Adnan Oktar’ın 8 Haziran 2016 tarihli A9 TV röportajından
ADNAN OKTAR: Mesela Samiri ve çetesi Mısır’dan ayrılacaklarını biliyordu. Haber almışlardı. Mısır’da geniş çaplı hırsızlığa girdiler. Oradan buradan altın çaldılar. Bu altını yolda götürürlerken Harun (a.s) şüphelendi bunlardan Hz. Harun (a.s). Bu kadar altın nasıl olur gibisinden. Geri dönse Mısır’a helak ederler, şehit ederler. Orada bir kuyu kazdırdı Harun (a.s) ve onların çalıntı olduğunu düşündüğü altınları oraya doldurttu ve üstlerini kapattırdı. Geri onlara çalıntıyı iade etmek kastı ile diyecek onlara “Orada çalıntı altınlar var onları alın.” Ve yürüyüp gittiler çöle doğru. Bu alçak geri dönüyor münafık arkadaşları ile beraber ve o kuyuyu yeniden açıyor. Altınları alıyor yeniden geliyor gizliyor bu sefer altınları. Sorulduğunda da bunlar benim altınlarım diyor. Bizim altınlarımız diyor. Ben zamanında biriktirmiştim diyor. Bana ait diyor. Bak görüyor musun münafığı oyununa bak? Bana ait diyor. Nasıl ait olsun sana? Hiçbir şeyin yok değil mi? Sana nasıl ait oluyor? O kadar altının senin olmayacağı belli. Öbür hırsızlar da yanındakiler de bunlar bize ait dediler. Bize ait altınlar ama gizlediler. Sonra Hz. Musa (a.s) dağa çıkınca Hz. Harun (a.s) da biliyorsunuz orada yönetici olarak kaldı. Ama Samiri alçağı çok karaktersiz, alçak. Hz. Harun (a.s)’ın olmadığı bir yerde, bu ustaydı yani put ustasıydı. Bu altın buzağıları Mısır’da imar eden hem heykeltıraşlığı olan hem de bu konuda uzman olan dökümcü heykeltıraş olan bir şahıstı Samiri ama her konuda yetenekliydi bir tek o konuda değil, şeytani bir yeteneği vardı. O buzağıları yapıp onun karşılığında para alıyordu altından buzağı yapıp. Orada bir ocak oluşturdu, o çalıntı altınlardan. Eritti ama ton hesabıyla öyle az değil yani. Koskoca bir buzağı heykeli yaptı altından. Tabii önce onun kalıbını hazırlıyor. Kalıbı mesela balçık kalıbı oluyor biliyorsunuz. O çok zor bir şey. Heykeltıraş olduğu o konuda uzman olduğu oradan anlaşılıyor. Dökümü yapıyor ve kalıp gibi çıkartıyor buzağıyı. Buzağının bir özelliği de bir müzik aleti gibi yapılmış. Yani rüzgar vurduğunda, çok yüksek bir yere koyuyorlar zaten. Çölde böğürme sesi çıkartıyor. Mesela bu da onun şeytani bir yeteneği. Böğürme sesi çıkartıyor. Ve onu gören Mısır’dan gelen Museviler o eski kültüre dönüş olduğu için Mısır’ı hatırlattığı için hayran oluyorlar. Onun karşısına diziliyorlar o eski kafaya dönmek istiyorlar. Diyor ki Samiri, çok alçak ya diyor aslında Musa da bu dinle yetişti diyor. Hakikaten çocukluğunda o inançla yetiştirildi küçükken. İnanmadı ayrı mesele ama o inançla yetiştirildi. “Ama unuttu” diyor “kendi dinini unuttu. Normalde onun dini bu.” Halkın tepkisini yatıştırmak için yapıyor bunu. Makul göstermeye çalışıyor. Şeytanlığını görüyor musun bak münafık şeytanlığını? Kaç çeşit plan yapmış görüyor musun? Ta gelemeden önce o putu orada yapacağına emin. Onlarla geleceğinden emin. Ama asıl amacı Hz. Musa (a.s)’ın yerine geçmek. Samiri’in derdi o. O putperest dinin, derin devlet dininin casusu olarak Hz. Musa (a.s)’a ya suikast yapacak ya bir şey yapacak ya Firavun’un adamlarını getirttirip onu şehit edecek bir şekilde, planı o. Ki onun yerine geçsin. O kadar kapsamlı çalışma yapmasının nedeni o. Çünkü liderlik ve büyüklük hırsı var. Çok akıllı olduğu kanaatinde Hz. Musa (a.s)’dan çok çok akıllı olduğu kanaatinde. Her yönden üstün olduğu kanaatinde ve kendisinin lider olması gerektiğine inanıyor. Diyor ki elçinin izinden bir avuç aldım attım. Onun dinini biraz değiştirdim Tevrat’ın hükümlerini. Puta tapıcılığı yetirdim, acur yiyeceğiz sarımsak yiyeceğiz. İşte Mısır’daki yemek düzenini de özlüyor. Onları onlara teşvik ediyor. Böyle modern bir hayat ama cahiliye modernliği, putperest modernliği o devrin modernliği kendine göre onu hedefliyor. Hz. Musa (a.s)’ın şehit olması kaderinde yok zaten. Bayağı oyun oynamasına rağmen tuzak kurmasına rağmen hiçbir şey yapamadı. Ama mesela hanımını şehit ettirdi. Firavun’un hanımı biliyorsunuz eşi Hz. Musa (a.s)’ın peşinden maşaAllah hicret etti. Tek başına aslana bak aslana. Tek başına geçti çölü geçti çölde onu yakaladı Firavun’un ordusu yani ordusundan askerler yakaladılar atlı askerler orada şehit ettiler. O şuan şehitler aleminde bizim aslanlarımız gidiyor ya o da orada şuan. Şuan hemen tanışacaklar, tanışıyorlar.
Firavun devrinde altın çok hayatiydi. Musevilerde de o kavimde de altına karşı müthiş bir hayranlık oluştu o devirde. Bilinçaltlarında ama altını zaten Allah bilinçaltında cennette olduğu için sevdiriyor. Yani insanların bilinçaltında vardır. O bilinçaltındaki gücü kullanıyor Samiri. Ama müthiş bir soygun planı var bakın önce her yerden topluyor dağıtıyor kendi çetesi içerisinde soranlara kendime ait diyor bana ait diyor. En sonunda Hz. Harun (a.s) bakıyor ki çok külliyeti miktarda bunu şüpheli buluyor. Ama yine bize ait diyorlar buna rağmen toplatıyor kuyuya doldurtturuyor. Onu açıklığa kavuşturmak için. Fakat yine onları oradan söküp çıkarıyorlar. Açıp çıkarıyorlar. Ve o putu yapıyorlar. Münafığın hırsına bak sen. Bak başa geçme hırsı ve derin devlete yalakalık yapma hırsına bak. Mısır derin devletin elamanıydı Samiri, ta orada hırsızlığa alışmış, soyguna alışmış, gaspçılığa alışmış, ahlaksızlığa alışmış, yalana alışmış haysiyetsiz şerefsiz namussuzun teki. Eli ile yüzüyle oyun oynayan bir tip. Kendini acındırmaya çalışıyor Hz. Musa (a.s)’ı da görünce de. Hz. Musa (a.s) diyor sen bundan sonra bana dokunmayın diyeceksin diyor. Bak şimdi putuna ne yapacağım diyor. Onda müthiş bir ilim var Hz. Musa (a.s)’da. O ilim ne?
BÜLENT SEZGİN: Manna .
ADNAN OKTAR: Manna ilmi, en makbul manna da altından yapılan mannadır. Ton hesabı ile olan altını kısa süre sonra beyaz toza çeviriyor. Suda eriyen beyaz toz. Yani açıklaması yok. Onların bir kısmını denize savurtuyor. Denize savurduktan sonra denizde balıklar hücum etmeye başlıyor, kuşlar hücum etmeye başlıyor. Bıldırcın sürüleri. Allah’ın hikmeti tabii bu mucize. Açıklaması yok. Bir kısmını da orada halka yediriyor o mannayı. Kendi taraftarlarına. Akıl almaz sıhhatli oluyorlar. Kendi zaten 120 yaşında şehit oldu biliyorsunuz. Herkes böyle çok sağlıklı hale geldi. Ama Samiri’ye sen dedi uzaklaşacaksın. Sana mannadan hak yok. O tek başına onu çöle saldı. Ve ömrü boyunca o tek başına yaşadı Samiri. Kim bilir nerede ölüp gitti. Fakat münafığın plancılığı, detaycılığı bak en başından planlıyor. Ben bu cemaate bu topluluğa bir gireyim diyor. Derin devletle ta o zaman bağlantısı var. Ta geldiği aşamada var bağlantısı. Ve uzun süreli bir plan düşünüyor ve sonunda Hz. Musa (a.s)’ın yerine geçmeyi düşünüyor. Hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık, ahlaksızlık her türlü pislik münafıkta olur. Yüzü ile oynar adeta, tam tiyatro gibi böyle istediği şekli verebilir yüzüne. Mesela üzüntülü yapabilir, düşünceli yapabilir. Korkmuş yapabilir, sevinçli yapabilir, masum yapabilir. Dindar gösterebilir. Her şekle girebilir bukalemun gibidir. Onun için onlara söylenen münafık kelimesi tam karşılığı olmuş oluyor. Köstebek yani. Müslümanların içine girmiş bir köstebektir. Münafık; köstebek kökeninden geliyor biliyorsunuz. İki uçlu, oradan girer oradan çıkar. Oynaktır ve köstebek gibi karanlıklarda yaşar münafıklar. Ruhu da karanlıktır. Ruhu kördür. Çok manidar onun köstebeğe benzetilmesi. Cenab-ı Allah’ın hitabı, münafık köstebek kökenli.
Samiri’nin ailesi ve onun çevresi de böyle altın üstüne yani altın ustası ama her türlü döküm ve her türlü o konudaki sanatsal faaliyetlerde mahirler. O çetesi de öyle. İsrailoğulları genellikle hayvancılık ve çiftçilikle uğraşıyorlar o devirde, o yüzden onun böyle altından buzağı heykeli yapması onların nefesini kesiyor birde pırıl pırıl parlıyor. Tepenin üstüne de onu diyor. Hayretler içinde kalıyorlar onun yeteneğine şaşırıyorlar.
Mesela Ezra 16-17’de “Ama atalarımız gurura kapıldı. Dik başlılık edip buyruklarına uymadılar. Söz dinlemek istemediler. Aralarında yaptığın harikaları unuttular. Dik başlılık ettiler. Eski kölelik yaşamlarına dönmek için kendilerine bir önder bularak başkaldırdılar.” İşte bu Samiri. Kendilerine önder bulunan Samiri. “Ama sen bağışlayan iyilik yapan tez öfkelenmeyen sevgisi engin bir Allah’sın onları terk etmedin.”
Diyorlar ki; bu Samiri “o” diyor “Rabbi bu aslında” diyor “ama o unuttu” diyor. Diyorlar “o Rabbiyle görüşmeye çıktı dağa” diyorlar “yok” diyor “onun Allah’ı burada” diyor. “Onun Rabbi budur” diyor. Böyle bir şeytan. Onun için münafık çok hayati bir mahluktur. Müslümanların sevabını çok artıran, Hz Musa (a.s)’nın peygamberlik makamında ululazim peygamber olmasını sağlayan en mühim etkenlerden birisidir. Münafık olmadan müminin yükselmesi çok güçtür. Müminin ufkunu açar, aklını açar, şevkini artırır. Mümine, İslam’a bereket gelir münafık sayesinde. Ama ona uğursuzluk gelir, felaket gelir, bela gelir, içi kararır, içi yanar ve karşılığı cehennemdir. Müminde ters etki yapar münafık. Münafık zahiren zararlı gibi görünür fakat İslam’a, Kuran’a müthiş fayda getirir. Çünkü Müslümanların şevki artar, heyecanı artar, dikkati artar, azmi artar, bereketi artar, zenginliği artar. Mesela bak mannaya sebep oluyor. Manna onların uzun ömürlü ve sağlıklı yaşamasına sebep oluyor hiç hastalanmıyorlar içiyorlar. Yani mesela adam onu yapmasa manna olmayacak. Altından manna olmayacak görüyor musun? İmanlarında müthiş bir sağlamlık oluyor. Müthiş bir sağlamlık oluyor.