Sayın Adnan Oktar'ın 21 Şubat 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 21 Şubat 2017

 

Akli Dengesi Yerinde Olan Bir İnsan Allah’ı İnkar Edemez

Münafık bir dert tabii. İnsanların Allah’tan korkmaması çok şaşırtıcı. Çocukluğumdan beri ben ona şaşarım hayret ederim. Yani o gücü nasıl buluyorlar? Çünkü bakıyorum dışarıda arabalar, evler, arabanın içinde arabayla ilgili aletler edevatlar cihazlar, Allah çok özenli yaratmış. Çiçekler, otlar, insanlar, bitkiler, hayvanlar. Bir de gökyüzünde büyük bir süratle gidiyoruz uçsuz bucaksız boşlukta. Allah’ı inkar mümkün değil zaten. Akli dengesi yerindeyse bir insanın inkar edemez. Ama bir başka boyuttaysa oluyor demek ki. Yani tarif edilecek gibi değil. Bir de Allah çok nimet veriyor. Özellikle iyi olanlara çok nimet veriyor. Titiz olmak lazım Allah sevgisinde.

 

Kadınların Her Yerde Desteklenmesi Ve Korunması Lazım. Kadınları Hayat Mücadelesinin İçine Atmak Bana Vicdani Gelmiyor

Mesela kadınların da kıymetini bilmiyorlar. Onu da düşündüm yolda arabayla gelirken. Çok güzel genç kızlar canlarım benim, öyle tek başlarına öyle gezip-gidiyorlar falan. Halbuki onları Allah sevilsin diye yaratıyor. Yaratılış amaçlarından en önemlilerinden biri sevilmeleri. Onlara sevgi sunulmaması çok korkunç. Bir de hayat mücadelesinin içine itiliyor o çocuklar. İşte “git kendine koca bul, iş bul, ne yapıyorsan yap” falan. Bayağı ürkütücü. Halbuki dünyanın süsü onlar. Kadın çok önemli bir nimettir çok çok önemli bir nimettir. Her gittiği yeri renklendirir, her gittiği yer süs haline gelir.

Ama bu çocukları hayat mücadelesinin içine atmak bana çok korkunç geliyor. Bayağı ürkütücü. Halbuki kadınların her yerde desteklenmesi lazım, her yerde korunmaları lazım. Ama tabii sevginin karşılıklı olması lazım. İnsanın yaratılışı öyle; sevgi gösterecek sevgi alacak o zaman normal insan fonksiyonu gösterebiliyor. Yoksa mesela kadın sevgi gösterene karşı refleks olarak kendini koruyorsa yani soğuk duruyorsa Allah insanı öyle yaratmıştır, o insan artık onun sevgisinden etkilenemez. Yani ona sevgi duymada zorlanır, öyle yaratmış Allah. Ama insanları işte bu koruyucu mekanizmaya mecbur ediyorlar. Bu koruyucu mekanizma muazzam çalışıyor. Aslında bu kötüler için kullanılması gereken bir mekanizmayken iyiler de birbirine kullanıyorlar. Herkes birbirine kullanıyor. O zaman fıtrat kilitleniyor. Mesela bir genç kız o zaman güzel olamıyor. Mesela bir delikanlı bir genç kız için hoş olamıyor. Yani fıtrat bozuluyor, beden düzgün ama ruh bozuk olunca Allah’ın ilahi kanunu devreye giriyor ve sistem bozuluyor. Bu tabii ahir zamanda çok geniş çaplı kullanılıyor şu an. Mesela hiçbir genç kız başını yerden kaldırıp bakmıyor, kendini kapatmış. Birçoğu çocuk gibi davranıyor. Karşı tarafın zararından korunmak için saf gösteriyor kendini. Yahut kafası çalışmıyor gibi gösteriyor yahut cahil bilgisiz gibi gösteriyor, öyle kendini koruyor. Hayır, bu mekanizma tamam çok zaruri olursa bir genç kız bunu kullanabilir ama hayatının tamamına hakim olması çok anormal. Her yerde kullanıyor ve kesintisiz ölünceye kadar kullanıyor. Eşine karşı da kullanıyor herkese kullanıyor o çok korkunç.

 

(Rusya’nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Vitali Çurkin’in görev yeri New York’ta işyerinde çalışırken doğum gününden bir gün önce aniden hayatını kaybettiği belirtildi. Deneyimli diplomatın ölüm nedeni belli değil.)

Allah Allah. Hiç birinin nedeni de belli olmuyor. Bak, İngiliz derin devletine Rusya tavır aldıktan sonra her hafta, her on beş günde bir Rusya’nın kilit noktadaki çok önemli siyasetçileri diplomatları teker teker, her ne hikmetse de hepsi de kalpten. Bak otuz kere söyledim dedim ki; “adli tıbba gönderin yahut defnedildiyse de feth-i meyyit yapılabilir.” Yüksek dozda potasyum veriyorlar muhtemelen. Bu araştırılmıyor. “Kalpten öldü, kalpten öldü” adam durduk yere kalpten ölmez. Bir bakın ne kaybedersiniz? Kan muayenesi yapın. Çok dikkat etsin Rus diplomatlar bayağı tehlikeli. Ortalık karışık. Tayyip Hocam da çok dikkat etsin. Tayyip Hocam’a yönelik adamların kafası dönmüş vaziyette, normal değil ifadeler.

 

(Saadet Partisi referandum öncesi hayır kampanyalarına katılmayacaklarını ve bu konuda bir çalışma yapmayacaklarını açıkladı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “Beni Kandil’dekilerle aynı safa koymanın mantığı yok. Ben Kandil’le hiçbir zaman aynı safa düşmedim. Referandumda evet de hayır da çıksa hiçbir şey değişmeyecek. Cumhurbaşkanı her şartta zaten etkili. Sadece cumhurbaşkanının partili olması geliyor. Zaten cumhurbaşkanı partili gibi davranıyor. Başkanlık sistemi dış tehdidi körükler” dedi.)

Düşünmüşlerdir onu. Sayın Bahçeli aklı başında bir adam. Tayyip Hoca da kafası çalışıyor bayağı zeki bir insan. Araştırmışlardır bir bildikleri vardır. Riskliyse de düzeltiriz kardeşim, illa mecbur değiliz, bu kaçıncı anayasamız bizim. Bir acayiplik görürsek, bizi rahatsız eden bir yönünü görürsek değiştiririz.

 

Mehdi Maneviyat Eridir. Mehdi'nin Mesleği Sevgi, Şefkat, Sosyal Adaleti Sağlamaktır. Mehdi Siyasete Karışmaz

Mehdiyet sadece maneviyat, sevgidir, şefkat, merhamettir, dostluk ve kardeşliktir. Siyaset ayrı maharet isteyen bir konudur. Hz. Mehdi (as) siyasete karışmaz. O evinden, evinden yani sevgi, şefkat, dostluk, kardeşlik o kadar. Bediüzzaman da diyor: “Zannediyorum” diyor “siyasete karışmayacak” diyor Hz. Mehdi (as) için. Çok manidar o ifadesi “zannediyorum” diyor bak “zannediyorum ahir zamanın o mübarek şahsı siyasete karışmayacak diye umuyorum” diyor. Yapmayacak anlamına geliyor, siyasetle alakası olmayacak. Hz. Mehdi (as)’ın uzaktan yakından siyasetle alakası olmaz. Hani diyorlar ya “Cumhurbaşkanı olacak, başbakan olacak.” Cumhurbaşkanı, başbakan ayrı, o devletin siyasi yöneticisi o. O maneviyat eridir, maneviyat insanıdır. Onun görevi sevgi, sevgi, merhamet, dostluk, kardeşlik, savaşlar olmasın, şiddet olmasın, sosyal adalet olsun, bu. Allah ona bu kadar görev vermiş.

 

Peygamberimizi En Değerli Kılan Özelliklerden Biri Zorluklar İçinde Mücadele Etmesidir. Sahabe De Gazi Oluyor Aşkla Mücadeleye Devam Ediyordu

Peygamber (sav) ne kadar zorlu imtihanlardan geçmiş Hz. Muhammed (sav). Ne kadar zor bir şey. Mesela sabah diyor ki “hadi bakalım arkadaşlar savaşa gidiyoruz.” Kim ölecek kim kalacak belli değil. Kim şehit olacak, kim yaralanacak belli değil. Peygamber (sav) de aralarında, şu imanın gücüne bak. Üstünde gömlek kamis var, elinde kılıç, çakal ordusunun içine dalıyor, küfrün içine dalıyor ve hiçbir şey olmuyor. Bu nasıl bir imtihandır, maşaAllah. Bir daha gidiyor, ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha önü-sonu gelmiyor. Yağmur gibi ok yağıyor ona gelmiyor. Mesela bak sahabilere geliyor. Canlarım benim gözünün bir tarafından giriyor öbür taraftan çıkıyor ok. İki gözünü birden çıkarıyor. “Ne diyorsun?” diyorlar sahabeye -tarihi olduğu için önemli- “Resulullah’ı göremeyeceğim sadece o” diyor “başka bir şey yok” diyor. Şu güzelliğe bak bu insanlarda. İşte Cenab-ı Allah’ın aşk dediği bu. Cennet bununla anlamlı, bu insanlarla anlamlı. Yoksa cennetin ırmakları, köşkleri böyle değerli insanlar olmadıktan sonra bir anlam ifade etmez. İmanla güzel oluyor.

Şimdi sahabelerden yine örnekler vereyim. Şemmas Bin Osman, Uhud Savaşı esnasında Peygamberimiz (sav)’i sırttan vurmaya hazırlanıyorlardı, arkadan, arkasından yanaştılar sırttan vuracaklardı. Allah vermesin. Sahabe ok gibi kendini attı önüne ona isabet etti silah. Ağır yara aldı tabii tek vuruşta ve şehit oldu. Resulullah (sav)’ı kurtardı böylece. Ama kader böyle.

Abdullah Bin Zübeyr henüz 12 yaşındayken Yermük Savaşı’na, 16 yaşında da Mısır fethine katıldı. Küçük yaşta gösterdiği şevk ve yiğitlikle tüm Müslümanlara örnek oldu. Bak 12 yaşında kabadayının şahı, yiğidin şahı yani, maşaAllah.

Allah çok seviyor kabadayı ruhlu ve yiğit, samimi, Allah’tan başka kimseden korkmayanları Allah çok seviyor.

Amr Bin Cemuh ileri yaşına ve ayağının sakat olmasına rağmen, çok yaşlı bir de ayağı sakat, imanın coşkusuyla ve Allah rızasını kazanma arzusuyla Peygamberimiz (sav)’in Uhud Savaşı’na katıldı. İzin istedi katıldı. Bu savaşta şehit düştü.

Hanım Sahabe Ümmü Ümare Nesibe, Peygamberimiz (sav)’in etrafını çevirdiklerini gördüğünde küfrün, sahabeler koşuyorlar. Yani ok isabet etmesin, mızrak isabet etmesin işte kılıç isabet etmemesi için özellikle Peygamberimiz (sav)’in etrafını çeviriyorlar. O çevirenlerden birisi de Nesibe annemiz Nesibe Binti Ka’b pek çok yerinden yaralandı. Bak kadın, yiğitliğe bak kabadayılığa bak. Diyorlar ya hani kadınlar işte erkeklerin yanına gelmez uzak durur. Bak savaşın içinde, yiğidi, kabadayıyı, aslanı görüyor musun? Oğlunu vuruyorlar savaşta, düşüyor çocuk yaralanıyor “oğlum kalk Peygambere yardım et” diyor. Bak güzelliğe bak yani. Ne yapar bir anne? Çocuğuna koşar yardım eder, değil mi? Bak vurulmuş çocuk ona diyor ki “kalk ayağa Peygambere yardım et” diyor. Binti Ka’b, bu yaralanmasına rağmen savaşa devam ediyor ve şehit düşüyor. Delikanlılığı görüyor musun kabadayılığı, yiğitliği?

Şimdi bazı tipler var, Allah’tan bahsedeceğine işte eliyle gösteriyor “O izin verirse, yukarıdaki…” Ölürken böyle laubalilik yapamayacaklar bunlar, söyleyeyim. Bu saygıya uygun olmayan üslupları bıraksınlar. “Yukarıdaki” denmez Allah’a. Bir de bu çıktı. İşte “Yukarıdaki görüyor” haşa “Yukarıdaki yürü dedi.” Bu ne kadar çirkin bir cesaret, ne kadar çirkin bir üslup. İşte “Yukarıdaki” derken sen kimden bahsediyorsun yukarıdaki diye?

 

Türkiye'den Gerilimi Kaldıralım. İttifak Edelim Kardeş Olalım. O Zaman Darbe Riski De Kalkar, Ekonomi De Ferahlar

Türkiye huzurlu olsun bu gerilimi kaldıralım. Tayyip Hocam, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli bir araya gelsinler. Bir şey yok Türkiye’de, bu kadar gerilime ne gerek var ki yani? Gerçekten suni. Hiçbir şey yok. Darbe tehlikesi de kalkar. İttifak edelim, kardeş olalım yani iş çıkartmaya gerek yok. Ondan sonra risk tamamen örtülür ve çok da huzurlu olur, ekonomi de çok rahatlar. Dolar falan da düşer her şey tam olur. Sıcak bir hava oluşturalım insanlar diken üstünde oturmasın.