Sayın Adnan Oktar'ın 18 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 18 Haziran 2017

 

(Siz dün Şehitler Köprüsü’nün homoseksüel renkleriyle renklendirilmesi konusunda bir eleştiri getirmiş ve bunu kimin yaptığının açıklanması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu talebinizin ardından köprünün ışıklandırılması değiştirildi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi Twitter hesabında bir açıklama yapıldı. “15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün aydınlatması Kara Yolları Genel Müdürlüğü yetkisindedir. Konu Kara Yolları Genel Müdürlüğü’yle görüşülmüş ve aydınlatmaların rengi görseldeki gibi değiştirilmiştir” denildi. Belediyenin yaptığı paylaşımları şu anda görüyoruz.)

Yalnız bunun tabii bu kadarla bırakılmaması lazım. Bunun böyle rastlantı olması mümkün değil. Pardonla bitmez. Ve tam Tayyip Hoca’nın ziyaret edeceği vakitte. Bir de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne homoseksüel renkleri konuyor. İnanılır gibi değil. Sonra da pardon diyorlar. Belediyenin açıklaması için teşekkür ediyoruz. Sayın Belediye Başkanı’na da teşekkür ediyorum. Fakat bu çok rahatsız edici, çok çok rahatsız edici. Çünkü bu adamların sürekli atak yaptığını biliyoruz. İngiltere Büyükelçiliği’ne de homoseksüel renklerini astılar. Amerika’da parlamento binasına, başkanlık sarayına homoseksüel renkleri verdiler. Bir de bu çıktı. Cumhurbaşkanı’nın hanımının yanına homoseksüel adamı götürüp, ayakta diktiler adamı. Bu çok büyük bir saygısızlık ve münasebetsizlik. Tertemiz, mümine bir kadının arkasında bir homoseksüel dikiliyor. O da kadınmış çünkü. Yani sakallı, bıyıklı adamı oraya getirip, dikiyorlar adamı. Bunlar yakışık almayan, çirkin hareketler ve dayatmacı bir kafa. Müslümanları rencide ediyorlar bu şekilde. İstanbul Belediyesi’ne tekrar teşekkür ediyorum, açıklama yaptığı için. Yani o klasik homoseksüel renkleri. Mavi koy, yeşil koy, bir şey dediğimiz yok. Ama o özel bir dizilim o. Bilmeden yaptık diyorlar özetle. Bilmeden yaptıysan işte biz de uyarıyoruz. Bir daha sakın olmasın.

 

(İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Matthew Kidd ve İngiliz Büyükelçi Richard Moore, Hürriyet Gazetesi’yle Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili bir röportaj yaptılar. İkili; “Kıbrıs konusunda şu anda çözüme her zamankinden daha yakın olunduğunu, Mustafa Akıncı ve Anastasiadis’in önceki liderlerden farklı olarak toprak konusunda bile müzakere edebilmeyi başardıklarını, birbirlerine eski liderlerden daha çok güvendiklerini söylediler.)

Kardeşim toprak konusu falan yok. Konu bitmiş. Türk ordusu o dönemde sınırı çizdi, konu kapandı. Kimse kimseden ne toprak alacak ne toprak verecek. Zaten bizim kendi topraklarımızdı, biz verdik. Yani Rumlara kendi topraklarımızı vermiş olduk. Bunun üstüne artık daha bir şey olmaz yani. Bütün Kıbrıs’ın tapusu üstümüzde. Resmi topu bizim üstümüze. Abdülhamit döneminde Abdülhamit İngilizlere verdi. Adamlar da götürdü, onlara verdi. Olay bu. Şimdi bu yanlış hesap düzeltiliyor. Konuyu uzatmaya gerek yok. Zaten çok az bir toprak parçası aldık, çok az. Yani sembolik denir artık, bir avuç toprak parçası aldık. Büyük bölümünü onlara verdik zaten. Daha hala toprak, bilmem ne, artık bu saygıya uygun hareketler değil bunlar. Çirkin hareketler. Konu bitmiştir. Türkiye bölgesi ayrıdır, Rum bölgesi ayrıdır. Ama ne yapalım? Kardeşlik bağlarını güçlendirelim. Ne yapalım? Vizeyi, pasaportu kaldıralım. İki tarafa da geçişler çok kolay olsun. Bunun dışında bir şey yok. Konu bitti. Güney Kıbrıs, Güney Kıbrıs olarak kalacak, Kuzey Kıbrıs da Kuzey Kıbrıs olarak kalacak.

 

(İngiltere’nin şöyle bir teklifi oldu görüşmede; eğer anlaşmaya katkı sağlayacaksa İngiltere’nin üslerinin topraklarından bir kısmını ada halkına verebileceğini.)

Zaten gittin Osmanlı topraklarına oturdun kimseye sormadan. Bir de cömertlik yapıyor. “İstiyorsanız toprak verelim” diyor. Kimin toprağını kime veriyorsun? Ne zaman aldın da ne zaman toprağı geri veriyorsun? Abdülhamit devrinde onları çağırdılar, geldiler. Adam oraya kondu. Şimdi de; “Toprağımızdan verelim” diyor. Ayrıca hadi bütün üs topraklarını versen bile zaten o üste kalacaksın. Ne fark eder yani? Kağıt üstünde olan bir şey. Zaten tamamen senin kontrolünde yani İngilizlerin kontrolünde orası. Kuzey Kıbrıs, tamam. Güney Kıbrıs, malum.

 

(MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sayın Devlet Bahçeli’nin CHP’nin yürüyüşünü eleştirmesiyle ilgili şunları söyledi; “Sokakları yangın yerine çevirmek, halkı tahrik ederek devleti zor durumda bırakmak, Türk solunun kanlı tarihinin bir parçası, ürkütücü bir geleneğidir. FETÖ bu gerçeği iyi bilmekte ve bundan yararlanmaya çalışmaktadır. Bu yüzden demokrasi ve insan hakları gibi kavramların şemsiyesi altında yapılan sokak eylemlerinde yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, çok sayıda güvenlik görevlisinin şehit olduğu akılda tutulmalıdır. Bunun içindir ki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli kendisine çekidüzen verip, aklıselim içinde hareket etmesi için CHP’ye ikazda bulunmuştur. Sayın Devlet Bahçeli, testi kırılmadan ana muhalefete şefkat tokadı atmıştır” dedi.)

Semih Hoca çok yaman, aklı başında, nezih bir insandır. Haklı olarak tabii tedirginliklerini ifade ediyor. Ama Sayın Kılıçdaroğlu çok tecrübeli, aklı başında, fitneyi yatıştıran kişiliğiyle dikkat çeken insandır. Dolayısıyla öyle bir şeye hiç izin vermeyeceği açık. Ve izin vermiyor, şu anda görülüyor. Yani gayet sakin, efendice bir yürüyüş. Kanuna uygun mu değil mi onu bilmiyorum. Yani değilse zaten hiç olmaması lazım. Ama ben tavrında bir taşkınlık görmedim. Çok nezaketli bir görüntü var. Eğer kanuna uygunsa, Türkiye’deki demokrasi açısından da çok olumlu etki yapar bu. Yani hürriyeti gösterir, özgürlüğü gösterir. O yönden de iyi. Eleştiri yapılmayacak mı? Tabii yapılması lazım. MHP’nin de, AK Parti’nin de eleştirileri çok makul. Ama kanuna da uygunsa o da demokrasi görüntüsü açısından iyi olur, Türkiye açısından.

 

(Trump ve eşi Beyaz Saray’da yanlarında bir homoseksüelle birlikte gazetecilere poz verdi. Görebiliriz. New York Times’a bağlı The Boston Globe Gazetesi Twitter sayfasında fotoğrafı paylaşarak; üzerinde “Rhode Island’lı öğretmenin Trump’ın yanında eşcinselliğinden gurur duyar şekilde poz verdiği fotoğraf olay oldu” yorumunda bulundu.)

Ben dedim, İngiliz derin devletine dayanamaz dedim. Dayanamadı. Önce gitti kızı homoseksüellerle resim çektirdi. Şiddetle karşıydı homoseksüelliğe. “Dindarım ben, bizim dinimizde böyle bir şey yok. Allah’ın haram kıldığı bir fiil. Çok yanlış bir şey” diyordu. “Çok çirkin bir şey dine göre” diyordu. Ama şu an teslim oldu. Ben tahmin ettim. Dayanamaz dedim. Çünkü ticaretten anlıyor o. Yani ticaret ehli olan bir insan. Siyaseti bilen bir insan değil. Siyasetle yeni tanıştı. Derin devleti de tanımıyordu. Derin devletle tanıştı ve hemen boyun eğdirdiler. Bak ne diyorlarsa yapıyor. Heykeli getirip koydular, tamam dedi. Homoseksüelleri getiriyorlar, tamam. Bir şey diyorlar, tamam. Şimdi ellerinde de bir demokrasinin kılıcı gibi yeni bir durum var. Diyorlar; “Sen hukuka, kanuna aykırı iş yaptın. Rusya’yla işbirliği yaptın. Seni mahkemeye verip, görevinden alacağız” diyorlar. Şimdi de o korkuyla o, adamlar ne derse yapıyor. Mesela asla yapmayacağı bir şey yaptı. Yani onun inancıyla tamamen zıt. Bu çok ürkütücü bir durum bu. Mesela bak köprüyü de oldu-bittiye getirdiler, homoseksüel renkleri kondu. Biz söylemesek haftalarca duracaktı o. Bir ay falan müddetince duracaktı. Bak, söyleyince apar topar kaldırdılar. Çünkü bu ay homoseksüellerin ayı olarak ilan etmiş kendi aralarında homoseksüeller. Bir ay boyunca duracaktı o renk. Belki daha da fazla. Ama bak apar topar uyarınca çıkarttılar. Yine Allah razı olsun duyarlılar, laf söz dinliyorlar. Ama bak adam orada teslim olmuş, itiraz edemiyor. Ne kadar şımarık bir görüntü görüyor musun, resmi ne kadar ürkütücü bir şey? Görülmemiş bir şey bu. Yani alaycılığına dikkat et. Aslında Trump’la alay ediyor, kendince. Biz adamı bu hale getiririze getirmiş. Yani biz adamı böyle hizaya getiririz demek istiyor. Bir daha göster. Abdülaziz’i de esir aldıklarında homoseksüeller başında resim çektirmişlerdi arsız bir ifadeyle, arsız bir görüntüyle. Şimdi bu da buna benziyor. Yani bunlarda da bir pervasızlık, bir münasebetsizlik, alaycılık açık açık görülüyor. 

 

(“Ülkede niye hastaneden çok cami var?” sorusuna cevap)

Halk belki hastane yapmanın yöntemini bilmiyor olabilir. Akıllarına gelmiyor olabilir hayırseverlerin. Halbuki hakikaten hastane daha çok ihtiyaç gibi görünüyor. Mesela hacı falanca adına bir cami, koskoca bir cami. Hakikaten de güzel. Mahallenin ortasında ihtiyaç da oluyor ama camiyi yaptıran keşke caminin yanına bir hastane de yaptırsa, meşruta da yaptırsa. Hamam yaptırsın. Osmanlı’da olduğu gibi külliyeler yaptırsın. Sırf camiyle bitirmesinler. Mesela bir klinik falan bile olabilir. Ama onu teşvik etmek lazım. Söylemek lazım. Akıllarına gelmiyor olabilir.

 

Sağlık Çalışanlarına Saldırılara Karşı Sığınabilecekleri Güvenlik Odaları ve Olay Anında Harekete Geçecek Bir Alarm Sistemi Bulunmalı

Acilde adamlar, insanlar stresli oluyorlar bazen. Doktorların da tabii bu konuda tecrübesi olmuyor. Hemşirelerin de eğitilmesi lazım. Müstahdemlerin de eğitilmesi lazım. Adamlar sinirlendiğinde nasıl davranmak lazım? Nasıl yatıştırılabilir? Ve onlara güvenlik odaları tahsisi çok önemli. Çelik kapılı. Adamların hiçbir şekilde giremeyecekleri gibi güvenlik odaları ve alarm sistemi. Mesela öyle bir saldırı olduğunda bütün hastaneyi ayağa kaldıran bir alarm sistemi olması lazım. Oradaki birimleri, ilgilileri, herkesi harekete geçirecek bir alarm sistemi. O saldırganları da biraz caydırabilir bu. Aynı şekilde alarm sistemi karakola da bağlı olması lazım. Yani hastanede olay çıktığı karakola aynı anda bildirilmiş olması lazım. Ayrıca hastanede deneyimli polis olması lazım. Özel harekatçı olabilir. Deneyimli polis. İki polis bile olsa yeter. Çok yerinde olur. Ama güvenlik odaları daha da sağlam bir savunma tedbiri olarak iyi olur. Ama işte nasıl vuracaksın? Adamın elinde sopa varsa karate yahut tekvando yöntemleri bu akıllı bir hareket olmaz. Bu silahlı müdahaleye de sebep olabilir. Çok büyük olay çıkabilir. En iyisi öyle bir şeyde ilgililerin o odaya çekilmeleri olur. Kapıyı kapatıp polisi beklemeleri olabilir.

 

Bir Hadisin Doğru Olması İçin Kuran'a Mutabık Olması veya Hadiste Bildirilen Olayın Gerçekleşmesi Gerekir

Bütün hadislere nasıl güvenelim? Güvenemeyiz tabii. Kuran’a uyması lazım. Kuran’la mutabıksa olur. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Güzel ahlaklı olun.” Veyahut “Yalan söylemeyin. Doğru söyleyin.” Diyor. Kuran’a baktığımızda yalanın haram olduğunu görüyoruz. O hadis doğru. O zaman doğru olduğunu anlarız. İkincisi nasıl olur? Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ahir zamanda, Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. İki uçlu kuyruklu yıldızın bir özelliği de çok parlak olacak. Diğer kuyruklu yıldızlara göre.” Ve yine bir özelliği de “Diğer kuyruklu yıldızların ters istikametine gidecek.” Şimdi üç özellik. Baktık, ahir zamanda on binlerce seneden beri görülmeyen iki uçlu kuyruklu yıldız çıktı. Lulin Kuyruklu Yıldızı. Baktık iki ucu var. Doğru. Baktık, diğer bütün kuyruklu yıldızlardan daha parlak. Bu da doğru. Diğer kuyruklu yıldızların tam aksi istikamete gidiyor. Bu da doğru. Hadis doğru muymuş? Doğru. Ne diyor ayrıca Peygamberimiz (sav)? Diyor ki; “Bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce kıtlık olacak. Yağmurlar yağmayacak.” Diyor. Doğru mu? Doğru. Yağmurlar yağmadı. “Küresel ısınma” falan dediler. Sonra da, hadiste diyor ki; “Yağmurlar sonra çok fazlalaşacak. İnsanlar yağmurdan şikayet edecekler” diyor. Bu da oldu mu? Bu da oldu. Her yeri sel bastı sonra. Hadis doğru muymuş? Tam anlamıyla doğruymuş. Mehdi (as) devrinin alameti olarak diyor. Çünkü bunu bilim tespit etmemiş. Bir tek Peygamber (sav) hadiste söylüyor. Hiçbir tarihi kaynakta böyle bir kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Binlerce yıllık geçmişi var dünyanın. On binlerce yıllık geçmişi var. Hiçbir tarihi kaynakta iki uçlu kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Ve ters istikamete gittiği, çok parlak olduğu hiçbir şekilde geçmiyor. Peygamber (sav) bunu 1400 yıl önce söylemiş. Aynısıyla doğru çıkmış. Hadis sahih miymiş? Sahihin üstünde ne? Doğrudan doğru.

 

Mahalle, Sokak, Toplum Baskısı Denilen Olayın Gençlerin Üzerinden Tamamen Kaldırılması Şart

Benim gördüğüm hiçbir yerde gençler özgür olamıyorlar gerçek anlamda. “Şurada özgür oluyorlar” desinler, ben söyleyeyim. Yani şöyle geniş çapta anlamında. Tabii ki var özgür oldukları yerler var ama çok dar alanlar bunlar. Bir kere toplumun kurallarının içerisinde cendereye alınmış vaziyette gençler. O kadar çok kural var ki, toplumun kuralı var ki. Ve her yerin de ayrı kuralları var. İlave kurallar var. Sokak mahalle kuralları bile değişiyor. Aile kuralları var. Aşiret kuralları var. Bölgenin yapısına göre sürekli değişiyor. Ve bunun en büyük mağduru da genç kızlar oluyor. Ben dışarı çıktığımda -her gün anlatıyorum- bütün genç kızların gözleri yerde. Hepsi. Yani yüzde doksan. Göğsünü gererek gezen ben genç kıza rastlamadım. Bakımlı olmak, genç kız için suç oluyor. Güzel olmak suç oluyor. Dekolte giymek suç oluyor. Makyaj yapmak suç oluyor. Saçını boyamak suç oluyor. Fiziğinin düzgün olması suç oluyor. Çocuklar da bu sıkıntıdan artık bizar oldukları için her şeyden vazgeçmiş durumdalar hemen hemen. Ne spor yapıyorlar ne kendine bakıyorlar. Sadece işlevsel yaşıyorlar birçoğu. Yazık günah. Bu mahalle baskısı, sokak baskısı denen olayın gençlerin üzerinden tamamen kaldırılması lazım. Yoksa genç kızlar çiçek gibi olur. Akıl almaz güzel olurlar ve neşe içinde yaşarlar. Bir genç kız için tutku çok güzeldir. Sevmek çok güzeldir. Sevilmek çok güzeldir. Ne sevmeyi yaşayabiliyorlar ne sevilmeyi yaşayabiliyorlar. Ne tutkuyu yaşayabiliyorlar ne aşkı yaşayabiliyorlar. Hepsinin hemen hemen kötü bir hatırası, canının yanmışlığı oluyor. Kimseye de güvenmiyorlar. Birkaç arkadaşları oluyor, sırdaş. Onlara da yarım güveniyorlar. Yani ölü gibi hayat. Dünyanın hemen hemen her yeri böyle. Bir tek Türkiye değil. Hemen hemen her yeri. Çok yaygın bir bela var. Bu işte deccaliyetin gençliğe, insanlığa bir oyunu. Bu oyunu kaldıracağız. Mehdiyet ve İsa Mesih’in güzel faaliyetleriyle bu son bulacak Allah’ın izniyle.

 

(“Sosyal medyada çok fazla zaman geçirmek doğru mu?” sorusuna cevap)

Benim gördüğüm, gençleri çok ciddi esir alıyor bilgisayar. Mesela oturuyor bilgisayarın karşısına. O, adeta onu nehirde sürükler gibi sürüklüyor. Mesela bir konuyu merak ediyor, ondan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Kurtulamıyor. Adeta bilgisayar ekranı onu hipnoza sokuyor. Hipnoz etkisi yapıyor. En az üç-beş saatini alıyor. Bel iki büklüm. Vücut hareketsiz. Vücut hareket etmezse kemikler, kaslar erir ve birçok rahatsızlık meydana gelir. Dinamik, zinde bir gençlik için bir kere çok hareketli bir hayat şart. Ama tabii bunu bilimsel metotlarla yapmak lazım. Kendi kafasına göre, kendi mantığına göre yapınca o zaman da sakatlamalar ortaya çıkıyor. Çok fazla danışman olması lazım. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, beden eğitimiyle ilgili bölümünde çok fazla uzman yetişmesi lazım. Televizyonlarda, radyolarda spor nasıl yapılır her gün anlatmak lazım.

 

İdamın Yeniden Getirilmesinde Hükümete Bir Tuzak Hazırlanıyor Olabilir

İdam bence çok riskli ve bir tuzak olabilir bu. Hükümete bir tuzak olabilir. Çünkü FETÖ’cüleri şunu bunu ilgilendiren bir konumu yok bunun. Çünkü adamlar yapmış yapacağını. PKK’lılar da eylemlerini yapmışlar yapacakları kadar. Bunun muhatabı kalmamış gibi görünüyor. Bundan sonra yaparlarsa ne malum bu kişileri hedefleyerek böyle bir şey çıkarttıkları? İdamda amaçları bambaşka da olabilir. Hükümete bir oyun hazırlanıyor olabilir. O yüzden ben böyle bir şeye karşıyım.

Anayasanın doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar kanun hükmünde oluyor. Doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar. Biz bu anlaşmada tarafız. Yani “idamı istemiyoruz” dedik biz. Farklı hükümlerde, uyuşmazlıklarda milletler arası anlaşma hükümleri esas alınıyor. O nedenle idam cezası olması için anayasanın doksanıncı maddesinin son cümlesinin değişmesi gerekiyor. Anayasada da değişiklik gerekiyor. Ama ben bunda bir oyun olabileceğini düşünüyorum. Bir komplo hazırlanıyor olabilir. Çünkü FETÖ'yü ilgilendiren bir şey olmuyor bu. PKK’yı da ilgilendiren bir yönü yok gibi görünüyor. Çünkü PKK’lılar yapmış yapacaklarını zaten. Adamlar şu an bombayla falan ya gidip çatışmada ölüyorlar yahut bombalıyorlar bir yeri kaçıyorlar. FETÖ'cüler de yakalandı zaten adamlar. Yalnız bu FETÖ'cüler bir oyun oynuyor. Ben bir daha bunu hatırlatıyorum.

 

Üzüntü İçindeki İnsanların Arabesk Müzik Dinlemesi Derin Travmalara Sebep Olabilir

Mutsuz insanın arabesk şarkı dinlemesi son derece tehlikeli. Bayağı riskli olur. Mutsuz insan bilakis neşeli, canlı parçalar dinlemesi lazım. O şizoid karakteri acayip geliştirir. Şizoid bir ruh hali geliştirir. İçe kapanma, asosyal olma, üzülmenin bünyeyi kaplaması gibi tehlikeli gelişmeler olur. Ciddi bir psikolojik travma meydana getirebilir. Üzülmede doğrudan Allah'a ram olup, Allah'a bağlanıp “Ya Rabbi beni bu sıkıntımdan kurtar, kalbime ferahlık ver, esenlik ver, inşirah ver” demesi lazım müminlerin. İnşirah Suresi’ni okuması lazım ki o kalbine ferahlık verir. Hatta Arapçasıyla okursa çok daha güzel olur. Allah'a sığınarak neşeyi esas almak, sevinci esas almak. Neşeli, sevinçli, sağlıklı bir ruh halinde olan insanlarla sohbet etmek kalpteki o çekilmeyi, boğulmayı ortadan kaldırır.

 

(“Hayır işlerinde insanlar kimliklerini gizlemeli mi?” sorusuna cevap)

Açıkça söyleyebilir. Mesela “ben fakirlere on ton yiyecek yardımı yaptım” der. Örnek olur bizim de o insana sevgimiz artar. Ama onlar övünüyorsa çok çirkin; yoksa ibadeti göstermek faydalı olur. Mesela namaz kılıyor gizli. Niye gizli? Açık, milletle insanlarla kıl. Niye gizliyorsun? Mesela oruç tutuyor, tuttuğunu söyle bir şey yok. Oruçluyum dersin. Zekat mesela veriyor, yüksek miktarda sadaka veriyor duyulsun bilinsin. Ama isterse gizler. Ama şöyle olabilir mesela fakir bir insan vardır çok gururludur, onurlu bir insandır yardım almaktan hicap eder utanır, ona gizlice olması lazım tabii. Hiçbir yerde de söylenmemesi lazım. Alabildiğine gizli ve ömür boyu da onu söylememesi yakışık alır. Ama öbür türlü mesela sosyal bir hizmet on binlerce insana bilgisayar dağıtıyor niye gizlensin? Ne anlamı var gizlemenin? Hayır bu, güzel.

 

Gençlerin Hem Avrupai ve Kaliteli Hem de Örflerimizi Çok İyi Öğrenip Özümüze Sahip Çıkmaları Gerekir

Ziya Gökalp bunu çok güzel belirlemiştir. Hem Avrupalı olmamızı hem örflerimize ananelerimize uymamızı söylemiştir. Ama Avrupalılık çok önemli Türk milleti için, Türk gençliği için çünkü kalitenin diğer adı gibi. Avrupa medeniyeti, Avrupa sanatı çok hoş bir görünüm veriyor. Zaten onun için insanlar akın akın Avrupa'ya gitmek istiyorlar. Türkiye'de de Avrupa'nın sanatı, kültürü, görgüsü, kalitesi hakim olursa çok güzel ve etkileyici olur. Ama bunu Osmanlı motifleriyle süslemek İslam’ın, Kuran’ın süzgecinden geçirmek lazım. İslam'ın, Kuran'ın süzgecinden geçerek Osmanlı motifleriyle süsleyerek tam bir Avrupalı olmamız gerekiyor.

 

Her Şeyin Allah'a Ait Olduğunu Bilen Birisi Kıskançlık Duygusu Yaşamaz

Allah sevgisi, her şeyi Allah'ın yarattığını bilmek, her şeyin Allah'a ait olduğuna inanmak. Çünkü niye kıskanıyor? O da Allah'ın tecellisi, o da Allah'ın tecellisi bütünü Allah'a ait. Tek bir tecelli var Allah çeşit çeşit görünüyor. “O tecelliyi kıskandım” diyorsun, “O tecelliyi de kıskandım, şu tecelliyi kıskanmadım...” Ama onların hepsi bir bütün. Hepsi Allah'a ait o görüntülerin.

 

Meclisin Yoğunluklu Olarak Gençlerden ve Kadınlardan Oluşması Çok Güzel Olur

Tabii ki seçim kolay mesele değil. Seçimde aday olmak çevre gerektiren, para gerektiren bir şey. Herhalde şundan rahatsız oluyorlar, işte belediye başkanının oğlunu mesela Ankara Belediye Başkanı'nın oğlunu daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Veyahut bazı siyasilerin kendi çocuklarını, torunlarını daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Hem çevre hazır hem para hazır, imkan hazır diye düşünüyorlar. Ama böyle bile olsa meclis çok kalabalık. Hadi diyelim on kişi-yirmi kişi öyle girsin tanıdık, ahbap. Herkesin girecek hali yok. Ondan gerisi, gençlerden oluşması çok güzel. Böyle filinta gibi genç kızlar olsun, on dokuz yaşında, yirmi yaşında mecliste. Filinta gibi gençler olsun. O gençlerin seçilebilmesi için yani propagandada kullanabilmeleri için devlet destek verebilir. Siyasi liderlerin yakınlarına bir avantaj varsa aynı şekilde diğer gençlere de o avantajlar sunulabilir. Bunu hükümet rahatça bir prosedürle ayarlayabilir.