Sayın Adnan Oktar'ın 7 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 7 Haziran 2017

 

(Bugün Van Başkale’de PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada 1 askerimiz şehit oldu. Uzman Çavuş Sabri Eryeler.)

Kabadayıyı göreyim. Sabri, Allah’ın aslanı, Allah sana güzellik vermiş, nimet vermiş nimetten dolayı seni tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin şehadetini. Annene babana ne mutlu. Ne mutlu da sana. Allah diyor “mutluluk içindedirler” diyor. Seninle övünüyoruz iftihar ediyoruz. Allah annene babana uzun ömür versin, sağlık sıhhat afiyet versin. Güzel bir sabır, hayırlı bir sabır nasip etsin. Cennet kuzusu olmuşsun ramazan ayında. Ne güzel ne güzel ne güzel. Şehitlerin en hoşuna giden şehadetten sonra müminlerin onları övmesi. Sırf bunu görmek için geri gelmek istiyorlarmış. En sevdikleri bu. Biz de sizi övüyoruz siz bizim canımızsınız. Sizinle iftihar ediyoruz, maşaAllah.

 

(İran’da bugün iki terör saldırısı düzenlendi. İlk saldırıda ülkenin parlamento binasını basan 4 terörist kadın kılığında parlamentoya girdi. Etrafa ateş açarak 7 kişiyi öldürdüler, 4 kişiyi de rehin aldılar. Bu saldırıya eş zamanlı olarak Tahran’da Humeyni Türbesi de hedef alındı. Türbenin önünde intihar saldırısı düzenlendi. İki saldırıda en az 12 kişi hayatını kaybetti, 39 kişi yaralandı. Saldırıları IŞİD üstlendi. Bu saldırı 1979 İslam Devrimi’nden sonra ilk kez parlamentonun hedef alındığı bir saldırı. IŞİD’inse ilk defa bu çapta bir eylem yaptığı söyleniyor.)

Şii kardeşlerimizin şehadetini Allah mübarek etsin, Allah kabul etsin. Ramazan ayında şehit olmak onlar için bir nimet, güzellik, hayır. Ailelerine Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel bir sabır nasip etsin. Hiç etkilenmesinler, hiç umursamasınlar. Çok ahmakça, aptalca İngiliz derin devletinin bir oyunu. Katar’la İran’ı güya saf dışı edecekler, ezecekler, Müslümanlarla aralarını açacaklar, milleti birbirine düşürecekler. Eski ahmak yöntemlerle netice alacaklarını zannediyorlar. Hiç umursamasın Müslümanlar, muhatap da olmasın bu alçaklarla. Eski oyunları artık sökmez. İngiliz derin devletini buruşturulmuş kağıt gibi kenara attık. Bundan sonra itlik yapsalar da netice alamazlar.

 

(İran Devrim Muhafızları: “Tahran’daki saldırının arkasında Suudi Arabistan var.” açıklamasını yaptı. “Kimsenin şüphesi olmasın saldırının intikamını alacağız.” sözleriyle de Suudi Arabistan’ı tehdit etti.)

Hayır hayır hayır hayır Suudi Arabistan’la falan alakası yok. Oyuna getiriyorlar. Sakın ha. Suudi Arabistan’la hiçbir alakası yok. Doğrudan İngiliz derin devletinin emrindedir IŞİD. Hiç. Suudi Arabistan öyle bir şeye asla giremez girmez de yani. Bir menfaati de yok, amaç da yok. Onu söyleyen arkadaş eğer İngiliz derin devletine yardım etmek istiyorsa o ayrı mesele. Yapacağını zannetmiyorum öyle bir amacı olacağını da zannetmiyorum. Telaşla söylenmiş bir sözse çok büyük bir hata. Bilgisizlikten kaynaklanıyorsa doğrusunu söylüyorum; İngiliz derin devleti yaptı. Sakın ha. Suudi Arabistan’ın uzaktan yakından alakası yok. Suudi hükümeti öyle bir şey yapmaz. Hiçbir çıkarı faydası da yok, öyle bir yöntemi de yok onların. Sakın oyuna gelmesinler. Suudi Arabistan da nur gibi Müslüman, İran da nur gibi Müslüman. İkisi de çok güçlü, sağlıklı sıhhatli iki İslam ülkesi. İnadına, Türkiye, İran, Suudi Arabistan aniden birleşme kararı alsınlar. Yani İngiliz derin devleti kudurur tepinir yerinde. İhtiyara ters takla attırırsınız. Sakın ha, sakın oyuna gelmesinler. Çünkü çok adice oyun yani çok kötü. Çok uydurma bir oyun. Bak hemen oyuna gelenler var. “Aa” diyor, “Suudi Arabistan yapmış.” diyor. Ya kardeşim niye oyuna geliyorsun? De, “İngiliz derin devleti yaptı.” de, bak bakayım nasıl oluyorlar? Morarırlar yani. Asıl yapanı söyle. Suudi Arabistan’la alakası yok.

 

(İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif de bugün kendi talebi üzerine önceden ayarlanmamış, ani ayarlanmış bir ziyaret olarak Türkiye’ye geldi.)

Hoş gelmiş sefa gelmiş, efendim şeref vermiş. Çok iyi yapmış. Çok kötü oyun oynuyorlar. Yani en adice ve en ahmakça oyunlar. Bunlar 1800’lerde falan yaparlardı, tutuyordu o zamanlar. İnternet yok, gazeteler zayıf güçsüz, halk haberleşemiyor, telefon yok şu yok bu yok. Acayip bu oyunlarla netice alıyorlardı. Şimdi biz onlara “hoşt” diyoruz sadece. İt herifler. Hiç kimse kaale almasın.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a karşı sosyal medya veya herhangi bir platformda olumlu yorum yapan vatandaşlarına 15 yıla kadar hapis veya 136 bin dolar para cezası verileceğini duyurdu.)

136 bin dolar daha iyi. 15 yıl niye yatırıyor? Varsa 136 bin devlete verir devlet de istifade eder. Ama çok gereksiz. Yani böyle ani ataklar, ucuz oyunlara karşı bu tarz gereksiz refleksler anlamsız. Katar kardeş. Arap ülkelerinin tamamı kardeş. Türkiye kardeş, İran kardeş, Suudi Arabistan kardeş. Birleşik Arap Emirlikleri tertemiz insanlar, zengin, güçlü insanlar. Bu kardeşlerimizin iyiliğini, güzelliğini kıskanıyorlar. Hepsi ittifak etsin acayip bir tokat olsun İngiliz derin devletine. Hepsi alnı secdede insanlar, sakın ha.

 

Özgürlük İnsanların Bir Kere Sinir Hastası Olmasını Engeller. Gerilimi, Kasılmayı Kaldırır. Beyninin İyi Çalışmasını Sağlar.

Telif gücünü genişletir insanın, sanat gücünü genişletir. Ama özgürlük olmadığında insanlar güzel olmuyor. Mesela özgür olmayan bir kadın güzel olmaz, olamıyor güzel çok zor. Yani neşesi kaçar en başta, güzel olmak için bir gerekçe görmez. Sevmeyi ve sevilmeyi istemiyor. Bir anlamı olmuyor sevmenin sevilmenin. O yüzden fiziğine de dikkat etmiyor. Fizikleri de bozuluyor genç kızların. Birçoğu patolojik oluyor çocuklar. Yani gelişmiyor vücutları, kemik yapıları gelişmiyor, kas yapıları gelişmiyor. Yahut çok aşırı kilo alıyorlar, çok mutsuzlar. Ciltleri çok bozuk genç kızların birçoğunun. Hep mutsuzluktan. Hep neşesizlikten. Allah esirgesin bir süre sonra da tümörler oluşmaya başlıyor. İşte göğsünde tümör oluşuyor, rahminde tümör oluşuyor. Vücut direnci kaybolduğu için vücut her türlü hastalığa açık oluyor. Çoğunda enfeksiyon hastalıkları oluşuyor. Alerjiler oluşuyor mesela şiddetli alerjiler vücut direncinin düşmesinden oluşuyor alerji. İnsanlara gençlere özellikle özgürlük çok hayati. Ama tabii birisinin özgürlüğünün bittiği yerde bir başkasının özgürlüğünün başladığını bilip o nezaketi, o adabı edebi iyi bilmek lazım, nezih yaklaşmak lazım. Yani özgürüm diye mesela gece yarısı 3’te bas bas bağırıyorsa adam o olmaz. Yani özgürlükten kasıt o değil. Ama mesela şık giyinen, güzel giyinen bir hanımı rahatsız etmek, laf atmak, eleştirmek, dedikodusunu yapmak mesela bu çok vicdansızca bir hareket. Mesela makyaj yapan bir hanıma musallat olmak, dekolte niye giyiyorsun diye ona saygıya uygun olmayan tavırlar göstermek. Yahut güzelliğini kıskanıp münasebetsiz ifadelerde bulunmak. Çoğaltabiliriz.

 

“Lisedeki müdürler ya da üniversitedeki rektörler öğrencilerle neden iyi iletişim kuramıyor? Bu soruna nasıl çözüm bulabiliriz?”

Şimdi lise müdürü olmak kolay değil. Lisede gençler yeni gelişiyor, kişilikleri yeni yeni oturuyor. Hepsi mi diyelim yahut bir kısmı yeni yetişen oldukları için olgunlaşmış olmuyorlar. Olgun olmadıkları için bir kısmı saldırgan olabiliyor, asabi olabiliyor. Yani bir şeyin sonucunu pek düşünmeyecek şekilde konuşabiliyor patavatsız olabiliyor. Tehditkar olabiliyor ve en tehlikelisi saldırgan olması. Özellikle silah kullanmaya kalkması herhangi bir işte kesici alet kullanmaya kalkması. Onun için öğretmenler çok temkinli ve dikkatli oluyorlar benim gördüğüm. Müdürler daha da dikkatli oluyorlar. Önce gençlerin olgunlaştırılması lazım. Yani öğretmenleriyle, hocalarıyla, müdürüyle rahatça iletişim kuracak kültürü onlara vermek lazım. Bilenleri tenzih ediyorum da bilmeyenler için diyorum, o zaman çok rahat iletişim olur. Ama bazen müdür de çok asabi oluyor, çok sinirli adam, yani burnundan soluyor. Öyle değil. Şefkatli, merhametli, sevgi dolu müdürler olması lazım. Sevgi dolu öğretmenler olması lazım. Benim gördüğüm öğretmenler genellikle güzel ahlaklılar, yani sevgi dolu oluyorlar.

Böyle mafyamsı öğrenciler de olabiliyor bazen. Yani öğretmen tek başına onunla nasıl baş etsin? Özellikle kadın öğretmenler çok riskli konumda oluyorlar. Bunun için alınmış bir tedbir yok benim bildiğim. Halbuki her okulda mutlaka bir polis karakolu bulunması lazım. Yani iki-üç polis bir komiserden oluşan bir polis karakolu. Böyle öğretmenlerine kabadayılık yapan, münasebetsizlik yapan olursa devreye girmeleri için. Yani öbür türlü kadın öğretmenler özellikle çok büyük bir tehdit altında oluyor öyle tiplerden.

Eski kafalı hocalar olabilir halen, yani öyle öğrencilere saldırmak isteyen, geçmişinde öyle eğitilmiş öğretmenler olabilir. Ama öğrencilerden de kabadayılık özentisi içinde olan, kişilik arayan, böyle kadın öğretmenlere veyahut işte zayıf erkek öğretmenlere de saldırganca tutum gösteren öğrenciler çok oluyor. Hatta kız öğrencilerden de böyle züppe saldırgan kızlar bayağı oluyor. Bu ciddi bir risktir, yani öğretmenleri böyle bir risk içinde tutmamak lazım. Dengenin kurulması gerekiyor. Saldırgan öğretmen için de saldırgan öğrenci için de koruyucu bir birimin bulunması şart diye düşünüyorum. Her iki tarafı da sevgiyle, kardeşlik ruhuyla, dostluk ruhuyla, ilimle irfanla bezemek, eğitmek, ihya etmek hayati. Ama onun için tabii Darwinist eğitimin durdurulması lazım. Darwinist, materyalist eğitim verdikten sonra çocuğa sen “Allah’tan kork” nasıl diyeceksin? Ne diyorsun? “Tesadüfen oldun” diyorsun, sonra da “Allah’tan kork” diyorsun. Çocuk şaşırır o zaman “Sen demin Allah yok diyordun, tesadüfen olduk diyordun?” der, “Şimdi de Allah’tan kork diyorsun. Allah’ı sev, insanları sev diyorsun, ben hangisine inanayım?” diyebilir.

 

(Suudi Arabistan Katar’a beş maddelik bir liste sundu ve bunların yerine getirilmesi için 48 saat süre verdi. Şöyle: Terör örgütü olarak kabul edilen grup ve örgütlere maddi desteğe derhal son verilmesi. Yemen’deki hükümete karşı savaşan Şii milislere mali desteğin kesilmesi. İran’ın bölgedeki etkisini güçlendirme çabalarına karşı çıkması ve bu ülkeyi destekleyen tutumu terk etmesi. Hamas liderlerinin sınır dışı edilmesi. Katar devlet televizyonunun yayın politikasının değiştirilmesi ve El-Cezire kanalının kapatılması.)

Tamam da yani 48 saat çok kısa bir süre. Bir de bu insanlar bunları gerçekten yapıyor mu dediklerini, yani ispatı nedir? Veya kestiyse yani yardımı, dediklerini yaptıysa onlar nasıl bundan haberdar olacaklar? Çünkü bankaya götürüp “Götürün bunu Hamas’a verin, şunu terör örgütlerine verin.” diye para yatırdıklarını zannetmiyorum. Oluyorsa da gizli oluyordur, gizli olan bir şeyi nasıl tespit etmişler? Gizli olan bir şeyin kesildiğini nasıl tespit edecekler? Bunu açıklığa kavuşturmaları lazım. Yani bunu açıklığa kavuşturmadan ‘Hadi sizinle savaşıyoruz.’ derseler o zaman bölge kan gölüne döner. İran da Suudi Arabistan’a girer o zaman. Suudi Arabistan’da da iç ayaklanma olur. Yani her yer kan gölü, kan denizi gibi olur. Yazık olur Müslümanlara ve İslam’a, büyük bir hata olur. Katar da karşılık verecektir. Yani çünkü “Kendimizi koruyoruz.” diyeceklerdir. İran bir yandan. Amerika devreye girecektir, Rusya devreye girecek. Durduk yere bölgede çok büyük bir savaş çıkabilir.

Benim tavsiyem; itidal, sükunet, akılcı olaylara yaklaşmak, daha geniş süreler vererek istenenlerin olup olmadığını nasıl tespit edeceklerini önce ortaya koymaları. Sonra da makul istekleri, bu isteklerin yerine geldiğini anladıklarında kardeş olmanın, dost olmanın yolunun sonuna kadar açık olduğunu vurgulamaları lazım. Dolayısıyla şu anki agresif ani atak çok büyük bir hata. 48 saat ne demek? Hayır tespit etmesi de mümkün değil. Yani şöyle olması lazım; 48 saat içinde bunlar sürekli para akıtıyordur, yani yağmur gibi su gibi akıyordur paralar, o arada kesecek parayı. Yani paranın kesildiğini nereden anlayacaksın? Paranın verildiğini nereden anladın? Yani bunların açıklığa kavuşturulması lazım. Haklı yönleri var doğru ama usul böyle olmaz. İtidalle, sükunetle akılcı yaklaşılması lazım. Ve ani atak. Amerika ziyaret etti Suudi Arabistan’ı Trump. Kim bilir ne dediyse, ona kimler ne dediyse. Yani İngiliz derin devleti devrede. Casuslarını gönderiyor, adamlarını gönderiyor, etkilediği kişileri gönderiyor, siyasileri gönderiyor. Yahut dolaylı yoldan gönderiyor. Yılanlar çiyanlar ortada sürekli bir kaynama halindeler. Yani Allah muhafaza eğer Suudi Arabistan Katar’a saldırırsa, İran Suudi Arabistan’ı yerle bir eder. Tutamazlar da yani Suudi Arabistan’ın gücü yetmez. Yani 48 saatte bitirirler işgali. Her yeri alırlar yani. Yıldırım hızıyla girerler, bir de uzun menzilli füzeleri de var. Zaten sınırlar, yani çok dehşet verici bir durum olur. Katar’ın da altında kalacağını zannetmiyorum durumun. Onlar da bütün gücüyle karşılık vereceklerdir. Allah esirgesin bu sefer Haremeyn, Mekke, Medine çok ciddi zarar görebilir. Yani hallaç pamuğuna çevirirler ortalığı. Aman aman itidal. Suudi Arabistan’ı biz çok seviyoruz hepsi kardeşimiz. Katar’ı çok seviyoruz, Birleşik Arap Emirlikleri’ni çok seviyoruz. Nur gibi Müslümanlar. İran Şiiler halis muhlis tertemiz Müslümanlar. Deccal oyuna getiriyor bak. Deccal gözü döndü ve bir kan dökme senaryosu hazırladı. Bu oyuna hiç kimse gelmesin. Bu oyunu tek tokatta indirelim. Tam tersine çevirsinler. İran-Suudi Arabistan ani birleşme kararı alsın Türkiye’yle birlikte. Hatta Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Mısır, Katar “Biz birleştik.” desinler. “Askeri ittifak yaptık bitti.” desinler. Rusya’yla da ittifak ederek “Bir şey demek isteyen varsa buyursun gelsin.” desinler. Bir gecede bitirebilirler. Hz. Mehdi (as)’ın zahir olması yaklaştıkça olayların da gidişatı bambaşka şekillere gelmeye başladı. Dedim yani çok büyük olaylar olacak dedim. Olay oraya doğru gidiyor. Allah muhafaza, özellikle Haremeyn’e karşı yapılacak bir saldırı çok vahim olur, çok büyük günah meydana gelir. Sakın ha. Suudi Arabistan’a ben hiç tavsiye etmem. Çok sevdiğimiz insanlar, aklı başında insanlar. İngiliz derin devletinin oyununa sakın gelmesinler. Sakin bir akılcılıkla meseleler rahatça halledilir.

 

“İtalya’da bu kadar güzel heykeller yapılırken neden Türkiye’de salam sucuk heykelleri yapılıyor?”

İşte zevk sahibi olmak, kaliteden anlamak ayrı bir şey, sanatçı ruhta olmak ayrı bir şey. Adam dinozorun kafasına kafasını sokup resim çektiriyor. Anlamıyor sanattan kaliteyi bilmiyor. Bilmeyince de “Ne yapalım? Sucuk heykeli yapalım bari.” diyor. Öbürü de “Sarımsak heykeli yapalım.” diyor. Hayatta en sevdiği şeyler neyse onun bilinçaltında onun heykelini yapmak istiyor. Sanat anlayışı yok, kalite anlayışı yok bazı kişilerde. Bu düzelecek mi? Düzelecek tabii.

Hükümetten ricamız Kalite ve Sanat Bakanlığı’nın kurulması. O zaman bu salam sucuklar izin alamaz. Pastırma heykelleri izin alamaz. Mecburen sorulacaktır orada bir heyet olacaktır. “Ya” diyeceklerdir “Ne yapıyorsunuz siz?” yani değil mi? “Güzel sanat eserleri varken neden bunları yapıyorsunuz?” diyeceklerdir. Bunlar Allah’ın izniyle düzelecek.

 

“Neden bu ülkede turizm gelişmiyor?”

Turizm için Türkiye çok müsait ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında Hristiyan ayrı tehlike, Musevi ayrı bir tehlike oluyor. Kadın dekolte oluyor yurtdışından geliyor burada gezmek istiyor mesela şortla bir turist gezecek. Adam akıl almaz hakaretler ediyor. Veyahut ramazanda turist adam mesela Mısır’dan gelmiş, yani zaten seferi yani orucunu bozabilir. “Nasıl orucunu bozarsın sen?” diyor. Veyahut namazını kısaltıyor “Nasıl namazını kısaltırsın?” Veyahut çocuk mesela üç yaşında çocuk bacağı açık geziyor ona ayrı bir laf ediyor. “Anasının” diyor “bacağı açıldı mı o annesine karşı arzu duyar.” diyor Allah esirgesin haşa. Yani bu ürkütücü üslup karşısında adam gelmek istemez. Annesinin bacağından etkilenen adamla adam nasıl görüşsün? Annesinin bacağından etkileneceğini söylüyor. Üç yaşında çocuğun bacağından etkileneceğini söylüyor. Adam böyle bir insanla görüşmek ister mi? Yanına dahi gelmek istemez, kendini güvende hissetmez. Bu kafanın, bu mantığın mutlaka düzeltilmesi lazım. Bayan turistler dekolte giydikleri için rahatsız ediliyorlar. Acayip sesler, acayip hareketler. Yazın geliyor onlar da adam gelmek istemiyor. O mağdur olan da gidip başkasına anlatıyor “Ben gittim Türkiye’ye” diyor “böyle oldu.” diyor. O zaman bir daha gelmek istemiyor. Yahut turistlerden fazla para almak istiyorlar. Adamı dolandırmak isteyenler oluyor. Adam sucuk heykeli görmek istemiyor yabancı adam. Geliyor meydanın ortasında pastırma heykeli görüyor, sarımsak heykeli görüyor. Yahut orada aslan heykeli var adam bütün gücüyle açılıp tükürüyor heykele. Adam “Ben nereye geldim?” der bayağı ürker çekinir yani. Mesela bazı yazlık beldelerin bağlı olduğu köylerin girişinde şortla girilmez diye tabelalar oluyor. Yanlışlıkla girse adama demediğini bırakmıyorlar. Tabela olmasa da demediğini bırakmıyorlar. İnsanlar da gelmek istemiyor o zaman. Erkek turistler de mesela şortla geziyorlar onu da adam “Olmaz” diyor, kadın hükmünde görüyor. Baş edilecek gibi değil. Onun için bu yanlış inançların, Kuran’a uygun olmayan inançların mutlaka değiştirilmesi doğrusunun halka öğretilmesi gerekiyor. Biz bunun için uğraşıyoruz. Ama Mehdiyet zamanında bu kısa sürede süratle herkesin benimseyeceği düzgün fikirler haline gelecektir.

 

(Katar’ın ambargodan etkilenmemesi için Türkiye meyve sebze yolladı. Katar basını “Selam sana Ey Osmanlı.” diye duyurdu.)

MaşaAllah çok güzel, kara gün dostu Türkiye. Çok insancıl yaklaşıyor. Bak Müslüman ülkeleri birbirine bak nasıl düşman ediyorlar. Bir anda birbirini imha etme arzusunda oluyorlar. Halbuki Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar mahvediliyor o konuda ittifak olmuyor. Ama birisine maille adam bir şey atıyor, yalan bir haber atıyor “Bu da” diyor işte “bu adamın fikridir.” diyor “Vay sen misin?” ortalık birbirine giriyor. İnternetten bile birbirlerine bir anda düşman edip savaşa sokacak hale getirebiliyorlar yani. İngiliz derin devleti için artık bu çocuk oyuncağı gibi. Yani Müslümanları birbirine düşürmek. Bu oyunu görüp Müslümanın çok uyanık olması ve bu oyunları tam tersine çevirmesi gerekir.

 

“Okullarda eğer geleceğe hazırlıyorlarsa, yani özgür bir dünya hazırlıyorlarsa o zaman neden okullarda kısıtlamalar ve kurallar var?”

İşte önce öğrencilere sevgiyi öğretmeleri lazım merhameti, şefkati. Öğrencileri sıkı disiplinle hizaya getirmek ayrıdır. Bir de disiplini tamamen kaldırıp onların kendi iç disipliniyle Allah korkusu, Allah sevgisi, coşku, tutku ve aşkla yaşamalarını sağlamak ayrıdır. Eğer coşku, tutku ve aşk, Allah sevgisi, Allah korkusu gençlere verilirse disipline hiç gerek kalmaz. Ama aksi durumda askeri disiplinin üstünde bir disiplin uygulanması gerekiyor. Bu da gençleri çok zor duruma sokar mutluluklarını engeller. Yaratıcı güçlerini, telif güçlerini ciddi şekilde yok eder.

 

“Türkiye’de neden sanata önem verilmiyor? Neden bir Avrupa ülkesi ya da bir İskandinav ülkesi gibi olamıyoruz ki?”

Aslanları görüyor musun bak? Bütün gençler ortak güzel bir olgunluk içindeler. Hepsinin fikirleri birbirine benziyor. Düşünceleri birbirine benziyor. Hepsi çok nezihler, saygılı ve aklı başındalar. Sanatın önemini hepsi vurguluyor. Halbuki çok kısa sürede bir Avrupa ülkesi gibi olabiliriz. Önde hiçbir engel yok. Gelenekçi Ortodoks İslam’ın o dar çemberi yüzyıllardan beri Osmanlı’yı mahvetti. En iyi döneminde bile Osmanlı çok zorlandı. Ama şu an en kritik dönemdeyiz. Mehdi (as)’nin zahir olacağı, Mehdiyet’in belirginleşeceği bir dönemdeyiz. Bu dönemde de sanat görülmemiş derecede çöktü. Yani Mehdiyet’le orantılı gelişmeler oluyor. Çünkü sanatın çöktüğü bir ortamda Mehdi (as) zahir oluyor zaten. Bediüzzaman “sanatın gerçek üstadı” diyor Mehdi (as) için. “Sanatın gerçek üstadı.” Zaten diyor, “Sanat, marifet ve ittifakla mücadele edecek.” diyor Mehdi (as) için. Sanat, marifet ve ittifak. Her şey güzel olacak, düzgün olacak. Tayyip Hocam’dan yine tekrar rica ediyoruz Sanat ve Kalite Bakanlığı kurulması.

 

“Sokakta başıboş gezen hayvanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Sokaktaki hayvanı da seven, insanları seven, herkesi seven tertemiz bir neslimiz var maşaAllah. Başıboş gezsin de her yerde onlara su kabı olsun, her yerde de yiyecek kabı olsun. Yani geziyorsa gezsin. Özgür olsun. Ama tabii mahalleler sahiplense iyi olur. Her mahalle kendi köpeğine, kendi kedisine sahip çıksa bayağı güzel olur. Değil mi? Evlerinin önünde onlara yiyecek verseler, yiyeceği de silip süpürüp temizleyerek onlara daha güzel bir mekan da sunsalar çok güzel olur.

 

“Günümün üçte biri okulda geçiyor bu sizce doğru mudur?”

Bence eğitim sistemi çok ciddi şekilde yanlış. Birçok yanlışla dolu. Pratik kolay eğitim varken mesela çocuklara bir sene eğitim veriliyor, bir sene sonunda çocuk hemen hemen hiçbir şey bilmiyor. Çok az bildiği şey. Halbuki onlara pratik öğretilse böyle zevk alacakları şekilde, hoşlarına gidecek şekilde öğretilse büyük bir açlıkla dinlerler, büyük bir sevinçle dinlerler. Ve onlara en çok vurgulanacak şeylerden biri de kaliteli insan olmanın, kültürlü insan olmakla da bağlantılı olduğunu söylemek. Kaliteli insan olmanın güzelliğini onlara vurgulamak. Kaliteli insanın daha çok sevileceğini, daha aranacağını, her şeyde daha başarılı olacağını onlara iyice hissettirmek. Kültürün insanı güzelleştireceğini, kültürlü bir insanla görüşmenin konuşmanın ne kadar iç açıcı olduğunu onlara iyice empoze etmek hepsi çok faydalı olur.

 

İnsanlar Birbirlerine Düşüncelerini Aktarmalı Fakat Baskı Olmamalı

Görgülü, nezaketli insanlar nerede nasıl davranacağını bilirler. Fikirlerini de açık açık anlatabilirler. Ama baskı ayrı bir şeydir. Yani insanlar birbirlerine tabii görüşlerini, düşüncelerini nezaketiyle aktarmalı. Ama bunu saygısızca münasebetsiz üsluplarla baskıya çevirmek ahlaka uygun değil. Kuran’da Allah bu konuyu net açıklamış gayet güzel kısa bir cümleyle açıklamış. Şeytandan Allah’a sığınırım “Dinde baskı yoktur” diyor Allah. “Dinde zorlama yoktur” bitti. Her türlü zorlamayı haram meydana getirir o zaman. Yani her türlü zorlama haram oluşturuyor. Haramı meydana getirir. Mesela birisini bir şeye zorladığında haram. Anlatırsın, kendi haline bırakırsın. Anlatıp kendi haline bırakırsın. Yani onun fikrine düşüncesine saygı duymak lazım. Kendi vicdanında karar verecek o. Dolayısıyla “Sen şöyle olmalısın böyle olmalısın” mecbur etmek bu olmaz. Fikir olarak söyleyebilir ama baskı haram.

 

Kibir insandan nasıl temizlenir?

Kibrin insanda olması mucize yani bu kadar aciz bir varlığın üstelik de görüntü gibi, hayal gibi yaratılmış bir varlığın, bu kadar aczine rağmen, bu kadar kısa ömrüne rağmen büyüklük taslaması, kibirli olması bir mucize. O da Allah’ın gücünün bir tecellisi. Normalde insanın çok zavallı olması lazım. Çok gariban ve baş eğmiş olması gerekiyor. Bu şekilde olması hayret verecek bir özellik. İnsandaki enaniyet o kadar oluyor ki haşa Allahlık iddia edecek dereceye kadar gelebiliyor. Yani kibir. Kibirden dolayı insanlar dost olamıyor, kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Mesela dışarıda gezen insanlar birbirine selam vermiyor. Birçoğunun nedeni kibirdir. Büyüklük hissi. Selam verse selamını almaz. Hal hatır sorsa cevap vermez. Cevap vermediği için de büyük olduğuna inanıyor. Selam almayınca büyük olduğuna inanıyor. O yüzden insanlar bakın milyonlarca insan birbirine selam vermiyor. Kibir korkusundan. O onun kibirli olacağını düşünüyor o onun kibirli olacağını düşünüyor. Ne sevgi gösterebiliyorlar, ne selam veriyor, ne arkadaş oluyor, ne dost olabiliyorlar. Bu bir felakettir kibir. İmanla ortadan kalkar, Allah korkusu, Allah sevgisiyle ortadan kalkar. İman hakikatleri, Kuran mucizelerini okumak, anlatmak, imanı güçlendirmek kibrin ortadan kalkmasına çok etkili ilaçtır.

Lokman Suresi 18’de Cenab-ı Allah diyor ki; "İnsanlara yanağını” yüzünü “çevirip (büyüklenme)” enaniyet yapma “ve böbürlenerek” yani büyüklük taslayarak “yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman Suresi, 18) “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme çünkü sen ne yeri yarabilirsin  ne dağlara boyca ulaşabilirsin.” (İsra Suresi, 37) Yani “Acizsin” diyor Allah. “Aczini bil mütevazı ol” diyor Allah. İsra Suresi 37’de. Öbür okuduğum Lokman 18’di. Mesela yine Hac Suresi 34’te “Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 34) Yani enaniyeti olmayan, mütevazı olanlara müjde ver diyor Allah. Hac Suresi, 34’te.