Sayın Adnan Oktar'ın 15 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 15 Haziran 2017

 

(CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dün akşam saatlerinde tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu partililerle birlikte bugün yürüyüşüne başladı. CHP lideri ‘adalet yürüyüşü’ adı altında 23-24 gün içerisinde 404 kilometreyi tamamlayarak Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmayı amaçlıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun hava çok sıcak olduğu için daha ilk günden yorulduğu görüldü. Ancak kendisi yorulmadığını ve yürümeye devam edeceklerini söyledi.)

Hukuka kanuna uygunsa arabayla bir yere kadar gitsinler. Mesela bir ilçeye kadar gitsinler orada insin orada sembolik yürüsün, ne bileyim 100-200 metre falan sembolik yürüsün. Sembolik yürümelerle devam ettirsin. Yaşını da göz önünde bulundurursak ramazanda falan olmaz, inşaAllah. Gıdasına yiyeceğine falan da dikkat etsin. Normal, yani adalet istiyorum der, adalete teşvik edebilir. Onda bir şey yok, Türkiye’de demokrasi olduğunu gösterir o. Avrupa’ya karşı tavrımız da iyi olur. Hukuka uygunsa yani kanuna uygunsa. Ama doğrudan yürüme tarzında sakın ha öyle bir şey o olmaz. Ben rica ediyorum bu şekilde yapmasın. Makam arabasıyla, arabayla da olabilir mesela 50 kilometre gider, 25-30 kilometre gider, bir ilçeye yahut bir köye geldiğinde orada 200-300 metre 500 metre yürüyebilir, 600 metre de yürüyebilir. Sonra yine arabayla devam etsin o şekilde olsun her gittiği yerde. Hukuka uygunsa onun dışında olmaz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş başlatmasının 15 Temmuz’da oluşan milli mukavemeti yıkmak için yapılan ısmarlama bir proje olduğunu ve masum bir tavır olmadığını savundu ve şunları söyledi: “Merak ediyorum ki İstanbul’dan karşı bir yürüyüş başlarsa karşılaşma ve buluşma noktası neresi ve nasıl olacaktır? CHP’lilere sesleniyorum aklınızı başınıza alın. Muhtemel ve kestirilemeyen hadiseler patlak verirse altından ne sizler ne de ülkemiz kalkar” dedi.)

Yok öyle bir şey olmaz. Sayın Kılıçdaroğlu bayağı aklı başında bir insan. Bu tip şeylere karşı da gayet hassas, çok özenli, nezaketli bir insan. Zaten olayın şeklinden de bu görülüyor. Ama adaleti gündeme getirebilir. Bu illaki adaletsizlik olmasını gerektirmez. Adaleti teşvik edecek mahiyette bir yürüyüş de olabilir bu gayet normal.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu koruma ekipleri tarafından sıkı bir şekilde koruma altına alındı. Bir fotoğraf var. 12 yakın korumasıyla etrafı sarılı şekilde yürüyor.)

12 gayet normal en azından 12 olması lazım. Ama ayrıca dış koruma çemberi de olması lazım, otomatik silahlı dışarıdan da bir koruma çemberi olması lazım. Bu yakın koruma, yakın korumada tamam, yakın korumada otomatik silaha zaten gerek yok, yani mantıksız olur. Ama uzak korumalarda otomatik silah mutlaka olsun. 12’yse mesela 8-10 tane de 8-10 kişi otomatik silahlı dışarıdan bir çemberle devam edebilirler. Çok daha güvenli olur, daha iyi olur.

 

(Edinilen bilgilere göre büyük Kürdistan devletinin kurulmasından yana olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesinin ardından Kürdistan bölgesinde askeri üs kurma kararı aldı. Söz konusu üsler Kürdistan’ın savunulması için Erbil ve Duhok’ta kurulacak.)

Irak hükümeti kabul ediyorsa, herkes kabul ediyorsa yaparlar yani onda bir şey yok. Ama Irak hükümeti bunu vatanın bölünmesi olarak alırsa o zaman haklı konuma gelirler. Ona bir şey diyemeyiz. En önemlisi Irak hükümetinin kararıdır. Onu araştırmak anlamak lazım.

Mesela Irak hükümeti Barzani’nin referandum kararına tepki göstermiş. O normal yani o zaman. Bir ülkenin bölünmesini istemeyebilir meşru hükümet. Onların tasdikini almaları şart. Olur mu, bağırttıra çağırttıra ‘biz kurduk’ falan o zaman herkes herkesi böler. Yarın öbür gün Suudi Arabistan’ı da bölerler o zaman birçok parçaya ayırırlar. Olmaz öyle şey. Yani rıza şart, rızasız olmaz. Ama tabii oradaki Kürt kardeşlerimizin de huzurlu yaşaması esas. Daha önce çok eziyet ettiler, çok işkence ettiler. Saddam kitle katliamı yapmıştı çok fazla insanı şehit etmişti, o yönden zulüm. Tabii en azından bir güvence sistemi kurulması lazım.

 

(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, 28 Haziran’da yapılacak 2. Kıbrıs Konferansı öncesi önkoşul olarak Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini istemiş. Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde konu hakkında şunları yazdı: “O zaman ‘bu cüreti nasıl bulabiliyor kendinde?’ diye sormuştum. Meğer yanılmamışım. Ocak ayında yapılan 1. Kıbrıs Zirvesi’nde Türkiye garantörlük sisteminin korunmasını istemiş ve adadaki Türk askeri sayısını yüzde 80 azaltmayı taahhüt etmiş iyi mi? Bu taahhüt Kıbrıs’ın ölüm fermanı anlamına gelir” dedi.)

Asker sayısını niye azaltıyorlar ki? Bilakis iki misline çıkartsınlar. Olur mu? Yüzde 80 azaltma değil yüzde 80 artırsınlar. Özbeöz kendi vatanımız, kendi toprağımız, tapusu üzerimize.

 

(Mısır’da kanlı bir darbeyle yönetimi ele geçiren Sisi, Katar’a uygulanan ambargonun Türkiye’ye de uygulanmasını istedi. CNN TÜRK’ün haberine göre Sisi söz konusu krizde Katar’a destek verdiğini açıklayan ve bölgede diyalog çağrısı yapan Türkiye’nin de ablukaya alınmasını istedi. Habere göre, darbeci Sisi Kahire’de Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El-Halife’yle yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getirdi.)

Bunlar yöntem mi Allah aşkına? Ne kadar gereksiz, ne kadar riskli, ne kadar zararlı yöntemler. Birleşmeyi esas alacak, dostluğu esas alacak konuşmalar yapması lazım. Sisi’nin bu atağı hayret edecek bir tavır. Halbuki dese ki “Türkiye’yle dost olalım, herkesle dost olalım, arkadaş olalım, teröre karşı ortak bir cephe oluşturalım, şiddete karşı ortak bir cephe oluşturalım, Avrupai bir dünya anlayışını yayalım, gerçek İslam’ın üstünde duralım, bağnazlığa karşı ortak mücadele edelim” dese bu yapıcı ve faydalı olur. Ama bu, hiçbir anlamı yok.

 

Tayyip Hocam İradeli, Sabırlı ve Azimli Bir Delikanlı. Böyle Bir Lidere Sahip Çıkmamak Vicdansızlık Olur

Bak tekrar söylüyorum; Tayyip Hoca siyasi lider olarak çok akıllı yaman, sabırlı, iradeli ve çok imanlı bir yiğit. Bayağı imanlı, İslam’a Müslümanlara çok coşkulu sahip çıkıyor, bayağı candan sahip çıkıyor. Böyle bir lider eğer varsa başka, bak samimi olarak söylüyorum, hakikaten söylesinler ben onu destekleyeceğim söz veriyorum. Tayyip Hoca’nın yerine ben o kişiyi destekleyeceğim. Ama yok şu an, dürüst olsunlar. O zaman bu insana, bu yiğide gereken desteği herkesin vermesi gerekir. Allah için, millet için, devlet için bu şart. “Sempatik bulmuyorum” kardeşim bırak sen ne alakası var? Sen siyasi liderden bahsediyorsun siyasi liderden. Vatanın, milletin huzuru mevzubahis. Vatana, millete faydalı olur mu? Olur, bitti. Sen boş ver sevmeni, değil mi? Öyle bir dert olmaz, öyle bir konu olmaz. Onun için sağ-sol herkes Tayyip Hoca’yı desteklesin. AK Partili olmayabilirsin CHP’li de olabilirsin, MHP’li de olabilirsin, Saadetli de olabilirsin, şahsını güçlü desteklersek bu çok yıldırır, İngiliz derin devletini akıl almaz yıldırır. Onların hep ümidi o, işte “Türkiye’de muhalif bir ekip olsa da şöyle yüzde 50-60 karşıt, bir şeyler yapabilsek. Herkes desteklerse hiçbir şey yapamazlar, nefes alamazlar bu önemli. Bunda hiç taviz vermemek lazım. Ekonomiyi de gayet güzel götürüyor bak, başkası olsa allak bullak olurdu Türkiye. Özellikle bu darbeden sonra falan belini bir daha kolay kolay doğrultamazdı. Ekonomi destroyer gibi gidiyor böyle yara yara gayet güzel gidiyor. Dine, imana, mukaddesata yönelik sözleri çok güzel. Dışarı çıkıyoruz ben ne polis görüyorum ne jandarma görüyorum her yer özgür rahat. Şu bylocklar falan ama haklılar. Ben mesela duyuyorum falanca gözaltına alındı deniyor. Kardeşim, baban olsa orada tarafgir olunamaz baban olsa dahi. Öyle ise öyledir. Vatanın, milletin menfaati mevzubahis.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 12 koruması hakkında Amerika’da tutuklama kararı çıktı. Washington Emniyet Müdürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayları müdahale etmeden izlediğini gösteren görüntülerin hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir kanıta sahip değiliz” ifadesini kullandı.) 

Yani çok saygısızca bir üslup olmuş ama çok çok münasebetsiz, bayağı ayıp etmişler. Hadi polisler için öyle düşündüklerini kabul edebiliriz. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na işte “delil bulamadık tutuklamak için” falan. Sen kimsin, nasıl konuşuyorsun böyle? Nasıl bunu böyle konuşabilirsin? Nasıl bir münasebetsizliktir pervasızlıktır?

İngiliz derin devletinin kolları Amerika’da akıl almaz şımarıklıkla kol salmış. Bu pervasızlık inanılır gibi değil. Mesela “Trump’ı da yargılayacağız” diyorlar “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yargılayacağız, yargılayabiliriz, delil bulursak yargılarız” lafa bak. Bunlara karşı tabii karşı tutuklama gerekiyor mu savcılık buna bir göz atsa iyi olur. Gerekirse kırmızı bültenle aranmaları şeklinde.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da PKK yandaşlarının olay çıkarması sonrası müdahale eden 12 korumaya tutuklama kararı çıkarılmasına tepki gösterdi. “Amerika’dayım, PKK, FETÖ’cüler hep birlikte birleştiler, 40-50 metre mesafede şahsıma karşı orada gösteri yapıyorlar. Amerikan polisi hiçbir şey yapmıyor dokunmuyor. Acaba benzer bir şey Türkiye’de yapılmış olsa tavır ne olur düşünebiliyor musunuz? Benim korumalarımdan 12 tanesi için tutuklama kararı çıkarmışlar. Bu nasıl bir yasadır? Bu korumalar beni korumayacaksa niçin ben bunları yanımda Amerika’ya götürüyorum? Amerika’nın Hans’ıyla, George’uyla mı kendimi koruyacağım?” dedi.)

Burada Trump’a yönelik bir hareket olsa kendi korumaları Trump’ın tavır alır. Her neyse de zaten fazla üstünde durulacak bir şey değil. Ama Cumhurbaşkanı’na karşı kullandıkları üslup olmamış. Tutuklama kararı aldıysa o kendilerini ilgilendirir. Karşı tutuklama kararı da çıkarılabilir belki uygun bir üslupla. Çünkü orada bayağı kepazelik çıkaran tipler oldu. Bir hukuki misilleme hukuka kanuna uygun olarak yapılabilir.

 

Kuran'a Göre Üzülmek Tevekkülsüzlük Anlamına Gelir. İnsanın Kendisini Sonra Toparlarım Diye Bırakması Doğru Olmaz.

Üzülmek haramdır, Kuran’da açık hüküm var. Tevekkülsüzlük anlamına gelir yani şiddetle direnmek lazım. İnsanın kendisini gaflete bırakması hiç doğru olmaz. Sonra toparlarım diye de gaflete bırakmak doğru olmaz. Kendini üzüntüye iyice bırakıyor, sonra nasıl olsa yaparım diyor. O geçen vakitler çok ızdırap vericidir çok acıdır. Yakışık alacak bir hareket olmaz.

 

Toplumun Bazı Katı Kuralları İnsanların Hayatını Zehre Çeviriyor. Kuran Özgürlüktür

Toplum birçok şeye karşı. Toplum içinde birçok yerde bazı yerlerde katı kurallar var ve toplum bu kurallarla kendi kendini eziyor, kendi kendine hayatı zehire çeviriyor. Ama her yerin kuralı aynı olmuyor, her semtin kuralı aynı olmaz. Mesela varoşların ayrı bir kültürü vardır, şehir merkezinin ayrı bir kültürü vardır. Her topluluğun ayrı kuralları oluyor, ama o kurallar genellikle ezici ve insanların mutluluğunu yok edici mahiyette oluyor. Her kural yeni bir pranga demektir. O yüzden Müslümanlık, Kuran insanların üstündeki bütün zincirleri kıran bir sistemdir. O sistemin dışında bir şey kabul etmediğin için yani yeni bir pranga kabul etmediğin için -hukuk kanun ayrı tabii yani devletin kanunları ayrı- onun dışında bir kural kabul etmediğin için, sadece Kuran’a göre hareket ettiğin için alabildiğine özgür olmuş oluyorsun. Ama toplumun kendi icat ettiği kurallarla yaşamaya kalkarsak acı, ızdırap, dertler her tarafı sarıyor o zaman.

 

Öğrencilere Herkesin Destek Olması Gerekir. Staj Yapan Öğrencilere Ücret Vermemek Doğru Değil.

Öğrenci ücretsiz olmaz. Öğrenciye her yerde bahşiş verilmesi lazım yahut işte harçlık verilmesi lazım. Mesela bir yerde çalıştı, orada hemen öğrenciye yetecek kadar çok fazla değil ama rahat okuyabileceği rahat beslenebileceği, rahat yatıp-kalkabileceği, rahat giyinebileceği kadar bir ücret ödenmesi gerekir. Ama bu yaygın olması lazım. Mesela akrabası amcası, gitti amcasının evine öğrenci. “Sana gel ben bir öğrenci harçlığı vereyim” demesi gerekir. Mesela bayramda küçük çocuklara hep harçlık verilir. Bilmiyorum bayram şu an değil mi biliyorsunuz her yerde olan bir şey. Öğrenciye de aynı şekilde harçlık verilmesi gerekir. Mesela genç kız tıp okuyor dayısının yanına gitmiş, ver 2-3 bin lira harçlık olarak “sen okuyorsun” dersin “öğrencisin çalışmıyorsun.” Amcasının yanına gider o 3-5 bin lira verir yahut bir sevdiği tanıdığı olabilir arkadaşı olabilir iş yapıyordur işadamıdır “ben seni desteklemek istiyorum bir nevi burs gibi” der. Öğrencileri bu şekilde ayakta tutmak lazım öbür türlü çok zor çocukların işi.

 

Kadının Değerini Bilmek Onu Allah'ın Tecellisi Olarak Görmekle Olur.

Kadının değerini bilmek nasıl olur? Onu Allah’ın tecellisi olarak görmek lazım. Mübarek ve kutsal bir varlık olarak görmek, ona çok saygı duymak, değer vermek, gözünde yüceltmek, koruma hissiyle dolu olmak, onun mutlu yaşaması için kendi çıkarlarını terk etmek. Çünkü bir sanat eseridir kadın. Sanat eserine titiz olan bir insan özelliği göstermek gerekiyor. O zaman Allah zaten zorlukları, yanlışlıkları giderir her şey güzele gider iyiye gider. Genç kız kutsal bir varlıktır. Bunun ilk önce topluma yayılması ve inandırılması gerekiyor. Anne, genç kız, kadın kutsaldır. O zaman değeri çok daha iyi bilinir. Ama şu an gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kadın bir kere yarım varlık olarak görülüyor. İnsan olarak bile görülmüyor bazı yerlerde. Kadının dediğinin tersini yapılması gerektiğine inanılıyor. Bir de kadın, ahlakı bozan bir varlıkmış gibi lanse ediliyor. Mesela anneye bile adamların saygısı yok. “Annesiyse diz kapağının üstü tahrik eder” diyor. Evladı da aşağılayan bir ifade bu, anneye de hakaret eden bir ifade. Bir evladın anneye duyduğu kutsi duyguyu da ortadan kaldırıyor. Potansiyel ırz düşmanı gibi gösteriyor evladını. Anneyi de potansiyel gayri ahlaki tavır gösterecek bir insan gibi gösteriyor. Üç yaşındaki bir çocuğu bile risk unsuru olarak gösteriyor. Böyle bir inanç düzeyinde, kadına karşı saygı sevgi nasıl olur bir düşünmek lazım. Önce bu gelenekçi Ortodoks anlayışın yaptığı derin tahribatın ortadan kaldırılması lazım, bilgiyle, kültürle, eğitimle.

 

(“Doğudaki adaletle buradaki adalet arasındaki fark nedir?” sorusuna cevap)

Doğuda olağanüstü bir durum var. Yani çatışma bölgesi. Orada adalet kavramı tabii yine uygulanıyor ama sakin olan, kavga gürültünün olmadığı, çatışmanın olmadığı bir ortamda adalet daha makul uygulanabilir. Daha titiz uygulanabilir. Ama sıcak çatışma bölgesinde adalet. Mesela adamı yakalamış teröristi, adamı götürüyor polis. Kaba bir yöntemle götürebilir yani. Adam direniyordur. Tabii ona karşılık kuvvet kullanabilir. Güç kullanabilir. Ama burada olur olay, adam gerekirse kelepçesiz de götürülüyor. Ama orada adamı sıkı sıkıya bağlaması gerekebilir. Şartlara göre, ortama göre bazen biraz değişiklik gösterir adalet. Ama Türkiye’de adalet sisteminin en zor şartlarda bile ben düzgün çalıştığını düşünüyorum. Aldığımız haberler hep o yönde oluyor. Biz de duyuyoruz oradan buradan. Mesela gözaltına alınanlar oluyor, öğreniyoruz. “Size sert kötü bir muamele yapıldı?” mı diyoruz. “Yok” diyorlar. “Çirkin bir söz duydunuz mu?” “Yok.” Gayet makul bir ortam var. Dolayısıyla eski adalet anlayışıyla, şu anki adalet anlayışı kıyaslandığında, şu anki adalet anlayışının iyi olduğunu görüyoruz.

 

Allah'ın Sanatını Sürekli Düşünmek ve Anlatmak Lazım.

Her yerde Allah’ın sanatını herkes birbirine hatırlatması lazım. Mesela bak şimdi yerde halı var. Yün halı. Koyunun genetik kodu mevcut burada halının üstünde. Çünkü tüyü her miliminde bu mebzul miktarda var. Mesela bu çok büyük bir sanat. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Ve beynimizin içinde gözsüz gören biri var. Çok büyük bir sanat. Uçsuz bucaksız evren görüntüsü var. Sonu yok. Ve çok karmaşık dağdağalı bir sistem var dışarıda. O, ona çarpıyor, o ona çarpıyor. Ama dünya son derece huzur içinde. Dışarısı kaynıyor. Ama dünya hep huzur içerisinde. Göktaşlarıyla dolu ama yine biz huzur içindeyiz. Hücrelerimiz sürekli faaliyet halinde sürekli yıkım ve yenilenmeler var. Her yapılan yeni hücrede, yapılan her proteinde mükemmellik kontrolü yapılıyor vücudumuz tarafından ve sürekli sağlamlık belgesi alınıyor. TSE’nin var ya onun gibi sağlamlık belgesi aldıktan sonra bırakılıyor. Eğer çürük olduğunu söylerlerse hemen ilgili tamirciler gelip tamir edip sağlamlığını onaylatıp garanti belgesini verdikten sonra ayrılıyorlar. Şimdi bunlar bir tane, iki tane, on tane değil onun için müminlerin akşama kadar birbirlerine sık sık Allah’ın sanatını hatırlatmaları lazım. Yalnız böyle hep belirgin değil de hiç ummadıkları yerlerden hatırlatmaları çok daha iyi olur. Mesela akvaryumdaki balıktan efendim mesela oradaki cam sanatı var onu Allah biçimli hale getirmiş özel olarak insan yapıyor gibi görünüyor ama görüntüyü insan biçimlendiremez. “Cennette nasıl olacak?” diyor bak burada bunu yaptığına göre Allah, hususi yaptığına göre “cennette nasıl yapacak?” demenin bir alemi yok, fiilen gösteriyor.

 

İş Yerlerinde En Az 7-8 Kere 10-15 dk.lık Hareket Zorunluluğu Getirmek Lazım

Masa başı tabii çok riskli bir şey. Hiç el ayak vücut hiçbir yer hareket etmiyor saatlerce sabit kalıyorlar. Ara ara iş yerleri on dakika, on beş dakikalık günde belki yedi-sekiz kere zaman aralıklarında hareket mecburiyeti getirmesi lazım. Hızlıca onların hareket edebileceği, yürüyüş yapabileceği, ellerini kollarını kullanabilecekleri, eğilip bükülecekleri sırt hareketi yapabilecekleri gibi ortam sağlaması lazım. Onu mecbur yapması lazım aslında. İşyerinin bir mecburiyeti haline getirmek lazım o başka türlü olmaz. Sağlık açısından hareket son derece önemli. Hayati bir konu. Okullarda mecburi hale getirmek lazım. İşyerlerinde mecburi hale getirmek lazım ve ona uygun zemin hazırlamak lazım. Uzun koridorlarda yürütülebilir, asılabilecekleri gibi yahut işte şınav yapacakları gibi yerler yapılabilir. Veyahut çeşitli spor aletleri bulundurulabilir ama illaki hareket yapmaları gerekir.

 

Hastanelerde Hasta Yakınlarına Rahatlıkla Yaşayabilecekleri İmkanlar Sunulmalı

Hasta zaten fiziki müdahaleden çok ruhi desteğe ihtiyacı olan bir varlık. Zaten morali sarsılmış oluyor, hastanede de yalnız başına olmuş oluyor, bu onun için dehşet verici bir şey oluyor. Halbuki yakınları, dostları, sevdikleri de bir odada yanında olmuş olsalar onların da rahatça yaşayacakları bir yaşam standardı verilmesi gerekir, o zaman huzurla oradaki o insan tedavi görebilir. Hastayı yalnız bırakmak bence olabilecek en korkunç olaylardan bir tanesi. Hasta zaten bir imtihan oluyor, ikinci imtihan da yalnızlık öyle olmaz. Hastanelerin sayısını devletin artırması için devlete bütün gücümüzle destek olmamız lazım. Hastanelerin de çok ferah ve geniş yapılması, oda sayısının çok fazla olması, mutlaka refakatçi odalarıyla yapılması da önemli.