Adnan Oktar’ın 15 Şubat 2017 tarihli A9 TV röportajından
ADNAN OKTAR: Görme çok acayip mesela rengarenk. Göz sıvısı bulanık. Nasıl bir şey o gözün sıvısı?
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi hem bulanık hem de arkada da görme sinir hücrelerinin önü kapalı aslında. Teknik olarak görmesi mümkün değil Hocam. İki kat hücre var. Ayrıca sinir lifleri arkadan çıkması gerekirken Allah bir hikmete binaen önden çıkartıyor onları. Bütün sinir lifleriyle kapalı görme hücrelerinin önü. İki kat hücre var. Damarlar var, damarlar da görüntüyü kapatıyor. Sıvı da çok net değil. Teknik olarak oraya görüntünün ulaşması imkansız yani.
ADNAN OKTAR: Bulanık bir sıvı değil mi o?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Mercek var, o da kıkırdağımsı bir şey herhalde jöle gibi.
OKTAR BABUNA: Evet, şeffaf ama.
ADNAN OKTAR: O da uydurma bir şey yani. Öyle bu kaliteli görüntüyü elde edecek bir şey yok orada.
OKTAR BABUNA: Yok. Hatta görmesi imkansız normalde, kapalı önü.
ADNAN OKTAR: Onu biraz daha anlatsana sen.
OKTAR BABUNA: Yuvarlak göz, görme hücresi sinirleri en arkada. Normalde önünün doğrudan açık olması gerekir görüntüyle muhatap olması için. Önünde iki kat hücre var, özel hücreler. İki kat hücre ile kapalı. Onların da önünde bütün hücrelerden sinir lifleri çıkıyor. Sinir liflerinin tamamen arkada toplanması gerekirken Allah onların hepsini öne getirmiş. Önü sinir lifleriyle de kapalı. Milyonlarca sinir lifi var.
ADNAN OKTAR: Arka kısmında ne var, en arka kısmı dediğin yerde?
OKTAR BABUNA: Arka kısımdan kablo gibi bir sinir lifi çıkıyor. Orasına da "kör nokta" deniyor. Orada da görmeye hassas hücre yok. Yani karşıya baktığımızda biz normalde bir iki metrelik bir bölgeyi hiç görmüyoruz. Sinir lifleri, o kablo çıktığı için. O bölgenin karşılığı, karşıdaki görüntüde yok hükmünde.
ADNAN OKTAR: O görme sinirleri nerede?
OKTAR BABUNA: Görme sinirleri ışığa hassas hücrelerin önünde. Yani ışığın geldiği tarafta. Kapatıyor önünü.
ADNAN OKTAR: Sen onu bana bir küremsi bir şey yok mu, bir tarif etsen burada. Bu bir göz işte şu taraftan ışığın geldiğini düşün.
OKTAR BABUNA: Bu taraftan ışık geliyor. Mercek bu tarafta. Işığa hassas hücreler arka tarafında.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? Tamamen gözün arkasında?
OKTAR BABUNA: Evet, en arkasında.
ADNAN OKTAR: O çok acayip. Peki önde ne var?
OKTAR BABUNA: Önünde mercek var.
ADNAN OKTAR: Hayır, mercek değil. Şu ışığa hassas olan hücrelerin?
OKTAR BABUNA: Hücrelerin önünde iki kat hücre var. Önünü kapatıyorlar onun. Ayrıca bütün hücrelerden sinir lifleri çıkıyor milyonlarca.
ADNAN OKTAR: O da elini sarkıttığın yerde.
OKTAR BABUNA: Evet, elimi sarkıttığım yerde.
ADNAN OKTAR: Orası dolu yani ışığın geçeceği gibi bir şey yok orada.
OKTAR BABUNA: Yok. Geçebilmesi mümkün değil. Ayrıca sinir lifleri arkada değil de bütün gözün önünü kapatacak şekilde önde duruyor.
ADNAN OKTAR: Orada bir de iki kat da hücresi var.
OKTAR BABUNA: İki kat da hücre var yani üç kat oluyor. Hem sinir hücreleri hem iki kat hücre önünü kapatıyorlar.
ADNAN OKTAR: Işığa hassas hücreler arkada.
OKTAR BABUNA: Arkada, en arkada.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, hiçbir açıklaması yok olayın.
OKTAR BABUNA: Bir de damarlar var önünde böyle, çatallı damarlar. Onların arasından zaten bakıyor.
ADNAN OKTAR: Yani hiç alakası yok görmenin bununla. Olacak iş değil. Görme doğrudan oluyor. Allah zaten bayağı insanların çok iyi anlayacağı şekilde yaratmış. Gözle alakası yok. Çünkü göz elektrik sağlayacak sadece yani o görüntüyü nakledecek. Nakletmesi için en biçimsiz durum oluşmuş. En biçimsiz kamera sistemi. Çünkü kaliteli bir mercek ve tertemiz bir zemin gerekiyor ki görüntü nispeten net gelsin. Ki buna rağmen net olmaz. Süper kamera kullanılsa yani çok kaliteli mercek kullanılsa yine bu görüntü elde edilmez. Çünkü üç boyutlu bu görüntü ve çok net. Görüntü direkt yaratılıyor. Bunun üstünde çok duralım. Hatta onu daha büyük bir kavanoz gibi bir şeyle tek tek gösterelim şekil şekil. Bu olacak iş değil. Bu durumda bu görüntü düşecek, görüntüyü elektrik akımına çevirecek, beyne götürecek, beyinde de birisi gözsüz bunu görecek gözü olmadan. Zaten giden görüntü elektriği en kalitesizi oluyor. Süper zaten vatı da çok düşük. O gören gözün böyle bir elektriğe ihtiyacı olmadığı belli. Hiç ihtiyacı yok. Ayrıca elektriği görüntü olarak görmek olacak iş değil. Bir yere elektrik akımı gelecek de biri karşısına geçip onu görüntü olarak görecek. Bu olacak iş değil. Hem de akıcı görüntü olarak görecek. Oraya elektrik akımı gelecek, sürekli elektrik akımı geçecek oradan; biri de onun karşısına geçip üç boyutlu net olarak bu görüntüyü görecek. Bu olacak iş değil. Allah doğrudan yaratıyor. Şimdi bazı ayılar benim bu sorgulama sistemimi benim bilmediğim için sorduğumu zannediyorlar. Halbuki en cahilin bile anlaması için özel yöntem kullanıyorum ben. Bazı kafası çalışmayanlar, "Vay be yeni öğreniyor ya" diye. Göz Mucizesi kitabını yazan benim.
OKTAR BABUNA: Hocam, otuz beş sene önce sizin bastırdığınız broşür var, evrimle ilgili. Son bölümünde maddenin hakikatinde anlatıyorsunuz zaten yazılı. Belgesini getirelim istiyorlarsa.
ADNAN OKTAR: İyi anlaşılabilmesi için halk üslubuyla anlatıyorum. En mükemmel böyle anlarlar. Kitap üslubuyla anlamazlar. Ben halkın anlayabilmesi için anlatıyorum. Bu sorgulamayı bundan sonra da yine yapacağım. Bu şekilde anlaşılır. Öbür türlü anlaşılmaz.
OKTAR BABUNA: Siz bunu sordurtmuştunuz Hocam, dünyanın en ünlü uzmanlarına bu konuda. Bunu bu şekilde anlattırınca siz, bize cevap şöyle yazdılar; "Bu konuya hiç girmeyelim." dediler.
ADNAN OKTAR: “Bu konuya hiç girmeyelim.” O konuya girmeyelim, bu konuya girmeyelim. En mükemmel tebliğ yöntemi budur. Bunu Karadeniz’deki Fehmi Dede de anlar, ODTÜ'deki entel Naci de anlar, İTÜ'deki Doçent Nazım da anlar. Hepsi anlar. Bunu anlamıyorum olmaz. Ama öbür türlü biz kitaptan okusak anlamazlar. Doçent bile anlamaz bazen. Hikmetini de göremez. Biz burada ayrıca hikmetinin üstünde de duruyoruz.