Cengiz Çandar, Gazeteci, yazar

CENGİZ ÇANDAR, GAZETECİ, YAZAR

SUNUCU: Efendim, Orta Doğu çok karışık. Sizin de ekspertiz alanınız zaten. Sorunlar var, Arap Baharı var. Bu problemlere nasıl çözüm getirilir?

CENGİZ ÇANDAR: Yani zaten bunların böyle terziden çıkma hazır formülleri olsaydı bu sorunlar olmazdı ya da Orta Doğu'daki gelişmeler bu noktaya gelmezdi. Bu tarihi süreçler burada söz konusu. Öyle net formülleri olan bir durum değil ama şu bir gerçek; Orta Doğu önemli bir tarihi geçiş dönemini yaşıyor. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra oluşmuş olan sistem ve düzen şu anda temellerinden sarsılmakta. Dolayısıyla bu kadar uzun yakın tarih açısından baktığınızda 100 yıllık bir yapının çatırdama durumu var. Tabii 100 yıllık bir yapının çatırdaması çöküşü ve yerine yeni bir yapının oluşması arkaya bıraktığınız süre göz önüne alınırsa bir günün, bir haftanın, bir ayın, bir yılın işi değil. Dolayısıyla Ortadoğu'da şu anda tanık olduğumuz manzaranın epey uzun bir süre daha devam edeceğini varsayabiliriz.

Ve dediğim gibi bu hazır çözümleri olan bir durum değil. Çünkü yapılmakta olan tarihi yaşıyoruz şu anda biz. Ve aşama aşama yol aldıkça hangi sorun nasıl çözülür ya da çözüm zannedilenler hangi yeni sorunlara yol açar? Nasıl bir bölge fotoğrafı çıkar? Bunu yaşayarak göreceğiz ve o yaşam süreci içinde de çözüm arayışları olacak.

SUNUCU: Bu ülkelerle çok ortak noktalarınız var yani tarihsel, Osmanlı İmparatorluğu olduğu için. Yüzyıllarca birlikte yaşadık. O zamanda barış dönemi vardı. Mesela Avrupa topluluğu var. Böyle bir model bölgeye barış getirir mi? Yani bu ülkelerin birlikte olması. Avrupa ekonomisi gerçi Avrupa topluluğu ekonomik bir model ama böyle manevi bir birlik bu ülkelerin. Çünkü çok radikalizm var, yobazlık var. Buna da çözüm olur mu acaba böyle bir model?

CENGİZ ÇANDAR: Şimdi tabii Avrupa Birliği sizin de işaret ettiğiniz gibi bir ekonomik zemin üzerinden başladı. Önce Ortak Pazar Avrupa Ekonomik Topluluğu idi adı. Sonra giderek Avrupa Topluluğu oldu. Avrupa Topluluğu en sonunda Avrupa Birliği oldu. Fakat bütün bu sürecin başlaması için Avrupa'nın yüzyıllar süren bir tarihin ardından iki tane dünya savaşı geçirmesi gerekti. Avrupa'nın bu ekonomik birlikten siyasi bir yapılanmaya Avrupa ekonomik topluluğundan en başında demir-çelik birliğinden Monnet ve Schuman'ın ortaya attığı sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu'na daha sonra Avrupa Topluluğu'na en sonunda da bugünkü Avrupa Birliği'ne giden yarım yüzyıllık seyahati 1. Dünya Savaşı ve daha da önemlisi arkasından 2. Dünya Savaşı'nın ki her ikisinde Avrupalılar çıkarttı bunu. Onun üzerine geldi.

Dolayısıyla yani oradan bir benzetme ile gayet isabetli bir karşılaştırma imkanı verecek bir soru sordunuz. Onun olabilmesi için az önce de söylediğim gibi Orta Doğu'daki şu andaki fotoğrafı biz bir yıllar boyu daha göreceğiz, uzun bir süre daha göreceğiz. Ondan sonra dediğiniz kaçınılmaz olacak gibi geliyor bana. Çünkü sizin de sorduğu işaret ettiğiniz gibi Osmanlı İmparatorluğu döneminde şu andaki sorunlar yoktu. Çünkü ortada tek bir bütünlük, hem coğrafi hem kültürel hem ekonomik hem siyasi hem idari. Tek bir bütünlüğü ifade ediyordu. Zaten mesele benim az önce söylemeye çalıştığım 100 yıl önce kurulan düzen dediğim Osmanlı İmparatorluğu'nun Orta Doğu topraklarının batılı güçler tarafından parçalanarak paylaşılmasının yol açtığı sorunlar.

Şimdi başlayan bu büyük sarsıntılı geçiş süreci de o yapıya karşı olarak yola çıkan bir süreç ve tabii kolay değil yani 100 yıllık bir yapıyla karşı karşıyasınız işte bazı yerlerde daha kolay gibi gözüktü Tunus'ta, Mısır'da, Suriye'de son derece çirkin, kirli, kanlı ve tehlikeli bir sürece girdi ama yani bu sürecin sonunda bu sorunlar çözüm gerektirmeyecek halde artık bu sorunların çözümü, bölgenin tekrar Osmanlı dönemine benzer, ama Osmanlılar yok artık yeni şartlar altında nasıl olacaksa.. Benzeri bir şekle bürünmesine ile sonuçlandığı zaman zaten çözülmüş olacak.

SUNUCU: Suriye'de hakikaten çok yoğun katliamlar oluyor, savaşımsı bir tablo var. Bunun temelini ne olabilir? Orada biliyorsunuz Baas Partisi iktidarlığı vardı yani Arap Sosyalizmi'ne.

CENGİZ ÇANDAR: Baas Partisi hala iktidarda orada yani zihniyetten öteye iktidar devam ediyor. Ülkenin büyük bölümünde kontrolü elinden kaçırmış olmakla beraber sahneden çekilmedi daha.

Zaten Suriye'deki zorluk Suriye, Suriye'den daha fazla şey ifade ediyor yani Suriye bir tarafında Türkiye'nin olduğu, bir başka tarafında İran'ın olduğu bölgesel güç rekabetinin sahası, aynı zamanda Doğu-Batı çekişmesinin, aynı zamanda İslam'ın içindeki mezhepler arası çatışmaların hepsinin değişik katmanların üst üste gelip düğümlendiği bir yer durumunda ve bunun yansıması işte iç savaşa benzer bir durum. İktidar, bugüne kadar olan iktidar ülkenin birçoğuna hükmetmiyor. Fakat bir yere de gitmiyor. İktidara karşı olan güçler de hem o iktidar altında yaşamak istemiyor. Fakat o iktidarı da ortadan kaldıramıyor. Bu böyle bir benim tabirimle satranç oyunundaki pat durumuna benzer bir durum bu yani. Kimse kimseyi mata demiyor. Oyun kımıldayamıyor, pat hali ve bu yani.

Suriye'de bu oyunun kımıldamaması demek, her gün ortalama 50-60 kişinin bazen daha büyük sayıların ölmesi ve büyük bir kan banyosu ve bölgenin Türkiye'yi de içine alacak bir riskle istikrarsızlığa sürünmesi. Zaten Suriye bir sonuç verdikten sonra Suriye'de bir sonuç alındıktan sonra daha önceki sorularınızın cevapları da böyle çorap söküğü gibi kendiliğinden gelecek.

SUNUCU: Peki sizce Türkiye, Türkiye'nin nispeten tabii ideal değil ama demokrasi o ülkelere göre daha gelişmiş biraz daha fikir özgürlüğü var Türkiye'de ve ılımlı bir İslam modeli var Türkiye'de. Türkiye bir model olabilir mi o ülkelere? Bir lider olabilir mi yani böyle bir birliktelik için?

CENGİZ ÇANDAR: Yani şimdi bütün o bu Arap uyanışında, önce Tunus sonra Mısır daha sonra Libya iktidar değiştiren bütün bu ülkelerde Türkiye model değilse bile bir örnek unsur ve bir bölgesel ağırlık olarak dikkate alınması, aldığı pozisyonların kendilerince nasıl benimsenmesi gerektiği konusunda tartışma oluşturan bir yapısı var. Suriye için de durum çok farklı değil, Suriye'nin muhalefeti var. Suriye'nin muhalefetinin önemli bir kısmı Türkiye'nin desteği altında. Dolayısıyla Türkiye'de Suriye'de nihai olarak bir iktidar değişikliği olursa, Suriye'de zaten en uzun sınırı olan komşu ülkesi Türkiye onun 911 kilometre ortak sınırı var. Türkiye'yi şöyle bakıp ondan yardım alıp, şunu nasıl yapalım bunu nasıl oturtalım diyebilecek bir kimliğe kendiliğinden kavuşacak. Ama zaten şu andaki mesele o güne nasıl varacağımız ve ne zaman varacağımız. Suriye dediğimiz olay bu.

SUNUCU: Kısa vadeli bir çözüm askeri, ama kan dökmeyi arttırmadan, mesela NATO'nun bölgeye gelmesi, orada bir emniyet hattı oluşturulması, orada hiç olmazsa yerleşmesi faydalı olur mu? Çünkü bunlar durmuyorlar, pek laf-söz de dinlemiyorlar.

CENGİZ ÇANDAR: Yani NATO Libya'da müdahale etti. Kara harekatı hiç yapmadan hava desteğiyle müdahale etti. Fakat en başından beri Suriye Libya değil dendi. Türkiye dahil bölgenin aktörleri ki Türkiye NATO üyesi ona rağmen NATO müdahalesi istemiyor. Bu işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getireceği düşüncesinde Türkiye de. Keza NATO'nun kendisi de ne Amerika Birleşik Devletleri en büyük hissedarı diyelim NATO'nun ve diğer Avrupa ülkelerinin Suriye'deki çatışma iklimine askeri olarak dahil olmak istekleri yok. O yüzden şu anda bizim NATO üzerinden konuşmamızın da fazla manası yok. Kimsenin istemediği, NATO dahil kimsenin istemediği bir askeri rol..

SUNUCU: Sadece caydırıcı olarak, kan dökmek için değil.

CENGİZ ÇANDAR: Yani işte tabii burada Türkiye'nin durumu özel bir ağırlık kazanıyor. Çünkü Türkiye nereden baksanız bir NATO üyesi ülke. Her ne kadar kurumsal anlamda NATO'nun bir müdahalesi istenmiyor ve söz konusu gibi gözükmüyorsa da, Türkiye'yi taraf haline getirecek çatışmalar, bir tarafta Rusya'nın bir tarafta İran'ın mevcut rejime verdiği destek üzerinden savaşın Türkiye'yi taciz eder, Türkiye topraklarına taşar Akçakale olayında görüldüğü gibi gelişmeler artar ve genişlerse, o zaman kendiliğinden NATO'yu doğrudan ilgilendiren bir durum ortaya çıkıyor demektir. Ki, bu da zaten Türkiye'nin NATO ülkesi olmasından kaynaklanan kendiliğinden bir caydırıcılığı ifade ediyor. O yüzden ben, yarın öbür gün savaşa giriyoruz, tedirginliğinde olan insanlarla aynı görüşü paylaşmıyorum. Türkiye-Suriye savaşına dönüşecek bir dönemin eşiğinde dolaşmıyoruz biz şu anda. Bu tehlike bu risk yok mu? Var. Var ama yani eli kulağında bir durum da yok.

SUNUCU: Zaten olmazsa çok yanlış olur. Yani Türkiye'nin ekonomisi böyle zannettiği kadar güçlü değil. Yani böyle bir savaşı yani kimse istemez zaten.

CENGİZ ÇANDAR: Ama yani bazen bazı şeyler istemeye istemeye olur. Şu anda Türkiye'deki sorun da zaten istemeye istemeye oraya varmamak için ne yapılabilir? Onun pozisyonları var.

SUNUCU: Akıllı mantıklı olmak çok önemli burada, yani bu provokasyona gelmemek çünkü provokasyonu yapan kişidir onun sorumlusu olan. Bütün bir ülkeyi cezalandırmak, bütün bir toplumu cezalandırmak ne kadar doğru olabilir?

CENGİZ ÇANDAR: Öyle olmaz zaten yani şimdi öyle bir durum yok yani. Suriye şu anda fermente olmuş bir ülke. İşte bazı şehirler muhaliflerin etkisinde ya da kontrolünde, bazı yerler ülkedeki rejimin elinde. Her an her yerde, bazı yerlerde daha yoğun, çatışmalar cereyan ediyor. Dolayısıyla Türkiye'nin o öyle bir müdahalesi bütün Suriye halkına karşı zaten olmaz. Sorun orada değil, sorun Türkiye'nin ve Türkiye ile Suriye rejiminin arasında bir savaşa sürüklenmemesi nasıl mümkün olurun aranmasında?

SUNUCU: Hepimizin amacı aynı. Dünyada barışı istiyoruz. Hepimiz yobazlığa karşıyız, radikalliğe karşıyız. İnşaAllah bu günlerin olacağına da inanıyorum, öyle bir birliktelikle. O zaman hem inananlar hem de inanmayanlar, herkes birincisinin vatandaşı olarak barış içinde, savaşlar durmuş olarak, sağlıkta, bilimde, teknolojide, sanatta ilerlemeleri göreceğimize inanıyoruz. Son sözlerinizi alalım sizin de.

CENGİZ ÇANDAR: Bu dileğinize katılmamak mümkün değil. Ben de tek kelimeyle cevap vereyim. İnşaAllah.