Sohbetler (11 Şubat 2017; 22:00)

Deşifresini okumakta olduğunuz videoyu izleyin" »

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Ne diyelim? “Birlikte sevgiyi kazanalım” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin suikastını yalan raporla örtbas ettiği iddia edilen ve ByLock kullandığı tespit edilen FETÖ’cü Kayseri İstihbarat Müdürü Ali Orhan Dinç yakalandı. Nedim Şener Twitter hesabında Fethullah Gülen’in suikasttan üç gün sonra şehidimiz hakkında yaptığı bir konuşmayı paylaşarak tekrar hatırlattı. Fethullah Gülen şehidimiz için şunları söylüyor: “Aldansanız bile kimseyi aldatmayın çünkü aldatma günahtır. Aldanırsanız böyle kurban gidersiniz. Bir Perşembe akşamı vefat edersiniz, bir Cuma günü cenazenize ulaşırlar. ‘Asker vazifesini yapmadı’ dediler. Ben yaptığına kaniyim yani. Hakikaten herkes seferber olmuş, sivil inisiyatif bu mevzuda bir şey yapmadı. Ben o kanaatte değilim herkes elinden geleni yaptı.”

ADNAN OKTAR: Demek ki alenen şehit etmişler. Şehidimiz Yazıcıoğlu daha bulunamamıştı, biz gece her yeri ayağa kaldırdık. Validen haber geldi dedi “bulundu yaralı, şehir merkezine doğru gidiyor rahat olun.” Biz de ferahladık rahatladık “iyi Allah’a şükür” dedik. Sabah oldu dediler “biz daha henüz ulaşamadık.” Öğlen oldu dediler “biz hala ulaşamadık.” Ulaşamadık oğlu ulaşamadık yani. Çok esrarengiz. Orada telefonda konuşan çocuk çok rahat konuşuyor. Sonra bakıyorlar ki aşağıda çenesi darmadağın edilmiş. Yani konuşamayacak hale getirilmiş. Bu çok karanlık bir olay. “Birini görüyorum” diyor ve bir türlü bunu çözemediler. Gayet kolay halbuki çözmek ama çözemediler.

Anketler şu an yarı yarıya evet, yarı yarıya hayır. Şimdi bu memleketin yarısı vatan haini mi, PKK’lı mı, FETÖ’cü mü yani? Bu nasıl bir mantık? Böyle bir usul olmaz. Bunu kullanmasınlar bu müthiş gerilim meydana getirir. Hadi sandıktan da hayır çıktı ne yapacağız? Hiçbir şey olmaz, bunu felaket gibi göstermeyin. O zaman hükmet krizine gider bu olay. Yani dolar fırlar falan her şey olur. Söylenecek şey şu; “Hayır da diyebilirsiniz evet de diyebilirsiniz takdir sizin. Evetin faydaları şunlardır.” Bu kadar. Korkutma mantığı çok anormal olur. “Darbe olur ha,” işte “sizi darmadağın ederler, siz PKK’lı mısınız, siz FETÖ’cü müsünüz, nasıl hayır dersiniz…” Kardeşim, Türkiye’nin yarsı evet diyor yarısı hayır diyor. Onlar da bizim vatandaşımız yapmayın etmeyin. Alenen bölünme gibi görünür bu. Bu fitne olur. Böyle bir şeyden şiddetle kaçınmak lazım. Sayın Bahçeli’yi ben o konuda uyardım istirham ettim “Böyle bir üsluptan kaçının” diye “düzeltin en azından, anlamını bir şerh edin açıklayın” diye. Mesela bugün güzel bir açıklama yapmış. Tayyip Hoca’nın da açıklamaları var ama. Mesela Başbakan’ın açıklaması iyi. Ne diyor? “Ne çıkarsa başımızın üstüne.” Şimdi bu oldu. Bu anti-fitne bir izah, öbürü fitne. Türkiye’nin yarısını kaybetmiş gibi olacaklar, ne gerek kardeşim? “Hayırcılar” yani adamları ne konuma getiriyorsun sen? Sormuyor musun sen referandumda evet mi hayır mı? Sen ne diyorsun “sana saygı duyuyorum fikrine” bırak adam ne derse desin. Hain konumuna getirirsen adam nasıl hayır desin? Veyahut inadına hayır der bu sefer. Hükümete karşı şiddetli bir öfkeye dönüşebilir bu. Adam “beni PKK’lı görüyor” der “FETÖ’cü görüyor” der kinlenebilir. Şefkatle yaklaşmak lazım ne gerek? Hayırsa hayır evetse evet. Evetin faydalarını anlatmak yeterli olur. Bugün mesela anlatıyorlardı güzel. Anlaşılır tarzda iyice anlatırsanız faydasını millet bilirse millet vicdansız değil, merhametli, şefkatli, akıllı bir millet. Hakkı batılı ayıran bir millet. Güzel olan bir şeyi kabul eder. Korkutma politikası neyin nesi? Bu millet yiğit millet, sokağa çıktı canını ortaya koydu. Korkutmak demek aşağılamak gibi olur hakaret gibi olur. Bu millet korkutmayı kabul etmez. Yapanlar bu niyetle yapmıyorlar iyi niyetle yapıyorlar ama o anlama gelir. Bundan şiddetle kaçınmak lazım bu olmuyor bu. Durduk yere Türkiye’yi böler gibi, bölmüş gibi bir görüntüye götürmenin bir alemi yok. Bir oyun da olabilir bu, bu oyuna kimse gelmesin. Yani Türkiye’yi bölmek için yeni bir strateji yeni bir oyun olarak bunu ortaya koymuş da olabilirler bazı üslupları. Bu üslubun içine kaymak, bu üslubun içine doğru gitmek, bu üsluba yaklaşmak paralel gitmek bunların hiçbiri olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İsviçre’den bir faaliyet haberimiz var. Resimlerle gösterebiliriz. Bugün İsviçre’nin Basel Kenti’nde sizin 5000 adet Almanca “İslam Terörü Lanetler” isimli eseriniz ve farklı konularda 2500 adet ayrı ayrı eserleriniz, toplamda 7500 adet olmak üzere İsviçre halkına ücretsiz olarak dağıtıldı. Ayrıca 5000 adet terörist PKK’nın Kürt halkını temsil etmediğini anlatan ve eserlerinizden hazırlanan broşür ve 5000 adet de Darwinizm’in geçersizliğini anlatan broşürler de yine halka ücretsiz olarak dağıtıldı. Dağıtıma İsviçre, Hollanda, Belçika, Almanya, Avusturya, Fransa ve Türkiye’den 30’a yakın kardeşimiz katıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Helal olsun hepsine. Allah her adımlarına sevap nasip etsin. Her saniyelerine sevap nasip etsin. İslam’a, Kuran’a en muhtaç insanlar. Çok hayırlı olmuş. İsveç, İsviçre, Norveç, Hollanda, Almanya, Belçika, Lüksemburg bunlar hep tertemiz insanların yaşadığı yerler. Kaliteli insanların yaşadığı yerler. Bu insanlara doğru olan güzel olan bir şey samimi bir dille anlatıldığında hemen ittiba ederler, hemen itibar ederler. Çok faydalı çok güzel olur. Bir de özellikle kitap muazzam etkili bir şey. Mesela CD de olur ama CD zor bir şey. CD’yi adam alıp okuyamaz. Ama kitap, bunun etki gücü kıyamete kadar geçerlidir kitabın. Kuran’da da kitaba dikkat çekilir hep, değil mi?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumun kendisiyle değil ülkenin bekasıyla ilgili olduğunu, kendisinin ölümlü bir varlık olduğunu ve referanduma kadar bile yaşayacağının belli olup olmadığını vurgulayan şöyle bir konuşma yaptı: “Sisteme karşı çıkanların özellikle güvensizliği cumhurbaşkanı seçilecek kimseye değil millete karşıdır. İşleri güçleri Tayyip Erdoğan. Tayyip Erdoğan fani ya. Benim 16 Nisan’a çıkacağımın garantisi var mı?”

ADNAN OKTAR: Niye? Allah ömrünü uzun etsin. Biz bu anayasa çalışmasında Tayyip Hoca’nın ağırlıklı olarak korunmasını istiyoruz. Önemli bir konu niye önemsiz gibi gösteriyor? Çok önemli. Adamlar kafayı takmış. Bunu durduracak bir tedbir sisteminin oturtulması lazım. Onu kendisi talep etmiyorsa biz talep diyoruz. Korunması kollanması hayati. İngiliz derin devletine malzeme çıkaracak halimiz yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali yıldırım, başkanlık sistemine karşı olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu sert sözlerle eleştirdi. “Ne yazık ki CHP, toplumu ayrıştırmak için her yolu denedi hala da yapıyor. Neymiş; ‘anayasa halk oylamasında evet oyu çıkarsa Türkiye bölünür.’ Türkiye’yi bölmeye kimsenin gücü yetmez. Ana muhalefet lideri PKK-FETÖ ile HDP’liler ile aynı dili konuşuyor. Ey Kemal Bey, bırak bu terör örgütlerinin söylediklerine kulak vermeyi, milletin sesine kulak ver. Vatandaşa itaat et rahat et.”

ADNAN OKTAR: Ama PKK “Türkiye bölünecek tehlike var” demiyor ki. PKK zaten “bölünsün” diyor. FETÖ de zaten “bölünsün” diyor. Ama Kemal Kılıçdaroğlu “bölünmesin” diyor. Ama o bölünme riskini nereden çıkarttı yani? Evet denilince bölünme oluşurdan kastı ne? Yani halk iki görüşü benimser anlamındaysa yani biri federasyon biri bütünlük anlamındaysa, öyle bir şey ben anayasada görmedim. Neyi kastediyor acaba onu biliyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: Halk acaba birbirine karşı evet diyenler hayır diyenler…

ADNAN OKTAR: İşte o tehlikeyi yatıştırmaya çalışsın. O büyük bir risk. Evet diyenler hayır diyenler. Hayır diyenler hepsi nur gibi bizim kardeşimiz. PKK’nın Allah belasını versin. PKK’yla ne işi var milletin? PKK, diyorum mesela yolda güzel bir insan görür, güzel bir çocuk görür “aa ne güzelmiş” der PKK. Biz çirkin mi diyeceğiz o çocuğa? Ne suçu var onun?

Tayyip Hoca mazlum Anadolu delikanlısı. Anayasada onu koruyan açık madde koyalım. Ömür boyu dokunulmazlığını sağlayacak bir madde koyalım. Bu bayağı yüreklere bir ferahlık meydana getirir.

İngiliz derin devletinin bir inancı, bir dini vardır. Buna hümanizm denir yani diğer adı insanlık. Bu bir dindir, hümanizm bir dindir. İngiliz derin devletinin ortaya çıkarttığı bir din. Bunları Firavun da savunmuştur, Nemrut da savunmuştur. Bütün deccalların savunduğu bir dindir. Yani deccallar bu dinin kurallarını ortaya koyuyor. Şimdi “insanlık” diyor “nedir” diyorsun sorduğunda Firavun’a “bana göre insanlık” diyor mesela “Firavun’un Allah olduğunu kabul etmek.” Başka? “bütün Mısır’ın mülkünün ona ait olduğunu bilmek, soğan yemek, sarımsak yemek” efendim “bütün gücüyle çalışmak, Firavun’a hizmet etmek ve halkı bölümlere ayırmak.” Firavun’un özelliği halkı bölümlere ayırmasıydı, Kuran’a bu belirtilir. “Halkı bölümlere ayırır” diyor çeşit çeşit gruplara ayırıyor halkı, bölüp-parçalıyor halkı. Ve halkı aşağılıyor küçük düşürüyor adam yerine koymuyor. “Siz cahilsiniz, görgüsüzsünüz, köylüsünüz, sıradansınız, basitsiniz, akılsızsınız, ben sizden yüceyim ve büyüğüm” diyor. İngiliz derin devletinin yaptığı ne? Aynısı. Firavun’un yaptığı ne? Aynısı. İngiliz derin devleti ne yapıyor? İnsanları parçalıyor bölüyor ondan sonra yutmaya kalkıyor. Firavun ne yapıyordu? İnsanları bölüp parçalayıp ondan sonra yutmaya kalkıyordu. Mesela Büyük Ortadoğu Projesi tam Firavun’un projesidir. Böl-parçala-yut. Firavun da aynısını yapıyordu, bölüp parçalayıp yutuyordu. Kuran’da o parçalama özelliği ayrı bir hüküm olarak ayette geçer, Firavun’un vasfı olarak. Dolayısıyla insanlık sözü, mesela Müslüman der ki “Bana göre insanlık Müslümanlık” der, bu tamam. Ama Firavun’a göre insanlık Firavun’un yasalarını kabul etmektir. Yani muğlak bir tabirdir insanlık sözü. Her inanç kendine çekebilir bunu. Mesela insan olmak bir komüniste göre komünist olmaktır. Hatta ona adam olmak der. Adam gibi adam olmak da der. İnsan olmak asıl onların kullandığı. Yani hümanizmin kullandığı silah. Ama İngiliz derin devletinin dini hümanizmdir yani insanlık. Orada kural yok işte, homoseksüellere özgürlük, Allah’ın varlığını inkar yani Rumi düşünce aynı zamanda. İslam’ı reddediyor mesela Rumilik kökten, “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. İnsanlık-hümanizmde de böyle yani belli bir din yoktur. Rumilikte de belli bir din kabul etmiyor. Hak dinleri kabul etmiyor. “Ben dinlerin üstündeyim” diyor. Hümanizm de, insanlık dini de bütün dinlerin üstünde oluyor, din kabul etmez. Müslüman dindarlığını Allah rızası için yapar. Ve her yerde de her şeyde dindarlık hakimdir. Allah zaten görür onu Allah’a göstermene gerek yok. Allah onu sonsuzda sana yaptırmış zaten. Allah’ın seni görmeye ihtiyacı yok zaten görmüş seni. Ama bunu yaparken Allah’ın rızası için yapacaksın. Allah sürekli izler insanı zaten.

Bütün milletin bilgisayarları böyle mi? Ama zaman gelecek çocuklarımıza kardeşlerimize anlatacağız diyeceğiz “Bizim zamanımızda öyle durur durur çalışırdı internet.” Efendim, “benzin deposu dolar gibi dolardı beklerdik” falan diye anlatacağız. Çocuklar da şaşkınlıkla dinleyecekler. “Oluyor muydu gerçekten öyle?” falan diyecekler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çok sayıda akademisyen ve araştırmacının İngilizce ve Fransızca dilinde yazılmış makaleleriyle katkıda bulunduğu İngiltere merkezli The Conversation isimli sitede 8 Şubat’ta Fransa’daki yaratılışçılara dair Fransızca olarak bir yazı yayınlandı. Bu yazıda sizin de isminiz geçiyor Adnan Bey. Bu sitede daha önce geçtiğimiz ay sizinle ilgili bir yazı daha yayınlanmıştı. Türkiye’deki yaratılışçılığın 1980’lerden itibaren yükselişe geçmesinin sizin başlattığınız hareket sayesinde olduğunu belirten ve Yaratılış Atlası’na övgü yağdıran bu makalede, eserlerinizin çok yüksek satış rakamlarına sahip olduğu dile getirilmişti. Ve yine bu makalede en etkili 500 Müslüman şahsiyetten biri olarak seçildiğiniz aktarılmıştı. 8 Şubat’lı yazıda ise şu bilgiler yer alıyor yazıda sizinle ilgili olarak: “Hristiyanlık temeline dayanan yaratılışçı görüşün adı artık daha az duyulur olmaya başladı. Özelikle de Papa 2. Jean Paul’un yeni bilgiler ışığında evrim teorisinin bir hipotezden daha fazlasını temsil ettiğini kabul etmek gerektiğine dair açıklaması ve ardından yeni Papa Fransuva’nın da 2014 yılında yaptığı ‘doğadaki evrim yaratılış inancıyla çelişmez’ açıklamasından sonra Fransa’da bu alanda aktif olan yaratılışçılık Müslüman temelli, 2006 yılından itibaren Türk Alim Harun Yahya bu alanda kayda değer bir hücuma geçti. Yaratılış Atlası’nın 2 cildi ardı ardına Avrupa’daki binlerce okul ve üniversiteye ücretsiz olarak ulaştı. Renkli resimlerle zenginleştirilmiş bu büyük boy eserlerde evrimin geçersizliği ve doğrunun Kuran’da bulunduğu anlatılıyor. Burada kullanılan önemli bir argüman ara geçiş formlarının olmaması. Bu yaratılışçı eserin dağıtımı lise ve üniversitedeki hocaları evrimi öğretme konusunda birleştirdi. Ne yazık ki bazı öğrenciler karşısında bu görev bir kabusa dönüşebiliyor. Kimi öğrenciler aslında içlerinde reddettikleri halde evrime inanmış gibi yapıyorlar. Kimileriyse açıkça dersleri dinlemeyi reddediyor. Bazı öğretmenler ders verirken evrim kelimesini telaffuz etmekten kaçınır oldu” diyor yazıda.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız yine Mehdiyet’le ilgili bir yazı yazdı. “İslam dünyasında parçalanmışlık, bölünmüşlük bir yığın vahim fitne, fesat, azgınlıklar. Durum düzelir mi? Bence bu yıl içinde düzelmez. Hz. Mehdi (as) çıktıktan, büyük savaşlar ve kıyımlar olduktan, yer yerinden oynadıktan sonra İslam dünyası birleşecek ve altın çağ başlayacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, bunu Peygamber(sav) söylüyor. Ahir zamandayız bütün alametler çıktı herkes biliyor görüyor. En büyük alametlerden biri de ulemanın Hz. Mehdi (as)’ın çıkmayacağı konusunda ittifakı. En büyük alametlerden birisi. Onu da Allah’a çok şükür Diyanet yaptı. Bütün camilerin tamamında hutbe okundu Hz. Mehdi (as)’ı reddedecek. Bu da Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametiydi o da tamamlanmış oldu. Belki de başkan özel de yapmış olabilir yani Hz. Mehdi (as)’ın son alametini oluşturdu. Resulullah (sav)’in dediği her şey aşağı yukarı tamam oldu.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız iki gün önce de yazısında “2017 ile 2022 yılları arasında beklenen Mehdi (as)’nin zuhur edeceğini zan ve ümit ediyorum” demişti.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. İlk defa söylüyor tarih veriyor çok net konuşmuş. Allah’ın izniyle göreceğiz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakan Albayrak, Karar Gazetesi’ndeki yazısında kalitesizliğin tehlikesi üzerinde durdu.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bak biz bunu yıllardan beri gündemde tutuyoruz ama aydınlar arada sırada dile getiriyorlar. Tebrik ediyorum Hakan’ı. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Resmini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aferin Hakan’a. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle söylüyor: “Bizi gavur dostu FETÖ, 30’larda kalmış Kemalistler, etnikçi PKK vs. bitiremez. Bizi bitirirse bitirirse paçozluk kalitesizlik bitirir, biz bitiririz” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok önemli bir şey söylemiş. Bak bütün dünyada darbelerin ana nedeni kalite düşüklüğüdür, kalitesizliktir. Kalite bozulduğunda hep darbe geliyor arkasından. O ülkede insanlar durmak istemiyor, hayatın bir anlamı kalmıyor. Kalitesizlik felaket bir şey. Onun için ben “Kalite ve Estetik Bakanlığı” yahut “Kalite ve Sanat Bakanlığı” kurulsun dedim. Bu bakanlık mutlaka kurulsun “Kalite ve Sanat Bakanlığı.” Eleman da bulunur, adam da bulunur, biz manevi moral destek de veririz, teknik destek de veririz, adam da buluruz, insani yardım da sağlarız. Yani birçok insan var Türkiye’de, teşvik ederiz. Mesela rahmetli Atatürk diyor ki: “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir.” Bitti. “Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçtir.” Yani kadınların ezildiği bir toplum mahvolmuştur diyor. Kadınlar istediği gibi giyinsin, istediği gibi yesin, istediği gibi gezsinler. Ezilen bir sınıf, ezilen bir insan grubu olmasın kadınlar. Mecliste en az yarı yarıya kadın olsun. Her yerde kadınlar görev alsın. Kadınlar hürmet görsün, çiçek gibi giyinsinler kıyafetlerine karışmayalım. İsteyen dekolte giyinsin, ister çarşafla gezsin hepsine hürmet saygı gösterelim. Her yerde kadın baş tacı yapılsın. Kadın çok büyük bir nimettir değeri bilinsin. “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir” diyor rahmetli Atatürk. “Bunun gerekliliklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükseltilmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.” Halbuki bunu söylemesine bile gerek olmaması lazım. Ama sistem kadınları adeta bütün dünyada yutuyor ve eziyor rahatsız ediyor. Gelişmelerinin önüne set koyuyor. Bütün meclisler erkek dolu. Niye kadın dolu değil? Yarı yarıya kadın olsun. Bakımlı güzel şık genç hanımlar dolu olsun mecliste.  

Kalitenin en çok yansıdığı varlıklardan birisi de kadındır. Kadının kalitesini bozmaya kalktın mı toplum da çöküyor. Kadının bakımlı olması, süslü olması, güzel olması yüksek kaliteyi gösterir. En güzel şekilde giyinsinler, en güzel şekilde makyaj yapsınlar, en güzel şekilde kendilerini yetiştirsinler, en güzel görevlere gelsinler. Arabaları güzel osun, yemekleri güzel olsun. Yani kadın güzelliği bütün dünyaya hayat verir. Kadın güzelliği olmadı mı insanlar içine kapanıyor hayat çöküyor adeta. Çünkü güzel olan hiçbir şey kalmamış oluyor. Kadın güzelliği kalmayınca geri ne kalıyor? Adam hayvanları da sevmiyor, çiçekleri de sevmiyor ne kalıyor geriye? Sadece çalışıyor adam ve yemek yiyor, yine çalışıyor yemek yiyor. Hayat bu mu? O zaman bezer adam, olmaz. O zaman işte darbeler geliyor, toplum huzursuz oluyor. Toplum yaşayamayacak hale geliyor, bunalıma giriyor toplum. Güzellik olmadan, sanat, kalite olmadan toplum yaşayamaz. Toplumun ana amacı hep güzellik, sanat ve kalitedir. Yani güzellik, sanat ve kalite demek Allah sevgisini ifade etmenin en yüksek şeklidir.

Güzel konuşuyor Müslüman, güzel ahlak gösteriyor, bu bir kalitedir. Temiz oluyor, bir kalitedir. Yardım sever oluyor, kalitedir. Yani İslami, Kurani olan her şey kalitedir ama bunları en güzel, en yüksek, en veciz, en halis ve en samimi şekilde uygulamak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan, Rus uçaklarının şehit ettiği üç askerimiz için hükümetin Rusya’ya bir tavır koyması gerektiğine dair bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, kimse o istihbaratı veren, koordinatları veren gitsin onunla uğraşsınlar. Orada teknik hata yapanın üstüne gitsinler. Rusya ile bu işin alakası yok. Rusya ile arayı bozmak için Rusya’nın paralelliğiyle Türkiye’nin paraleli devreye girmiş gibi görünüyor. Hiç artistlik yapmasınlar. Putin de kendine muhalif bütün paşaları falan hepsini atsın, hepsini görevden uzaklaştırmaya devam etsin. Çok cesur ve rahat davransın.

Tayyip Hocam diyor ki; “Unutmamalıyız ki kültür ve sanatı küçümseyen toplumlar kaybetmeye mahkumdur.” Helal. Çünkü sen devletin imkanlarını niçin kullanacaksın? Güzellik için, vatandaşın huzuru için kullanacaksın. Hükümetin görevi budur. Belediyenin görevi nedir? Etrafı imar etmek, güzelleştirmek. Hepsinde hedef nedir? İnsanlığın huzuru, içlerindeki o güzellik duygusunun doyurulması, güzelliğin, kalitenin Avrupa’da olduğu gibi her yere hakim edilmesi lazım. Bak, akın akın herkes Avrupa’ya gitmeye çalışıyor, Amerika’ya gitmeye çalışıyor. Karşı mısın? “Nefret ediyorum.” Diyor. Niye gidiyorsun? Çünkü sanatını, kalitesini beğeniyorsun. Demek ki kültürünü de beğeniyorsun. Demek ki müzik güzel, sanat güzel, estetik güzel, bilinçaltında beğeniyorsun ama dilinde inkar ediyorsun. Gelenekçi Ortodoks sistemin açmazı burada. STK’ları hareketlendirsin, belediyeleri hareketlendirsin, öncülük etmesi gerekir hükümetin.

“Hocam iyi geceler, kaliteli yaşam biraz da maddiyatla alakalı değil midir?” Yok, ne alaka. Mesela dedemin köyde evi vardı, taş yığma ahşaptan yapılmış bir ev, köy evi. Köylülerin evinin önünde pek bahçe yoktu. Dedem böyle çitle çevirdi etrafını, kum getirttirdi. Böyle zeminini kum yaptı, kenarlarına da bahçe yaptı küçük. Yani toplam altı-yedi metrekare falandır, küçük bir yer. Oraya gidip sabahları oturuyordu. Çok güzel çiçekler ekmişti, her gün de suluyordu. Basılan yerde kumdu. Tahtadan da uzun bir oturacak yer yaptırdı. Çok iptidai yani, bayağı güzeldi. Oraya bir kavak ekti mesela, bayağı kavak boylandı. Bahçeyi öyle kendince süslemeye çalıştı. Bak, yaşlı başlı bir insan olduğu halde yapıyor. Bunu herkes yapabilir. Evinin önünü çiçeklendirebilir, ağaç ekebilir, temiz tutabilir. Estetik yapabilir yani betondan kule yapacağına onu estetik ve güzel yaparsın, hoş yaparsın. Mesela garip bir yeşile boyuyorlar her yeri. Camileri böyle mesela boyadıklarını görüyorum, içler acısı. Hatta tarihi eserleri de boyuyorlar, o garip bir yeşil tonu var. Yani kalitesizlik her yerde kendini gösteriyor. İnsanların kılığında kıyafetinde, konuşmasında, ses tonunda, yürüyüşünde, her şeyinde kendini gösteriyor. Bu içler acısı bir durum oluyor, bunu gören insanların içi kararıyor. Yaşama sevinçlerini kaybediyorlar yani çalışma gücünü kaybediyor adam. Yani hayatının bir gayesi olmadığını düşünüyor. Çünkü güzellik yok, sanat yok, estetik yok, sokağa çıkıyor kalite yok. Evine gidiyor kalite yok, sanat yok, güzellik yok, sevgi yok. Ruhu dayanamaz buna. Allah bizi sevgiye, güzelliğe, kaliteye, derin tutkuya göre yaratmıştır. Allah’a coşkuyla bağlı olmak, Allah’ı aşkla sevmeye göre yaratmıştır. Onlar olmadı mı insan çürümeye başlıyor. Toplum da çürüyor insan çürüyünce ve çöküş meydana geliyor. Irak’ın, Suriye’nin başına gelenlerin asıl kökeni bunlardır, bunları kullanmıştır İngiliz derin devleti. Kullandı yani.

Bakıyorum bak buradaki hanım kızların hepsinin dişleri bembeyaz ve çok düzgün, o çok dikkatimi çekti. Jilet gibi çok düzgün ve pırıl pırıl parlıyor dişleri. Sokağa çıkıyoruz adamın dişleri kahverengi, sarı, mor her türlü renk var yani son derece bakımsız. Ağzı bakımsız, cildi bakımsız, üstü başı bakımsız. Ayakkabılar leş gibi. Nedir bu ya? İnsan, üstüne başına çıkan çamurlardan haberi yok, üst baş pejmürde, perişan. Bazı kişiler için diyorum tabii.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eski zamanlardan resimler var. Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya kaçan Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin okuldaki son fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onların güzelliğini, aslanlara helal olsun. Benim canlarımın hepsi şehit oldular biliyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: Kıbrıslı Türkler 1927.

ADNAN OKTAR: Kıbrıslı Türkler.

KARTAL GÖKTAN: 1960’lı yıllar Levent Tünel otobüsü ve kadın biletçisi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten vardı o zamanlar. Bilet şöyle yassı uzun dikdörtgen biletler, ama onu görmüşsünüzdür siz. Var mıydı sizin zamanınızda?

BEYZA BAYRAKTAR: Yoktu, ince küçük vardı kağıt.

ADNAN OKTAR: Onun üstünü kalemle çizip veriyorlardı. Bir de bilet kontrolü vardı sonra da yani bir kıllık yapma falan ihtimaline karşı tek tek herkesin bileti kontrol ediliyordu. Trenlerde inişte kontrol vardı zaten. Böyle kırt diye makineyle deliyorlardı, karton gibiydi o zaman. Bilmiyorum şu an var mı öyle bir şey?

BÜLENT SEZGİN: Yok.

ADNAN OKTAR: Nasıl oluyor?

KARTAL GÖKTAN: İlk başta alınıyor bilet, sonra trenin içinde bir daha kontrol olmuyor.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç resim daha vardı. Çiçek Pasajı Taksim 1980’ler.

ADNAN OKTAR: Bu kadın vardı o zamanlar hakikaten.

KARTAL GÖKTAN: Madam Anahit. Medine’de bir mektep, 1917.

ADNAN OKTAR: 1917, çok şekerler.

KARTAL GÖKTAN: 1893’te Mekke.

ADNAN OKTAR: 1893, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Mısır Çarşısı 1940’lar. Ortaköy Polis Karakolu 1960’lar.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzelmiş binası.

KARTAL GÖKTAN: 1880’lerde Ortaköy. Osmanlı döneminde dönerci ve garsonlar.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, döner bu işte. Yok şu an, yok. Kardeşim nasıl cayır cayır kebap kokuyordur ya. Çok acı bir hatıra yani. Dönerci de haşmetli yani maşaAllah. Olay bu kardeşim. Şimdi ki dönerle o dönerin uzaktan yakından alakası yoktur. Üzülmeyin çözüm olacak, zaten üzülmez Müslüman.

KARTAL GÖKTAN: Maçka’da polislerimiz araç kontrolü yapıyor 1965.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Rum düğünü, Giresun’dan 1900’ler.

ADNAN OKTAR: Giresun’da.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Salacak Plajı Üsküdar 1940’lar.

ADNAN OKTAR: 1940.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Sarıkamış Harekatı 1914.

ADNAN OKTAR: Oraya niye götürdüler o askerleri ben daha hala anlayabilmiş değilim. Yani nasıl bir kafa, nasıl bir mantıktır bu? Bu kadar soğuk olduğunu görüyorsun. Bu insanların üstü başı belli, Anadolu çocukları bunlar. Zoruna ne oldu? Yani konu öylesine geçiştirildi ve muazzam bir zulüm bu. Başka bir açıklaması yok. Yapan komutan çok çok büyük bir hata yapmış.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Taha Akyol eğitim konusunda tavsiyelerde bulunmuş. Osmanlı’nın çöküşünde medreselerin etkisi olduğunu söylemiş.

ADNAN OKTAR: Osmanlı’nın çöküşünün tek nedeni Abdülhamit’in Darwinizm’i bütün Osmanlı’ya yayması ve Osmanlı’da imanın çökmesidir. Anlamazlıktan gelmesin.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Abdülhamit medreseleri bırakıp modern okullara önem verdi” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, medreseleri bıraktı. Ama medreselere de zaten Darwinizm hakim olmuştu. Medrese hocaları da Darwinisttiler. Yani Mısır’a kadar, Mısır’daki El-Ezher’e kadar her yeri Darwinist yaptılar. Fark etmiyordu yani.

Abdülhamit döneminde okulları teftiş eden yabancılar var gelen, okulları geziyorlar. Yani devlet de imkan veriyor teftiş etmelerine. Adamlar hatıralarında diyor ki; “Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar Darwinist propaganda yapılan, bu kadar eser yazılan hiçbir okul görmedik” diyorlar. “Okullar görmedik, eğitim görmedik” diyorlar. Okullar çaka çaka Darwinist kitaplarla dolu. Yani ne kadar ateist, Darwinist kitap varsa bütün üniversitelere hakim olmuş, her yere okullara hakim olmuş. El-Ezher’e gemilerle gönderdiler ateist kitapları, Darwinist kitapları. Bu Muhammed Abduh’lar, Cemaleddin Afgani’ler hep o devrin adamları.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağaçkakan gagasıyla saatte yaklaşık kırk kilometre hızla vuruş yapıyor ağacı delmek için. Eğer Allah bu kuşun gagasında özel bir kilit sistemi yaratmamış olsaydı bu hız nedeniyle ağaçkakanın gagası iki parçaya ayrılırdı. Ama bu şekilde olmuyor. Beyin tam gaganın seviyesinde yer alıyor ve şokun etkisiyle gaganın tabanında yer alan kasların şok emici işlemi nedeniyle azaltılıyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayır, deliliğine bak onun gayrete bak. Yani niye onu oyması gerekiyor? Hırsa bak ya.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim vardı ağaçkakan resmi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel hayvanlar. İşte nesillerinin devamı çok önemli, bunların çok iyi korunması gerekiyor. Nefis hayvanlar, çok güzeller.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İlahiyatçı din adamı olan Vehbi Güler bir televizyon kanalında başkanlık sisteminde hayır kullanacakları şeytanın Allah’ın emrine uymayarak “hayır” demesine benzetmiş. Aydınlık Gazetesi’nden Hakkı Keskin, din adamı sıfatıyla televizyon kanalında yukarıdaki açıklamayı yapan kişinin dinleyenlerin “Siyasi kararlarını etkilemek amacıyla insanların dini inançlarını kullanmak istediği açıkça görülüyor” sözleriyle bu durumu eleştiren bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu gelenekçi Ortodoks sistemde insanların aklını bu adamlar kavrayamıyorlar. Yani bunların akıl düzeyiyle, diğer insanların akıl düzeyi arasında muazzam bir fark oluyor. Mesela yalan söylediklerinde farkına varılamayacağına emin oluyor veyahut bir münasebetsizlik yaptıklarında bunun farkına varılamayacağına emin oluyorlar. Gelenekçi Ortodoks kesimde münasebetsiz bayağı çok olur. O yüzden de çok dikkatle takip ediyorlar birçok insan bunları. Ama münasebetsizlik yapmaktan da hiç utanmıyorlar. Bir daha, bir daha, bir daha densizlik, bir daha densizlik. Mesela biri çıktı, “hamile kadın sokağa çıkması çok küçük düşürücü bir şey” diyor. “Utan be” diyor. “Hamile olarak nasıl çıkarsın?” diyor. Adamı TRT’ye çıkarıyorlar. Adamın ağzından köpükler saçılıyor, gözünde müthiş bir öfke ve hiddet ifadesi var. Anne olmak en şerefli, en hoş, kadına en yakışan güzellik. Ne kadar güzel kutsal bir olay. Niye utanç duysun? Çok büyük bir şereftir. Her yerde de iltifat görür anne, saygı görür. Utanç verici bir tavır olara gösteriyor. “Utan be” diyor acayip öfkeleniyor. O karşısındaki de tebessüm ediyor. Yani bu çok çok ayıp. “Ben sırıtıyor” demiyorum. Ne diyeyim? Tebessüm ediyor diyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bahar dalları var resim, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aman bu baharda kaçırmayın bunları, ben yakından bir takip edeceğim bunları. Çok şeker oluyor görüntüleri. En önemli şey bunların bahardaki atakları. Bu çok büyük bir mucize. Yerden topraktan suyu çekiyor ta o üst dala kadar götürüyor. Şimdi o kırmızılığın sağlanması için belirli metallere ihtiyaç var. O metalleri tek tek atom olarak yakalıyor hücre, alıyor o kırmızı rengi verecek şekilde molekül yapısında oluşturup bileşik meydana getirerek o rengi oluşturuyor ve renklerin ayırımını da çok özenli yapıyor. Simetrisini de çok özenli yapıyor. Yani tablo yapan bir usta gibi tam kalıp gibi oturtuyor, yaprakların büyüklüğünü de tam ayarlıyor. Ve renk dağılımını da çok iyi ayarlıyor. Renk tazeliğini, temizliğini de tam yapıyor. Ondan sonra da meyve safhasına geçiyor, meyveye her türlü minerali yüklemeye başlıyor. Magnezyum, kalsiyum, fosfor, mangan, kobalt, hepsini, tam ayarı kadar, bakır. Ne fazla ne eksik. Mesela elmada bulunacak mineral miktarı belli oluyor sonra vitaminleri yapmaya başlıyor, sonra proteinleri yapıyor, sonra yağlar, doymamış yağlar ve doymuş yağlar olarak yapıyor. Yani akıl almaz bir sanat bitkinin hücresinde var, yani insan aklının katrilyonlarca kat üstü bir akla sahip bitki hücresi. Mesela badem topraktan siyanürü çekiyor, çok tehlikeli bir madde. Ama sadece siyanürü alıyor. Mesela kendi zehirlenmiyor, hiçbir şey olmuyor. Siyanür atomlarını tek tek topluyor bademin içine yüklüyor ama insanı öldürmeyecek kadar. Bademdeki koku siyanürden geliyor. Nereden aklına gelir? Allah mucize olarak yaratıyor.

Hayvanlar çok büyük nimet, ahir zamanda Hz. Mehdi (as) devrinde kıymetleri anlaşılacak. Yani şu ana kadar kıymetleri bilinmiyor. Böcekler de kıymetlidir, çok tatlı hayvanlardır. Hayvanların her türü çok tatlıdır. Köpekler, kediler, atlar, hepsi. Ama değerleri çok çok az biliniyor. Hepsinin üstünde insan mesela çocuklar çok büyük bir nimettir, değerleri hemen hemen hiç bilinmiyor birçok yerde.  Kadınlar mesela dünyanın en estetik, en güzel, en muhteşem varlığıdır, kıymetleri dünyada çok az yerde çok az biliniyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yakın çekim kelebek kanatları resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Bak şu simetriye bak, şu boyama tekniğindeki mükemmelliğe bak. Bir tarafta ne varsa aynısı karşı tarafta var. Hayvanın hiçbir ihtiyacı yok böyle bir süse. Böyle bir simetriye de hiç ihtiyacı yok. Milimi milimine tam bir simetri var ve mühendislik harikası. Uçuş tekniği açısından da mühendislik harikası her bakımdan harika. Mesela sinir sistemi milyonlarca milyarlarca karmaşık sistemden oluşuyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Atlas kelebeği var, kanatlarında yılan yüzü olduğu için yaklaşamıyorlar korkup.

ADNAN OKTAR: Her birinin ayrı bir marifeti var.

EBRU ALTAN: Kanatlarında da boya için kullanılan bir malzeme yok, ışığı yansıtarak o renkleri elde ediyor, o yüzden hiçbir zaman solmayan bir boya kanatlarındaki.

ADNAN OKTAR: Evet, mükemmel bir görünüşü var.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.


Bu sayfada Sohbetler (11 Şubat 2017; 22:00) videosunu izleyebilir, sn. Adnan Oktar'ın A9 TV ve yerli-yabancı diğer televizyon kanalları ve tanınmış medya organları ile yaptığı röportaj videolarını veya en son sohbet programlarına ait görüntüleri seyredebilirsiniz. Sohbet videolarını bilgisayarınıza veya cep telefonunuza indirebilir, Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar üzerinden arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.