Sayın Adnan Oktar'ın 4 Mart 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


Sohbetler; 4 Mart 2017

 

İnsan Güzelliği İman Hakikatidir Güzel İnsan Allah'a Hayranlık Uyandırır, Cennet Özlemini Arttırır. İnsanın Güzel Ve Bakımlı Olması Nimettir.

İnsan güzelliği iman hakikatidir. Allah “insanı en güzel surette yarattım” diyor. Güzel insan, insanda Allah’a karşı hayranlık uyandırır, Allah’a sevgisini artırır, Allah’a hayranlığını artırır, cennet özlemini artırır. Onun için insanlar güzel olacak, bakımlı olacak, temiz olacak. Bakımsız bir insan, çirkinleştiren insan cehennemi hatırlatır ve insanların içi kararır. İnsanlar mutlu olmaz o zaman.

Güzel çocuk mesela iman hakikatidir, güzel bir çocuk. Onu görenin imanı artar. Bakımlı, sağlıklı, güzel bir çocuk. Güzel bir kadın iman hakikatidir, insanların imanını artırır. Yakışıklı bir delikanlı iman hakikatidir, insanların imanını artırır. Ama bakımsız mahvolmuş bir delikanlı, bakımsız mahvolmuş bir kadın, bakımsız bir çocuk mahvolmuş, insanlığı mutlu etmez. Karamsarlık ve acı hissini kalpte doğurur. Onun için daima dünyayı güzelleştirmek lazım. Her yeri her şeyi güzelleştirmek gerekir.

 

(Yeni Şafak Yazarı Mehmet Şeker, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın görevden alınmasını istedi. Hulusi Akar Paşamız’a yönelik de şu ifadeleri kullandı: “Hürriyet’teki ‘karargah rahatsız’ manşetinin tek suçlusu gazete mi? Darbe girişimi sırasında emrindeki askerler tarafından kaçırılabilen, saatler boyunca haber alınamayan bir komutan olmak rahatsız edici değil mi? Sokakta siviller silahsız şekilde kurşunlara göğüs gerip tankların üzerine yürürken belinde silah olan bir komutanın yanına gelenlere teslim olup nereye götürürlerse oraya gitmesi, belindeki kemeri çıkartıp boynuna takmalarına ses çıkarmaması ve sonra da görevine paşa paşa devam etmesi makul mü?” demiş.)

Paşamız’ı seviyoruz. Ne yapsın? Çünkü hayatta kalıp devlete yardımcı olması gerekiyor. Akılcı davranmış. Onlarla orada çatışmaya girse vursalar, Genelkurmay Başkanı vurulmuş yani bu darbeciler için bir koz, malzeme. Zaten Cumhurbaşkanı’nı da vurmak istiyorlar. Akılcı davranıp yatıştırıp sakin bir ortam meydana getirmiş. Sonra da inisiyatifi ele almış. Bıraksınlar bana bu aklı. Bunu konuşan arkadaşı asıl bir değerlendirmek gözden geçirmek gerekiyor. Tabii yani ilgili makamlar baksınlar.

 

(Sinan Oğan, Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir konferansta MHP’yi AK Parti’ye destek verdiği için eleştirdi. Konuşmasında yeni gelen sistemde iki partinin meclisin dışına itileceğini belirterek bu sistemin önünü MHP’nin açtığını söyledi. Oğan, “MHP’li biri kendi partisinin kapatılmasına neden evet desin” diye sorduğu sırada “hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganıyla kürsüye atlayan bir kişi tarafından saldırıya uğradı. Ancak Sinan Oğan herhangi bir yara almadı. Saldırı sonrası yaptığı açıklamada referandumda “Evet diyenlere her şey mubah ancak hayır diyenlere saldırılıyor” açıklaması yaptı.)

O saldıran kim? O çok vahşiyane bir hareket, çok münasebetsizlik. O Sinan Oğan fikrini söyleyebilir, konuşabilir, her türlü fikri söyleyebilir, komünist de olabilir, başka türlü görüşte de olabilir anlatsın. Niye saldırıyorsun? Saldırmanın takdir edilecek hiçbir yönü yok. Cezası da ağır olması lazım. Böyle rezaletlere hiçbir şekilde göz yumulmasın. Türk Ceza Kanunu’nda ilgili maddenin daha güçlendirilmesi lazım. Konuşma hürriyeti olsun, adam istediğini konuşsun sana ne, ne saldırıyorsun? Hayır, ben Sinan Oğan’a karşıyım, eleştiriyorum ama saldırılmasını asla kabul etmem. Bu çok münasebetsiz ve çirkin bir hareket. Kardeşim ben gıcık oldum bu olaya, çok çok ayıp, çok büyük terbiyesizlik.

 

(Burhan Kuzu Hocamız pek çok liderin geçmişte başkanlık sistemini uygulamak istediğini ancak sistemi değiştirmeye güçlerinin yetmediğini söyledi. “Demirel, Özal, Tansu Çiller, Erbakan, Türkeş hepsi diyordu ki ‘bu modeli getirelim.’ Ben de bunların tamamına şahidim. Özellikle Özal’a danışmanlık yaptım. Demirel bizzat beni çağırdı. ‘Bu modeli getirelim, bu sistem yürümüyor’ dedi. Ama olmadı güçleri yetmedi” dedi.)

Bir şey dediğimiz yok da işte bu federasyon falan olayları bizi huylandırdı. Yoksa biz bana ne başkanlık sistemi olsun, isterse hanlar hanı sistem olsun hiç fark etmez. Model bizi ilgilendirmiyor. Türkiye’nin bölünmemesi bizi ilgilendiriyor. “Amerikan modeli” dediler o yüzden reddettik. Arkasından diğer modelleri saydılar şu model hepsini reddettim. Hangi model söyledilerse Güney Afrika’ya varıncaya kadar saydılar hepsini reddettim. “Hiçbirini kabul etmeyiz” dedim. “Peki” dediler “partili cumhurbaşkanı.” “Olur” dedik. Ama federasyona tamamen kapalıysa, eyalet sistemine tamamen kapalıysa şartımız bu.

 

Biz Ehl-i Tevekkül Olarak Allah'ın Yarattığı Kadere Teslim Olmuş Kullarız. Allah Ne İsterse O Olur Ve O Hayır Olur

Allah ne yaratırsa onda hayır vardır. Biz tabii ehli tevekkül olarak Allah’ın yarattığı kadere teslim olmuş kullarız. Allah ne derse o. Nihayetinde İmam Mehdi (as) çıkacak, nihayetinde İsa Mesih’i göreceğiz, nihayetinde İttihat-ı İslam olacak, kıyamet de yakın.

 

(Dünyanın ilk istihbarat teşkilatı olarak bilinen, İngiliz MI6 Rusya’yla İngiltere arasında gerçekleşen Reval Görüşmeleri’nden sonra Osmanlı Devleti’ndeki gelişmeleri yakından takip etmek için kurulmuş. İngiliz tarihçi Keith Jeffery, 800 sayfalık ‘İngiliz gizli servisinin tarihçesi’ adlı eserinde, İngiltere'nin Ortadoğu’daki gelişmeleri takip etmek için kurulduğunu ve Osmanlı'daki gelişmeleri, MI6 ajanlarının aktardığı bilgilerle izlediğini anlatmış.)

MI6, Abdülhamit döneminde devrede. Ama “Osmanlı siyasetçilerini izliyordu” diyor. Kardeşim gölge de insanı izler. İzleme ne için yapılır? O adamı yönlendirmek için yapılır. Kontrol etmek için yapılır ve dediğini yaptırmak için yapılır. Türkçe konuşsana. Abdülhamit döneminde, devlete hakim olan sistem, İngiliz derin devletiydi. Her yere hakimdi. Büyük bölümü açık açık zaten bunu ifade ediyor. Uygulanan siyasetten de bu açık açık görülüyor. Osmanlı paramparça yapıldı. Bunun bir kısmı farkındaydı, bir kısmı farkında değildi. Ama Osmanlı Devleti’ne hakimdi son dönemde, Abdülhamit döneminde, İngiliz derin devleti. İstediği gibi de yönlendiriyordu. Hatta İçişleri Bakanı bile İngiliz’di. Donanmanın başında İngiliz subay var, Osmanlı donanmasının başında. Her gün MI6’e bilgi veriyordu. Donanmanın başı Oramiral, Osmanlı generali İngiliz ve İngiltere’ye bağlı adam. Felaketin boyutunu buradan anlayın. Osmanlı paramparça oldu o dönemde. Her yere kerhaneler, meyhaneler, her yerde Darwinizm propagandası. İngiliz gemileri, Tayyip Hocam da dün söyledi, koca koca kasalarla yüzlerce binlerce kasa viski getirip bedava dağıttılar. Bütün Osmanlı gençleri alkolik olmuştu, büyük bölümü. Cayır cayır içip uyuşuyorlardı. Ondan sonra Osmanlı’yı yıkmak çok kolay oldu onlar için. Her yerde şarap fabrikaları, bira fabrikaları, tütün fabrikaları. Sonra da “veli padişah” diyorlar, “hanlar hanı.” Kardeşim “mağdur padişah” de bari “ezilmiş” de, “İngiliz derin devleti tarafından ezilen insandı” de.

Abdülhamid Döneminde Devletin Hemen Her Noktasına Hakim Olan Yapı İngiliz Derin Devletiydi. Bunun Ardından Parçalanma Geldi

Abdülhamit, İsrail devletini kurması yönüyle çok muteberdir itibar görendir benim için. İsrail devletinin kuruluşunu, o sağlamıştır. Allah razı olsun. Seksen bin Musevi’yi İsrail’e göndermiştir ve kendi topraklarını, kendine ait toprakları kanun çıkartıp, satışa hazır hale getirip Musevilere satmıştır. Ve o topraklar üzerinde İsrail devleti kurulmuştur. Allah razı olsun. Gariban insanların ezilmesini engellemiştir. Bu yönüyle çok değerli ama diğer yönleriyle felaket bir durum var. Düyun-u Umumiye Abdülhamit döneminde kuruldu. Düyun-u Umumiye ne demek? Tüm gelirlerini Avrupa bankerlerinin kontrolüne girmesi demek. Osmanlı’nın tüm gelirlerini, Osmanlı Devleti’ne ait tüm gelirlerin yabancı devletlerin, yani İngilizlerin kontrolüne girmesi. Düyun-u Umumiye’nin adı bu. Abdülhamit döneminde bu oluşturuldu. Yani İngiliz bankerlerin kontrolüne girdi ve Osmanlı mahvoldu.

Sadrazam Mithat Paşa, Sultan Abdülaziz’in devrildiği ve şehit edildiği darbenin, üç planlayıcısından biri. Darbeyi İngiliz Elçisi Elliot ile birlikte planladılar. O koskoca aslanı, her yerini doğrayarak şehit ettiler. İki bileğinden birden doğradılar. Boynunu da kestiler. Can çekişiyor rahmetli, annesi geliyor “aman aman sen içeri girme, sen dışarıya çık” diyorlar. Hemen annesini dışarıya çıkarıyorlar. Sürükleyerek o rahmetliyi, çekerek çay ocağına soktular. Canını teslim edinceye kadar başında beklediler. Doktor gelmesini de engellediler. Doktor müdahalesini de engellediler. Annesine müsaade etmediler. Ve orada şehit ettiler. Soruluyor “bu nedir?” deniliyor. “Kendisini doğradı” diyor. İki bileğini birden doğramış. Bilek doğrandığında, bilek tutmaz zaten. Ta kemiğe kadar doğramışlar, iki elini birden. Bütün tendonlar falan tamamı kopmuş. Kopmuş tendonla, bir insan nasıl tutar da bileğini keser? Ondan sonra da boynunu da kesti diyor. “Adli tıpa gönderelim?” diyorlar, “gerek yok, adli tıpa da gerek yok” diyorlar. “İşte belli intihar” diye iddia ediyorlar. Hadi peki diyorlar, o zaman getirelim bir doktor. Doktor diyor ki, “pek aklım yatmadı ama benim” diyor, “yatmıştır, yatmıştır” diyorlar. Silahı dayıyorlar adama, o da diyor “intihar etti” diyor, bu sefer doktor da. Şimdiki dalavereler var ya oyunlar, onun bir başka çeşidi.

 Ta o devirde İzmir’in falan özerk olması planlanıyordu. Güneydoğu’nun özerk olması, Karadeniz’in özerk olması, Antalya’nın özerk olması hep o devirden kalma.

Mesela, Müslüman ayaklanması gibi gösterdiler, 31 Mart ayaklanması tamamen İngiliz derin devletinin organize ettiği bir ayaklanmaydı. O zamanın IŞİD’i, Derviş Vahdeti, aynı IŞİD gibi bir örgüt kurdu İngilizler, silahlı, bağnazlardan oluşan bir örgüt. Onunla ayaklanma çıkarttılar. Aynı IŞİD gibi. Kıbrıs’ta yetiştirildi. İngilizler yetiştirdi Derviş Vahdeti’yi ve olayın içine soktular. Gayet kolay oluyor onlar için, böyle işler.

 

(İngiltere’nin en çok izlenen kanallarından biri olan Kanal 4’te, ‘İslam’ın anlatılmamış hikayesi’ adlı bir program başladı. Programda İslamiyet’in kökenleri ve doğuşuna ait bilinenin aksine çok az kaynak ve bilgi olduğu, Peygamber Efendimiz (sav)’in söylenenler gibi Mekke’de doğmamış olabileceği, İslam’ın ilk kurulduğu yıllara ait dönemin büyük bir kara delik olduğu savunuluyor. Dinimiz ve Peygamberimiz (sav) hakkındaki bilgilerin şüpheli olduğu algısı yaratılmaya çalışılıyor. Programa Müslümanlardan yüzlerce şikayet yağıyormuş.)

Desin adam ne önemi var? Tarihi en keskin bilinen din İslam dinidir. Şahitleriyle, ispatlarıyla İslam tarihi ünlüdür, hepsi ittifak halindedir. Hristiyan İslam tarihi de aynıdır, Musevi İslam tarihi de aynıdır, Müslüman İslam tarihi de aynıdır. O devrin binlerce şahidi vardır, o devirde yazılmış yüzlerce, binlerce kitap vardır hepsi ittifakla aynı şeyi anlatıyor. Bu arkadaşlara göre o zaman tarih diye bir şey yok, tarih bilgisi yok. Sezar’a da inanmaz bunlar, Napolyon’a da inanmaz kimseye inanmaz öyle olmaz. Bunlar silsile yoluyla ezber olarak şu ana kadar gelmiştir dolayısıyla Kuran ortada zaten mühim olan Kuran’dır, onların tedirgin olmasına gerek yok.

 

Mehdi (as) İle İlgili Hadisler

İmamı Sadık, “İlim yirmi yedi parçadan oluşur. Bütün peygamberler ve imamlar ilmin iki parçasını getirmişlerdir. Mehdi geldiğinde diğer yirmi beş ilmi daha getirecektir” diyor. Bak “Yirmi yedi ilimden şu ana kadar dünyada” diyor “sadece iki ilim peygamberlerle beraber gelmiştir” diyor “peygamberler dahil iki ilim gelmiştir. Mehdi geldiğinde yirmi beş ilim daha gelecek” diyor “ve yirmi yediye tamamlanacak böylece” diyor.

Peygamber (sav) diyor ki: “Biliniz ki Mehdi bütün ilimlerin varisidir. Bütün ilimleri bilmektedir.” (Necmu’s-Sagib, s.193) Tabii bu ilim derken ezber ilmi, nakil ilmi değil bu. İlim apayrı bir şeydir. Allah’ın kalbe ilham ettiği özel bilgiye ilim denir. Ledün ilmi de fevkaladeliklere karşı müminleri korumada meydana gelen stratejidir. Zaten Kehf Suresi’nde ledün ilmiyle anlatılmasının nedeni Mehdi (as)’nin de ledün ilminin sultanı olmasıdır. Çünkü Mehdi (as) başka türlü hareket edemez. Ledün ilmi olmadan Mehdilik yapamaz. Onun için Mehdi (as)’nin zahirine bakan Mehdi (as)’yi anlaması mümkün değil. Onun yetmiş perdesinin nedenlerinden ana neden ledün ilmidir. O perdeler o ledün ilmiyle oluşur. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki: “İmam Mehdi en yüksek ilme sahip olandır” diyor. “İmam Mehdi ilim sandığının koruyucusudur. Tüm peygamberlerin ilimlerinin varisidir. Her şeyden haberdardır” diyor. “İmam Mehdi ilahi bilgiye uygun olarak hükmedecektir. İnsanları kendi gerçekleri ve kendi iç halleriyle tanıyacaktır. Davud Peygamber (as) Süleyman Peygamber (as)’ın kararları gibi onun hükümlerine de şahit gerekmeyecektir” bak “onun hükümlerine şahit gerekmeyecek.” Mesela adam geliyor, ifadesini alıyor, suçlu olduğuna kanaat getiriyor, gönderiyor. Şahit aramıyor. Bakışından, konuşmasından, ses tonundan anlıyor Allah’ın dilemesiyle.

 

Kehf Suresi Baştan Sona Mehdiyeti Anlatır. Küçük Bir Genç Topluluğu, Mağaraya Sığınmaları Hep Mehdiyetin Anlatımıdır

Kehf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Sırf Mehdiyet’i anlatmak içindir Kehf Suresi. Küçük bir talebe topluluğu, mağara bunlar hep sembollerle anlatımdır Mehdi (as)’yi. Mehdi (as)’nin evini, barkını, çalışmasını, faaliyetlerini hepsini anlatır. Kuran’a dikkatlice bakıldığında Mehdi (as)’nin bütün hayatı çıkar Kuran’da. Her şeyi böyle ince ince detaylarla, vurgularla çıkar. Akılcı bakıldığında bütün hayatına ait bilgiyi görmek mümkün oluyor.

Mesela Kehf Ehli gençlerden oluşuyor Kuran’da geçiş şekli. Mehdi (as)’de de gençlerden oluşuyor. Mesela Kefh Ehli’nin sayısı az, Mehdi (as) cemaatinin sayısı da az yahut topluluğun. Mesela onlar çok güçlü kişiler Kehf Ehli, Mehdi (as)’nin talebeleri de çok güçlü. Mesela Kehf Ehli çok uzun süre mağarada kalıyor, Mehdi (as) cemaati de topluluğu da çok uzun yıllar mücadele veriyor. Kısa bir mücadele değil. 40 yıl falan sürüyor, 40 yılın da üstünde hatta. Mesela Mehdi (as) cemaatine de Kehf Ehli’ne de Allah özel hidayet ettiğini söylüyor. Kehf Ehli mesela deccaliyetle karşılaştıklarında ilk yaratılışı anlatıyorlar. Hz. Musa (as) da ilk yaratılışı anlatıyor. Mesela biz de ilk karşılaştığımızda yaratılışı anlatıyoruz. Mehdi (as) de ilk karşılaştığında yaratılışı anlatacaktır. Darwinizm’in geçersizliğini ve yaratılışı anlatıyor. Mesela Kehf Ehli şirke şiddetle karşı, Mehdi (as) cemaati de şirke çok şiddetle karşı.

 

Münafık İslam'a, Kuran'a Uygun Olmayan İşler Yapar Ama Sözleriyle İnsanları Aldatmaya Çalışır. Derin Düşünmeyenler de Buna Aldanır

Münafikun Suresi 4, bak Allah akılsızlar için, aklı zayıf olanlar için konuyu açıklıyor. Münafikun Suresi 4 “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır” yani baktığında herkes görünüşünü beğenebilir. Peygamber de dahil beğenebilir ama Peygamber onun iç yüzünü bilir. “Konuştukları zaman da onları dinlersin” dilbaz oluyor ya. “Ya” diyor “adamda tip tamam, konuşma da mükemmel, övgü de alıyor” diyor “e bitti” diyor o zaman “mükemmel adam” diyor “daha geriye bir şey kalmadı ki” diyor. Akıl edemiyor Peygamber (sav)’in ne demek istediğini. Mesela vahiy katibi bayağı düzgündü o Peygamberimiz (sav)’in vahiy katibi. Dizi dizine değiyor o kadar yakın, gayet güzel konuşan birisi, çok zeki. Ama Peygamberimiz (sav) onun alçağın teki olduğunu biliyordu, ahlaksız olduğunu biliyordu. Vahiy katipliği yaptı ama kontrol altında tuttu onu hep. Ayrılınca birçok kişi şok oldu, aklı gitti adamların. “Ya nasıl olur” falan diyor, kafa çalışmıyor adamın. “Şu halde” diyor Cenab-ı Allah Nisa Suresi 88, “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?” bir kısmı kafası daha az olayları değerlendiren. O münafıklardan yana tavır koyuyor. “Adam mükemmel adamdı inanılır gibi değil” diyor “Peygamber nasıl göremedi onu ya” falan diyor. Veyahut “Yanlış teşhis etti” diyor “adam niye gitti ki?” falan diyor. “Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.” Allah belasını verdiğini söylüyor. Adam da onu bambaşka bir kafada değerlendiriyor. Bak Resulullah (sav) diyor ki: “Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum. Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşriki de küfrü def eder” diyor. Zaten küfür içinde olduğu için bilinir engel olursun. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmek gerekir” çok dilbaz olur münafıklar. Ağzı acayip laf yapar. Çok ukala, züppe ve bilmiş olur. Bazı avanaklar da onu yer. Onun üstün ve akıllı olduğunu zanneder, züppeliğini falan anlamaz onun. Muazzam bir akla sahip olduğunu zanneder. “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler. Çünkü o senin zaaf yönünü, noktalarını bilir. O züppelikle onu etkileyemeye çalışır. “Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar” İslam’a, Kuran’a zıt işleri yapar. Adam da onu bilmeyince, görmeyince hayran oluyor. Allah diyor ya “Onlar dayandırılmış kof kütük gibidir.” Ama adam bakmıyor, kof kütüğe baktı mı hayran oluyor. Neredeyse kütüğün içine o da kafasını sokacak yani anlamıyor.

Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında mücadele eden münafıklar hepsi züppeydi. Bilmiş, züppe böyle Bizans kültürüne yatkındılar, Sasani kültürüne yatkındılar, ultra modern takılıyorlardı. Yani öyle müşrik deyince, hani münafık deyince insan yanlış düşünüyor olabilir. Öyle adamlar bayağı süslü püslü tipler ve aralarında homoseksüellik çok yaygındı münafıkların o devirde. Mesela Lut (as) kavmiyle ilgili o ayetler indi daha sonra. O homoseksüellerin konumunu anlatan. Kum gibi homoseksüel kaynıyordu münafıkların içinde. Onlar da şiddetle dekolteye karşıydılar. Dırar mescidine hiç kadın sokmuyorlardı ve kendi kadınlarının da çok şiddetli şekilde titiz kapalı olmasına özen gösteriyorlardı ve mescide sokmuyorlardı kadınları. Peygamberimiz (sav) hac yapılacağı vakit kadınları da çağırıyordu onların bütün oyunlarını bozuyordu. Mescide de kadınlar geliyordu.

İmam Caferi Sadık (as) “Suçlular çehrelerinden tanınacak.”(Muhammed Suresi, 30) ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Allah onları tanır” Ayetin anlamı zahirde budur diyor. “Ama işari anlamı” diyor “Mehdi hakkında nazil olmuştur. Mehdi kafirleri, münafıkları çehrelerinden tanıyacak ve ashabıyla birlikte onları manen etkisiz hale getirecek” diyor.