük görecek kadar akıl almaz bir azametle büyüklük taslıyor. Ne kadar insan? Hemen hemen dünyanın yüzde doksan dokuzu. Afrika’ya gidiyorsun aynı, Asya’ya gidiyorsun aynı. Müthiş bir büyüklük hissi ama. Bu bir mucize zaten, Allah’ın varlığına delildir, bu kadar zavallı bir varlığın. Büyüklük hissi ayrıca incelenmesi gereken mucize bir durum. Bu nasıl oluşuyor insanda, bunun ruhu, felsefesi nasıldır, derin tetkik etmek lazım. Bu mucize nasıl oluşuyor? Elle tutulur bir mucize bu. Çünkü normalde insan korku, acz ve zavallılık içinde yaşaması gerekiyor. Yapısı öyle görünüyor. Dünyanın haline göre de konumu bu şekilde. O zaman bunun anlatılması zor olduğunu görüyoruz. O zaman yine ne yapacağız? Geniş delillendirme. Bazı şeyler oluyor, ifade etmek zor oluyor. Anlaşılıyor ama ifade etmek zor oluyor. İşte bir gariplik olduğu belli ama çok ciddi bir gariplik var. Çünkü büyüklük hissinin makul görülecek bir yönü yok. Adamın doğal ihtiyaçları var kardeşim sırf oradan biter yani. Uyumaya mahkum, bayağı perişan bir varlık. Zor ayakta duruyor. Kısa sürede de ölüyor. Böyle bir varlığın büyüklük hem de akıl almaz bir büyüklük içinde olması mucize. Onun için akılcı bir şekilde araştırılıp bunun felsefesinin tarif edilmesi lazım. O zaman bu mucize ortaya daha net çıkar, daha iyi anlaşılır.

ENDER DABAN: Hocam, Allah bir ayette insanlar için “cahil ve nankör” diye bildiriyordu. Cahilliklerinden kaynaklanan, Allah’ın gücünü kudretini takdir edememekten kaynaklanan bir büyüklenme hissi mi oluyor?

ADNAN OKTAR: Aslında büyüklenenlerle bir konuşmak lazım. Canlı laboratuvar onlar. İmanını kaybetmiş, büyüklenen, azametli insanlarla konuşmak lazım. Sorgu şeklinde olması lazım, mesela her konuya nasıl cevap veriyor. Tabii aşağılamadan, gururunu kırmadan. Konuşulduğunda, çok fazla delil ortaya çıkar. Eğer bunu kitaplaştıracaksak-ki, kitap olarak düşünüyorum ben, geniş delile ihtiyaç oluyor. Bunların da ana kaynağı, orijinal kaynağı da enaniyetli ve büyüklenen insanlardır, onlara bakmak lazım. Mesela bunlar neyi kullanıyorlar büyüklenirken? Bilimi kullanabiliyorlar. Bilimin şeytani kullanılma metodu var, onun ayrı tarif edilmesi gerekiyor. Bilime bir Müslüman’ın sahip çıkması var, bir de kafası bozuk yahut imanını kaybetmiş insanların olaya bakış açısı var. Şimdi bilim bize göre, bana göre Allah’ın sanatını açan, delillendiren, onu bize bulan, geliştiren, ince detaylarını gösteren bir sistem. Ama küfür için öyle değil. Onlarda bambaşka bir felsefesi oluyor, bu da ayrıca araştırılması gereken bir konu. Küfür başlı başına dikkatlice incelenmesi gereken bir sistem. Müşriki de ayrı incelemek lazım, konuşturarak. Bazıları kendilerini kaptırıyor, onu incelemeyi düşüneceği yerde, onunla boğuşuyor adeta ve kendini de bayağı hırpalıyor. Büyüklükte zenginlik çok etki ediyor. Ama zenginlik tabii bir mantığı var yine çünkü “zenginlikle her şeyi yapabilirim, alırım, götürürüm, getiririm” diye düşünüyor olabilir. Ama adam fakir olsa da eneniyetli. Onun açıklaması yok. Kültürü olmasa da, enaniyetli. Enaniyeti yapan şeyleri bir kere liste olarak çıkarmak lazım ve canlı örnekleriyle uzun ve akılcı konuşmak lazım. Her konuyu sormak lazım “bunda ne düşünüyorsun, bunda ne düşünüyorsun?” Zaten onlar severek konuşurlar. Çünkü dinsiz dinsizliğini haykırarak duyurmak ister dinsiz, anlatmak ister. Kendi gibi dinsizler olmasını ister, hem de içini rahatlatmak için öyle deşarj olmak için konuşmak ister. Sıkar dinsizlik insanı. Dinsiz derdini anlatmak ister veya konuşmak, duyulmasını ister. Konuşulunca iyi anlaşılır.

GÖKALP BARLAN: Siz daha önce de örnek vermiştiniz Hocam Karun Kıssası’nda, “bu bana bilgim dolayısıyla verildi” diyor. Allah’ın verdiğini unutuyor, kendinden zannediyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, şeytan Allah’ı gördüğü halde enaniyet ve kibir yapıyor tanıdığı bildiği halde.

ADNAN OKTAR: Ama şeytan bayağı cins bir şey. Züppeliğin, çakallığın, umursuzluğun, romantikliğin en yüksek noktasına çıkmış bir manyak şeytan, klasik manyak. Toplumda da görünür öyle manyaklar. Arsız yani biraz da arsız. Konu o.

BÜLENT SEZGİN: Kendine asıl benlik vermek mi eneniyeti tetikliyor Hocam?

ADNAN OKTAR: Nasıl?

BÜLENT SEZGİN: Kendilerine benlik vermesi mi insanın enaniyeti en çok tetikleyen, Allah’ın dışında.

ADNAN OKTAR: Benlik tabii ki bir tek onunla olmuyor. Belki onun sekiz-on maddeden oluşan bir bütündür, konuşarak onu tespit etmek lazım ama tabii onu maymunla konuşur gibi konuşursan sinirlendirir tabii karşındaki insanı, böyle denek gibi olmaz. Sezdirmeden konuşmak lazım. Normal sohbet ortamında konuşuyor gibi konuşmak lazım. Ve de çok kişiyi konuşturmak lazım. Ortak noktada birleşirler zaten. Bütün ortak noktada birleştikleri yerleri tespit etmek lazım. Zaafları, anormallikleri bir ortak noktada birleşir.

OKTAR BABUNA: Allah bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “insan kendini müstağni gördüğünden azar” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Müstağni.” Evet, müstağni görüyor zaten. “Müstağni gördüğünden azar” yani kendini eleştirmediğinden, eleştiriye kapalı olmasından. “Firavun” şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi kavmi içinde bağırdı;” bağırmak bunların genel özelliği oluyor zaten. “Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi?” (Zuhruf Suresi, 51) Demek ki bayağı bir devletleştirmiş, halka ait bir mal mülk bırakmamış. Devlet mala el koymuş, oradan bir azgınlık oluşmuş. Yani bir komünist sistem var, anladığım kadarıyla. Devlet bütün kalkın malına el koyduğu anlaşılıyor. Irmağı da o nehre de sahip çıkmış. “Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki” diyor yüksek değil miyim, “o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir.” (Zuhruf Suresi, 52) Mesela bak güzel konuşabilmek, hitabet düzgünlüğü, akıllı hikmetli konuşmak değil de, hitabet düzgünlüğü enaniyete sebep oluyor, büyüklüğe. Mesela sınıf; sosyeteye mensup olduğu için bu o devirde sosyeteye, onu da halktan ördüğü için, kendini yüksek görüyor. Bu bir enaniyet sebebi olduğunu anlıyoruz, ayetten. “Bir zavallı” diyor, zavallı nasıl olur? İşte maddi imkanı yoktur, askeri gücü yoktur, bunlar onda da bir büyüklük hissine sebep olduğu anlaşılıyor. Daha da genişletilebilir tabii. “Sözü açıklamadan yoksun olan biridir” bir insanda eğer bir kusur görürse daha da enaniyetleri artıyor demek ki. “Bu durumda (eğer doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı.” Mal ve zenginlikten bak bir anda itibarının değişeceğine inanıyor ama bilezik tarzında böyle külçe altın da kabul etmiyor, yani süslü. Kullanılabilir altın olarak söylüyor. “Ya da yakınında yer almış vaziyette, onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?” (Zuhruf Suresi, 53) Tabii bu imanlı için, iman etmeye. Bu itibar için istiyor bunu “onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?” diyor. Halbuki melek, o şekilde görünmez. Hayır, gelirler insan şeklinde ama anlamaz onu o. Onun melek dediği kanatlı, insana benzemeyen varlıklar olarak istiyor. “Böylelikle kendi kavmini küçümsedi.” İşte insanları aşağılamak. Mesela bu Pakistan’da, Hindistan’da bu yancı takımı var. O Amerikalıların, İngilizlerin yancıları var, bunlar halkı küçümseyerek, kendilerini büyütüyorlar. Onların inançlarını aşağılıyorlar, kılığını kıyafetini aşağılıyor, yemesini içmesini aşağılıyor, kendini daha klas görüyor, “onlar da ona boyun eğdiler.” Hakikaten aşağılanan insanlar, aşağılayana karşı saygı duyuyor. Bunu birçok yerde görmüşsünüzdür, okullarda, üniversitelerde, iş yerlerinde. Mesela müdür aşağılar memurları bütün memurlar ona acayip saygı duyarlar. Bazı kaymakamlarda olur, subaylarda olur, aşağıladığında daha hürmet duyarlar. “Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.” (Zuhruf Suresi, 54) Dinin hükümlerini biliyor yahut kabul ediyor fakat yapmıyor.

“Yeryüzünde” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” (Araf Suresi, 146) Büyüklük tasladığında, zaten Allah hemen hastalandırıyor. Asıl işte demek ki, büyüklük hissi geldiğinde, dine yaklaşmalarını Allah engelliyor, aklını alıyor. Bizde buraya gelen bir genç vardı, onda öyle. Ama bir ferahlık da oluyor, korkmama duygusu da oluyor bunlarda çok deli. O arkadaş için demiyorum da, mesela devlet esrarı yasaklamış, uyuşturucuyu yasaklamış, korkmuyor psikopat böyle açıkça uyuşturucuyu içiyor çekinmiyor, psikopat. Veyahut ruhsatsız silah yasaktır, beline silah takıp geziyor. Psikopat yani çekinmiyor. Böyle adamlar Allah’tan korkmama da çirkin bir yeteneğe sahip oluyorlar, daha pervasız oluyorlar. Korkmayı bilen insan, Allah’tan korkuyor. Daha dengeli tutarlı oluyor onlar. Yunus Suresi, 93. “Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik.” Bak “hoşlarına gidecek bir yere yerleştirdik” diyor, Allah. Halbuki her yer insanın hoşuna gitmez. Allah orayı, onlara sevdiriyor. Bu da bir mucize. Bir yere yerleştirirsin ama adam rahatsız olur, güzel de olsa o arazi hoşuna gitmeyebilir. Ama “hoşlarına gidecek bir yere” diyor “yerleştirdim.” Allah sevdirmiş, “temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.” (Yunus Suresi, 93)

Hz. Musa (a.s) ile beraber Mısır’dan ayrılan İsrailoğulları’nın vadedilmiş topraklara yerleşmesi ve orada varlık sahibi olması, Hz. Süleyman )a.s) zamanında oldu, biliyorsunuz. Bundan önce İsrailoğulları arasında ayrılıklar yaşandı, fakat bu dönemde çölde göçebe haldeydiler. İsrailoğulları, Hz. Süleyman (a.s)’ın İsrail’i zenginleştirmesi ve eşlerinin sayısı konusunda ayrılığa düştüler. Bak “zenginleştirme ve eşlerinin çok olması” konusunda ayrılığa düştüler. Bunu eleştirdiler. Putperest kadınları alıp getirdi, halbuki Müslüman oluyor kadınlar. İşte bin tane eşi var, kadınlarla çok ilgileniyor gibi hahamlar bir muhalefet durumu oluşturdular. Hz. Süleyman (a.s)’ın sağlığında da kendisine bu konuda karşı geldiler, biliyorsunuz. Hz. Süleyman (a.s)’ın ölümünden sonra 12 oymaktan 10’u krallıktan ayrıldı o zaman. Bu ayrılığın üzerine iki komşu devlet arasında sık sık savaşlar ve çatışmalar yaşandı. Kuran’da tarif edilen konu, bu işte. Kendilerine ilim geliyor, bunu sonrasında Hz. Süleyman (a.s)’ın tapınağı yıkılıyor zaten. Bak, 12 oymaktan 10’u krallıktan ayrılıyor. Çok büyük bir fitne çıkmış. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de de, hep hanımları yüzünden fitne çıkardılar. O dırar mescidini kurmaları da öyle. Burada da bak yine aynı olay var, Hz. Süleyman (a.s)’ın olayında da. Orada da ayrılıyorlar yine takva adına ayrılıyorlar. “Böyle dindarlık olur mu” diyorlar “bu kadınlarla beraber, bin tane kadın var yanında.” Peygamberimize de (s.a.v.) aynı şeyi yaptılar. “Hz. Ali (r.a), Hz. Hasan, Hüseyin (r.a) ne kadar çok evleniyorlar bunlar, peygamber ne kadar çok evleniyor” dediler. “Kadınlar da mescide gidiyorlar, öyle şey olur mu? Dindarlık böyle olmaz” dediler, dırar mescidini kurdular, o zaman münafıklar. Peygamberimiz (s.a.v)’e de vahiy geldi yerle bir ettiler biliyorsunuz. Hz. Süleyman (a.s)’a bir ilim geldiğinde bu konu açıklanıyor zaten, “ilim geldi” diyor “Hz. Süleyman (a.s)’a.”

Cenab-ı Allah, Hz. Süleyman (a.s)’dan çok memnun. Hahamlar memnun değil ama Allah memnun. Onlar, Tevrat’ta akıl almaz hakaretler yapıyorlar Hz. Süleyman (a.s)’a. Ama Cenab-ı Allah övüyor. Mesela Tevrat’ta; “Süleyman Rabbin tapınağını, sarayı yapmayı istediği bütün işleri bitirince, Rab daha önce Givon’da olduğu gibi ona yine görünerek ona şöyle dedi: “Duanı ve yakarışını duydum. Adım, sürekli orada bulunsun diye yaptığın bu tapınağı kutsal kıldım.” Bak, Cenab-ı Allah övüyor. “Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır.” Hz. Süleyman (a.s)’ın zenginliğinin ve yanındaki insanların kalitesinin, zengin kıyafetler giymelerinin tebliğde ne kadar etkili olduğu da Tevrat’ta açıklanıyor bak. Krallar/10. “Süleyman’ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasını, zenginliğini, görevlerini, oturup kalkışını, hizmetkarların özel giysilerle yaptığı hizmeti, sakilerini ve Rabbin tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı.” Görüyor musun tebliğe yöntemi? Çok şık giyiniyor herkes, müthiş bir zenginlik var, mobilyalar mükemmel, saray mükemmel, tebliğe bir kadını çağırdığında, kadın hemen “iman ettim” diyor, çok etkileniyor. Bak diyor ki Hz. Süleyman (a.s)’a; “ülkemdeyken yaptıklarınla, bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş” diyor. “Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de, zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla Süleyman” diyor. Ne mutlu adamlarına, ne mutlu sana hizmet eden görevlilere, çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Tanrın Rabbe övgüler olsun” diyor, Sebe Melikesi. “Kıyafetler mükemmel” diyor. Eşyalar mükemmel. Ahlak mükemmel, nizam mükemmel, oturuş kalkış mükemmel, her şeyleri diyor mükemmel diyor. Binanın görünümü zenginlik her şey mükemmel helal olsun sana diyor Hz. Süleyman (a.s)’a

Haşa “Allah’ı kim yarattı, o nasıl oldu” diye soruyorlarmış. “Allah’tan önce ne vardı?” diyorlar. Önceyi sonrayı söylediğine göre, zamanlı olduğun anlaşılıyor. Allah zamansız. Zamansız olunca önceyi sonrayı nasıl soracaksın. Zamansız ve mekansız. Sen diyorsun “daha önce ne vardı?” Daha önce zamansızlık vardı, zamansızlık var olunca, daha önce ne vardı diyemiyorsun. Zamansızlık var dediğim halde daha önce ne vardı dersen, bu açmaz olur. Allah, zamansız olarak vardı. Biz sonra zamanlı yaratıldık. Bak Hz. Süleyman (a.s)’la ilgili hahamların konuşmalarından örnekler; “bir hanım nimettir, fakat binin üzerinde herhangi bir sayı çoktur. Ve çokluk bela getirir.” Veyahut binin üzerinde çokluk fazladır, bela getirir diyor. “Süleyman’ın eşleri de onun başını ve kalbini döndürdü.” Atıyorsun. Niye başını döndürsün? Niye kalbini döndürsün? Allah Kuran’da övüyor, Tevrat’ta övüyor. Bak Sebe Melikesi nasıl övüyor Tevrat’ta, şahit kadın yani. Süleyman’ın Meseleleri’nde de Allah’ın onu ne kadar sevdiğini görüyoruz ve ne kadar mükemmel olduğunu görüyoruz. Sen limon kemiriyorsun, boş vakit geçiriyorsun, sevgisizsin, kıskanmışsın. Binin üstünde hanımı olduğu için ağrına gitmiş. Kalbinde sevgi yok. Hz. Süleyman (a.s)’a laf söylemen için, seni Allah’ın görevlendirmesi gerekir, peygamber olarak görevlendirmesi lazım. Ve bir delilin olması lazım. Delilinde yok, peygamber de değilsin, Allah seni görevlendirmişte değil. Hahamlar “iki tane bile hanım olmaz” diyorlar. Hz. Süleyman (a.s) bin tane almış, bayağı ağırlarına gitmiş, demediklerini bırakmamışlar Tevrat’ta. İşte putperestlere uydu, putlara uydu. Allah övüyor Tevrat’ta, aklını başına al be adam. Kuran’da Cenab-ı Allah övüyor. Sebe Melikesi övüyor. Onları çıkartmayı da akıl edememişsin bak, Allah ayağına dolandırmış. Süleyman’ın Meseleleri, baştan sona Hz. Süleyman (a.s)’ın mükemmelliğini anlatıyor.

“Ben hayatımda bu kadar güzel saç görmedim Hocam, maşaAllah nurunuz bu gün daha da artmış, acayip güzelleşmişsiniz” diyor. Sen aynaya bakıyorsun, nurunu görüyorsun. Sevgiyle bakan, güzel görür. Birde iblis takımına sor bakalım, şeytanlara sor bakalım. Hainlere sok bakim, münafıklara bir sor. Ejderha gibi görüyordur.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet, rica edelim.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’nın tanınmış İngilizce yayınlarından ünlü Pravda’da, bu hafta Yunanistan’ın mevcut durumunu ele aldığınız “Euro bölgesinde olmak yada olmamak” başlıklı yazınız yer aldı. İran’ın Tahran merkezli en önde gelen İngilizce gazetelerinden Tehran Times’da “bu ramazan ayı mezhepsel ayrılıklar son bulsun” başlıklı yazınız ön sayfadan yayımlandı. Arap News Gazetesi ve sitesi yeni yazılarınıza yer verdi. İlki “Tel Abyat’ta durum düşündüğünüz gibi değil.” İslam bölümünde yer alan ikinci yazınız ise “Ramazan, Kuran’ın indirildiği kutsal oruç ayıdır” başlığını taşıyor. Bu yazınız kısa sürede kırk ikibin beğeni aldı. National Yemen Gazetesi ve onun internet sitesinde, İslam dünyasında ki ayrılıklara son verecek çözüm yollarını ele aldığınız yeni yazınız çıktı. Arabeyn Gazetenin bu hafta son verdiği yazınızın başlığı “özgürlük yasası Amerika Birleşik Devletleri halkına özgürlük getirecek mi?” Diplomacy Pakistan sitesinde, ramazan ayı ile ilgili iki yazınız yayımlandı. Başlıkları şöyle “Ramazan ayında acı çeken kardeşlerimizi hatırlayalım” ve “oruç Müslümanlar için, iyileştirici güçleri olan bir hediyedir.” Suudi Arabistan’ın en yüksek tirajlı Arapça gazetelerinden biri olan Makkah News Paper’da “Tel Abyad’daki durum düşündüğünüz gibi değil” adlı yazınız ilk defa olarak yer aldı. Endonezya’nın önde gelen İngilizce yayınlarından Jakarta Post “Türkiye demokrasisi için doğru yol hangisi? “ başlıklı makalenizi yayınladı. “Türkiye’de PKK terörü gerçekten son buluyor mu?” Başlıklı yazınız, Daily Mail sitesinde yer aldı. Almanya merkezli Burma Times sitesinde yer alan yazınızda “Rohingya’nın gözyaşlarını silecek kimse yok mu?” başlığını taşıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Cenab-ı Allah bize böyle uçsuz bucaksız imkan veriyor, döyle dünya çapında tebliğ. Bu çok şaşırtıcı. Mesela Tahran, Tahran’daki gazeteler, İran’daki gazeteler ve bu gazetelerin en önemlilerinin ve en önemli yerlerinde, birinci sayfada, sağ köşede haber. Suudi Arabistan, Rusya çok şaşırtıcı Cenab-ı Allah’ın bir lütfu bu. İnayeti ilahi. Mesela ben İran’la Türkiye’nin dost olmamasını ve sınırları kaldırmamasını, ben hayretle izliyorum. Acayip dindar İran. Acayip sevgi dolu insanlar. Bütün tarihimiz birlikte geçmiş, nur gibi Müslümanlar. Aç sınırı, bırak kaldır pasaportu, kaldır vizeyi cayır cayır geçip gidelim kardeşiz. İnanılır gibi değil. Boydan boya sınırımız var. Can ciğer olmamız lazım. O zaman PKK nefes alamaz. İki süper devletin birleşmesi ne demektir? PKK, bit hükmünde, bit. Bu iki devlette aslan hükmünde. Biti ezmek son derece kolay. Mesela Tehran Times, İran devletinin gazetesi, devlet kontrolünde. Gayet güzel yazılarımız orada çıkıyor. Çünkü benim mezhep ayrımı yapmadığımı biliyorlar. Şiileri sevdiğimi biliyorlar, Sünnileri sevdiğimi biliyorlar, Vahhabileri sevdiğimi biliyorlar. Hepsi nur gibi insan. Vahhabiler müthiş dindar insandır. Niye tavır alıyorsun bu insanlara? Şiiler müthiş dindardır. Sünnilerde öyle gerçek Sünni ise, bayağı dindardır. Sabahtan akşama kadar Allah’ı anarlar. Bir araya gelin, birbirinizi sevin ne güzel hepiniz kıbleye yöneliyorsunuz. Hepiniz La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyorsunuz, bitti. La İlahe İllaAllah diyor mu? Diyor. Muhammeden Resulullah diyor, bitti. Aynı kıbleye dönüyorsun artık, bitti. Bunun üstüne ne istiyorsun daha? Allah san ne güzel nimet vermiş. Ve dine çok bağlı insanlar, sevgi dolular. Sev hepsini muhabbet et. Bırak hepsi kendi mezhebinde nasıl rahat ediyorsa, öyle olsun. Karışma ama La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah konusunda telkin et, konuş. Ama öbür konulara karışmaya gerek yok. İstediği gibi ibadetini yapsın.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İsrail’de de sizin çalışmalarınızla ilgili bir kapsamlı makale yayınlandı. Abut Şeba sitesinde yayınlandı bu makale; “Barışı destekleyen Müslümanlara ses vermek, Adnan Oktar hareketi. Adnan Oktar hareketi şık ve yükselmeye istekli olanlar için barışçıl İslam” başlıklarıyla yayınlandı bu yazı. Sizin İslam’ın modernlik ve demokrasi ve estetik ile uyumlu olduğunu savunduğunuz, Müslüman olmayanları kucaklayan, barışçıl ve sevgi dolu bir İslam anlayışıyla ortaya çıktığınız anlatılıyor. Makalede geçen bazı ifadeleri de okumak istiyorum uygun görürseniz. Samimi renkli basını çok iyi kavrayan profiliyle barışı destekleyen ve İstanbul’dan karizmatik liderleri Adnan Oktar çevresinde toplanan bu hareketin tamamını sevgi fethe ediyor. Sayın Oktar ekibinin modern ve şık giyimi sizi şaşırtabilir bu onların İslam’ın modernlik demokrasi, insan hakları ve hatta estetik ve güzel sanatları ile mükemmel uyum içinde olduğuna dair inançların bir parçası” deniyor. Ayrıca makalede kitaplarınızda yaptığınız Darwinizm, komünizm, faşizm, Nazizm bağlantılarına alıntılarla yer veriliyor. Son olarak ta sizin barışçıl Mehdiyet’i vurguladığınız, hangi dinden olursa olsun Mesih, Hz. Mehdi (a.s) beklentisiyle savaşı savunanların büyük hata içinde olduğunu açıklamalarınız aktarılıyor.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bayağı samimi, candan bir yazı, samimi bir üslup, doğru. Biz İsrail’e gittiğimizde azılı komünistlerle, anarşist, Stalinistlerle mi karşılaşsak güzel, kippalarıyla saçları lüle lüke ellerinde Tevrat’la sabahtan akşama kadar Allah diyenlerle mi karşılaşsak güzel? Tabii ki, Allah diyenlerle karşılaşsak güzel. Ne kadar büyün nimet. Dörtbin yıldan beri Hz. Musa (a.s)’a sadakat göstertiyorlar. Ne kadar güzel bir üstünlük. Ne istiyorsun bu insanlardan? Alıyor roketi fırlatıyor, orada çocuklar var, kadınlar var, herkes var. Cinayet işliyorsun be adam. Onlarda onu göründe tabii gidip can havliyle orayı bombalıyorlar. İş çıkarıyorsun, onları cinayete teşvik etmiş oluyorsun. Kendinde cinayet işliyorsun, onları da cinayete teşvik etmiş oluyorsun. Azmettiriyorsun yani. Yapma etme, o bölge hepinize yeter. Kardeş olun. Filistiler, gerçek Filistiler putperest bir kavimdir. Filisti ismini almaları çok büyük bir hata. Müslümanlara karşı savaşmış, müşrik putperest bir kavmin ismidir Filisti, Filistinliler. Bir kere o ismi almaları çok yanlış. İkincisi, Allah’a inanlarla niye çatışıyorsun? O seni Müslüman kabul ediyor, Nuhi kabul ediyor. Çünkü La İlahe İllaAllah diyorsun. Ve temel yasaları kabul ediyorsun, Allah’ın on emrini, Tevrat’ın on emrini yerine getirmiş oluyorsun. Hz. Nuh (a.s)’ın yasalarını yerine getirmiş oluyorsun. Seni mümin muttaki kabul ettiğine göre onunla kardeş ol, dost ol, arkadaş ol. Güzel yaşa, üniversiteler kur, hastaneler kur. Daha dindar olmaya teşvik et. Bunu kim yapacak? Bunu Moşiyah - Hz. Mehdi (a.s) yapacak.

GÖKALP BARLAN: Sizin bu tavrınız Hocam, her yerde dünya liderlerinde etkili oluyor, inşaAllah. Bugün Mesut Barzani, İsrail’in televizyonunda açıklamada bulunmuştu 24’e, orada dedi ki “biz” diyor “gençken kendi yerimizde Musevi dostlarımız vardı, komşularımız vardı onlarla çok iyi anlaşıyorduk. Bundan sonrada inşallah İsrail’le aynı şekilde anlaşmayı temenni ediyoruz” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Tabii ki kardeşim tabii. Ne güzel dindar olmaları. Teşvik et. Görünüşte de güzel, dört bin yıldan beri öncesi canlanıyor, dört bin yıldan öncesinin aynısı. Hz. Musa (a.s)’ı aşkla seviyorlar, Hz. İbrahim (a.s)’ı seviyor, Hz. İshak (a.s)’ı seviyorlar, Hz. Yakup (a.s)’ı seviyorlar, ne istiyorsun? Ne güzel işte. Konuşulduğunda da mesela Yehuda Grik geldi buraya, Kuran’dan ayet okuyor. Ben özel konuştuğumda da diyorlar yani “Kuran, tabii ki Allah’tan indirme olduğunu görüyoruz. Hz. Muhammed’in de Peygamber olduğu çok açık. Ama biz Musevi’yiz” diyorlar. Müslüman işte. Peygamberi kabul ediyorsa, Allah’ın birliğini kabul ediyorsa Müslüman’dır. La ilahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyor, Allah’ın peygamberi diyor, biz Musevi’yiz diyor. Olur bir şey olmaz. Hz. Musa’ya ittiba eder namazını kılar, zekatını veriyordur, Hz. Muhammed (s.a.v)’i Peygamber kabul ettiğinde, Muhammedi Musevi olmuş olur. Bu kıskançlık hasetlik ruhunu bırakacaklar. Dindar Musevileri teşvik etseler, boydan boya orası cennet gibi olur. Kendileri İslam’a Kuran’a sıkı sıkıya sarılsalar, müthiş bir güzellik olur. Hz. Süleyman (a.s)’dan ayrılanlar, sonra sapıtıyor. Önce eleştiriyorlar Hz. Süleyman (a.s)’ı birçok kadınla evlendi diye. 26’da. Yerova “şimdi krallık yine Davut soyunun eline geçebilir diye düşündü. Eğer bu halk Yeruşalim’e gidip (yani Kudüs’e gidip) Rabbin tapınağında kurbanlar sunup yürekleri efendileri Yahuda kralı rehevama döner. Beni öldürüp yeniden revahama bağladılar. Kral danışmanlarına danıştıktan sonra iki altın buzağı yaptırıp halkına” bak sapıtmaya başlıyorlar. Tapınmak için artık Kudüs’e gitmene gerek yok dediler. Ey İsrail halkı, işte sizi Mısır’dan çıkaran ilahınız.” Altından buzağı yapıyorlar. Altın buzağılardan birini beytel ötekini Dan kentine yerleştirdi, bu günahtı” diyor Tevrat’ta. “Böylece halk buzağıya tapmak için Dan’a kadar gitmeye başladı.” O Mısır devletinin hayranlığını temsil ediyor bu. Hz. Süleyman (a.s)’dan ayrılınca, güya takva adına ayrılıyorlar. Bak gidip altın buzağıya tapıyorlar. Allah ayaklarına dolandırıyor. İsrailoğulları Kudüs’te her yerde var, İsrail’de var. Sen kimin oğlusun? Hz. İsmail (a.s)’ın oğlusun, peygamber evladısın. Bütün bu bölgedeki kardeşlerimizi genetik olarak hep Hz. İsmail (a.s)’ın soyundandır, Müslüman olanlar. İsmail’i diyorlar zaten. Hz. İsmail (a.s) soyu. Bir Peygamber babanın kardeşlerisiniz. Biri İsrailoğulları, biri İsmail oğulları. Birbirinize sarılın, kardeş olun sevinin. İkinizde La İlahe İllaAllah diyorsunuz. Onların kalbinde de Muhammeden Resulullah sözü var. Ama sen öyle bir yaklaşıyorsun ki, adeta düşman gibi yaklaşıyorsun. Mesela bak Netenyahu İsrail’de yaşayan Müslümanlar için ramazan tebriki yayınladı. İsrail Müslüman vatandaşlarının ramazan başlaması nedeniyle tebriklerimi iletiyorum. Bu yılda dünyanın iyi durumda olmadığını biliyoruz. Ortadoğu’da iç savaşlar Sünniler, Şiiler arasında din savaşlarının yaşandığı bu dönemde, İslam dünyasının ramazan ayını kutluyor.” Bak, o da yangın Müslümanların birbiriyle savaşmasından. Ve Müslümanların mezhep kavgasından da yangın. Yapmayın diyor bunu. Sen Museviliğe tavır alıyorsun ama bak o senin iyiliğin için konuşuyor orada. “İsrail, din özgürlüğüne saygı gösteren her inanç mensuplarına ibadet özgürlüğü sağlayan, bölgedeki tek devlettir ve siz bunu herkesten daha iyi biliyorsunuz. İsrail toplumunu ayrılmaz bir parçasısınız” diyor, Müslümanlar için. Doğru diyor bütün mezheplere, bütün dinlere, bütün inançlara İsrail son derece hoş görülü, sevecen yaklaşıyor. Hristiyanlar acayip saygı görüyor. Museviler saygı görüyor. Müslümanlar saygı görüyor. Dürziler saygı görüyor. İnançsızlar, ateistler, onlarda saygı görüyor.

Fikret, anlat bir şeyler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün mecliste vekiller yemin töreni gerçekleştirdi. Yemin töreninin ardından meclis başkanlığı seçim süreci başlayacak. 27 Haziran’a kadar başkanlık ve divan başkanlığı için aday başvuruları alınacak. Başkanlık seçimin ilk turu ise 28 Haziran’da yapılacak.

ADNAN OKTAR: Kıdemli birini yapsınlar, o kadar dert mi yani. Başka neler var?

BÜLENT SEZGİN: Geçtiğimiz hafta Kılıçdaroğlu “gel başbakan ol, beraber hükümet kuralım” diyerek, Devlet Bahçeli’ye teklifte bulunmuş. Ve Devlet Bahçeli sert bir üslupla bu teklifi reddetmişti. Bu gün Kılıçdaroğlu yeni bir teklifte daha bulunacağı “13 yılın ardından elimize bir fırsat geçti. AK Parti’nin iktidarda olmadığı bir hükümeti kurma fırsatını geri tepmeyelim. En azından emekliye çift ikramiye, askeri ücretin artırılması, taşeron sisteminin kaldırılması gibi.”

ADNAN OKTAR: O neyin peşinde, biz neyin peşindeyiz. Memleket elden gidiyor, Güneydoğu’yu PKK tamamen sarmış. PKK’ya adeta teslim olmuş Güneydoğu, o emekliye şu bu falan. Kardeşim bizim hiçbir istediğimiz yok. Önce şu vatan kurtulsun. Memleket işgal edilmiş durumda Güneydoğu, PKK işgali var. Türkiye bölünmeye tehlikesiyle baş başa, o neyin peşinde? Hiç anlamamış yani. Kılıçdaroğlu çok aklı başında bir insan, nezih bir insan, bunu nasıl anlamazlıktan gelir?

BÜLENT SEZGİN: “En azından iki yıl iktidar olalım, daha sonra seçime gideriz” diyor.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim, iki yıl ayrı, Türkiye ne hallere girer iki yılda. İki yıl çok büyük bir süre. İki yılda PKK kazınıp atılır, öyle olmaz. AK Parti - MHP iktidara gelsin, hükümet kursunlar, içişleri bakanlığını MHP’ye versinler, bir sağlam delikanlıyı da içişleri bakanı yapsınlar, PKK’nın kökü kazınsın. En hayati konu bu, o kadar.

KARTAL GÖKTAN: Abdülkadir Selvi; “AK Parti’de MKYK ve Bakanlar kurulu, MHP yerine CHP’yle koalisyondan yana” iddiasında bulundu. “İç Anadolu ve Karadeniz teşkilatları ise MHP ile koalisyonu istiyor” diyen Selvi “Güneydoğu ise CHP’li koalisyonu savunuyor” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: O daha vahim işte.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti’nin korucu kadrosunda yer alan HDP’li Dengir Mir Mehmet Fırat, bazı iddialar ortaya attı; “Ahmet Davutoğlu’nun gideceğini yerine Abdullah Gül’ün geleceğini” söylüyor. “Siyaset mühendisleri devreye girdi, orta sahada bir parti kurulabilir diyordum. Bunun önüne geçmek için, AK Parti içinde genel başkanlığı değişikliğine gidilecek. Bu süreç içinde de üç yıl yasada takılan ama bir türlü siyasete doymayan benim gibi ak saçlılar, yeniden siyasete dönecekler ve ondan istifade edecekler. Bunlar siyaset olmadan yaşayamayan insanlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakan iyi, baya aktif, canlı bir insan, baya mükemmel aklı başında bir insan Ahmet Davutoğlu. Bir kere köken olarak, sağlam bir köken. Eğitimi de mükemmel, anlatımı da mükemmel, ülküsü, gayesi olan, mümin muttaki, zahit, muvahhit bir insan. Dolayısıyla değişmesi diye bir konu olmaz. Birçok planlar yapılıyor Türkiye üzerinde tabii. Her yerde, herkes bir plan yapıyor kendine göre. En çokta CFR yapıyor. Anlatmak istediği onlar “dışarıdan yönlendiriliyor” diyor değil mi? Oradan buradan. CFR; dış ilişkiler konseyi Amerikan dış politikasını belirleyen kurum. Üyelerinin çoğu Neocon ve Bilderberg üyesi. 1960’lardan bu yana bağımsız Kürdistan fikrini savunuyorlar. Türkiye’de sürekli bu yönde telkin yapıyorlar. Tayyip Hoca’ya şiddetle karşı bunlar, Hakan Fidan’dan adeta nefret ediyorlar. Güya Türkiye’de sözde “İslami terörü desteklediği, kara para akladığı, Avrupa’dan koptuğu gibi dış basında yer alan tüm yazılar genellikle CFR üyelerinin yazılarına dayanıyor. Ama CFR’ın de tabii yancıları var, yancının yancılığı var. Bunlara casusluk faaliyet yapan, casusluk yöntemleri gösterten yan kurumlar var. Bunlar genellikle Hindistanlı, Pakistanlı tipleri kullanıyorlar, İngiltere. Hakikaten bunlara biraz para veriyor İngiltere. Ama onları bu yönlerde kullanıyorlar daha çok, şahsi işlerinde daha az kullanıyorlar. Türkiye’den de onlara yancılar oluşuyor, İstanbul’da orada burada Ankara’da her yerde çıkıyor. Görüyorsunuz zaman zaman yazılarını, konuşmalarını. Hep PKK yalakası, PKK’ya şirinlik yapmaya çalışan, CFR’a yaranmaya çalışan tipler. CFR üyelerinin aslında birçoğu dindar. Fakat yanlış yönlendirilmiş, kandırılmış insanlar. O yüzden bize çok iş düşüyor, onları aydınlatmak, bilgilendirmek, bu yancıların aktardığı bilgilerin yanlış olduğunu onlara anlatmak, hayati bir konu.

Mesela Ricciardone, Gezi olayları sırasında eylemleri destekleyen bir tavır gösterdi, biliyorsunuz. “Sorumluları dışarıda aramayın, halktan gerçekleri saklamamak gerekir” şeklinde, “Türkiye’nin dürüst davranmadığı ve baskıcı olduğu” şeklinde yorumlar yaptı. 17 Aralık operasyonundan bir hafta önce Avrupa Birliği elçilerini topladı, şunları söylüyor onlara; “beni çok iyi dinlemenizi rica ediyorum, halk Bankın İran’la ilişkisini kesmelerini istedik bizi dinlemediler. Türkiye’de yaşanacak” bak yaşanacak “gelişmeleri çok iyi izleyin. Bir liderin çöküşüne bizzat şahit olun. İmparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz” diyor. Adamlar bak nasıl hükümeti düşüreceklerini, her şeyi planlamışlar ince ince, ayarlamışlar. Mesela şu anda CFR, Kuzey Irak’ta Barzani’yi devreden çıkartmaya çalışıyor. Barzani aleyhine hem basında kampanya başlattılar, hem İran’da. Hem İran, hem de PKK yanlısı olanların Kuzey Irak’ta güçlenmesini istiyorlar. Yani yeni bir taktikleri. Onun için CFR’ı iyi yönlendirmek gerekiyor. Türkiye yancıları da onlara yağcılık yapacağız diye, Türkiye aleyhine casusluk faaliyeti yapıyorlar. Buradaki Müslümanlar hakkında günlük bilgiler aktarıyorlar. Şuraya gitti, şunu yaptı, bunu yaptı, şöyle toplantı yaptı, böyle toplantı yaptı. Bunlara çok dikkat etmek lazım. Mesela CFR hazırladığı raporlarda “Türk ordusunun bir anlamda Kıbrıs’ı işgal ettiğini” söylüyor. Türk askerinin çekilmesini ve eski Annan planını savunuyor. Şeyhimiz “Annan pilavı yok babam pilavı bilmem ne bırakın bu işleri” falan diyordu. Annan planına karşıydı. Çok akılcı davranılırsa, eğer güzel eğitim politikası izlenirse, güzel aydınlatma politikası yapılırsa, sorun kalmaz. Bunlar birçok gazeteleri oluşturmuşlar Ortadoğu’da. Oralar kanalıyla biraz Müslümanlar aleyhine haberler yayınlıyorlar. Radikal İslam diye bu gariban Müslümanları ezme politikası içerisindeler. Ama bunlar İslam’ın her çeşidine karşılar. Gerçek İslam’a da karşılar, Mehdiyet’e de karşılar. Zaten Büyük Ortadoğu Projesi, Mehdiyet’i yok etme projesidir. Mehdiyet ne diyor “İslam alemi bir bütün olsun.” Büyük Ortadoğu Projesi ne diyor? “İslam alemi paramparça olsun.” Türkiye’yi parçalamak, Irak’ı parçalamak, Suriye’yi parçalamak, bunların hedefi. Birçok Ortadoğu’da gazeteler kurmuşlar, Avrupa bunları besliyor, İngiltere besliyor. Ama tabii bunların yancılara pek para geldiği yok. Ben yancıları dikkatlice izledim, hep böyle cıbır cıbırdak takımı, hep kavruklar. Ama bunların işte bazen bir gazetede isimlerinin çıkması ve yahut bunların adının oralarda geçmesi veyahut bu adamların bunlara tenezzül edip bir yazı yazması, bunlarla konuşması, bunlara yetiyor, ileride onlara sığınabileceklerini düşünüyorlar bunlar, yani yancılık yapabileceklerini. Türk İslam alemi mahvolacak onların planına göre, Müslümanlar dağılacak ama bu yancılar kurtulmuş olacaklar casusluk yaptıkları için. Müslümanlarda helak olacaklar onların kafasına. Halbuki tam tersine Allah onları helak edecek, Müslümanlar ahil olacaklar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cemil Bayık, Yalçın Akdoğan’ın “PKK silahlarını bırakmadan İmralı’ya gidiş olmaz” sözlerine kaba bir şekilde cevap verdi. İfadelerinden Akdoğan’ı ve Başbakanımızı tenzih ederiz şunları söyledi; “Geçen gün bir çömez, bir yalaka da ‘silah bırakmazsa, İmralı’ya giriş olmaz’ diyor. Hem de kraldan kralcı bir yalaka, geçmişte de Erdoğan’a despottur diyen bir yalaka. Geçmişte Erdoğan için biraz doğru tespit yapmış. Ama boyunduruğa koşulan öküze ot tutulması gibi imkan sunulunca, milletvekili yapılınca şimdi oda Ethem Sancak gibi Erdoğan’a aşık olmuş. Bu zaten senin karakterini ortaya koyuyor, senin kaç ayar adam olduğunu ortaya koyuyor. Ahmet Davutoğlu ’da bir siyasetçi gibi değil, bir serseri lümpen adam gibi konuşuyor.”

ADNAN OKTAR: O sözlerin hepsini kendisine iade ediyoruz. Kötü söz sahibinindir. Ben onlara iade edince, onların tepesinden kova hesabıyla onlar dökülür onların başına. Dolayısıyla o sözler onlara hiçbir zaman için gitmez sadece kendisine gider. Domuz sürüsü gibi it kopuk takımıyla dağlarda leş gibi kokarak yaşamaya devam ediyor. Aklını başına alsın, münasebetsizliği bıraksın, ağzını düzeltsin. Sinirleri bozulmuş. PKK’ya operasyon yaklaştıkça, ayarı kaçıyor. CFR’da o yüzden Türkiye’ye baya bastırıyor. Onları konuşarak ikna edelim, anlatarak. Çünkü onlar aydın insanlar. Nihayetinden dindar Hristiyanlar. Fakat yancılarına çok dikkat etmek lazım. Yancıları çok aşağılık, ahlaksız oluyorlar. Çünkü onların derdi günü, onların kendilerine bakması, bir gün ihtiyaç olduğunda onlara sığınmaları, onların onlara para vermesi, yiyecek vermesi, onların geleceğini garanti altına alması. Onlarda öyle bir görüntü veriyorlar biz size bakarız, geleceğinizi garanti altına alırız. Siz yeter ki casusluk yapın, hainlik yapın, ahlaksızlık yapın diye teşvik ediyorlar. Onlarda Türkiye aleyhine kudurmuş gibi haberler yayınlıyorlar. Özellikle PKK’yı savunan haberler yayınlıyorlar, görüyorsunuz. Hayretler içinde kalıyoruz yancılara. Buna karşı da hükümet bir tedbirde almıyor, karşı cevap verende olmuyor. Bunlar böyle pislik loğum gibi her yere akıyorlar, olumsuz düşüncelerini her tarafa yaymaya çalıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 7 Haziran seçimlerinde Doğu’daki yüzlerce köyde HDP dışında başka partiye oy çıkmadığı, bu köylerde neredeyse hiç geçersiz oy kullanılmadığı ortaya çıktı. Sadece İstanbul’a yarım milyon seçmenin oyu, çeşitli nedenlerden dolayı geçersiz sayılırken, PKK’nın tehdit ettiği köylerden birkaç istisna hariç geçersiz oy bulunmaması ve HDP dışında başka partiye oy çıkmaması, soru işaretlerine neden oldu.

ADNAN OKTAR: Video filmi var, geliyor kadın PKK’lı militanlara soruyor “ben nereye basacağım?” “Şuraya basacaksın” diye gösteriyorlar. Video film açıkça kadın onların gözünün önünde basıyor, ondan sonra atıyor sandığa. Kontrol ediyor zaten yanlış yapması diye bir konu yok. Başında duruyor gösteriyorlar nereye basacak, nasıl basacak. Elini tutuyor gerekirse, eliyle kendisi bastırtıyor. Sandık görevlileri olduğu gibi PKK’lı oluyor. Bir garip durum var. Esaslı bir operasyonla PKK temizlenmedikten sonra, Güneydoğu’da demokratik bir seçimden bahsetmek doğru değil.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Nusaybin ilçesiyle hemen karşısında bulunan Suriye’nin Kamışlı kenti arasındaki sınır bölgesinde askerlerimiz tarafından hendek kazılmaya başlandı. İş makineleri hendek kazma çalışmalarını sürdürürken, askerlerinde güvenlik önlemleri aldığı görüldü. Yaklaşık üç yüz metre uzunluğunda hendek kazıldı. Daha da devam ediyor işlemler. Yine bu bölgede Şubat ayında da Kızıltepe ilçesi yönüne hendek kazılmıştı. Yaklaşık bir kilometreyi bulmuştu o hendekte.

ADNAN OKTAR: Hendek Peygamberimiz (s.a.v)’in metodudur, yöntemidir. Hayırlı uğurlu olsun, ne gerekiyorsa onu yapsınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Terör örgütü PKK, Suriye ve Irak’ta IŞİD’le girdiği çatışmalarda büyük kayıplar verince, eleman sıkıntısını gidermek için çağrıyı çocuk kaçırmakta buldu. Sadece son altı ayda dört bini aşkın genç ve çocuk dağa götürüldü. Bu sayı son iki yılda ise altı bin beş yüzü buluyor. Çoğunluğu öğrenci olan çocuklar Suriye, Rojava ve Kuzey Irak Şengal’de, IŞİD’e karşı cepheye sürülerek adeta ölüme gönderiliyorlar. Ve son olaylarda bölgeye bazen günde on- on beş PKK’lı cenazesi geldiği oluyor.

ADNAN OKTAR: IŞİD vesilesiyle, evet. Söyledim “bak kafanızı ezerler” dedim. “Tek tek sizi toparlayacaklar ve doğrayacaklar kaçın” dedim sözümü dinlemezlerse devam edecek gibi görülüyor. AKP - MHP koalisyonunun oluşmaması için hakikaten yapabilir HDP. AKP - MHP koalisyonu, çünkü dehşete kapılıyor PKK bundan, kazıyacakları için. Gerekten o kırk değil, elli-atmış milletvekili bile gelmeyebilir o gün oylamaya. AK Parti iktidar olsun diye, uygun ortamı hazırlayabilirler. Muhtemelen öyle yapacaklardır. O doğrudur, öyle bir şey yapabilirler. Çünkü ilk defa yaptıkları bir şey değil, bunu çok rahat yapabilirler.

BÜLENT SEZGİN: HDP Milletvekili Hasip Kaplan’ın bir açıklaması vardı. Olası AK Parti - MHP koalisyonu için, “böyle bir koalisyon olması MHP’nin şartlarından vazgeçtiği anlamına gelir” dedi ve ekliyor “Bu hükümetin adı savaş hükümeti olur.”

ADNAN OKTAR: Savaş değil kurtuluş hükümeti, PKK’dan kurtuluş hükümeti, milli kurtuluş.

Tamam, şimdi kısa bir ara verelim.

ENDER DABAN: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

VTR-Bediüzzaman Hazretleri Devrinde Küfrün Beli Kırılmış Ama üfür Son Bulmamıştır. Üfür, Hz. Mehdi (a.s) Vesilesiyle Son Bulacaktır!

ENDER DABAN: Bu akşamki yayınımızın sonuna geldik. Yarın akşam tekrar görüşmek üzere, inşaAllah. 


DEVAMINI GÖSTER