Sohbetler (4 Mart 2017; 20:00)

Deşifresini okumakta olduğunuz videoyu izleyin" »

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Selam.

ONUR YILDIZ: Aleyküm Selam Hocam.

ADNAN OKTAR: Neler anlatıyordunuz?

SEMİH MERİÇ: Evrimin geçersizliğinden bahsediyorduk Hocam.

ADNAN OKTAR: Evrim nasıl geçerli olsun? Tesadüflerle bütün kainat anlatıyor. Bütün insanlar, bütün hayvan çeşitleri ve bütün bitki çeşitleri, bütün böcek çeşitleri her şey ama her şey tesadüfen oldu diyor. Hep üst üste tesadüfler yığılmış böyle olmuş. “Biz tesadüf demiyoruz” diyor “rastlantı diyoruz” diyor “nereden çıkarttın tesadüfü?” diyor “biz tesadüf der miyiz öyle mantıksız şey söyler miyiz?” diyor. “Rastlantısal rastlantı onu kastediyoruz” diyor. Güya kendince taktik yapıyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınları giyim-kuşam ve dış görünümlerine bakarak değerlendirmenin kadınlara yapılan en büyük hakaret olduğunu vurgulayan bir konuşma yaptı. “Bize göre kadın meselesi tüm insanlığın ortak meselesidir. Rahmetli Neşet Ertaş’ın ifadesiyle ‘kadın insandır erkek insanoğludur.’ Tek bir hanımefendiye kılık-kıyafet, başı açık veya kapalı olduğundan olumlu ya da olumsuz bir tavra girdiğimi kimse söyleyemez, tek bir örnek gösteremez. Benim anlayışıma göre özellikle kadınları birikimleriyle değil şekilleriyle değerlendirmek bu kardeşlerimize yapılabilecek en büyük hakarettir.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. İstediği gibi giyinsin, istediği gibi de fikirlerini beyan eder, neşelenir güler normal insan, her ikisi de insan. Erkek de kadın da insandır. Tayyip Hocam doğru söylüyor. Güzel konuşmuş.

Ne diyelim? “Doğru çözüm sevgi birliği” diyelim. Birlik ve sevgi çok önemlidir.

İnsan güzelliği iman hakikatidir. Allah “insanı en güzel surette yarattım” diyor. Güzel insan, insanda Allah’a karşı hayranlık uyandırır, Allah’a sevgisini artırır, Allah’a hayranlığını artırır, cennet özlemini artırır. Onun için insanlar güzel olacak, bakımlı olacak, temiz olacak. Bakımsız bir insan, çirkinleştiren insan cehennemi hatırlatır ve insanların içi kararır. İnsanlar mutlu olmaz o zaman.

Güzel çocuk mesela iman hakikatidir, güzel bir çocuk. Onu görenin imanı artar. Bakımlı, sağlıklı, güzel bir çocuk. Güzel bir kadın iman hakikatidir, insanların imanını artırır. Yakışıklı bir delikanlı iman hakikatidir, insanların imanını artırır. Ama bakımsız mahvolmuş bir delikanlı, bakımsız mahvolmuş bir kadın, bakımsız bir çocuk mahvolmuş, insanlığı mutlu etmez. Karamsarlık ve acı hissini kalpte doğurur. Onun için daima dünyayı güzelleştirmek lazım. Her yeri her şeyi güzelleştirmek gerekir.

Mesela bak benim canım bayağı güzel. Sevgiyle destekliyor olmasa bu güzelliği anlam kazanmaz. İkisi birlikte olduğu için etkileyici oluyor. Mesela gurur, kibir güzelliği yok ediyor. Gururlu bir, kibirli bir delikanlı yahut bir kızı düşünün hanımı düşünün çok itici oluyor. Hemen öfke meydana getirir, muhalefet ruhu meydana gelir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınlara 15 Temmuz sonrası can borcu olduğunu belirterek şunları söyledi: “Şehitlerimiz arasında 11 kadın kardeşimiz var. Onlar sevgili Peygamberimiz (sav)’e en yakın makamdalar. Marmaris’te şahsımı yok etmeye gelen teröristler bizi bulamayınca oradaki aralarında kadınların da bulunduğu polis kardeşlerimize saldırdılar. Siyasi hayatımda kadınlarımıza zaten çok borçlanmıştım. 15 Temmuz’dan sonra buna bir de can borcu eklendi. İnşaAllah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kadınlarımızla omuz omuza mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet doğru, güzel konuşmuş. Tayyip Hoca’yla mücadelenin nedeni, İngiliz derin devleti “sen benim dediğimi yapacaksın” diyor. Tayyip Hoca da “yapmayacağım” diyor. Konu bu. Yani çatışmanın ana nedeni bu.

Putin’e de güç yetiremiyorlar şu an. Putin’in devlet kadrolarında müthiş bir İngiliz derin devleti yapılanması var. Putin’le de Tayyip Hoca’nın çok iyi dayanışma içinde olması lazım. Trump’ın da devlet kadrolarında İngiliz derin devletinin elemanları zibil gibi çok fazla, çok dikkatli olmak gerekiyor. Müthiş bir sadakat ve dayanışma ruhu gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Mehmet Şeker, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın görevden alınmasını istedi. Hulusi Akar Paşamız’a yönelik de şu ifadeleri kullandı: “Hürriyet’teki ‘karargah rahatsız’ manşetinin tek suçlusu gazete mi? Darbe girişimi sırasında emrindeki askerler tarafından kaçırılabilen, saatler boyunca haber alınamayan bir komutan olmak rahatsız edici değil mi? Sokakta siviller silahsız şekilde kurşunlara göğüs gerip tankların üzerine yürürken belinde silah olan bir komutanın yanına gelenlere teslim olup nereye götürürlerse oraya gitmesi, belindeki kemeri çıkartıp boynuna takmalarına ses çıkarmaması ve sonra da görevine paşa paşa devam etmesi makul mü? ‘Dere geçerken at değiştirilmez’ açıklamasının muhatabı olmak hazmedilebilir bir durum mudur? At değişir ağabeyciğim. Derenin değil gürül gürül akan bir nehrin ortasında bile olsa” demiş.

ADNAN OKTAR: Paşamız’ı seviyoruz. Ne yapsın? Çünkü hayatta kalıp devlete yardımcı olması gerekiyor. Akılcı davranmış. Onlarla orada çatışmaya girse vursalar, Genelkurmay Başkanı vurulmuş yani bu darbeciler için bir koz, malzeme. Zaten Cumhurbaşkanı’nı da vurmak istiyorlar. Akılcı davranıp yatıştırıp sakin bir ortam meydana getirmiş. Sonra da inisiyatifi ele almış. Bıraksınlar bana bu aklı. Bunu konuşan arkadaşı asıl bir değerlendirmek gözden geçirmek gerekiyor. Tabii yani ilgili makamlar baksınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sinan Oğan, Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir konferansta MHP’yi AK Parti’ye destek verdiği için eleştirdi. Konuşmasında yeni gelen sistemde iki partinin meclisin dışına itileceğini belirterek bu sistemin önünü MHP’nin açtığını söyledi. Oğan, “MHP’li biri kendi partisinin kapatılmasına neden evet desin” diye sorduğu sırada “hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganıyla kürsüye atlayan bir kişi tarafından saldırıya uğradı. Ancak Sinan Oğan herhangi bir yara almadı. Saldırı sonrası yaptığı açıklamada referandumda “Evet diyenlere her şey mubah ancak hayır diyenlere saldırılıyor” açıklaması yaptı.

BÜLENT SEZGİN: Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: O saldıran kim? O çok vahşiyane bir hareket, çok münasebetsizlik. O Sinan Oğan fikrini söyleyebilir, konuşabilir, her türlü fikri söyleyebilir, komünist de olabilir, başka türlü görüşte de olabilir anlatsın. Niye saldırıyorsun? Saldırmanın takdir edilecek hiçbir yönü yok. Cezası da ağır olması lazım. Böyle rezaletlere hiçbir şekilde göz yumulmasın. Türk Ceza Kanunu’nda ilgili maddenin daha güçlendirilmesi lazım. Konuşma hürriyeti olsun, adam istediğini konuşsun sana ne, ne saldırıyorsun? Hayır, ben Sinan Oğan’a karşıyım, eleştiriyorum ama saldırılmasını asla kabul etmem. Bu çok münasebetsiz ve çirkin bir hareket. Kardeşim ben gıcık oldum bu olaya, çok çok ayıp, çok büyük terbiyesizlik. Bir daha göster bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Tabii.

ADNAN OKTAR: İşte bu çok çok ayıp, çok çirkin. Şimdi bunu açıklayabilir. Mesela çıkarsın dersin ki “Kardeşim mesele parti meselesi değil. Mesele devlet meselesi. Devleti yıkmayı azmetmiş İngiliz derin devletinin projesi var. Sağı sürekli iktidarda tutabilmek için biz bu fedakarlığı yapıyoruz” dersin. MHP kaybolmuş olmaz ki bununla. Sadece iktidar olamamış oluyor. MHP niye kaybolsun, değil mi? Eğer öyle bir fedakarlık da yapıyorsa MHP, onun asaletini gösterir. Bir risk var ki devlet kendini korumaya alıyor, hükümet kendini korumaya alıyor. Karşı taraf bu eleştirileri getiremez mi? Haklı, der “MHP parlamentoya girsin milletvekilleriyle güçlü olsun” der “ama bu durumda MHP milletvekili giremeyecek” der “parlamentoya. Bu da bizim için bir risk” diyebilir bu da bir düşünce bunu da söyler. Ama öbürü de der ki “Devlet esas efendim sağın iktidar olması, istikrar esastır” der o da onu söyleyebilir. İnsanlar bunların arasında bir karar verirler. O tarafın da haklı yönü var. Çünkü MHP milletvekili girememesi meclise bir sorun, önemli bir şey bu. Bunu düşünür adam, sözlü olarak konuşabilir de, niye saldırıyorsun? Ama öbür türlü de sağ ezici şekilde iktidar olmuş oluyor her seferinde. Bu da çok büyük bir avantaj. Biz Tayyip Hoca’nın da bir anormal tavrını görmedik şu ana kadar. Mesela bak kadınlara karşı son derece saygılı, “Açık kadınlar da kardeşimiz” diyor “kapalılar da kardeşimiz” diyor. Mesela ben en çok kendimde örnek olarak görüyorum olayı. Eğer AK Parti zihniyeti dedikleri gibi olsa benim burada olmamam gerekirdi. En net örnek. Çünkü ben modern İslam’ı savunuyorum, modern İslam anlayışını. Gelenekçi Ortodoks bir anlayış olsa veyahut işte dedikleri gibi tarz olduğunu düşünsek hükümetin bana baskı yapması gerekirdi, değil mi? Görüşlerim açısından, tavrım açısından baskı yapması gerekirdi. Olmadığına göre, özgür olduğuma göre demek ki bir şey yokmuş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Burhan Kuzu Hocamız pek çok liderin geçmişte başkanlık sistemini uygulamak istediğini ancak sistemi değiştirmeye güçlerinin yetmediğini söyledi. “Demirel, Özal, Tansu Çiller, Erbakan, Türkeş hepsi diyordu ki ‘bu modeli getirelim.’ Ben de bunların tamamına şahidim. Özellikle Özal’a danışmanlık yaptım. Demirel bizzat beni çağırdı. ‘Bu modeli getirelim, bu sistem yürümüyor’ dedi. Ama olmadı güçleri yetmedi” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir şey dediğimiz yok da işte bu federasyon falan olayları bizi huylandırdı. Yoksa biz bana ne başkanlık sistemi olsun, isterse hanlar hanı sistem olsun hiç fark etmez. Model bizi ilgilendirmiyor. Türkiye’nin bölünmemesi bizi ilgilendiriyor. “Amerikan modeli” dediler o yüzden reddettik. Arkasından diğer modelleri saydılar şu model hepsini reddettim. Hangi model söyledilerse Güney Afrika’ya varıncaya kadar saydılar hepsini reddettim. “Hiçbirini kabul etmeyiz” dedim. “Peki” dediler “partili cumhurbaşkanı.” “Olur” dedik. Ama federasyona tamamen kapalıysa, eyalet sistemine tamamen kapalıysa şartımız bu.

Allah ne yaratırsa onda hayır vardır. Biz tabii ehli tevekkül olarak Allah’ın yarattığı kadere teslim olmuş kullarız. Allah ne derse o. Nihayetinde İmam Mehdi (as) çıkacak, nihayetinde İsa Mesih’i göreceğiz, nihayetinde İttihat-ı İslam olacak, kıyamet de yakın.

Mary Aron, “Hocam sen aşksın. Seviyorum, seviyorum, seviyorum. Hocam sen nursun”

Neva E. Cehra, “Bembeyaz, tertemiz ellerini sevdiğim, Allah aşkıyla sevdiğim” diyor evet.

“Hocam her yayında daha da gençleşiyorsunuz, kendinize iyi bakın” diyor. “Geldiğin ortam sevgi ortamı hay maşaAllah, suphanAllah” diyor.

İsmail Ergen “Böyle Hoca’ya can kurban” diyor. Niye? Allah’a can kurban olsun. Olur mu öyle şey? Bir de hoca değilim ayrıca ne hocası? Normal halktan bir insanım. Tutturdular hoca diye. Hoca kardeşim, ilahiyat öğretimi alır, medrese eğitimi alır ben ona hoca derim. Laik lisede okudum, güzel sanatlarda okudum, felsefede okudum. Bizde hocalık diye bir şey yok. Ama Kuran’ı okurum ben, Risale-i Nur okurum, İmam Rabbani’nin Mektubat’ını okudum, Gazali’yi okudum oradan anladığım kadarıyla anlatıyorum. Bende hocalık yok. Ben Arapça bilmem, Kuran’ı Arapça olarak da okumayı bilmiyorum yani çok yavaş çıkarabilirim. Alim dediğin hadis, fıkıh her şeyde bilgi sahibidir. Bende öyle bir ilim yok.

“Hocam keyifle izliyoruz sizi. Allah başımızdan eksik etmesin. Manisa’dan selamlar” diyor aleyküm selam Osman ve İlhan.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Allah hepinize hidayet nasip etsin, hepimize.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Burhan Kuzu Hocamız Cumhurbaşkanı’na verilen kararname yetkisinin sadece yürütme konusunda kullanılacağını, kanunun esas sahibinin meclis olacağını belirtti. Yeni sistemle Türkiye’nin bölüneceği iddialarının da gerçek dışı olduğunu savunan Burhan Kuzu “Bir defa anayasa buna müsait değil. Buna kimsenin gücü yetmez. Ne özerk bölge, ne özerklik, ne öz yönetim, ne eyalet, ne federal yapı böyle bir şey yok. Böyle bir şey olsa PKK balıklama dalar bu işe. Hemen evet der. Böyle bir şey yok hiçbir zaman da düşünmedik” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte o dün Şehitler Derneği, Gaziler Derneği değil mi bu konuda endişelerini dile getirmişlerdi. Ben “Hükümet açıklama yapsın” dedim. Hemen Burhan Hoca da açıklama yapmış hükümet adına olmuş. Bu bir sorun olduğuna göre bunu tekrar tekrar vurgulamakta fayda var. Bu bir kere anlatılmakla geçilecek bir konu değil. Ara ara referandum süresince vurgulanmasında büyük isabet olur diye düşünüyorum. Ama Allah razı olsun hemen söyler söylemez Hocamız açıklama yaptı iyi oldu.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Dünyayı Her An Vurmaya Hazır Yüzbinlerce Göktaşı Dünyanın Etrafını Bir Bulut Gibi Sardı

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Buyuruyoruz, tamam peki.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Dünyanın ilk istihbarat teşkilatı olarak bilinen, İngiliz MI6 Rusya’yla İngiltere arasında gerçekleşen Reval Görüşmeleri’nden sonra Osmanlı Devleti’ndeki gelişmeleri yakından takip etmek için kurulmuş. İngiliz tarihçi Keith Jeffery, -resmini görebiliriz- 800 sayfalık ‘İngiliz gizli servisinin tarihçesi’ adlı eserinde, İngiltere'nin Ortadoğu’daki gelişmeleri takip etmek için kurulduğunu ve Osmanlı'daki gelişmeleri, MI6 ajanlarının aktardığı bilgilerle izlediğini anlatmış. Savaş tarihi uzmanlarından John Ferris, İngiltere'nin MI6 sayesinde Osmanlı yöneticilerinin çok yakından izlendiğini, attıkları adımların daha önce bilindiğini iddia ederek İngiltere'nin kazananı belli bir satranç oyunu oynadığını söylemiş.

ADNAN OKTAR: MI6, Abdülhamit döneminde devrede. Ama “Osmanlı siyasetçilerini izliyordu” diyor. Kardeşim gölge de insanı izler. İzleme ne için yapılır? O adamı yönlendirmek için yapılır. Kontrol etmek için yapılır ve dediğini yaptırmak için yapılır. Türkçe konuşsana. Abdülhamit döneminde, devlete hakim olan sistem, İngiliz derin devletiydi. Her yere hakimdi. Büyük bölümü açık açık zaten bunu ifade ediyor. Uygulanan siyasetten de bu açık açık görülüyor. Osmanlı paramparça yapıldı. Bunun bir kısmı farkındaydı, bir kısmı farkında değildi. Ama Osmanlı Devleti’ne hakimdi son dönemde, Abdülhamit döneminde, İngiliz derin devleti. İstediği gibi de yönlendiriyordu. Hatta İçişleri Bakanı bile İngiliz’di. Donanmanın başında İngiliz subay var, Osmanlı donanmasının başında. Her gün MI6’e bilgi veriyordu. Donanmanın başı Oramiral, Osmanlı generali İngiliz ve İngiltere’ye bağlı adam. Felaketin boyutunu buradan anlayın. Osmanlı paramparça oldu o dönemde. Her yere kerhaneler, meyhaneler, her yerde Darwinizm propagandası. İngiliz gemileri, Tayyip Hocam da dün söyledi, koca koca kasalarla yüzbinlerce kasa viski getirip bedava dağıttılar. Bütün Osmanlı gençleri alkolik olmuştu, büyük bölümü. Cayır cayır içip uyuşuyorlardı. Ondan sonra Osmanlı’yı yıkmak çok kolay oldu onlar için. Her yerde şarap fabrikaları, bira fabrikaları, tütün fabrikaları. Sonra da “veli padişah” diyorlar, “hanlar hanı.” Kardeşim “mağdur padişah” de bari “ezilmiş” de, “İngiliz derin devleti tarafından ezilen insandı” de.

ASLI HANTAL: Japonya’da baykuş kafeler çok popüler olmaya başlamış Adnan Bey. Resimler vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Onun göbüşünü burnunu her yerini öperim ben onun. Şahane bir hayvan bu.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Erzincan’ın Refahiye ilçesinde, vatandaşlar tarafından bulunan yavru boz ayı, Kars’ta bakıma alındı. Görebiliriz resmini.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı komik herif, hakikaten oyuncak gibi, bir de çok uslu.

Şimdi sizin bu kadar güzel olmanızın nedeni, iffetiniz. Bir kişi çıkıp da diyemiyor ki “ya arkadaş bu kişilerin falancayla bağlantısı var, feşmekancayla gayrimeşru bir bağlantısı var” diyemiyor. Sözlü dahi diyemiyor, yani söz etti, yahut size “şöyle baktı” dahi diyemiyor. Çünkü iffetinize çok titizsiniz, namusunuza çok titizsiniz o yüzden Allah sizi bu kadar güzelleştiriyor. Mesela benim kız arkadaşlarım, dışarıda bir kişiyle göz göze dahi gelmezler. Konuşma da olmaz. Bak konuşma da olmaz, göz göze de gelmezler. Ve hepsi mütesettirdir dışarıda, hepsi, ama burada dekolte. Benim yanımda, bana olan sevgilerinden dekolteler. Asla birisinin kendilerine bakmasını istemezler, asla.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sevimli tavşan resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Ben bunun ağzını, burnunu, göbüşünü her yerini öperim ben bunun.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: TRT’de “Payitaht Abdülhamit” adlı yeni bir dizi başladı. Dizide, Abdülhamit’in İngilizlere karşı dik duruşu, vatan topraklarını nasıl savunduğu gibi konular işleniyor. Dizinin son bölümünde de Abdülhamit için “Allah’ın halifesi” ifadesine yer verilmiş. Haber Vaktim Yazarı Mehmet Doğan -resmini görebiliriz- bu durumu eleştiren bir yazı yazdı.  “Osmanlı sultanları kendileri için böyle bir tanımlama yapmamışlardır. Bu sadece Abdülhamit’i yüceltmek için söylenmiş anlamsız bir sözdür. Abdülhamit en kudretli Müslüman devletinin reisi olarak halife idi. Ancak Allah’ın halifesi değil, peygamber halifelerinin halifesidir! Abdülhamit’e “Allah’ın halifesi demek” en önce dinin edebine adabına aykırıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru, gereksiz bir çıkış yapmışlar. Allah’ın halifesi bir tanedir. O da İmam Mehdi (as)’dir.  Hazreti Ebubekir (ra)’e bile “Allah’ın halifesi” demiyorlardı, “Halifeti Resulullah” deniyordu. Ondan sonraki gelenler de, o halifelerin halifeleriydi, dolayısıyla halifenin halifesi. Nerenin Allah’ın halifesi yani? İngiliz derin devleti o devirde, Abdülhamit’i yüceltme politikası izliyordu, çünkü İsrail’in kuruluşuna sebep olmasından dolayı ona müteşekkirdirler. Bir de Osmanlı’nın bölünmesinde çıtını çıkartmadı. Her yere genelevler kurulması, her yere şarap fabrikaları açılması, bira fabrikaları açılması, tütün fabrikaları açılması, milyonlarca Darwinizm ve ateizmle ilgili kitabın Osmanlı’ya yayılmasından dolayı, İngiliz derin devleti çok seviyordu Abdülhamit’i. Ve onlar muazzam bir propaganda yaptılar. Haşa peygamber gibi göstermek istediler. “Evliya Sultan, Sultanlar Sultanı, Büyük Evliya, Cihan Padişahı” her şeyi söylediler. Halbuki onun döneminde biz cihan padişahı olmaktan çıktık. Tamamen Osmanlı darmadağın oldu o döneminde, paramparça oldu. Her yer verildi. Ta Kars’a, Ardahan’a varıncaya kadar, Kıbrıs dahil. Her yer verildi. Dolayısıyla, Abdülhamit’in öyle yüceltilecek bir yönü yok ama mağdur padişahtır. Hakaret edilmesi yanlıştır. Gariban bir insandır. Ezilmiştir İngiliz derin devleti tarafından, o kadar. Ama Kızıl Sultan şu bu falan hakarete gerek yok. Ama ezim ezim ezilmiştir Abdülhamit. Konu bu.

Abdülhamit, İsrail devletini kurması yönüyle çok muteberdir itibar görendir benim için. İsrail devletinin kuruluşunu, o sağlamıştır. Allah razı olsun. Seksen bin Musevi’yi İsrail’e göndermiştir ve kendi topraklarını, kendine ait toprakları kanun çıkartıp, satışa hazır hale getirip Musevilere satmıştır. Ve o topraklar üzerinde İsrail devleti kurulmuştur. Allah razı olsun. Gariban insanların ezilmesini engellemiştir. Bu yönüyle çok değerli ama diğer yönleriyle felaket bir durum var. Düyun-u Umumiye Abdülhamit döneminde kuruldu. Düyun-u Umumiye ne demek? Tüm gelirlerini Avrupa bankerlerinin kontrolüne girmesi demek. Osmanlı’nın tüm gelirlerini, Osmanlı Devleti’ne ait tüm gelirlerin yabancı devletlerin, yani İngilizlerin kontrolüne girmesi. Düyun-u Umumiye’nin adı bu. Abdülhamit döneminde bu oluşturuldu. Yani İngiliz bankerlerin kontrolüne girdi ve Osmanlı mahvoldu. Daha hala belini doğrultamıyor, görüyorsunuz. Daha hala uğraşıyorlar.

Sadrazam Mithat Paşa, Sultan Abdülaziz’in devrildiği ve şehit edildiği darbenin, üç planlayıcısından biri. Darbeyi İngiliz Elçisi Elliot ile birlikte planladılar. O koskoca aslanı, her yerini doğrayarak şehit ettiler. İki bileğinden birden doğradılar. Boynunu da kestiler. Can çekişiyor rahmetli, annesi geliyor “aman aman sen içeri girme, sen dışarıya çık” diyorlar. Hemen annesini dışarıya çıkarıyorlar. Sürükleyerek o rahmetliyi, çekerek çay ocağına soktular. Canını teslim edinceye kadar başında beklediler. Doktor gelmesini de engellediler. Doktor müdahalesini de engellediler. Annesine müsaade etmediler. Ve orada şehit ettiler. Soruluyor “bu nedir?” deniliyor. “Kendisini doğradı” diyor. İki bileğini birden doğramış. Bilek doğrandığında, bilek tutmaz zaten. Ta kemiğe kadar doğramışlar, iki elini birden. Bütün tendonlar falan tamamı kopmuş. Kopmuş tendonla, bir insan nasıl tutar da bileğini keser? Ondan sonra da boynunu da kesti diyor. “Adli tıpa gönderelim?” diyorlar, “gerek yok, adli tıpa da gerek yok” diyorlar. “İşte belli intihar” diye iddia ediyorlar. Hadi peki diyorlar, o zaman getirelim bir doktor. Doktor diyor ki, “pek aklım yatmadı ama benim” diyor, “yatmıştır, yatmıştır” diyorlar. Silahı dayıyorlar adama, o da diyor “intihar etti” diyor, bu sefer doktor da. Şimdiki dalavereler var ya oyunlar, onun bir başka çeşidi.

 Ta o devirde İzmir’in falan özerk olması planlanıyordu. Güneydoğu’nun özerk olması, Karadeniz’in özerk olması, Antalya’nın özerk olması hep o devirden kalma.

Mesela, Müslüman ayaklanması gibi gösterdiler, 31 Mart ayaklanması tamamen İngiliz derin devletinin organize ettiği bir ayaklanmaydı. O zamanın IŞİD’i, Derviş Vahdeti, aynı IŞİD gibi bir örgüt kurdu İngilizler, silahlı, bağnazlardan oluşan bir örgüt. Onunla ayaklanma çıkarttılar. Aynı IŞİD gibi. Kıbrıs’ta yetiştirildi. İngilizler yetiştirdi Derviş Vahdeti’yi ve olayın içine soktular. Gayet kolay oluyor onlar için, böyle işler.

Bir beş dakika kadar ara verelim, sonra yine devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolara devam ediyoruz.

VTR: İttihad-ı İslam Olmadıkça, Tüm Müslümanlar Şevkle ve Aşkla Mehdiyeti İstemedikçe Bu Kan Durmaz!

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’le ilgili anlattıklarımın hepsi belgeye dayalı, hepsi doğru. Bütün tarihçilerin bildiği ve devlette de bunların arşivlerde yüzbinlerce belgesi var. Biz bunu tahmini bir bilgi olarak anlatmıyoruz. Bir tek bizde değil bütün Osmanlı’ya bağlı ülkelerde de bunun belgeleri var. Ürdün’de de var, Irak’ta, Suriye’de her yerde arşivlerde belgeleri var inkar edeceğiniz gibi değil.

Mehmet Karslıoğlu Gülçimen, “Hocam severek izliyoruz, artık bir mesajımı da okuyun” diyor.

Hasan Kılınç, “Seni Allah aşkıyla çok seviyoruz ve izliyoruz. Allah’a senin vesilenle imanımız, sevgimiz artıyor.”

Harun Şenözüar, “Heyecanla izliyoruz Hocam. Babam yayınlarınızı izliyor, ailece izliyoruz.”

Bebekler doğdukları andan itibaren dalma refleksiyle doğuyorlarmış. Dokuz ay boyunca su içinde büyüdükleri için bu refleks gırtlak kapağının kapanmasıyla meydana geliyormuş böylece su yutmuyorlarmış. Bu yetenek bebeklerde dokuz aya kadar aktif olarak kalıyormuş. Allah Allah, diri diri bakıyorlar suyun içinde, hayret ya.

“Allah aşkıyla sevdiğim, nurum sen bizim gecemizi aydınlatansın. Her gün seni izlemek ne büyük bir nimet, seni çok seviyoruz. Ailece seni izliyoruz” diyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İngiltere’nin en çok izlenen kanallarından biri olan Kanal 4’te, ‘İslam’ın anlatılmamış hikayesi’ adlı bir program başladı. Programda İslamiyet’in kökenleri ve doğuşuna ait bilinenin aksine çok az kaynak ve bilgi olduğu, Peygamber Efendimiz (sav)’in söylenenler gibi Mekke’de doğmamış olabileceği, İslam’ın ilk kurulduğu yıllara ait dönemin büyük bir kara delik olduğu savunuluyor. Dinimiz ve Peygamberimiz (sav) hakkındaki bilgilerin şüpheli olduğu algısı yaratılmaya çalışılıyor. Programa Müslümanlardan yüzlerce şikayet yağıyormuş.

ADNAN OKTAR: Canım desin adam ne önemi var? Tarihi en keskin bilinen din İslam dinidir. Şahitleriyle, ispatlarıyla İslam tarihi ünlüdür, hepsi ittifak halindedir. Hristiyan İslam tarihi de aynıdır, Musevi İslam tarihi de aynıdır, Müslüman İslam tarihi de aynıdır. O devrin binlerce şahidi vardır, o devirde yazılmış yüzlerce, binlerce kitap vardır hepsi ittifakla aynı şeyi anlatıyor. Bu arkadaşlara göre o zaman tarih diye bir şey yok, tarih bilgisi yok. Sezar’a da inanmaz bunlar, Napolyon’a da inanmaz kimseye inanmaz öyle olmaz. Bunlar silsile yoluyla ezber olarak şu ana kadar gelmiştir dolayısıyla Kuran ortada zaten mühim olan Kuran’dır, onların tedirgin olmasına gerek yok.

Darwin “tepem atıyor tavus kuşuna baktıkça” diyor. Çünkü hayvanın hiçbir şekilde lehine değil bu yani yaşaması açısından. Alenen süs başka hiçbir açıklaması yok, hayvanı hedef haline getiren bir şey bu. Diğer hayvanların dikkatini çekecek bir şey. Koruyucu hiçbir vasfı yok sadece süs vasfı var.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Trump, Kasım ayında yapılan seçimlerden önce Obama’nın kendisini dinlettiğini belirtti. Konuyla ilgili olarak bir dizi tweet atan Trump, “Berbat! Obama'nın seçimden önce Trump Tower'daki telefonlarımı dinlettiğini öğrendim. Hiçbir şey bulunamamış. Bu McCarthy'ciliktir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: En hafifinden yaptıklarının en hafifidir bu, çok fazla şey yapılmıştır, çok fazla suç işlenmiştir. Devletin imkanlarıyla Trump araştırsın. Obama eğer bu yaptıkları ortaya çıkarsa hapse de girebilir. Obama ve şürekası bir tek o değil tabii.  

İnsan güzelliği işte iman hakikatidir. Darwin ne diyor? “Tesadüfen oldu bunlar” diyor tesadüfler sonucu. Tesadüf sonucunda böyle güzellik oluşur mu? Tesadüfe benziyor mu bu?

Birleşmiş Milletler, Suriye’yi bölmek için boşuna bir gayret gösterdi, boşuna uğraştı. Rusya izin vermedi. Rusya şu an YPG’yi Menbiç’ten çıkarıyor, oraya Suriye askerlerini yerleştiriyor. YPG avanak gibi, aptal gibi Amerika tarafından IŞİD’e karşı savaşta kullanıldı, şimdi de bir kenara atıldı köpek gibi ve kovuluyorlar her yerden. Ben bu ahmaklara söylemedim mi ‘sizleri kullanacaklar, sonra da ezecekler’ dedim. Bak şu anda da ezim ezim eziyorlar her yerde, her yerden de kovuyorlar.

Siirt’ten bir korucu kardeşimiz, maşaAllah resimlerini göndermiş. Programlarımızı kesintisiz izliyorlarmış. Sevgilerini iletmişler.          

 Şimdi yine kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Terörle Mücadelede Çifte Standart

ADNAN OKTAR: Alara Arslan, “Ömrümün son anında bile seni seveceğim” diyor. Allah sana uzun ömür versin.

“Fındık burunlum, kıymetlim, sevdiğim” Aynur Hanım “Seni sonsuza kadar seveceğim Allah aşkıyla sevdiğim” diyor.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Avrupa ülkeleri siyasilerimizin referandum için yurtdışında düzenleyecekleri mitinglere izin vermiyor. Geçtiğimiz günlerde Almanya, Bekir Bozdağ’ın da katılacağı bir miting iznini geri çekmiş ve bazı toplantılar da belediyeler tarafından iptal edilmişti. Bu sefer de Hollanda Başbakanı Rutte, Türkiye’nin referandum için etkinlik düzenleme planı konusunda işbirliği yapmayacaklarını duyurdu. “Bunu kabul edilemez buluyoruz. Hollanda’nın kamusal alanları başka ülkelerin siyasi kampanya alanı değil” dedi.

ASLI HANTAL: Resmini görebiliriz Rutte’nin.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii adamlar özgür, istiyorsa kendi siyaseti açısından riskli görüyorsa, rahatsız edici görüyorsa reddedebilir. Türkiye de isterse reddeder. Sorun yok, herkes özgür olacak.

Peygamberimiz (sav)’in hanımlarından, sahabelerden falan bahsederken gençlere bakıyorum olay yerindeymişler gibi anlatıyorlar. Onların kafalarında böyle herkes kapalı, develerin içinde adamlar var. Filmler var ya böyle tarihi filmler, TGRT’de yayınlanan filmler öyle bir hayat olduğunu zannediyorlar. Süleyman (as) devrinin de öyle olduğunu düşünüyorlar, her devrin öyle olduğunu düşünüyorlar. Filmler ve çizgi romanlara göre bunlar olayı kafalarında canlandırıyor. Bir de gelenekçilerin anlattığı hikayelere göre yahut hurafelere göre. Öyle bir şey yok. Kuran’a bakmıyor musun? Kuran’da bambaşka bir hayattan bahsediliyor. Orada bambaşka bir hurafe dolu hayattan bahsediyor.

“Selamun aleyküm değerli Sayın Hocam, ben Hollanda’dan Mustafa Kartal. Ailece sizi izliyoruz ve çok seviyoruz. Etrafımızda çoğu insanlar yayındaki hanım ve erkek kardeşlerimizin oynamalarını kınıyorlar. ‘Başı açık bayanlardan mı dini öğreneceğiz?’ diyorlar. Fakat kendileri, eşleri bir düğüne gittikleri zaman oynuyorlar. Düğünde siz de oynuyorsunuz. ‘O başka’ diyorlar. ‘Sizin de eşlerinizin başı açık’ diyorum cevap veremiyorlar. Böyle insanları anlayamıyorum. Onlar nasıl bir kafayla yaşıyorlar anlayamıyorum Hocam” diyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Çoğu kişi tam dindar olmuyor. Sizin hem böyle neşeli, modern, hem dindar olduğunuzu görünce vicdan azabından da acaba böyle diyor olabilirler mi?

ADNAN OKTAR: Yok canım onlar şöyle biliyorlar: Halk ve dindar sınıf vardır, toplum sınıflara ayrılmıştır. Dindar olanlar ve hocalar bunlar apayrı yaşarlar yani hayata kapalıdırlar. Bunlarda müzik olmaz, resim olmaz, eğlence olmaz, açılmazlar. Bir de halk vardır, halk bunları destekler ama halkın bunları yapma mecburiyeti yoktur. Düğüne de gider ama onların fikrini de savunur. Eğlenir, plaja da gider ama ayrıdır. Bu tabii bir kitap halinde yazılması gereken bir konu. Burada bir felsefe var o felsefeyi biz anlatmadık. Toplumdaki dindarlık felsefesi nedir? Din anlayışı nedir? Toplum bunu nasıl değerlendirir? Bunu bir kitap haline getirebiliriz. Mesela hakikaten hepsi plaja gidiyor ama bunu istemiyor. Fakat bizimle ilgili konuda daha çok hakim olan kıskançlık. Çünkü bu insanların çoğuna ben bakıyorum tip olarak hakikaten kendini beğenmeyen tipler. Kıyafetlerine bakıyorum çoğu zevksiz, kalitesiz kıyafetler giyiyor. Yemek, içmek, sofralarına falan bakıyoruz bayağı kalitesiz, evleri kalitesiz. Hayat şekillerinde genel olarak bir kalitesizlik hakim. Bunlar Avrupa’ya gittiklerinde Avrupalıları da kıskanıyorlar. Avrupalıları nasıl kıskanıyorlarsa bizi de kıskanıyorlar aynı şekilde. Mesela Avrupa’ya gidiyor adam, otobüse biniyor otobüsü jiletle kesiyor oturduğu yerleri kıskançlığından. Hem öfkeli ama hem hayran. Ama o zenginliği de elde edemediği için onun bir öfkesi oluyor. Bunun tabii psikolojik kökenini geniş geniş anlatmak lazım.

Mesela her kanalda dekolte hanımlar var, her yerde var. Adamlar ailece büyük bir saygıyla, hürmetle izliyorlar. O dekolte hanımların bulunduğu toplantılara da gidiyorlar kanallarda yapılan o tip toplantılara. Müthiş bir saygı ve derin bir huzur içerisinde bu toplantıları izliyorlar. Hatta homoseksüeller falan da oluyor yanlarında onlara da hürmetle, saygıyla hitap ediyorlar böyle bir dertleri olmuyor. Ama burada kıskanacakları çok fazla şey var, say say bitmez. O hasetliğe dayanamamanın verdiği ızdırap bu. O bir parça kendini rahatlatmak istiyor öylece. Abuk sabuk konuşarak yahut değişik laflar ederek o içindeki öfkeyi yatıştırmak istiyor ama bizim verdiğimiz cevaplar daha da onu kızdırıyor. Çünkü aksine daha da şiddetlendiriyoruz cevabın şeklini. Şiddetlendiriyoruz derken onu daha da kızdıracak bir boyuta getiriyoruz. O zaman haset onu boğmaya başlıyor. Biz de tabii ki devam etmek mecburiyetindeyiz adamın kızması bizi ilgilendirmez.

İmamı Sadık, “İlim yirmi yedi parçadan oluşur. Bütün peygamberler ve imamlar ilmin iki parçasını getirmişlerdir. Mehdi geldiğinde diğer yirmi beş ilmi daha getirecektir” diyor. Bak “Yirmi yedi ilimden şu ana kadar dünyada” diyor “sadece iki ilim peygamberlerle beraber gelmiştir” diyor “peygamberler dahil iki ilim gelmiştir. Mehdi geldiğinde yirmi beş ilim daha gelecek” diyor “ve yirmi yediye tamamlanacak böylece” diyor.

Peygamber (sav) diyor ki: “Biliniz ki Mehdi bütün ilimlerin varisidir. Bütün ilimleri bilmektedir.” (Necmu’s-Sagib, s.193) Tabii bu ilim derken ezber ilmi, nakil ilmi değil bu. İlim apayrı bir şeydir. Allah’ın kalbe ilham ettiği özel bilgiye ilim denir. Ledün ilmi de fevkaladeliklere karşı müminleri korumada meydana gelen stratejidir. Zaten Kehf Suresi’nde ledün ilmiyle anlatılmasının nedeni Mehdi (as)’nin de ledün ilminin sultanı olmasıdır. Çünkü Mehdi (as) başka türlü hareket edemez. Ledün ilmi olmadan Mehdilik yapamaz. Onun için Mehdi (as)’nin zahirine bakan Mehdi (as)’yi anlaması mümkün değil. Onun yetmiş perdesinin nedenlerinden ana neden ledün ilmidir. O perdeler o ledün ilmiyle oluşur. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki: “İmam Mehdi en yüksek ilme sahip olandır” diyor. “İmam Mehdi ilim sandığının koruyucusudur. Tüm peygamberlerin ilimlerinin varisidir. Her şeyden haberdardır” diyor. “İmam Mehdi ilahi bilgiye uygun olarak hükmedecektir. İnsanları kendi gerçekleri ve kendi iç halleriyle tanıyacaktır. Davud Peygamber (as) Süleyman Peygamber (as)’ın kararları gibi onun hükümlerine de şahit gerekmeyecektir” bak “onun hükümlerine şahit gerekmeyecek.” Mesela adam geliyor, ifadesini alıyor, suçlu olduğuna kanaat getiriyor, gönderiyor. Şahit aramıyor. Bakışından, konuşmasından, ses tonundan anlıyor Allah’ın dilemesiyle.

Kehf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Sırf Mehdiyet’i anlatmak içindir Kehf Suresi. Küçük bir talebe topluluğu, mağara bunlar hep sembollerle anlatımdır Mehdi (as)’yi. Mehdi (as)’nin evini, barkını, çalışmasını, faaliyetlerini hepsini anlatır. Kuran’a dikkatlice bakıldığında Mehdi (as)’nin bütün hayatı çıkar Kuran’da. Her şeyi böyle ince ince detaylarla, vurgularla çıkar. Akılcı bakıldığında bütün hayatına ait bilgiyi görmek mümkün oluyor.

Münafikun Suresi 4, bak Allah akılsızlar için, aklı zayıf olanlar için konuyu açıklıyor. Münafikun Suresi 4 “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” “Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır” yani baktığında herkes görünüşünü beğenebilir. Peygamber de dahil beğenebilir ama Peygamber onun iç yüzünü bilir. “Konuştukları zaman da onları dinlersin” dilbaz oluyor ya. “Ya” diyor “adamda tip tamam, konuşma da mükemmel, övgü de alıyor” diyor “e bitti” diyor o zaman “mükemmel adam” diyor “daha geriye bir şey kalmadı ki” diyor. Akıl edemiyor Peygamber (sav)’in ne demek istediğini. Mesela vahiy katibi bayağı düzgündü o Peygamberimiz (sav)’in vahiy katibi. Dizi dizine değiyor o kadar yakın, gayet güzel konuşan birisi, çok zeki. Ama Peygamberimiz (sav) onun alçağın teki olduğunu biliyordu, ahlaksız olduğunu biliyordu. Vahiy katipliği yaptı ama kontrol altında tuttu onu hep. Ayrılınca birçok kişi şok oldu, aklı gitti adamların. “Ya nasıl olur” falan diyor, kafa çalışmıyor adamın. “Şu halde” diyor Cenab-ı Allah Nisa Suresi 88, “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?” bir kısmı kafası daha az olayları değerlendiren. O münafıklardan yana tavır koyuyor. “Adam mükemmel adamdı inanılır gibi değil” diyor “Peygamber nasıl göremedi onu ya” falan diyor. Veyahut “Yanlış teşhis etti” diyor “adam niye gitti ki?” falan diyor. “Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.” Allah belasını verdiğini söylüyor. Adam da onu bambaşka bir kafada değerlendiriyor. Bak Resulullah (sav) diyor ki: “Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum. Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşriki de küfrü def eder” diyor. Zaten küfür içinde olduğu için bilinir engel olursun. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmek gerekir” çok dilbaz olur münafıklar. Ağzı acayip laf yapar. Çok ukala, züppe ve bilmiş olur. Bazı avanaklar da onu yer. Onun üstün ve akıllı olduğunu zanneder, züppeliğini falan anlamaz onun. Muazzam bir akla sahip olduğunu zanneder. “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler. Çünkü o senin zaaf yönünü, noktalarını bilir. O züppelikle onu etkileyemeye çalışır. “Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar” İslam’a, Kuran’a zıt işleri yapar. Adam da onu bilmeyince, görmeyince hayran oluyor. Allah diyor ya “Onlar dayandırılmış kof kütük gibidir.” Ama adam bakmıyor, kof kütüğe baktı mı hayran oluyor. Neredeyse kütüğün içine o da kafasını sokacak yani anlamıyor.

Mesela Kehf Ehli gençlerden oluşuyor Kuran’da geçiş şekli. Mehdi (as)’de de gençlerden oluşuyor. Mesela Kefh Ehli’nin sayısı az, Mehdi (as) cemaatinin sayısı da az yahut topluluğun. Mesela onlar çok güçlü kişiler Kehf Ehli, Mehdi (as)’nin talebeleri de çok güçlü. Mesela Kehf Ehli çok uzun süre mağarada kalıyor, Mehdi (as) cemaati de topluluğu da çok uzun yıllar mücadele veriyor. Kısa bir mücadele değil. 40 yıl falan sürüyor, 40 yılın da üstünde hatta. Mesela Mehdi (as) cemaatine de Kehf Ehli’ne de Allah özel hidayet ettiğini söylüyor. Kehf Ehli mesela deccaliyetle karşılaştıklarında ilk yaratılışı anlatıyorlar. Hz. Musa (as) da ilk yaratılışı anlatıyor. Mesela biz de ilk karşılaştığımızda yaratılışı anlatıyoruz. Mehdi (as) de ilk karşılaştığında yaratılışı anlatacaktır. Darwinizm’in geçersizliğini ve yaratılışı anlatıyor. Mesela Kehf Ehli şirke şiddetle karşı, Mehdi (as) cemaati de şirke çok şiddetle karşı.

Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında mücadele eden münafıklar hepsi züppeydi. Bilmiş, züppe böyle Bizans kültürüne yatkındılar, Sasani kültürüne yatkındılar, ultra modern takılıyorlardı. Yani öyle müşrik deyince, hani münafık deyince insan yanlış düşünüyor olabilir. Öyle adamlar bayağı süslü püslü tipler ve aralarında homoseksüellik çok yaygındı münafıkların o devirde. Mesela Lut (as) kavmiyle ilgili o ayetler indi daha sonra. O homoseksüellerin konumunu anlatan. Kum gibi homoseksüel kaynıyordu münafıkların içinde. Onlar da şiddetle dekolteye karşıydılar. Dırar mescidine hiç kadın sokmuyorlardı ve kendi kadınlarının da çok şiddetli şekilde, titiz kapalı olmasına özen gösteriyorlardı ve mescide sokmuyorlardı kadınları. Peygamberimiz (sav) hac yapılacağı vakit kadınları da çağırıyordu onların bütün oyunlarını bozuyordu. Mescide de kadınlar geliyordu.

İmam Caferi Sadık (as) “Suçlular çehrelerinden tanınacak.”(Muhammed Suresi, 30) ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Allah onları tanır” Ayetin anlamı zahirde budur diyor. “Ama işari anlamı” diyor “Mehdi hakkında nazil olmuştur. Mehdi kafirleri, münafıkları çehrelerinden tanıyacak ve ashabıyla birlikte onları manen etkisiz hale getirecek” diyor.

ASLI HANTAL: Yayınımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah. 


Bu sayfada Sohbetler (4 Mart 2017; 20:00) videosunu izleyebilir, sn. Adnan Oktar'ın A9 TV ve yerli-yabancı diğer televizyon kanalları ve tanınmış medya organları ile yaptığı röportaj videolarını veya en son sohbet programlarına ait görüntüleri seyredebilirsiniz. Sohbet videolarını bilgisayarınıza veya cep telefonunuza indirebilir, Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar üzerinden arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.