Sayın Adnan Oktar'ın 17 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 17 Haziran 2017

 

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün LGBT Renkleri ile Işıklandırılmasının Ardındaki Amaç Araştırılmalı

Şehitler Güneydoğu'da çatışırken İstanbul'da boğaz köprüsünü 15 Temmuz şehitlerinin, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü homoseksüel renkleriyle donatmışlar. LGBT renklerine bürünmüş köprü. Bu ay homoseksüellerin kutlama ayı. Yürüyüş ayı. Yani bunu kim yaptı, niye yaptı? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani nedir burada amaç? Ne niyetle, ne amaçla yapıldı? Bunu bir araştırmak lazım. Bu emri kim vermiş? Ve tam Tayyip Hoca'nın da geleceğe ana rast getiriyorlar bunu bak. Anıt için yer bakmak üzere köprüye geliyor Tayyip Hoca. O saate denk getiriyorlar bu renkleri. Burada bir acayiplik var. Bu araştırılmalı, soruşturulmalı. Bu cesaret nereden geliyor? Bu rahatlık nereden geliyor? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Homoseksüel renklerinin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde ne işi var? Ve tam Tayyip Hoca'nın geleceği an, anıt yapılmak üzere geleceği an bu ışıkları yakmanın alemi ne? Amaç ne? Biz mi yanlış anladık? Burada gaye nedir? Bunu bir anlayalım. Bu bir rastlantı mı? Renkler bir rastlantı mı? Olay bir rastlantı mı? Bu homoseksüellerin kutlama ayına rast gelmesi bir rastlantı mı? Neyin nesidir? Bunu biz anlamak istiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun Enis Berberoğlu gibi kişiler hakkında yargının kararlarını sorgulamasını eleştirdi. Şöyle söylüyor, “Rahmetli Demirel'i anmadan geçemeyeceğim. Yollar yürümekle aşınmaz. Adalet pankartlarıyla dolaşmak adaleti getirmez. Adaleti arıyorsan onun makamı parlamentodur. Kürsüde ne diyeceksen dile getir söyle. 138. madde A'dan Z'ye herkes için çalışır. Yargı yarın sizi de bir yerlere davet ederse şaşmayın. Bu tür yürüyüşe başlamak doğru bir şey değil” dedi.)

Yani hukuki yönü eğer ağır basıyorsa yani hukuken yasaksa zaten doğrudan engellesinler. Ama hukuken meşru ise yürüsünler yani. Onda bir şey yok. Türkiye'nin hareketli bir ülke olması, demokrasinin gürül gürül işliyor olması anlamında bir güzellik ortaya çıkar bir mahsuru yok. Ama yargı kararını eleştirmek benim bildiğim hukuken suçtur. Ama vasfı nasıl oluyor, ne şekilde oluyor? Onu detaylı bilmiyorum. Böyle bir suç olduğunda zaten ilgili kanun maddeleri devreye girmesi gerekir. Yani girebilir, girmelidir denmesine gerek yok. Doğrudan gereği yapılır. Ama meşruysa yürüsün. Yani bunda bir şey yok. Parlamentonun dışında da yürüyüş olarak dikkat çekmek isteyebilir. Konferanslar yapabilir. Kongreler yapabilir. Büyük mitingler yapılabilir. Demokrasi için gösterinin engel yönü yok. Her yerde olur bu. İlla mecliste konuşulacak diye bir şey yok. Miting yapar. Tayyip Hoca da mesela miting yapıyor, konuşuyor. Miting de bir gösteridir. İlla mecliste konuşulur diye düşünemeyiz. Benim kanaatim, o meyanda Sayın Kılıçdaroğlu'nun tavrı.

 

FETÖ’cülerin Olaylarında Mağdur İnsanlar Hakikaten Olabiliyor. Ben Bizzat Gözümle Gördüm. Buna Çok Dikkat Etmek Lazım.

Bu özellikle internette her türlü oyun oynanabiliyor insanlara karşı. Mesela yanlış bir bilgiyi bir insanın internetine, bilgisayarına yüklemek mümkün oluyor, yapılabiliyor. Bunun iyi tespit edilip, teknik olarak tespit edilip şahsın bilgisi haricinde bir yükleme yapıldıysa, şahsın hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması cihetine gidilmesi lazım. Çünkü FETÖ’cüler yeni oyun olarak onun bunun bilgisayarına bir şeyler yükleyip onları zor durumda bırakıyorlar benim gördüğüm. Mesela uygunsuz bilgiler yükleyerek. Mühim olan o vatandaş birisiyle yazışmış mı, yazışmamış mı? Yazışmadıysa oyun oynanmıştır. Bu kadar basit. Yani bu gözle bakılması lazım.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yargıyı eleştiren tavırlarının yargıyı baskı altına aldığını ima eden şu açıklamayı yaptı. “Meşhur MİT tırlarının FETÖ’cü yargı mensupları tarafından durdurularak dünyaya servis edilmesi ve bu işin içinde rol alan kişinin bu rolünü başka meslektaşıyla paylaşarak attığı adımlar ve ülkede ciddi bir skandalın yaşandığı bir süreç var. Eğer yargı bu tür baskılar altında kalırsa, biz yargıdan adaleti nasıl bekleyeceğiz?”)

O doğru. Bunu mesela gümbür gümbür söyleyebilir. Bu doğru yani. Yargıyı hiç kimse tehdit etmemesi lazım. Hiç kimse de baskı altına almaması lazım. Baskı altına alırsan nasıl faaliyet yapsın yargı? Neyi istiyorsun o zaman? Ne yapmasını istiyorsun? Çünkü eğer icrada bulunamıyorsa yargı, yargı olmaktan çıkmış oluyor. O zaman suç da kalmamış oluyor. Suç da, ceza da, adalet de kalmamış olur. Yani sen onu hakim olarak oraya atamışsın. Diyorsun ki, “Ben sana güveniyorum. İster ceza ver, ister berat ettir.” Güveneceksin. Başka çözümü yok. Yani “böyle yargı olmaz.” Nasıl olması gerekir? Nerede hata var? Onu da yine hukuki yoldan halletmek lazım. Yargıda itiraz müessesini daha genişletebilirler belki yani eğer bir sorun oluşuyorsa ki üst mahkemeye zaten itiraz edilebiliyor. Mahkemenin kendisine itiraz ediliyor. Mahkemenin kendisine itiraz edildikten sonra o reddederse üst mahkemeye itiraz ediyor. Ora da olmazsa Anayasa Mahkemesi’ne, orası da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne. Bak, kaç aşama? Bir; mahkemenin kendine itiraz ediliyor. İki; üst mahkemeye itiraz ediliyor. Üç; Anayasa Mahkemesi’ne. Dört; AİHM’e itiraz ediliyor. Gerekiyorsa yine bir itiraz müessesi daha yapsınlar ama her şey hukuki olsun. Yani hakları daha da genişletilebilir istiyorlarsa. Ama durduk yere şimdi hakim ceza verecek “Adaletsizsin sen” diyeceksin. Öbürü de diyecek ki “Adalet yerini tam buldu.” Bu neye göre olacak o zaman? Hâkim ne o zaman yani? Olmaz. Yanlışlık olmaz mı? Oluyor ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, medya temsilcileriyle bir araya geldi ve şunları söyledi: “Manşetini, kalemini terör örgütünün emrine verenlerin dağa çıkandan hiçbir farkı yoktur. Terör örgütü mensupları ile işbirliği içinde hukuku çiğnemenin, milli güvenliği tehdit eden eylemlere girişmenin elbette bir müeyyidesi olacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet sırlarını yasadışı yollarla tahrif ederek eğip bükerek sözüm ona haberleştirmek gazetecilik faaliyeti olarak görülemez. Gerçekçi olalım” dedi.)

Devlet sırrı hiçbir şekilde verilmez. Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait tır varsa konu bitmiştir. Yani onun aramasını yapmak, yolda durdurmak, işte piyade tüfekleriyle oradaki MİT mensuplarını aşağı indirmek, itip kakmak... O zaman devletin gizliliği, gizli bir faaliyeti diye bir konu hiçbir şekilde olmaz. Dünyanın her tarafında devletlerin faaliyetleri, birçok faaliyeti gizlidir ve faş edilmez. Bunun açıklaması yok.

 

(Manisa’da dördüncü kez zehirlenme vakası oldu. Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda akşam yemeği sonrası rahatsızlanan beş yüz asker, kusma ve bulantı şikayetiyle hastanelere kaldırıldı. Manisa Valisi Hakan Güvençer basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Üzücü olan durum bazı askerlerimizin durumu düne nazaran daha ciddi” dedi. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Zeki Çolak’ın da Manisa’ya doğru yola çıktıkları öğrenildi.)

Kardeşim zehirlenmenin vasfını bize söylemiyorlar. İçine bir kimyasal madde mi karıştırılıyor? Yoksa bakteri zehirlenmesi mi? Bozuk yemek mi veriyorlar? Neyin nesidir? Bu kadar zor mu? Buna tedbir almak da bu kadar zor değil. Peş peşe, peş peşe, peş peşe bu ne garip durumdur. Çorba yapıyorlar farz edelim, iki-üç saat önce yapılması lazım. Taze taze yiyecekler. Bir günün öncesinin çorbası olmaz. Bu sıcak havada çorba falan durmaz. Kıyma falan da öyle. Bekletirsen bozulur. Vasfını bize mutlaka söylesinler. Neden oluyor bu? Önü sonu yok bunun. Bu nedir böyle? Tedbir zor değil ki buna. Gayet kolay.

 

(Manisa Valisi’nin bir açıklaması var “Hastalığın sebebi ve teşhisi konusunda şu anda resmi açıklama yapabilecek durumda değiliz. Laboratuvar sonuçlarını bekliyoruz.”)

Nasıl anlaşılmaz? Ya bakteridir. Yahut yemeklerin şeklinden anlaşılır. Hangi yemekleri vermişler? Bize bir söylesinler. Ne mahsuru var? “Şu şu şu yemekleri verdik. Bu yemekler şu kadar süre bekledi” desinler. Eğer meşru bir bekleme varsa yemekte, bakteriyel değildir. Bu anlaşılmayacak gibi değil. O zaman kimyasal zehirlenmedir. Alenen zehir koymuşlardır yiyeceğin içine. Karmaşık bir şey yok. Toksik maddeyi tespit etmek için yurtdışına da gönderilir ayrıca. Yurtiçinde de bakılır. Süratli netice alınması lazım. Bu Manisa’da mı oluyor sürekli bu zehirlenme? O zaman bir bakteri cinsi var orada. Kazanlar falan onların hepsinin çok güçlü şekilde antisepte edilmesi lazım. Muhtemelen bir bakteri çeşidi yaygın. Hızlı gelişen bir bakteri çeşidi olabilir. Bir kere tavuk bozulabilen bir yiyecek. Mesela tavuk yemiş askerler. Tavuk da en fazla iki günlük falan olması lazım. Taze kesilmiş olması lazım. Yoksa hiç verme. Bulgur pilavı versinler. Makarna versinler. Tek et konusu çok tehlikeli bir şey. Hava sıcak şu an. Tavuk mesela toptan alınıyor. Kaç günlük tavuk belli değil. Mesela beş yüz kilo, bin kilo tavuk alınıyor. Satan yer kim satıyor? Yani günlük mü bu tavuklar? Bunun tespit edilmesi lazım. Yani kesimden itibaren en fazla iki gün olması lazım tavuk bekleme süresi. En fazla iki gün. On gün, on beş günlük, yirmi günlük tavuksa çok tehlikeli bu. Hastalık yapar bu. Kan testinden bakteri hemen anlaşılıyor. Mesela zehirlenme vakaları oluyor. Hastaneye gidiyorlar. Kan testinden anlaşılıyor. Kanda bu CRP değeri yüksekse bakteri anlamına geliyor. CRP çok yüksek çıkıyor zehirlenmelerde. Yemeklerden kültür alınabilir. Kültür de en fazla birkaç günde anlaşılıyor. Et konusu çok titiz dikkat edilmesi gereken bir konu. Mutlaka taze olması lazım. Mesela aslanlara illa tavuk değil, sığır da kessinler taze. İki günlük sığır mesela. Beş-on tane sığır keserler. Sığır eti, aslanlar onu yesin. Parasıyla değil mi? Biz vereceğiz yani. Tavuk işi tehlikeli iş. Bir de kışlaya yemek sağlayan şirket. Kardeşim kışlaya yemek sağlayan şirket, bir kere şirket olmaz. Askeri tesis olması lazım. Şirketten yemek alınır mı askere? On dokuz çalışanı gözaltına alınmış. Adam PKK’lı olur, her şey olabilir. Terörist olur. Her türlü musibetten adam çıkabilir içlerinde. Böyle şeylerde çok seri hareket edip, seri abanmak lazım. Bu beklenecek bir konu değil. Beklediklerini de zannetmiyorum ama yani tekrarı normal değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, batının gazetecilerin hapis yattığı yönünde propaganda yaptığını belirterek konuyu şöyle açıkladı. “Bugün ülkemizde bakanlığımızın rakamlarını veriyorum. Mesleğini gazeteci olarak ifade ederek cezaevinde bulunan 177 kişiden sadece ikisi sarı basın kartı sahibidir. Bu 177 kişiden biri cinayet suçundan, diğerleri de terör örgütlerine olan ilişkileri sebebiyle cezaevinde bulunuyor” dedi.)

Gazeteci suç işlemez diye bir şey yok. Gazetecinin dokunulmazlığı da yok. Dokunulmazlığı olan kimse olmaz. Suç varsa ceza vardır. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın o konuda açıklamaları gerçi faydalı olur ama cevap vermese bile kimse bir iddiada bulunamaz. Adam Türkiye’nin bu zor döneminde alenen suç işliyorsa “Ben gazeteciyim.” Öbürü de der ki “Ben doktorum. Bana da dokunulmasın.” der o zaman. Olur mu öyle şey? Gazeteci olmak suç işlemeyecek adam anlamına gelmiyor. Suç işliyorsa cezanın karşılığı olur.

Avrupa hakikaten bizim bazı densiz gazeteciler var. Bazı yerlerde rastlıyoruz. Onlar gibi böyle densiz gazeteciler oluyor. İşte “gazetecileri doldurdular fikirlerinden dolayı” falan. Verilen cevap önemli, Tayyip Hoca’nın cevabı. Bunu her yere yaymak lazım. Çok samimiyetsizler. Tayyip Hoca bayağı demokrat bir insan. Ben her zaman diyorum ben istediğim gibi eleştiriyorum. “Sen hiç eleştirmiyorsun.” Nasıl eleştirmiyorum? Her gün eleştiriyorum. Makul mantıklı bir şey varsa eleştirirsin. Ama yıkıcı olmanın alemi ne? Niye yıkıcı oluyorsun? Hadi bir şeyi değiştirmek istiyorsun. Yerine kimi koyacaksın? Onu da söylemiyorsun. Mesela “Tayyip Hoca gitsin” diyor. Tamam. Demokratik yoldan seçimde gitmesini sağlayalım. Kimi istiyorsun yerine? “Bilmiyorum” diyor. Alay mı ediyorsun sen? Ne demek bilmiyorum. Bize göster, daha iyi birisini göster. De ki “Arkadaş böyle yetenekli, şöyle birisi var” dersin. “Çok daha iyi idare edecek, kadrosu imkanı var” diye söylersin. İkna oluruz. Tamam. Tayyip Hoca da destekler onu. Öyle bir şey yok ki. Allah için o hizmet eden bir insan o insan. Bir çıkarı yok. Çok çileli bir yol bu. Diyor “Sarayda oturuyor.” Sarayda ne yapıyor? Bir odanın içinde oturuyor. Akşama kadar çalışıyor. Bir o gidiyor, bir geliyor. Kafasında bin bir türlü sorun. Dünyanın en zor işidir Cumhurbaşkanlığı. Akıl almaz zor. MİT mensupları geliyor “Şöyle bir şey yapacağız” diyor. Dışişleri Bakanı “Şöyle yapacağız” diyor. Hep risk. Hep risk. Hep risk. Bir insan bunu nasıl kaldırır? Allah’tan özel bir inayet gerekir. Çok zor bir görev bu. Ya sen bu görevi yapacak adamı bul varsa. Yetenekli. Seçimle getirelim. Yahut sus destekle. Şu an alternatif getirmediklerine göre Tayyip Hoca’yı desteklemenin dışında bir yol olmaz. Türkiye huzur içinde yaşıyor. En zor şartlarda huzur içinde yaşıyoruz. Ve gariban ülkelere de yardım ediyoruz. Mesela bu Katar krizinde falan, Türkiye aslan gibi kükredi. Garibanın yoldaşı. Suriyelileri kurtardık. Üç milyon Suriyeli huzur içinde yaşıyor. Her yere huzur veriyor Türkiye. Ama Tayyip Hoca da vesile oluyor. Bu durduk yere olmuyor. Baş çok önemlidir. Eleştir ama yıkıcı değil. Yapıcı, olumlu yönde.

 

“Kıyamet koptuktan sonra herkes ölecek, peki ya melekler ölecek mi?”

Evet. Bütün melekler tamamı ölüyor. Cinler de. Allah hepsini öldürüyor. En son Azrail (as) kalıyor. Cenab-ı Allah onun da canını alıyor. Ondan sonra bütün varlıklar yeniden yaratılıyor, bir daha yaratılıyor. Canlı varlıkların, Allah’ın yarattığı varlıkların hepsinin ölümlü olduğunu göstermek için bunu Allah yapıyor. Yoksa Allah’ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. O devam edebilir istese. Bir şey olmaz Allah’ın dilemesiyle. Ama tamamı. Kuran’da açık ayet var. Tek bir canlı kalmıyor. Hepsinin Allah canını alıyor. Ama sırayla tabii. En sona melekler bırakılıyor. Büyük melekler. Mesela Cebrail (as) büyük melektir. Canı alınıyor onun. Mesela Azrail (as), bütün insanlığın canını alan melek, şu ana kadar. Onun da canı alınıyor. Sonra hepsi birden toptan bir anda yaratılıyor, yeniden. Yepyeni bir yaratılışla.

 

“Hazreti Mehdi (as) geldi mi, gelecek mi ve geldiği zaman neler yapacak? Onları merak ediyorum.”

Şimdi bakın Mehdi (as) konusu Cenab-ı Allah tarafından ince planla yaratılmış bir konu. Mehdi (as)’nin son ana kadar belli olmaması gerekir. Eğer belli olursa, çünkü insan ölümlü olduğu için insanlar çok korkarlar. Çok tedirgin olurlar. Yani ya ölürse ne olur, ya bir şey olursa ne olur, ya sağlığını kaybederse ne olur, değil mi? Korkabilir, onun için her şey olup bitinceye kadar Allah gizli tutuyor. Tamamı bittikten sonra da zaten vefat etse bile görevini bitirdiği için hiçbir riski yok yani vesvese edecekleri bir şey olmuyor insanların. Çünkü görevini yapmış artık “acaba bir şey olur mu?” diye korkmazlar. Onun için Allah gizliyor son ana kadar gizleyecektir.

Mehdi bana göre geldi. İsa Mesih de geldi. Amerika’da olduğunu düşünüyorum İsa Mesih’in de ve gizlendiğini düşünüyorum. Hz. Mehdi (as)’ın da faaliyetlerine devam ettiğini düşünüyorum. Ama Mehdiyet için meydana gelecek olaylar insanların tahayyül edeceği gibi olmayacak yani sürpriz olaylar gelişecek peş peşe sürpriz olaylar. Onun sonucunda Hz. Mehdi (as) ortaya çıkacak. Zaten dünya hakimiyeti sağlandıktan sonra da fazla değil ömrü zaten Hz. Mehdi (as)’ın “yedi veyahut dokuz sene” diyor Peygamberimiz (sav). İsa Mesih ile beraber olduğu dönem yedi veya dokuz sene, çok kısa bir süre. Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra işte İsa Mesih devam ediyor onun halefi olarak. Sağken söylüyor Hz. Mehdi (as.) “Benim halefim İsa Mesih’tir” diyor ve veyahut işte “bu gördüğünüz kişidir” diyor, o ondan sonra devam ediyor. Ama hayrettir Allah’ın hikmeti Ulul Azim Peygamber çok sağlıklı olmasına rağmen onun da ömrü uzun değil. Hz. Mehdi (as)’dan kısa bir süre sonra o da vefat ediyor. Peygamberimiz (sav) mezarının yanında ona yer açtırttı “Benim mezarımın sağ yanını boş bırakın” dedi “İsa Mesih’i oraya gömün” dedi onun için o bak çok açık delildir Hz. İsa Mesih’in gelişinin. Sol tarafındaki mezar hemen bitişik Hz. Ebu Bekir (ra)’ın mezarı, hemen bitişik yani arada hiç boşluk yok iç içeler neredeyse. Ama sağ tarafı bayağı geniş bir boşluk var ondan sonra Hz. Ömer (ra)’ın mezarı var. Hemen anlaşılıyor oradan. “Beraber kalkacağız” diyor Peygamberimiz (sav).

 

Hz. İsa Mesih, Allah’ın Hay İsminin Tecellisidir

Kuş biçiminde bir şey yapıp üfürüyor ya bir anda kuş oluyor. Yeniden yaratmada Allah Peygamberimiz (sav) ve İsa Mesih birlikte ilk bâs olanlar onlar, ilk kalkanlar onlar. Ama mevcut mezarlarından kalkmayacaklar yalnız, o yanlış biliniyor. Bütün kainat dümdüz olacak her yer dümdüz olacak. İlk kalkanlar onlar, nasıl bir yer olduğunu onu bilmiyoruz olduğunda göreceğiz. İnsan kafasında canlandırıyor herhalde diyorsun kumlu bir arazidir, insanlar kumda öyle değil bizim hiç ummadığımız bir şekilde olacak. Adamlar mesela orada züppelik yapıyor küfür hayret edecek şey “daha hala göz ucuyla bakarlar” diyor “kenardan” enaniyet yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi değil. Yani küfür aynı züppeliğini yine yapıyor. Müminler terbiyeli oluyorlar, ahlakı düzgün oluyor onların.

 

“Hocam şeytan hep insanın içinde midir? Yoksa sonradan mı içine girer?”

Şeytan insanların her yerinde bulunur ayette diyor ya “Sağından, solundan, her yönden yaklaşacağım” diyor “atlılarınla yayalarınla” diyor. Yani her türlü yoldan yaklaşır şeytan. İnsanın sağında, solunda, önünde her tarafında olur ama etkisi zayıftır. Vahyeder insana ilka eder aklına mesela kötü şeyler yapması için mümin dinlemez onu. Onun iddiası o yani onda bir psikopat şımarık bir mantık var. Ukala yani Allah’a karşı ukala bir üslubu var haşa. Ama Cenab-ı Allah işte “seni dinlemeyecek kullar da olacak” diyor. Mesela Mehdi (as), İsa Mesih, en başta Resulullah (sav). Ve sahabeler, seçkin veliler hiçbiri şeytanın etkisini kabul etmedi.

 

(Putin ünlü yönetmen Oliver Stone’a verdiği röportajda 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika’nın darbe girişiminde yer aldığını hiçbir zaman bana söylemedi. Ama ben şu mantıktan yola çıkabilirim eğer Gülen gerçekten de darbe girişimde yer aldıysa o zaman Amerikan istihbarat güçlerinin olup bitenlerden haberdar olmamasını tasavvur etmek çok zor. Bu arada Amerikan hava kuvvetleri Türkiye’de İncirlik Üssü’nde bulunuyor. Ki İncirlik’teki askerler darbe girişiminde faal görev aldılar” dedi.)

Çok açık olan bir şeyi dürüstçe söylemiş. Ama Amerika da kontrol altında, İngiliz derin devletinin kontrolü altındalar. Bunu unutmamak lazım.

 

“Ölüm sonrası ne gibi şeyler olacak?”

Ölümden sonra eğer iyi insansa o yani Allah’ın sevdiği bir insansa son derece normal bir hayat devam eder. Son derece rahat. Birden görüntü netleşmesi, rüyadan kalkma hissi, rüyadan uyanma hissi ama çok güçlü net olarak, çok inandırıcı öyle şey gibi değil. Berrak bir kafa ve berrak bir üslup. Karşıdaki insanlar ona güzel onlar karşıdaki kişilere güzel. Melekler de normal insan görünümündedir, güzel gösterişli insan görünümündedir. Hiçbir sıkıntı, hiçbir zorlukla karşılaşmaz o andan itibaren. Çünkü imtihan bittiği için vücudunda en ufak bir sıkıntı, acı hissi, kaşıntı bile olmaz. Hiçbir şey olmaz. En ufak bir korku, tedirginlik, gerilim falan olmaz. Normal müminse, değilse ki zaten Allah onlar insan gibi olmadığını anlıyoruz o şekil anlatıyor Allah “ölüdürler” diyor. Onlar için tabii çok feci bir son var. Onu da Allah gösteriyor, o müminlerin cenneti daha çok sevmesine nenden oluyor. Allah’a daha bağlanmalarına neden oluyor. Bu dünyadaki gibi özgür düşündüğümüz için orada iman devam ediyor. Mesela Allah’ın sonsuz yaşatacağına iman ediyor mümin yine orada. İmanı devam ettiği için sonsuz yaşayacağını biliyor. İmanlı olduğu için güzel tavırlar gösteriyor. Şuurlu olarak güzel tavır gösteriyor. Nezaket, burada öğrendiği ne varsa onları uyguluyor. Yoksa ekstradan böyle hiç ummadık bilgiler…

Orada da kafirlerin durumundan dolayı müminler adaletin oluştuğunu bildiği için rahatlayacaklar kalplerinde bir huzur oluşacak. Konu bu başka karmaşık bir şey yok. Ama bu dünyada imtihan çok güçlü olur. Yüksek bir sevgi istiyor Allah, çok çok derin yüksek bir sevgi istiyor. Yoksa insan çok rahat gaflete kapılacağı gibidir. Çünkü dünya biraz cenneti de andırır, cehennemi de andırır. İşte bir an önce farz edelim başı ağrıyorsa ilaç alıyor falan bir an önce dünyaya dalmak istiyor insanlar. Allah da sürekli zorluklar meydana getirerek Kendine dikkat çekmek istiyor. Aslında insanlar tam anlamıyla Allah’a ram olsalar o tip durumlar pek olmaz. Çünkü amaç oluştuğu için pek olmaz. Makul bir ömür veriyor Allah, güzellikle canını alır. Zorluklar istenen sevgi düzeyini daha yükseğe çıkartmak için oluyor. Kendisine olan sevginin daha yükselmesini ister Allah. Allah tabii sevgiye, “bu kadar sevgi Bana yeter” demiyor Allah en yüksek sevgiyi ister.

 

“Neşenin iyileştirici bir gücü var mı sizce?”

Gerçek neşeyse tabii. Vücut savunması çok güçlenir. Mesela alerjiler sıkıntıdan olur. Bel ağrıları, mide ağrıları, ülserler, cilt döküntüleri, cilt bozuklukları, saç dökülmesi, eklem bozuklukları hepsinin nedeni üzüntü ve strestir. Neşeli insanlar çok gürbüz olurlar ama gerçek imana dayalı neşeli. Çok sağlıklı olurlar. İmtihan olarak Allah vermez mi? Verir ayrı mesele ama genelde sağlıklı olurlar.

 

“Kadınlar kendilerine vakit ayırma konusunda daha anlayışlı olabilirler mi?”

Kadınlar kendilerine vakit niye ayıralım diyorlar? Çünkü kadın bakımlı olduğunda hakarete uğruyor. Güzel olduğunda hakarete uğruyor, saldırıya uğruyor. Anlamlı güzel baktığında hakarete uğruyor. Güzel giyindiğinde saldırıya uğruyor. Güzel bir fiziğe sahip olduğunda saldırıya uğruyor. Onlar da kendilerini bırakıyorlar o zaman. Toplumun kadın sevgisi yönünde çok iyi eğitilmesi lazım. Potansiyel suç makinesi gibi görürlerse bazı kişiler kadınları kadınlar da çekiliyorlar tabii. Kendi içine çekiliyor. Ne fiziğine dikkat ediyor ne yemesine, ne içmesine, ne giyinmesine, ne neşesine, ne hayatına. Birçoğu da kilo alıyor canlarım böyle birçok hastalığa yakalanıyorlar, birçoğunda cilt bozuklukları oluyor. Huzursuz, acı içinde bir hayatları oluyor. Halbuki iman çok güçlü olsa toplumda -var bazı yerlerde çok güçlü ama bazı yerlerde değil- herkes birbirini çok sevse selamlaşsa, dost, arkadaş olsa, bu stres, gerilim ortadan kalksa, kavgalar, gürültüler, terör, anarşi, savaş bitse insanlar cennette gibi yaşarlar ve çok çok mutlu olurlar. Kadınlar da kendilerine çok güzel bakar o zaman. Kadınların üstündeki baskının kalkması gerekiyor her şeyin üstünde. Toplumun kuralları çok acımasız oluyor bazı yerlerde, bazı durumlarda. Kuran’ın dışında bin bir türlü kural var. Sağa dön bir kural daha sola dön bir kural daha. O kurallardan genç kızlar, kadınlar özellikle çok bizar oluyorlar. Gülmesi bile suç. Önce kadına saygı ve değer verilmesi ve onun özgürlüğünün sağlanması lazım. Bu da Kuran Müslümanlığıyla olur, Mehdiyet’le olur. Her yerde mi bozukluk var? Her yerde değil ama çoğunlukta birçok yerde var.