Sayın Adnan Oktar'ın 11 Şubat 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 11 Şubat 2017

 

(Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin suikastını yalan raporla örtbas ettiği iddia edilen ve ByLock kullandığı tespit edilen FETÖ’cü Kayseri İstihbarat Müdürü Ali Orhan Dinç yakalandı. Nedim Şener Twitter hesabında Fethullah Gülen’in suikasttan üç gün sonra şehidimiz hakkında yaptığı bir konuşmayı paylaşarak tekrar hatırlattı. Fethullah Gülen şehidimiz için şunları söylüyor: “Aldansanız bile kimseyi aldatmayın çünkü aldatma günahtır. Aldanırsanız böyle kurban gidersiniz. Bir Perşembe akşamı vefat edersiniz, bir Cuma günü cenazenize ulaşırlar. ‘Asker vazifesini yapmadı’ dediler. Ben yaptığına kaniyim yani. Hakikaten herkes seferber olmuş, sivil inisiyatif bu mevzuda bir şey yapmadı. Ben o kanaatte değilim herkes elinden geleni yaptı.”)

Demek ki alenen şehit etmişler. Şehidimiz Yazıcıoğlu daha bulunamamıştı, biz gece her yeri ayağa kaldırdık. Validen açıklama geldi, “bulundu yaralı, şehir merkezine doğru gidiyor rahat olun.” Biz de feraahladık, rahatladık, “iyi Allah’a şükür” dedik. Sabah oldu dediler “biz daha henüz ulaşamadık.” Öğlen oldu dediler “biz hala ulaşamadık.” Çok esrarengiz. Orada telefonda konuşan çocuk çok rahat konuşuyor. Sonra bakıyorlar ki aşağıda çenesi darmadağın edilmiş. Yani konuşamayacak hale getirilmiş. Bu çok karanlık bir olay. “Birini görüyorum” diyor ve bir türlü bunu çözemediler. Gayet kolay halbuki çözmek ama çözemediler.

 

Referandumla İlgili Yapılan Açıklamalar Halka Teknik Bilgi Sunma Şeklinde Olmalı. Korkutma Veya Yıldırma Üslubundan Herkes Kaçınmalı

Anketler şu an yarı yarıya evet, yarı yarıya hayır. Şimdi bu memleketin yarısı vatan haini mi, PKK’lı mı, FETÖ’cü mü yani? Bu nasıl bir mantık? Böyle bir usul olmaz. Bunu kullanmasınlar bu müthiş gerilim meydana getirir. Hadi sandıktan da hayır çıktı ne yapacağız? Hiçbir şey olmaz, bunu felaket gibi göstermeyin. O zaman hükmet krizine gider bu olay. Yani dolar fırlar her şey olur. Söylenecek şey şu; “Hayır da diyebilirsiniz evet de diyebilirsiniz, takdir sizin. Evetin faydaları şunlardır.” Bu kadar. Korkutma mantığı çok anormal olur. “Darbe olur ha,” işte “sizi darmadağın ederler, siz PKK’lı mısınız, siz FETÖ’cü müsünüz, nasıl hayır dersiniz…” Kardeşim, Türkiye’nin yarısı evet diyor yarısı hayır diyor. Onlar da bizim vatandaşımız yapmayın etmeyin. Alenen bölünme gibi görünür bu. Bu fitne olur. Böyle bir şeyden şiddetle kaçınmak lazım. Sayın Bahçeli’yi ben o konuda uyardım, istirham ettim “Böyle bir üsluptan kaçının, düzeltin en azından, anlamını bir şerh edin açıklayın” diye. Mesela bugün güzel bir açıklama yapmış. Tayyip Hoca’nın da açıklamaları var ama. Mesela Başbakan’ın açıklaması iyi. Ne diyor? “Ne çıkarsa başımızın üstüne.” Şimdi bu oldu. Bu anti-fitne bir izah, öbürü fitne. Türkiye’nin yarısını kaybetmiş gibi olacaklar, ne gerek kardeşim? “Hayırcılar” yani adamları ne konuma getiriyorsun sen? Sormuyor musun sen referandumda evet mi hayır mı? Sen ne diyorsun “sana saygı duyuyorum fikrine” bırak adam ne derse desin. Hain konumuna getirirsen adam nasıl hayır desin? Veyahut inadına hayır der bu sefer. Hükümete karşı şiddetli bir öfkeye dönüşebilir bu. Adam “beni PKK’lı görüyor” der “FETÖ’cü görüyor” der kinlenebilir. Şefkatle yaklaşmak lazım, ne gerek. Hayırsa hayır evetse evet. Evetin faydalarını anlatmak yeterli olur. Bugün mesela anlatıyorlardı güzel. Anlaşılır tarzda iyice anlatırsanız faydasını millet bilirse millet vicdansız değil, merhametli, şefkatli, akıllı bir millet. Hakkı batılı ayıran bir millet. Güzel olan bir şeyi kabul eder. Korkutma politikası neyin nesi? Bu millet yiğit millet, sokağa çıktı canını ortaya koydu. Korkutmak demek aşağılamak gibi olur hakaret gibi olur. Bu millet korkutmayı kabul etmez. Yapanlar bu niyetle yapmıyorlar iyi niyetle yapıyorlar ama o anlama gelir. Bundan şiddetle kaçınmak lazım bu olmuyor bu.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumun kendisiyle değil ülkenin bekasıyla ilgili olduğunu, kendisinin ölümlü bir varlık olduğunu ve referanduma kadar bile yaşayacağının belli olup olmadığını vurgulayan şöyle bir konuşma yaptı: “Sisteme karşı çıkanların özellikle güvensizliği cumhurbaşkanı seçilecek kimseye değil millete karşıdır. İşleri güçleri Tayyip Erdoğan. Tayyip Erdoğan fani ya. Benim 16 Nisan’a çıkacağımın garantisi var mı?”)

Niye? Allah ömrünü uzun etsin. Biz bu anayasa çalışmasında Tayyip Hoca’nın ağırlıklı olarak korunmasını istiyoruz. Önemli bir konu. Niye önemsiz gibi gösteriyor? Çok önemli. Adamlar kafayı takmış. Bunu durduracak bir tedbir sisteminin oturtulması lazım. Onu kendisi talep etmiyorsa biz talep diyoruz. Korunması kollanması hayati. İngiliz derin devletine malzeme çıkaracak halimiz yok.

 

"İnsanlık" Adı Altında Sunulan Felsefe De İngiliz Derin Devletinin Firavun Döneminden Öğrendiği Bir Dindir

İngiliz derin devletinin bir inancı, bir dini vardır. Buna hümanizm denir yani diğer adı insanlık. Bu bir dindir, hümanizm bir dindir. İngiliz derin devletinin ortaya çıkarttığı bir din. Bunları Firavun da savunmuştur, Nemrut da savunmuştur. Bütün deccalların savunduğu bir dindir. Yani deccallar bu dinin kurallarını ortaya koyuyor. Şimdi “insanlık” diyor “nedir” diyorsun sorduğunda Firavun’a “bana göre insanlık” diyor mesela “Firavun’un Allah olduğunu kabul etmek.” Başka? “bütün Mısır’ın mülkünün ona ait olduğunu bilmek, soğan yemek, sarımsak yemek” efendim “bütün gücüyle çalışmak, Firavun’a hizmet etmek ve halkı bölümlere ayırmak.” Firavun’un özelliği halkı bölümlere ayırmasıydı, Kuran’a bu belirtilir. “Halkı bölümlere ayırır” diyor çeşit çeşit gruplara ayırıyor halkı, bölüp-parçalıyor halkı. Ve halkı aşağılıyor küçük düşürüyor adam yerine koymuyor. “Siz cahilsiniz, görgüsüzsünüz, köylüsünüz, sıradansınız, basitsiniz, akılsızsınız, ben sizden yüceyim ve büyüğüm” diyor. İngiliz derin devletinin yaptığı ne? Aynısı. Firavun’un yaptığı ne? Aynısı. İngiliz derin devleti ne yapıyor? İnsanları parçalıyor bölüyor ondan sonra yutmaya kalkıyor. Firavun ne yapıyordu? İnsanları bölüp parçalayıp ondan sonra yutmaya kalkıyordu. Mesela Büyük Ortadoğu Projesi tam Firavun’un projesidir. Böl-parçala-yut. Firavun da aynısını yapıyordu, bölüp parçalayıp yutuyordu. Kuran’da o parçalama özelliği ayrı bir hüküm olarak ayette geçer, Firavun’un vasfı olarak. Dolayısıyla insanlık sözü, mesela Müslüman der ki “Bana göre insanlık Müslümanlık” der, bu tamam. Ama Firavun’a göre insanlık Firavun’un yasalarını kabul etmektir. Yani muğlak bir tabirdir insanlık sözü. Her inanç kendine çekebilir bunu. Mesela insan olmak bir komüniste göre komünist olmaktır. Hatta ona adam olmak der. Adam gibi adam olmak da der. İnsan olmak asıl onların kullandığı. Yani hümanizmin kullandığı silah. Ama İngiliz derin devletinin dini hümanizmdir yani insanlık. Orada kural yok işte, homoseksüellere özgürlük, Allah’ın varlığını inkar yani Rumi düşünce aynı zamanda. İslam’ı reddediyor mesela Rumilik kökten, “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. İnsanlık-hümanizmde de böyle yani belli bir din yoktur. Rumilikte de belli bir din kabul etmiyor. Hak dinleri kabul etmiyor. “Ben dinlerin üstündeyim” diyor. Hümanizm de, insanlık dini de bütün dinlerin üstünde oluyor, din kabul etmez. Müslüman dindarlığını Allah rızası için yapar. Ve her yerde de her şeyde dindarlık hakimdir. Allah zaten görür onu Allah’a göstermene gerek yok. Allah onu sonsuzda sana yaptırmış zaten. Allah’ın seni görmeye ihtiyacı yok zaten görmüş seni. Ama bunu yaparken Allah’ın rızası için yapacaksın. Allah sürekli izler insanı zaten.

 

(Mehmet Şevket Eygi Hocamız yine Mehdiyet’le ilgili bir yazı yazdı. “İslam dünyasında parçalanmışlık, bölünmüşlük bir yığın vahim fitne, fesat, azgınlıklar. Durum düzelir mi? Bence bu yıl içinde düzelmez. Hz. Mehdi (as) çıktıktan, büyük savaşlar ve kıyımlar olduktan, yer yerinden oynadıktan sonra İslam dünyası birleşecek ve altın çağ başlayacaktır” dedi.)

Evet, bunu Peygamber (sav) söylüyor. Ahir zamandayız bütün alametler çıktı herkes biliyor görüyor. En büyük alametlerden biri de ulemanın Hz. Mehdi (as)’ın çıkmayacağı konusunda ittifakı. En büyük alametlerden birisi. Onu da Diyanet yaptı. Bütün camilerin tamamında hutbe okundu Hz. Mehdi (as)’ı reddedecek. Bu da Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametiydi o da tamamlanmış oldu. Belki de başkan özel de yapmış olabilir yani Hz. Mehdi (as)’ın son alametini oluşturdu. Resulullah (sav)’in dediği her şey aşağı yukarı tamam oldu.

 

(Mehmet Şevket Eygi Hocamız iki gün önce de yazısında “2017 ile 2022 yılları arasında beklenen Mehdi (as)’nin zuhur edeceğini zan ve ümit ediyorum” demişti.)

Doğru söylüyor. İlk defa söylüyor tarih veriyor çok net konuşmuş. Allah’ın izniyle göreceğiz.

 

(Hakan Albayrak, Karar Gazetesi’ndeki yazısında kalitesizliğin tehlikesi üzerinde durdu. Şöyle söylüyor: “Bizi gavur dostu FETÖ, 30’larda kalmış Kemalistler, etnikçi PKK vs. bitiremez. Bizi bitirirse bitirirse paçozluk kalitesizlik bitirir, biz bitiririz” demiş.)

Çok önemli bir şey söylemiş. Bak bütün dünyada darbelerin ana nedeni kalite düşüklüğüdür, kalitesizliktir. Kalite bozulduğunda hep darbe geliyor arkasından. O ülkede insanlar durmak istemiyor, hayatın bir anlamı kalmıyor. Kalitesizlik felaket bir şey. Onun için ben “Kalite ve Estetik Bakanlığı” yahut “Kalite ve Sanat Bakanlığı” kurulsun dedim. Bu bakanlık mutlaka kurulsun “Kalite ve Sanat Bakanlığı.” Eleman da bulunur, adam da bulunur, biz manevi moral destek de veririz, teknik destek de veririz, adam da buluruz, insani yardım da sağlarız. Yani birçok insan var Türkiye’de, teşvik ederiz. Mesela rahmetli Atatürk diyor ki: “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir.” Bitti. “Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçtir.” Yani kadınların ezildiği bir toplum mahvolmuştur diyor. Kadınlar istediği gibi giyinsin, istediği gibi yesin, istediği gibi gezsinler. Ezilen bir sınıf, ezilen bir insan grubu olmasın kadınlar. Mecliste en az yarı yarıya kadın olsun. Her yerde kadınlar görev alsın. Kadınlar hürmet görsün, çiçek gibi giyinsinler kıyafetlerine karışmayalım. İsteyen dekolte giyinsin, ister çarşafla gezsin hepsine hürmet saygı gösterelim. Her yerde kadın baş tacı yapılsın. Kadın çok büyük bir nimettir değeri bilinsin. “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir” diyor rahmetli Atatürk. “Bunun gerekliliklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükseltilmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.” Halbuki bunu söylemesine bile gerek olmaması lazım. Ama sistem kadınları adeta bütün dünyada yutuyor ve eziyor rahatsız ediyor. Gelişmelerinin önüne set koyuyor. Bütün meclisler erkek dolu. Niye kadın dolu değil? Yarı yarıya kadın olsun. Bakımlı güzel şık genç hanımlar dolu olsun mecliste. 

 

(Ahmet Hakan, Rus uçaklarının şehit ettiği üç askerimiz için hükümetin Rusya’ya bir tavır koyması gerektiğine dair bir yazı yazdı.)

Hayır, hayır, kimse o istihbaratı veren, koordinatları veren gitsin onunla uğraşsınlar. Orada teknik hata yapanın üstüne gitsinler. Rusya ile bu işin alakası yok. Rusya ile arayı bozmak için Rusya’nın paralelliğiyle Türkiye’nin paraleli devreye girmiş gibi görünüyor. Hiç artistlik yapmasınlar. Putin de kendine muhalif bütün paşaları falan hepsini atsın, hepsini görevden uzaklaştırmaya devam etsin. Çok cesur ve rahat davransın.

 

Kalite Ve Sanat Konusunda Hükümetin Öncülük Etmesi Gerekir

Tayyip Hocam diyor ki; “Unutmamalıyız ki kültür ve sanatı küçümseyen toplumlar kaybetmeye mahkumdur.” Helal. Çünkü sen devletin imkanlarını niçin kullanacaksın? Güzellik için, vatandaşın huzuru için kullanacaksın. Hükümetin görevi budur. Belediyenin görevi nedir? Etrafı imar etmek, güzelleştirmek. Hepsinde hedef nedir? İnsanlığın huzuru, içlerindeki o güzellik duygusunun doyurulması, güzelliğin, kalitenin Avrupa’da olduğu gibi her yere hakim edilmesi lazım. Bak, akın akın herkes Avrupa’ya gitmeye çalışıyor, Amerika’ya gitmeye çalışıyor. Karşı mısın? “Nefret ediyorum.” Diyor. Niye gidiyorsun? Çünkü sanatını, kalitesini beğeniyorsun. Demek ki kültürünü de beğeniyorsun. Demek ki müzik güzel, sanat güzel, estetik güzel, bilinçaltında beğeniyorsun ama dilinde inkar ediyorsun. Gelenekçi Ortodoks sistemin açmazı burada. STK’ları hareketlendirsin, belediyeleri hareketlendirsin, öncülük etmesi gerekir hükümetin.

 

(Taha Akyol eğitim konusunda tavsiyelerde bulunmuş. Osmanlı’nın çöküşünde medreselerin etkisi olduğunu söylemiş.)

Osmanlı’nın çöküşünün tek nedeni Abdülhamit’in Darwinizm’i bütün Osmanlı’ya yayması ve Osmanlı’da imanın çökmesidir. Anlamazlıktan gelmemeli.

Abdülhamit döneminde okulları teftiş eden yabancılar var gelen, okulları geziyorlar. Yani devlet de imkan veriyor teftiş etmelerine. Adamlar hatıralarında diyor ki; “Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar Darwinist propaganda yapılan, bu kadar eser yazılan hiçbir okul görmedik” diyorlar. “Okullar görmedik, eğitim görmedik” diyorlar. Okullar çaka çaka Darwinist kitaplarla dolu. Yani ne kadar ateist, Darwinist kitap varsa bütün üniversitelere hakim olmuş, her yere okullara hakim olmuş. El-Ezher’e gemilerle gönderdiler ateist kitapları, Darwinist kitapları. Bu Muhammed Abduh’lar, Cemaleddin Afgani’ler hep o devrin adamları.

 

(İlahiyatçı din adamı olan Vehbi Güler bir televizyon kanalında başkanlık sisteminde hayır kullanacakları şeytanın Allah’ın emrine uymayarak “hayır” demesine benzetmiş. Aydınlık Gazetesi’nden Hakkı Keskin, din adamı sıfatıyla televizyon kanalında yukarıdaki açıklamayı yapan kişinin dinleyenlerin “Siyasi kararlarını etkilemek amacıyla insanların dini inançlarını kullanmak istediği açıkça görülüyor” sözleriyle bu durumu eleştiren bir yazı yazdı.)

Şimdi bu gelenekçi Ortodoks sistemde insanların aklını bu adamlar kavrayamıyorlar. Yani bunların akıl düzeyiyle, diğer insanların akıl düzeyi arasında muazzam bir fark oluyor. Mesela yalan söylediklerinde farkına varılamayacağına emin oluyor veyahut bir münasebetsizlik yaptıklarında bunun farkına varılamayacağına emin oluyorlar. Gelenekçi Ortodoks kesimde münasebetsiz bayağı çok olur. O yüzden de çok dikkatle takip ediyorlar birçok insan bunları. Ama münasebetsizlik yapmaktan da hiç utanmıyorlar. Bir daha, bir daha, bir daha densizlik, bir daha densizlik. Mesela biri çıktı, “hamile kadın sokağa çıkması çok küçük düşürücü bir şey” diyor. “Utan be” diyor. “Hamile olarak nasıl çıkarsın?” diyor. Adamı TRT’ye çıkarıyorlar. Adamın ağzından köpükler saçılıyor, gözünde müthiş bir öfke ve hiddet ifadesi var. Anne olmak en şerefli, en hoş, kadına en yakışan güzellik. Ne kadar güzel kutsal bir olay. Niye utanç duysun? Çok büyük bir şereftir. Her yerde de iltifat görür anne, saygı görür. Utanç verici bir tavır olarak gösteriyor. “Utan be” diyor acayip öfkeleniyor. O karşısındaki de tebessüm ediyor. Yani bu çok çok ayıp. “Ben sırıtıyor” demiyorum. Ne diyeyim? Tebessüm ediyor diyorum.

 

Ağaç Topraktan Suyu Çekiyor En Üst Dala Kadar Götürüyor, Renkleri Oluşturacak Mineralleri Seçiyor, Tablo Yapan Usta Gibi Renklendiriyor

Bu çok büyük bir mucize. Yerden topraktan suyu çekiyor ta o üst dala kadar götürüyor. Şimdi o kırmızılığın sağlanması için belirli metallere ihtiyaç var. O metalleri tek tek atom olarak yakalıyor hücre, alıyor o kırmızı rengi verecek şekilde molekül yapısında oluşturup bileşik meydana getirerek o rengi oluşturuyor ve renklerin ayırımını da çok özenli yapıyor. Simetrisini de çok özenli yapıyor. Yani tablo yapan bir usta gibi tam kalıp gibi oturtuyor, yaprakların büyüklüğünü de tam ayarlıyor. Ve renk dağılımını da çok iyi ayarlıyor. Renk tazeliğini, temizliğini de tam yapıyor. Ondan sonra da meyve safhasına geçiyor, meyveye her türlü minerali yüklemeye başlıyor. Magnezyum, kalsiyum, fosfor, mangan, kobalt, hepsini, tam ayarı kadar, bakır. Ne fazla ne eksik. Mesela elmada bulunacak mineral miktarı belli oluyor sonra vitaminleri yapmaya başlıyor, sonra proteinleri yapıyor, sonra yağlar, doymamış yağlar ve doymuş yağlar olarak yapıyor. Yani akıl almaz bir sanat bitkinin hücresinde var, yani insan aklının katrilyonlarca kat üstü bir akla sahip bitki hücresi. Mesela badem topraktan siyanürü çekiyor, çok tehlikeli bir madde. Ama sadece siyanürü alıyor. Mesela kendi zehirlenmiyor, hiçbir şey olmuyor. Siyanür atomlarını tek tek topluyor bademin içine yüklüyor ama insanı öldürmeyecek kadar. Bademdeki koku siyanürden geliyor. Nereden aklına gelir? Allah mucize olarak yaratıyor.

Hayvanlar çok büyük nimet, ahir zamanda Hz. Mehdi (as) devrinde kıymetleri anlaşılacak. Yani şu ana kadar kıymetleri bilinmiyor. Böcekler de kıymetlidir, çok tatlı hayvanlardır. Hayvanların her türü çok tatlıdır. Köpekler, kediler, atlar, hepsi. Ama değerleri çok çok az biliniyor. Hepsinin üstünde insan mesela çocuklar çok büyük bir nimettir, değerleri hemen hemen hiç bilinmiyor birçok yerde. Kadınlar mesela dünyanın en estetik, en güzel, en muhteşem varlığıdır, kıymetleri dünyada çok az yerde çok az biliniyor.