Sayın Mustafa Sungur Abimiz yıllar önce mahkeme salonunda Sayın Adnan Oktar’a ‘Ne mutlu sana mazi de, müstakbel de seni alkışlıyor.’ demiştir.

Adnan Oktar’ın 14 Ocak 2013 tarihli A9 Tv röportajından


DİDEM ÜRER: Geçtiğimiz ay vefat eden merhum Mustafa Sungur Ağabeyimiz için Bahçelievler Hafız Camii’nde mevlit düzenlendi. Mevlide, Bediüzzaman Sait Nursi’nin talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabey, Hüsnü Bayram Ağabey, Mehmet Fırıncı Ağabey, İhsan Atasoy Ağabey ve Mustafa Sungur Ağabey’in sevenleri katıldı. Sungur Ağabey dualarla anıldı.

ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey ne şeker, maşaAllah. Allah rahmet etsin.

“Sen nerelisin kardeş” dedi. “Ankaralıyım” dedim. “İsmin ne senin kardeş?” dedi. “Adnan, Hocam.” “Soyadın ne?” dedi. “Oktar, Hocam” dedim. Onu der demez hemen cebinden bloknot çıkarttı. Ebced hesabı yapmaya başladı. Hocamla caminin aşağısına doğru ilerledik. Ben cesaret bulduğum için; o adımı, soyadımı sordu. İşte biraz konuşmaya meyilli bir şey görünce doğrudan konuya girdim; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) nur talebesi mi olacak?” dedim. Benim amacım, “tabii, Nur talebesi olacak” desin diye söyledim. Yani Nurcu olduğu için ağabeyimiz, “Bediüzzaman, ‘Nur talebesi olmayacak’ dedi” dedi. Acayip şaşırdım, ‘Nur talebesi olmayacak’ deyince. İlk defa yani. Bir de en klasik Nurcudur ağabeyimiz. O demiyorsa artık çok acayip bir durum var demektir. “Peki Ağabey, nasıl olacak o zaman?” dedim. “Bediüzzaman, ‘bambaşka olacak’ dedi” dedi. Bediüzzaman, bambaşka olacak şeklinde belirtmiş Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ve “Nur talebesi olmayacak” demiş. Allah’a şükür, bu sırları aldık. Bir sır daha aldık; dedi ki Sungur Ağabey, kalabalığın içinde söyledi; “‘Ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi” dedi. Allah’a şükür, onu talebeleri de duydu. “Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar kardeş” dedi. Sık sık kardeş derdi böyle. “Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun, küfür seni aşıp bize gelemiyor” dedi, maşaAllah. Bu, meşhur konuşmaları. Bir de dedi ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ı ben göremeyeceğim herhalde, Abdullah Yeğin görür diye konuştuk aramızda” dedi. Yani “hurucunu,” zahir hale gelişini, icraatıyla hurucunu, “biz göremeyiz diye konuştuk kendi aramızda” dedi. Abdullah Yeğin Ağabey’in sağlıklı, sıhhatli olduğunu söylemişler, Hüsnü Bayram Ağabey’le Sungur Ağabey; kendi aralarında öyle konuşmuşlar. Onu söyledi bir de. “Ama o herhalde görür” demişler, inşaAllah hurucunu. DGM’nin önünde de yine, meşhur bir paltosu var onun, kahverengi cübbesi, kahverengi de takkesi var onun devetüyü renginde. Annem beni tepeden tırnağa süzüyordu böyle. Ben kelepçeli getirildim, böyle sevk zincirinden çözdüler, ellerim önden kelepçeli böyle. Jandarmanın içerisinde getiriyorlar beni, DGM’ye götürüyorlardı. Annem de cık cık falan yapıyordu; ayağıma bakıyor ama yüzüme bakmıyor. Çeneme kadar geliyor, çenemden aşağı iniyor, oradan yine yukarı çıkıyor. Ben konuşuyorum ama annem hiç dinlemiyor. “Ne güzel, şerefle, Allah yolunda ümmetçilik propagandasından tutuklandım. Şeref duy, hoşuna gitsin” dedim. Annem hiç, kendi halinde. Sungur Ağabey aslan gibi ortaya bir çıktı böyle, bir bağırmaya başladı; “Ne mutlu sana” dedi böyle, “ne mutlu sana, mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi, maşaAllah. Acayip hoşuma gitti öyle deyince. Bizim çocuklar da böyle bakıyorlar. O zaman çok tecrübesizdiler.


DEVAMINI GÖSTER

Benzer Eserler